Her Şeyi Göze Almak

Amber Hollibaugh

18 Ağustos 2009

Çeviren: Ayşen Yılmaz

Yazının orijinali için tıklayınız.

Salgının ilk günlerinde, eşcinsel erkekler ile lezbiyen, biseksüel ve transgender aktivistlerin bir kısmı hükümetimizin HIV testini zorunlu kılması durumunda ne yapacaklarını ciddi bir şekilde tartışmak üzere ABD’nin birçok şehrinde toplandı. İnsanlar HIV pozitif bulunursa, gözaltına mı alınacaktı? Ya da serostatümüz bedenlerimize mi damgalanacaktı? .

Bu az sayıda paniklemiş queer'ın arasında geçen paranoyak bir tartışma değildi; aksine, bu ülkede HIV ve AIDS’li insanlara karşı gittikçe artan korku, nefret ve gitgide yükselen derecelerdeki vahşete direkt bir karşılık olarak acil ve ciddi bir tartışma şeklinde ortaya çıktı. .

Nihayetinde LGBTI Sağlık Zirveleri’ne sebep olan tarih bu. Bunlar, -bunun gerçekleşmesini hayal eden Eric Rofes da dahil - bu odadaki çoğunluğun parçası olduğu söyleşilerdi. Bu tarih, hem aldığımız olağanüstü yola dair çok önemli bir işaret, hem de hâlâ yapılması gereken ne kadar çok şey kaldığının can sıkıcı bir göstergesi. .

Sizinle bugün, farklı bir şekilde, vizyon hakkında konuşmak istememin sebebi bu. Bizi son 10, 20 ya da 30 yıldır meşgul eden meseleleri sıralayabilirdim. Bu gündemimize dikkat çekmek için en önemli olduğunu düşündüğüm şey. Size şöyle bir liste verebilirdim: Evrensel sağlık hizmetleri; hepimizin birbirimize bağlı olduğu ve hepimizin, diğer insanların esenliği ve güvenliğinden sorumlu olduğu, toplumumuzun sisteminin en zayıf halkasından daha güçlü olmadığı, birbirimize dikkat etmenin kutsal bir insanlık görevi olduğu gibi temel varsayımları tekrar yerleştirmeye çalışmak. Daha da fazlası var. Fakat ben, bu konuyu bu kadar spesifik olmayan, başka bir açıdan ele almak istiyorum. Çünkü, sağlık ve esenlik için herhangi bir LGBTI hareketinin önümüzdeki 10, 20 ya da 30 yılda queer gündemini belirleyebilmesi için cevaplanması gereken daha derin bir dizi soru var. Bu sorular kim olduğumuzun merkezinde yatıyor ve sunacağımız cevaplar aynı zamanda ilerlememizin dayanağını ve ana eksenini sağlayacak. .

İlk iki soru: .

Hangi amaçla ve nasıl bir sonuca doğru? .

Ve eşitsiz bir dünyada “eşit” olmak istiyor muyum? .

Diğer bir deyişle: Görünüşte bir eşitlik ya da özgürlük elde edebilmek için başka birilerinden vazgeçmeye, onları terkedip yüzüstü bırakmaya gönüllü müyüm? Pastadan bir dilim alıp masaya oturmamın istenmesi için nasıl bir bedel ödemeye razıyım?Bu soruların bana ne ifade ettiği ve öncelikle bu soruları sorma sebebim ise: .

Bir: Eşitliğimizi artıracak fırsatlar başlangıçta baştan çıkarıcı görünürler. Çok önemli bir gelişme ya da büyük bir ilerleme potansiyeline sahiplermiş gibi görünürler. Ancak niçin belirli bir yönde ilerlemeye çabalıyoruz ve oraya vardığımızda bu fırsatlar bize ne gibi sonuçlar doğurabilir gibi sorular, başka birileri tarafından sunulan fırsatlara göre istemsiz olarak hareket etmediğimiz anlamına gelir. Mücadele etmek istediğimiz alanın bütün muhtemel sonuçlarını tüm karmaşıklığıyla düşünüp istenmeyen sonuçları öngörmeye çalıştığımız anlamına geliyor. Daha geniş ve uzun vadeli bir vizyona bağlanmak bizi düşlediğimiz şeyin altındaki yüzüyle karşılaşmaya zorlayabilir: Hayatımızı daha fazla tehlikeye atma ve bizi tehlikelere daha açık kılma ihtimali olan bir dizi potansiyel sonuç. .

İkinci soru ise son derece zor: “Eşitlik” sorunu hiçbir zaman kolay olmamıştır, hele ki vazgeçmemiz istenen şey çoğumuz için en temel gibi görünmüyorsa. Mesela, eşcinseller ve lezbiyenler cinsel yönelim özgürlüğünü koruyacak yasalar için mücadele etmeye istekliydiler ancak cinsel kimlik için değil. Sonrasında toplumsal cinsiyet nonkonformisti olan arkadaşlarımıza, onları bir dahaki sefere dâhil edeceğimizi söyledik. Ama bu tartışmaları oldukça iyi biliyoruz. Hepimiz sonlarına şahitiz... Ve gelecekte uzun yıllar bu stratejiden vazgeçmeye çalışıyor olacağız. Bu, kısa vadede ilerleme gibi görülen bir şeyin nasıl uzun vadede bir yaraya dönüştüğünün müthiş bir örneği. .

Vizyon pratik değildir. Vizyon, özlemini duyduğumuz anla ilgili hayallerimizle beslenir. Adalet için verdiğimiz mücadelede her gün attığımız adımların arkasındaki ısrar ve tutkuyu vizyon güdüler; her şeye rağmen mümkün olacak düşüncedir; kalbin ve aklın bilinmez bir geleceğe olan cesur atılımıdır. İnsanların ne olduğu ya da kime aşık olduğuna karşılık korkunç bir bedel ödemeksizin ya da ceza almaksızın yaşayabileceği bir dünyada yaşama olasılığından vazgeçmeyi inatçı reddedişimizdir. Bu sorulara vereceğimiz cevaplar vizyonumuzun içeriği hakkında bize çok şey söylecektir. Ufacık bir başarı elde etmek için geliştirilmiş kısıtlı bir planla, küçük bir dünyada sınırlı bir mücadele vermeye mi, yoksa her şeyi göze alıp elimizden geleni yapmaya mı karar verdik, bize bunu söyleyecektir. Tercih bize ait. .

Sizi herşeyi göze almaya davet ediyorum. .

Sizden talebim, bu daha geniş vizyonda ısrarcı olmamın sebebi, beni şekillendiren güçler. Hayatımı şekillendiren, hatırlamayı ve hiçbir zaman unutmamayı seçtiğim zor güçler. Bu güçler sadece zor değil, aynı zamanda oldukça tehlikeliydiler. Romantik tehlikelerden bahsetmiyorum. Aç ve çok yoksul yetişme tehlikesinden bahsediyorum. Babası ve büyükannesinin vücutlarında KKK damgalanmış melez ırktan bir çocuk olmanın tehlikesi. Bir seks işçisi olmanın tehlikesi. Anormal ve cinsel sapık olarak görülme tehlikesi. Ve sonunda özgürlüğüm olan bir toplumsal hareket bulduktan sonra, erkek gözüyle bakılan ve erkek gibi yaşayan, feminen olmayan, erkeksi kadınları arzuladığım için, buradan uzaklaştırılma ve reddedilme tehlikesi. Bunlar beni dokunuşlarıyla, güçleriyle, incelikleriyle şaşkınlığa düşüren kadınlardı. Fakat onları arzulamam, bu tür bir queer isteğini kabul etmeyecek bir harekette çok kadınsı bir lezbiyen olduğum anlamına geliyordu ve bu başım tekrar belada demekti. Tehlikeli derken kastettiğim bu. Bu, en korkutucu tehlike türü çünkü sizi tam olarak en çok kaybedecek şeyiniz olduğu, en çok mülksüzleştirildiğiniz yerde tehdit ediyor. .

Ve sizden bugün şunu bir düşünmenizi istiyorum: Ya her şeyi, farklı bir şekilde, istediğimizi söylesek? Ya hiçbirimizin, tek birimizin bile, kısa süreli yasal kazançlar ya da sosyo-ekonomik erişimle değiş tokuş edilemeyeceğini söylesek? Ya gerçekten –kimlik kategorilerinin ötesinde– queer konuşmaya başlasak? Ya bu milleti dönüştürecek –bu ülkeyi küresel bir baş belası yerine küresel bir arkadaşa dönüştürecek– bir hareket oluşturmak ve bu harekete liderlik etmek istesek? Ya aşağıdakilerin hepsinin queer olduğunu iddia etsek: .

Ya evrensel sağlık hizmetlerinin bir queer meselesi olduğunu söylesek? .

Ya —ülkenin ekonomik geleceğinin bağlı olduğu— göçmenlere vatandaşlık hakkı tanınmasının bir queer meselesi olduğunu söylesek? .

Ya evlilik eşitliği mücadelesinin alanını partnerliğin, aile oluşturmanın ve toplumsal alanlar inşa etmenin tüm farklı ve kendine özgü şekillerini kapsayacak şekilde genişletsek? Ya bunun bir queer meselesi olduğunu söylesek? .

Ya arzunun, şehvetin, cinselliğin gizli ve özsel günahının, sadece queer meselesi değil, insani bir mesele olduğunu söylesek? .

Ya yaşlanmanın bir queer meselesi olduğunu söylesek? Ve kar amaçlı cezaevi endüstri kompleksinin —daha fazla modası geçmiş cezaevi, daha fazla son derece modern, yüksek güvenlikli cezaevi ve sadece daha fazla ve daha da fazla cezaevi inşa etmek olan— gündeminin bir queer meselesi olduğunu söylesek? .

Ya herkese şöyle desek: Bize katılın. Bizimle düşleyin. Bizimle meydan okuyun. Her şeyi göze alın. Dünyayı değiştirin. .

Ya vizyonumuz bu olsa?


_______________________________________