ABD’nin Çözmekte Acele Etmediği Gizem

Robert Fisk, The Independent

14 Eylül 2003
 

 

Otoyol kenarında bir insan beyni vardı. Amerikalılar kendi Iraklı polislerini pusuya düşürdüğünde sahibinin kafasından dışarı fırlamış, toprağa saçılmıştı.

Biraz ötede bir polisin dişleri vardı, kırık ama temiz takma dişler, genç bir adamın dişleri. Ahmet Muhammed bana, “Bunlar kardeşimin dişleri mi bilmiyorum – aslında kardeşim ölü mü yoksa sağ mı; bunu bile bilmiyorum” diye bağırdı. “Amerikalılar ölüleri ve yaralıları götürdüler - bize hiç bir şey söylemeyecekler.”

Ahmet Muhammed doğruyu söylüyordu. Ayrıca eklemeliyim ki, o da Amerikalılar için çalışan Iraklı bir polis. Irak’taki ABD güçleri, dün sabah erken saatlerde 10 polisin öldürülmesi ve beşinin de yaralanması hakkında, –inanıllmaz bir şekilde - “hiçbir bilgileri” olmadığını resmen açıkladılar. Ne yazık ki, Amerikalılar gerçeği söylemiyorlar.

3. Piyade Bölüğü’nün askerleri pusu sırasında binlerce kurşun attılar; bunların yüzlercesi, bitişikteki Ürdün Hastane kompleksindeki bir binanın duvarlarına isabet etti ve birkaç odayı ateşe verdi.

Eğer gerçekten de “bilgiye” ihtiyaçları varsa; beyinlerin ve dişlerin yanında, kumlara saçılmış 40mm’lik el bombası fişeklerine bakmaları yeterli.

Hepsinin üzerinde "AMM LOT MA-92A170-024" kodu var. Bu, bir Amerikan M-19 silahından fırlatılmış el bombalarına ait Amerikan kodudur.

Ve dışarıda, çileden çıkmış Iraklı sivillerin, sabah namazından sonra taşlayacak ABD devriyesi arayarak sokaklarda dolaştığı Fallujah’ta, hikayeyi tamamlamak zor değildi. 10 kişinin öldüğünü doğrulayan, Amerikan-eğitimli ve Amerikan-ücretli yerel polis şefi Qahtan Adnan Hamad; dün sabah, gece yarısından az sonra, BMW’deki silahlı kişilerin Felluce’deki Belediye Başkanlığı binasına nasıl ateş açtıklarını anlattı.

Amerikan-eğitimli ve Amerikan-ücretli polis gücüne bağlı iki ekip – biri geçen ay ABD güçleri tarafından kurulan Felluce yerel polis gücünden ve diğeri de daha yeni kurulan Irak ulusal polisinden olmak üzere- takibe gönderildi.

Amerikalılar gerçeği ortaya koymayacaklarından, takibe katılan polislerden birinin, 28 yaşındaki Walid’in, kardeşi olan Ahmed Mohamed’ten kendi hikayesini dinleyelim.

“Bize, BMW’nin 12:30’da belediye binasına ateş açtığı söylendi. Polis iki araçla -Nissan pikap ve bir Honda arabayla- peşlerine düştü, eski Kandar yollarında Bağdat’a yönünde hareket ettiler.

“Fakat Amerikalılar yoldaki arabaları pusuya düşürmek için, Ürdün Hastanesinin dışında, karanlığın içinde bekliyorlardı. BMW’nin geçmesine izin verdiler, sonra polis arabalarına ateş açtılar.”

İkinci arabadaki yaralanan polislerden biri, Amerikalıların aniden karanlık yolda belirdiğini söyledi. “Bize bağırdıklarında hemen durduk” dedi. “Onlara onlara polis olduğumuzu anlatmaya çalıştık. Onlarsa sadece ateşe devam ettiler.”

Son söylediği doğru. Olay yerinde, binlerce pirinç mermi kovanı buldum, güneşin altında solgunca parlayan sonbahar yapraklarının oluşturduğu kümelere benziyorlardı. Koyu yeşil el bombası kapsülleriyle yanyanaydılar. Birkaç yüz tane ateşlenmemiş kurşun vardı, fakat Ürdün Hastenesi’ndeki bir binanın duvarlarındaki kanıtlar çok daha rahatsız ediciydi. Briket duvara en az 150 mermi isabet etmiş, iki oda tamamen yanmış ve alevler binanın dışını karartmıştı.

Ve burada, Amerikalar’ın dün açıklığa kavuşturma konusunda hiç de acele etmedikleri başka bir sır daha yatıyordu. Birçok Iraklı, hastanede Ürdünlü bir doktorun öldürüldüğünü ve beş hemşirenin yaralandığını söyledi. Hastane kapısına henüz yaklaşmıştım ki, Ürdünlü olduklarını söyleyen üç silahlı adamla karşılaştım. Artık burada hastanelere girmek için, Bağdat’taki işgal güçlerinden izin almak zorundasınız ki; bu izin de çok nadiren veriliyor ya da hiç verilmiyor.

“Özgürleştirilmiş” Irak’ta, gazetecilerin iç karartıcı morglarda gizlice dolaşmasını kimse istemez. Neler bulabileceklerini kim bilebilir ki?

Kapıda, asık suratlı Ürdünlü bir muhafız bana; “Doktorlar namaza gitti, bu yüzden giremezsiniz” dedi. Tahribata uğramış hastane binasının çatısındaki silahlı ve kasklı iki muhafız bizi izliyordu. Bana Ürdün birlikleri gibi göründüler. Ve hastaneleri de, ABD 3. Piyade Bölüğü üssünün karşısındaydı. Ürdünlüler, Amerika için mi buradalar? Yoksa Amerikalılar, Ürdün hastanesini mi koruyorlar? Ölü polislerin cesetleri orada mı diye sorduğumda, kapıdaki silahlı adam bilmiyorum dercesine omuzlarını silkti.

Peki ne olmuştu? Amerikalılar, kendi Iraklı polislerini (Başkan George Bush’a olan sadakatlerine bağlı olarak Saddamcı yada El Kaide’li) “terörist” zannedip mi vurmuşlardı ve daha sonra da kurşunları hastaneye isabet ettiğinde çatıdaki Ürdünlü muhafızların saldırısı altında mı kalmışlardı?

Başka herhangi bir yerde, Amerikalılar gerçeğin bir kısmını kesinlikle açıklarlardı.

Fakat düne dair tüm söyledikleri kendi kayıpları olmuştur. Komşu Ramadi kasabasındaki bir baskında, bir evin sakinleri açılan ateşe karşılık verince, iki Amerikan askeri ölmüş, yedisi ise yaralanmıştı.

Elbette, bu Amerikan yaşamlarının Iraklı yaşamlarından kıyaslanamayacak derecede daha değerli olduğu izlenimini bıraktı. Ve eğer Felluce’nin dışındaki yolun kenarındaki beyinler ve dişler, Amerikalılara ait olsaydı, elbette ki oradan kaldırılırdı. Dün otoyolun kenarında başka şeyler de vardı. Amerikalılar tarafından sağlanan Irak polisi gömleğinden kana bulanmış, yırtık bir parça Parçalanmış, kana bulanmış bir Amerikan malı Irak polisi gömleği parçası, ilkel bir sargı bezi, gazlı bez ve bir sürü kurumuş, kararmış kan.

Üçüncü Piyade Bölüğü yorgundur ve hikaye buradan başlar. Irak’ı Martta işgal etmişlerdir ve o zamandan beri evden uzaktırlar. Moralleri düşüktür. Ya da Felluce ve Bağdat’ta söylenen budur. Fakat bir söylenti kanseri, bu katliamı çok daha tehlikeli bir şeye dönüştürmeye çoktan başlıyor. Pusuya yakalanan ve sonra Amerikalılar tarafından götürülen bir polis olan Sabah’ın kardeşi Ahmet, – kardeşinin sağ mı ölü mü olduğunu bilmiyor– kan ve boş kovanları incelemek üzere dün bölgeye gelmişti ve şunları söylüyordu: “Amerikalılar, Nisanda 16 göstericiyi öldürmelerinin ardından çıkan çatışmalar yüzünden Felluce’den ayrılmak zorunda kaldılar. Felluce'de bir polis gücü oluşturmak zorunda kaldılar. Ama Felluce’ye geri dönmek istiyorlardı ve bu pusuyu düzenlediler. BMW’deki silahlı adamlar Felluce’de güvenlik olmadığını göstermek isteyen Amerikalılardı - böylece Amerikalılar geri dönebilecekti. Polisimiz, ‘Biz polisiz – biz polisiz’ diye bağırırmaya devam ederken, Amerikalılar da ateşe devam ediyorlar.”

Amerikalıların yapmak istediği en son şeyin, Sünni Müslüman, Saddamcı bir kasaba olan Felluce’ye dönmek olduğunu boşu boşuna anlatmaya çalıştım. Kontrol noktalarında vurulan yerli, masum Iraklıların ailelerine “kan parası” ödemişlerdi bile. Aynı şeyi, Perşembe akşamı Felluce yakınındaki bir başka kontrol noktasında, iki oğlu öldürülen kabile şefi için de yapmak zorunda kalacaklar. Fakat Amerikalılar kendilerine ait bu kadar çok Iraklı polisi neden öldürdüler? Ölen adamların telsizdeki yalvarışlarını duymadılar mı? Amerikalılar neden bir buçuk saat boyunca ateşe devam ettiler(Ürdün hastanesi muhafızlarının ve polislerin akrabalarının öyküleri bu noktada birbirini tutuyor)? Ve Amerikalılar neden, Başkan Bush'un (eğer ordusunu Irak ölüm tuzağından kurtarmak istiyorsa) en çok ihtiyaç duyduğu adamlardan 10'unu vurup öldürdükten 18 saat sonra, katliam hakkında ellerinde "hiçbir bilgi" olmadığını söylediler?