ABD Irak’ı Satamaz
Uluslararası hukukun ne dediği bellidir - Paul Bremer’in
ekonomik reformları yasadışıdır
Naomi Klein, The Guardian
7 Kasım 2003
Halliburton’ı evine geri gönderin. Anlaşmaları iptal edin.
Sözleşmeleri çöpe atın. Kuralları çiğneyin. Bunlar, Irak’ın işgaline
karşı giderek büyüyen barış hareketini birleştirmek için
önerilebilecek sloganlardan yalnızca birkaçı. Şimdiye kadar
eylemcilerin tartışmaları, iki talep üzerine odaklanmış durumda:
ABD’nin birliklerini Irak’tan tamamen mi çekmeli, yoksa yetkiyi BM’e
mi devretmeli?
Ancak “birlikler gönderme” tartışması önemli bir gerçeği
görmezlikten geliyor. Eğer askerlerin tümü yarın çekilse ve Irak’ta
egemen bir hükümet iktidara gelse dahi Irak işgal altında olmaya
devam edecek. Ülke, başka bir ülkenin çıkarlarına göre yazılmış
yasalar, en temel hizmetleri denetleyen yabancı şirketler, kamu
sektörünün çökmesiyle daha vahim hale gelen yüzde 70 oranındaki
işsizliğin işgali altında olacak.
Irak’ın kendi kaderini tayin hakkını ciddi bir biçimde savunan
herkes yalnızca Irak’taki askeri işgalin değil, ülkenin ekonomik
anlamda sömürgeleştirilmesinin sona erdirilmesini de talep etmelidir.
Bu, ABD’nin işgalci yöneticisi Paul Bremer’in “yeniden inşa” adı
altında bir çırpıda geçirdiği şok terapi reformlarının iptal
edilmesi, ve bu reformlardan kaynaklanan özelleştirme anlaşmalarının
feshedilmesi anlamına gelir.
Böylesine büyük bir hedefe nasıl ulaşılabilir? Basit: öncelikle
Bremer’in reformlarının yasadışı olduğunu göstererek. Bu reformlar
açık bir biçimde, işgalci kuvvetlerin tabi olması gereken kuralları
belirleyen anlaşmalara, (her ikisi de Amerikan yönetimi tarafından
imzalanmış olan) 1907 tarihli Lahey düzenlemelerine, 1949 tarihli
Cenevre Sözleşmesi’ne ve hatta Amerikan ordusunun kendi savaş
kanunnamesine bile aykırı durumdalar.
Lahey düzenlemeleri, işgalci gücün, “kesin bir engel söz konusu
olmadığı sürece, işgal ettiği ülkenin yasalarına uymak zorunda
olduğunu” belirtir. Koalisyonun geçici otoritesi ise bu basit kuralı
bile zevkle ona meydan okuyarak çiğnedi.
Irak anayasası, kilit konumdaki devlet varlıklarının
özelleştirilmesini, ve yabancıların Irak şirketlerini mülkiyet
altına almasını yasaklıyor. Koalisyonun geçici otoritesinin bu
kurallara uymasının önünde “engeller bulunduğuna” dair hiçbir makul
iddia öne sürülemez, zaten iki ay önce koalisyonun geçici otoritesi
bu kuralları tek taraflı olarak ihlal etti.
19 Eylül’de Bremer artık eskisi kadar ünlü olmayan 39. Madde’yi
yasalaştırdı. Bu maddeye göre, Irak’taki 200 devlet kuruluşu
özelleştirilecek, yabancı şirketler Irak bankalarının, maden
ocaklarının ve fabrikalarının yüzde 100’ünü mülküne geçirebilecek,
ve bu şirketler kârlarının yüzde 100’ünü Irak dışına
çıkarabileceklerdi. The Economist yeni kuralları “kapitalist rüya”
başlığıyla duyurdu.
39. Madde Lahey düzenlemelerini daha başka şekillerde de ihlal
etti. Anlaşma, işgalci güçlerinin “saldırgan ülkenin mülkiyetinde
olan ve işgal altındaki ülkede bulunan kamu binaları, gayri
menkuller, ormanlar, ve tarımsal mülklerin sadece yöneticisi ya da
bunlar üzerinde intifa hakkı bulunan güçler” olarak görülebileceğini
belirtir. “İşgalci güçler, bu mülklerin sermayesini korumalıdır, ve
onları intifa kuralları uyarınca yönetmelidir.”
Bouvier Hukuk Sözlüğü (muhtemelen İngilizce’deki en çirkin kelime
olan) “intifa”yı, bir tarafa, bir başkasının mülkünü “onun özünü
bozmadan” kullanma ve bundan faydalanma hakkını veren bir düzenleme
olarak tanımlar. Daha basit bir biçimde ifade etmek gerekirse, eğer
bir hizmetçiyseniz buzdolabındaki yemeği yiyebilirsiniz, ama evi
satamaz ya da onu başkalarının yönetimi altına sokamazsınız. Ve
Bremer de tam da bunu yapıyor: bir kamu varlığının “özü”nü bu kadar
çok değiştirip onu özel mülk haline getirebilen ne olabilirdi ki?
Koalisyonun geçici otoritesi bu ayrıntı konusunda emin değilken,
ABD ordusunun Kara Muharebesi Yasası “işgalcinin (askeri olmayan)
mülkü satma ya da bütünüyle kullanma hakkı olmadığını” belirtir. Bu
biraz daha büyük bir açık sözlülüktür: bir şeyi bombalamak size onu
satma hakkı vermez.
Koalisyonun geçici otoritesinin bu özelleştirme şemasının
kanunsuzluğunun farkında olduğunu gösteren çok şey var. Dışarı
sızdırılan 26 Mart tarihli bir memorandumda Britanyalı başsavcı Lord
Goldsmith, Tony Blair’i “uluslararası hukukta büyük çaplı yapısal
ekonomik reformların zorla uygulanmasına izin verilmediği” konusunda
uyarıyordu.
Şimdiye kadar, Irak’ın yeniden yapılandırılmasıyla ilgili
anlaşmazlıkların büyük bir çoğunluğu, anlaşmaların kötü bir biçimde
bağlanması ve buralardaki yolsuzluk üzerine odaklanıyordu. Bu ne
yazık ki ihlalin kapsamının gözden kaçırılmasına sebep oluyor:
Irak’ın elden çıkarılması tam bir şeffaflık ve açık arttırmayla bile
yapılsa, sadece Irak’ı Amerika’nın satamayacağı gibi basit bir
nedenden ötürü bile yasadışıdır.
Güvenlik Konseyi’nin ABD ve Britanya’nın işgal yetkisini tanıması
yasal bir sığınak sağlamaz. Mayıs ayında geçen BM kararı özel olarak
işgalci güçlerin “özellikle 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve
1907 tarihli Lahey düzenlemelerinin ve uluslararası hukukun şart
koştuğu yükümlülükleri yerine getirmesini” gerekli kıldı.
Giderek artan sayıdaki uluslararası hukuk uzmanlarına göre bu;
eğer gelecekteki Irak hükümeti bütünüyle Bechtel ve Halliburton’ın
yan kuruluşlarının eline geçmek istemediğine karar verirse, bu
hükümetin koalisyonun geçici otoritesinin yasalarına göre
özelleştirilen varlıkları yeniden ulusallaştırmak için güçlü yasal
zeminlere sahip olacağı anlamına gelir.
Devasa uluslararası hukuk şirketi Norton Rose’un dünya çapındaki
enerji ve uluslararası arabuluculuk başkanı Juliet Blanch, Bremer’in
reformlarının, Irak anayasasıyla doğrudan ters düştüğü için
“uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve muhtemelen de hayata
geçirilemeyeceğini” söylüyor. Blanch, koalisyonun geçici
otoritesinin “bu (özelleştirme) anlaşmalarını imzalama yetkisi
olmadığını ya da bunu yapamayacağını”, ve egemen bir Irak
hükümetinin “bedelini ödemeden yeniden özelleştirme yapmak için
oldukça ciddi bir iddiasının olması gerektiğini” savunuyor. Blanch’a
göre, bu tarz bir kamulaştırmayla karşı karşıya kalan şirketlerin
“yasal bir çare”si yoktur.
Yönetimin tek çıkış yolu, Irak’ın gelecekteki hükümetinin egemen
olmamasını teminat altına almaktır. Bu hükümetin, koalisyonun geçici
otoritesinin yasadışı kanunlarını onaylayacak kadar esnek olması
gerekir. Böylece bu, serbest pazarlar ve özgür insanların mutlu
evliliği olarak kutlanabilir. Bu bir kez gerçekleştiğinde, çok geç
olacaktır: anlaşmalar kabul edilecek, sözleşmeler imzalanacak ve
Irak’ın işgali kalıcı bir hale gelecektir.
İşte bu yüzden savaş karşıtı güçlerin, gelecekteki Irak
hükümetinin işgalcilerin bu reformlarının boyunduruğundan
kurtulmasını talep etmesi için bu çabuk kapanan pencereyi kullanması
gerekiyor.
Savaşı durdurmak için çok geç, ama Irak işgalcilerinin devasa
ekonomik ödülleri ceplerine indirmesine karşı çıkmak için çok geç
değil.
Anlaşmaları iptal ettirmek ve sözleşmeleri çöpe atmak için çok
geç değil.
Çeviren: Berna (Feminist Kadın
Çevresi)
|