“Ben, bir kamerayım”
Değişim Yaratan Afrikalı Kadınlar
Ann Jones
18 Mayıs 2008
Çeviren:
Deniz Nihan Aktan,
Semih Togay (Feminist Kadın Çevresi)
Yazının orijinali için tıklayınız.
Bukavu, Demokratik Kongo Cumhuriyeti -A.B.D.’ye son dönüşümde, herkes “değişim” hakkında konuşuyordu. Değişim, Barack Obama’yı başkan seçmek ve böylece bütün Amerikalıları mutluluk dolu bir görüş birliğiyle bir araya getirmek anlamına geliyor gibiydi. Ancak gerçek değişim, bunun gibi değildir. Bu işi üstüne alan adam, şimdi “üniter” olma sözü vermedi mi? Gerçek değişim yön ve içeriğe sahiptir. Riskli olduğunda bile- veya belki özellikle tam da riskli olduğunda - konuşmaktan korkmayan cesaretli insanlar tarafından yönlendirilir.
Her neyse, asla hemfikir olmayacağım birçok Amerikalı var, bu yüzden de ben, bana gerçek değişim ve ona ulaşmak için alınan riskler hakkında çok şey öğreten kadınlarla çalıştığım yer olan Afrika’dayım, kendimce koyduğum sürgündeyim. Birlikte çalıştığım kadınlar, iç savaşların arkada bıraktıkları arasında -yaygın cinsel sömürü, tecavüz ve dayak şeklinde tezahür ederek kadınlar üzerinde devam eden savaşın ortasında- yaşıyorlar. Usanmış durumdalar.
Uluslararası Kurtarma Komitesinin (IRC ) bir gönüllüsü olarak, IRC’nin Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet birimi tarafından oluşturulan küçük ve basit bir projeyi yürütmek için ülke ülke dolaşıyorum.(GBV benim hala VAW : Kadına Yönelik Şiddet olarak adlandırdığım cinsiyetsiz bir kavram.) Küresel Olarak Yükselen Bir Ses: Çatışma Bölgelerinden Kadın Sesleri olarak adlandırılan projenin, kadınlara günlük yaşamlarını, sorunlarını, avuntularını ve sevinçlerini, belgelemek için bir şans vermesi bekleniyor. Proje, onlara birlikte konuşmak ve değişim için kendi gündemlerini oluşturmak için alan ve zaman yaratmak amacını taşıyor.
Araç, dijital kameralar. Kameraları getirir ve kadınlara ödünç veririm. Çoğu daha önce hiç kamera görmemiş olur. Onlara -sadece- kamerayı yönlendirmeyi ve çekmeyi öğretirim ve sonra istedikleri kareleri çekmeleri için serbest bırakırım. Kendi sorunları ve mutluluklarıyla ilgili fotoğraflar getirmelerini isterim. Takımlar halinde çalışırlar. İki ya da üç kadın bir kamerayı paylaşır. Başlangıçta çok heyecanlıdırlar. (bazı kadınlar gerçekten titrer). İlk fotoğrafları çekmek bütün takımın işidir: Biri kamerayı tutar, diğeri noktayı belirler, bir diğeri çeker. Kurdukları takım çalışması dayanışma için bir adımdır.
Bu takımlar -bazıları toplam on-on beş kişidir- dört veya beş hafta boyunca haftada bir fotoğraflarına bakmak ve çektikleri şeyleri neden çektikleri hakkında konuşmak için bir araya gelirler. Yaşamları sonu gelmeyen angaryalar tarafından tüketilen bu kadınların çoğu için, bu, komşularıyla oturup konuşmak -gerçek anlamda konuşmak- için az bulunur bir şanstır. Çoğu okuma yazma bilmiyor. Televizyonları yok. Bir kaçının radyosu var. Aldıkları haber her ne ise, çoğunlukla kocalarından gelir – ve genellikle eşleri onlara ne yapmaları gerektiği dışında bir şey söylemez. Sosyal yaşamın dışında olduklarından; cinsellik ve çocuk yetiştirmeden, savaş meseleleri ve “adalet”e kadar her şeyi belirleyen erkeklerin kararlarında söz hakları yoktur. Evde bile, asla fikirleri sorulmaz, asla herhangi bir şey için karar vermeye teşvik edilmezler. Böyle kadınlar için, diğer kadınlarla gerçek anlamda bir sohbet daima bir açılım sağlar.

Bu tür teknik aygıtlar geleneksel olarak yalnızca erkeklere ait olduğu için kameralar kadınların gözünü korkutuyor. İlk fotoğraflarını çekmek bütün takımı uğraştırabiliyor.
Benim için, -dinlemek, sorular sormak-, ABD’deki kadın hareketinin eski günleri ve benim neslimin ortak aklını oluşturan samimi bilinç yükseltme toplantıları gibi birşey. Şimdi kıdemli bir vatandaş olarak ben, feminizmin, çok uzak bir kıtada, başka bir dalgasına geçmenin ayrıcalığına sahibim.
Kadınların Gördüğü
Bu kadınlar ne hakkında konuşuyor? “Büyük adamlar”ın savaşları yüzünden tahrip olan ülkelerde kendilerine ve çocuklarına bir hayat kurmak için hayatta kalma mücadelesi veren bu kadınlar neden bahsediyor? Cevabı nerede bulunduğunuza bağlıdır. Ivory sahillerinde, erkekler çok az iş yaparken, köy kadınları çok fazla yorucu iş yapmaktan bahsediyor. Liberya’da şehirli kadınlar, (çok az iş yapan) kocalarının yoldan çıkmasını önleyebilmek için gereken parayı sağlayacak işe sahip olmadıklarını söylüyorlar. Sierre Leon’da, kendi genç kızlarını cinsel istismardan koruyamayan, çocuklarına bakamayan ya da okula gönderemeyen savaşta eşlerini kaybetmiş kadınların sorunlarından bahsediyorlar. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde, toplu tecavüze uğramış, eşleri tarafından reddedilen, çocuk doğuramayan, çoğu tamamen parçalanmış ve asla tekrar bütün olamayacak kadınların sorunlarından bahsediyorlar. Tüm bu ülkelerde, akla hemen basit sorular geliyor: Bu adil mi? Bu doğru mu?
Kadınlar, fotoğraf çekerek hayat deneyiminin onlara ne anlattığını görür: bu adamalar dünyayı, ülkeyi, ili, köyü, evi yönetmektedir. Bu topraklarda, her türlü mezhepten erkekler, bir çoğu on yıldan fazla süren, biri (Kongo’da) resmi olmadığı halde devam eden, tarif edilemez zulümlerle şekillenen feci savaşları sürdürdü. Hatta çoğu erkek, işleri berbat ettiklerini kabul edecektir. Tüm bu topraklarda, silahlı erkekler ateşi kesip buna “barış” adını verdiklerinde, kadınlara saldırmaya, tecavüz etmeye ve onları öldürmeye devam ettiler.
Başta bir savaş taktiği olarak uygulanan kadınlara saldırma şekli, eski savaşçılarca bir alışkanlık haline getirildi. Siviller de buna uydu. Kongo’da tecavüzcüler şimdi küçük kızları hedef alıyorlar. Güney Kivu vilayetinde beraber çalıştığım bir köy kadınları grubu, son bir ay içinde, 9 yaşından daha küçük kızlara yapılan beş tecavüzü, ve daha geçende kilise papazı tarafından altı yaşındaki bir kıza tecavüz edildiğini bildirdi. Yani kadınlar kendi yaşamları ve açıkça farklı olan erkeklerin yaşamları hakkında konuşmaya –gerçek anlamda konuşmaya- her başladıklarında,; “adalet” kelimesinin gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Sohbet sadece görünüşte önemsiz olan (aslında çok temel olsa da) kimin suyu getireceği ve kimin banyo keyfi yapacağı sorularıyla ilgili olsa bile.

Kadınlar, karısını sopayla döven bu adamın fotoğrafı gibi, köylerinde her gün meydana gelen kadınlara karşı devam eden şiddetin birçok fotoğrafını çektiler. Çoğu adam babasının yaptığı gibi kadınları “eğitmek” amacıyla dövmeyi bir görev sayıyordu.
Kamera ödünç verdiğim kadınlar, kadına karşı fiziksel şiddeti gösteren şaşırtıcı sayıda fotoğraf çekiyorlar: evde, bahçede, caddede, pazaryerinde kadınları döven adamlar. Kadınları yere vuran adamlar. Süpürgeleri, ağaç dallarlını ve sopaları kullanan adamlar. Şiddet olayları, kadınları yaptıkları veya yarım bıraktıkları şeylerden dolayı cezalandırmayı ya da yapacak irade veya güçte olmadıkları şeyleri yapmaya zorlamayı amaçladı. Bunlar, hayatları kontrol altına almayı amaçlayan şiddet olaylarıdır. Kadınlar, bu fotoğrafları kolayca çekebilir çünkü; erkekler her yerde, her zaman, müdahale ya da kınanma korkusu olmadan kadınları dövme konusunda özgür hissetmektedirler. Savaş, buna emsal teşkil etti.
Kadınlar sıklıkla, hamile ve çocuklu, terkedilmiş kadınların pek çok fotoğrafını çeker, tıpkı köyün yamaçlarında üç küçük çocuğuyla dışarıda yaşayan fakir kadının fotoğrafını çektikleri gibi. Bu görüntü, dışarıdan gelen biri için çok açık olmayan bir çok şekilde cidden rahatsız edicidir. Çoğu Batı Afrikalı kadın, kendilerini ve çocuklarını çiftliklerde çalışarak, pazarda ürünlerini satarak, satış veya ticaret için ürünler yaparak doyurup giydirirler. Ama, ev hala içindeki her şey ve üzerinde bulunduğu alanla birlikte erkeğe aittir. Terk edilmiş olmak, evsiz kalmaktır. Terk edilme tehlikesi, kadınları tüm diğer istismar şekillerine dayanmaya zorlayan şeydir.
Kadınlar, ekonomik şiddetin fotoğraflarını da çekerler. Örneğin, Ivory sahilinde, bir kadın, ailenin kakao mahsulünü fotoğrafladı: eşinin payı çerçeveye gösterişli, gri bir halı gibi yayılıyor, çiftliğin baş işçisi olan kadınınki ise bir köşede güç bela görünür olan küçük bir tepecik kadar. Sierra Leone’da bir fotoğrafçı, kocası satışlarından gelen hasılatı cebine atmak için hazır beklerken, kırmızı palmiye yağı çukuruna dizine kadar batmış halde çalışan bir kadını fotoğrafladı.

Kadınlar bunun gibi kadın ve kızların günlük ağır işlerinin binlerce fotoğrafını çekti.
Sonra, günlük hayatın emeği vardır. Kadınlar; tarlada, ormanda, plantasyonlarda, pazarda, evde çalışan kadınların; eken, hasat toplayan, işleyen, satan, pişiren ve yiyecek hazırlayan kadınların; bulaşıkları, giysileri, bebekleri yıkayan kadınların; evleri ve bahçeleri temizleyen kadınların; su, yakacak odun ve mahsul toplayan ve taşıyan kadınların; tarlaya, pazara ve nehre uzun mesafeler yürüyerek, başlarında her türlü yükü –fidan sapları, domates leğenleri, yakacak odun yığınları, çamaşır çantaları—taşıyan kadınların fotoğraflarını çektiler.
Büyük şehirlerde bile kadınlar, bu angaryaları yaparlar. Liberya’nın başkenti Monrovia’da, şehrin göbeğinde yaşayan kadınlar her gün su arayışında kirlenmiş membalarda, bir ileri bir geri güçlükle ilerleyerek saatlerini harcarlar. Şu anda bilgisayarım çalışmakta olan kadınların binlerce fotoğrafı ile dolu.
Bu fotoğraf yığınından ortaya çıkan ilk ve en önde gelen şey, kadına yönelik şiddetin daha geniş bir tanımı olan daha büyük bir tablodur. Bu sadece, kadın dövme, tecavüz ya da cinsel kölelik değildir. Sadece psikolojik tehdit ve zulüm değildir. Kasabadaki ve köydeki sayısız kadın için, kadına yönelik şiddet hayatın kendisidir –yalnızca kadın olmaları nedeniyle merhametsizce zorunlu ağır emek talep eden bir yaşam.
Gösteri zamanı
Gittiğim her yerde, Küresel Olarak Yükselen Ses Projesi, bir fotoğraf gösterisiyle sonuçlandı. Her zaman, her yerde, “İlk-Tüm-Kadınların-Fotoğraf-Sergisi” olmuştur ve bu büyük bir iştir. Her fotoğrafçı kendi en önemli imgesini seçer. Ben onları büyüterek basar ve kaplatırım. Fotoğrafçılar bir mekan belirler ve başkanlara, alt başkanlara, seçkin ve ileri gelenlere, ailelere, arkadaşlara ve bazen tüm köye resmi davetiyeler gönderir.
Eğer gösteri bir buluşma salonu ya da okulda yapılıyorsa, fotoğrafları duvara asarız. Eğer bir köy ağacının altında yer alıyorsa, fotoğrafçılar resimleri herkesin görmesi için kendileri taşırlar. Her kadın sırayla kendi fotoğrafı hakkında -neden onu çektiğini, toplulukla ilgili neyin doğru ya da neyin yanlış olduğunu, neyin değişmesi gerektiğini- anlatır.
Sonrasında olacaklar büyük ölçüde yerel liderliğe bağlıdır. Dışarıdan gelenler, sık sık yabancı “kültürler” hakkında sanki hepsi aynı bütünün parçasıymış gibi büyük genellemeler yaparlar. Aslında, Afrika kültürleri değişim halindedir ve çoğunlukla önemli ölçüde çeşitlidir. Eski gelenekler, yolun hemen aşağısındaki bir köyün başkanı tarafından reddediliyorken, başka biri tarafından şiddetle savunulabilir. Afrika “kültürleri” muhafazakârlığa ve bu tür adamların cesaretine-ve kadınların yükselen sesine- dayanır.

Ivory Sahilindeki, Zatta’da“İlk-Tüm-Kadınların-Fotoğraf-Sergisi”. Kadın fotoğrafçılar, Başkan ve saygıdeğerler topluluğu önünde fotoğraflarını sunarlarken. Sonuçlar şaşırtıcıydı.
Geçen eylülde, Ivory sahilindeki Zatta köyünde, daha önce hiçbir köy buluşmasına katılmamış, topluluk karşısında konuşmamış, hatta bir başkana bakmaya cesaret bile edememiş olan kadın fotoğrafçılar, halka ait meydanda köyün ileri gelenlerinin önüne çıktılar ve güç koşullarda çalışan kadınların fotoğraflarını sergilediler. Ardından, Zounan Sylvie, bir kadının yaralı ve kanayan bacağının fotoğrafını gösterdi. Kadının kocası onu fena halde dövmüştü. Sylvie, kadının bundan daha fazla dayak yiyemeyeceğini söyledi ve hırpalanmış bedeninin bir fotoğrafını köylülerin görmesini istedi, ama Sylvie eğer kadın tanınırsa kocasının onu öldürebileceğinden korktu.
Burada, başkan kolunu kaldırdı. “Mesajınızı duydum” dedi. “Şiddetin hiçbir türünü istemiyorum. Eğer bu tür bir şiddet bu köyde devam ediyorsa, şimdi durmak zorundadır.”
Gösterinin ardından başkan, Anouanze (“Birlik”) diye adlandırılan bir dernek oluşturan fotoğrafçıları danışmanlar konseyine katılmaları için davet etti. Tüm köy kadınlarını köy buluşmalarına katılmaya çağırdı. Geceleyin, kameralar elde, daha önce halka ait olaylarda asla sesleri duyulmayan Zatta köyünün kadınları, yönetimin merkezine taşındı, ve orada hemen hemen altı ay kadar kaldılar. Bu bizim projemizin en büyük zaferi ve “Değişim zaman alır” gerçeğine bağlananlara verilmiş bir cevaptı.
Şubatta, Sierra Leone’deki Kailahun kasabasında yapılan fotoğraf sergisinde, diğer bir güçlü başkan hükümete ait olmayan tüm yabacı organizasyonları reddetti. (Ki onlar olmadan savaşın parçaladığı bu kasabası sağlık, okul ve yiyecek konusunda çok daha az şeye sahip olurdu). Ve başkan tüm kasaba halkını uyardı: “Kadın sünneti hakkında konuşmayın. O bizim geleneğimizdir. Yabancı gelenekler istemiyoruz.” Daha sonra onu takip eden yakın çevresiyle sergi binasını terk etti.
Şaşkına dönmüştüm. Başkan ilk seferinde bizi sıcak bir şekilde karşılamıştı ve projenin bütün kurslarında, kimse asla kadın sünneti hakkında konuşmamıştı. Ben kadın sünnetini, kadınların kendi kendilerine fotoğraflarla ortaya çıkardığı sorunları tartışma noktası olarak görüyorum. Kadın sünneti bir zulümdür, ama aynı zamanda kuvvetli bir tabu.
Gösteriden sonra, IRC ulusal personeli başkanla konuşmaya gittiğinde, başkan onlara kadın sünnetinin kötü bir uygulama olduğunu ve durdurulması gerektiğini bildiğini söyledi, fakat zamanla –elindeki güce rağmen değişimin zaman alacağına inanan biri daha.
Ben ayrıldıktan bir hafta sonra, 500 kadın, kadın sünnetini desteklemek ve başkana sadakatlerini ortaya koymak için kasaba boyunca yürüdü. Mende dilinde ve İngilizce “Onun hakkında konuşmayız” yazılı pankartlar taşıdılar. IRC ulusal personelinden gelen bir e-posta alana kadar, bunu bizim en büyük yenilgimiz olarak gördüm. “Bu gerçekten çok iyi bir şey” yazıyordu. “Daha önce kimse bundan bahsedememişti bile. Şimdiyse, başkan sayesinde, en azından insanlar onun hakkında nasıl konuşamayacakları hakkında konuşuyor. Bu bir gelişme.”
“Gözlerin Lenstir”
Değişim tehlikesiyle neyi kastettiğimi anlıyor musunuz? Birçok Afrikalı kadın şiddetten, iş için ve erkeklerin cinsel eğilimleri için köleleştirilmekten usanmış. Kızları için daha iyi bir hayat istiyorlar. Onları okula göndermek ve öğretmenlerinin ve diğer yetişkin adamların (ya da erkek çocukların) cinsel girişimlerinden koruyabilmeyi istiyorlar. Değişim istiyorlar, ve çoğu Zounan Sylvie’ye fotoğrafını göstermek isteyen hırpalanmış kadın gibi—hayatlarını ortaya koymaya niyetli.
Kongo’nun şu anda çalışıyor olduğum Güney Kivu bölgesinde, savaşın tekrar kızışacağa benzediği bir bölgede güvenlik nedenleriyle projeyi derhal askıya almak zorunda kaldık. IRC’ın güvenlik uzmanları kadın fotoğrafçıların tehlikede olabileceğini belirtti.
Size bahsetmeye dahi dayanamayacağım şiddet olaylarından henüz kurtulan kadınlar, bu riski almaya hevesliydi. Onların tehlike anlayışı bizimkinden oldukça farklı. İçlerinden biri silahlı askerler tarafından toplu tecavüze uğradıktan sonra, kocası ve ailesi tarafından bile “nefret edilme”yi yok edici bulduğunu söyledi. Kurtulan kadınların –ki onlardan binlerce var- olduğu bir gruba eklenmesiyle bu kadına yardım edildi. Toplu tecavüze uğramanın “normal” olduğunun farkına vardığında, kendi utancının üstesinden gelebildiğini söyledi.
Kadınların istekleri temeldir. Kocalarının başkaları tarafından tecavüze uğradıkları için onları bağışlamasını istiyorlar. Tarlada ve evin etrafındaki zor işlerde kocalarının yardımını istiyorlar. Erkeklerin çocukların bakım ve beslenmelerinde sorumluluk almasını, destek ve ilgi göstererek yardımcı olmalarını istiyorlar. Erkeklerin anlamsız ve tahrip edici savaşları sonlandırmalarını istiyorlar. Biri: “Evimizde, ülkemizde güvende olmak istiyoruz ve bu bizim hakkımız.”diyor. Bir diğeri: “Özgür ve güvenli bir ülkenin hayalini kurmaya hakkımız var. Bu mümkün.”diyor. (“Hak”, tıpkı “adalet” gibi kadınların giderek daha çok kullandıkları bir kelime.)
Birlikte çalıştığım bu kadınlar beş yıllık bir zaman içinde ne görmek isterlerdi? Vera yıkılan binaların tekrar inşa edileceğini ve kızlar ve erkeklerin okula birlikte gideceğini hayal ediyor. Anna, saldırıya uğrama korkusu olmadan caddelerde özgürce yürümeyi bekliyor. Mantina kadınların ve küçük kızların evlerinde güvende olabileceklerini umuyor. Annie kadınların kendi işinde çalışır olmalarının hayalini kuruyor. Esther kızların eğitim alması ve hükümette yer almaları için dua ediyor. Kebeh toplu bir tecavüz sırasında felce uğrayan kız kardeşinin tekrar yürüyebilmesini umut ediyor. Betty kadınların dayanışma içinde olmasını istiyor. “Bir deste sopa gibiyiz, deste gevşekse, erkekler bizi ordan dışarı çıkarabilir ve teker teker kırabilir. Ama sıkı bir sopa destesi kırılamaz.”
Gösteri bittiğinde, kameraları toplarım, çantamı hazırlarım, ve başka bir ülkeye hareket ederim. Uluslararası Kurtarma Komitesinden yerel personel kadınlarla çalışmaya ve değişim gündemlerini desteklemeye devam ederler. Yazdığım gibi, IRC personeli ve Sierra Leone’deki kadın fotoğrafçıların fotoğraflarını parlamentoya ait bir komiteye göstermesinden sonra, kadınların tüm parlamentoya bir sergi hazırlamak için davet edildiğini bir e-posta yoluyla öğrendim.
Kameraları kadınlara bırakmayız çünkü; onları hiç bir şekilde saklayamayamazlar ya da fotoğrafları basamazlar ve daha da önemlisi, o kameralara ihtiyaç duymamaktadırlar. Bu proje aslında fotoğrafçılıkla ilgili değil. Bu, kadınların çatışma bölgelerinde acı, protesto ve umutla küresel olarak yükselttiği sesleri ile ilgili. Kamera yeni bakış açılarını teşvik etmek için bir araç. Kadınların fotoğraflar çevresinde organize ettiği tartışmalar, yeni analiz ve savunma metotlarını harekete geçiriyor. Ivory Sahilindeki IRC’den arkadaşım, Tanou Virginie, fotoğrafçılara kameraya ihtiyaçları olmadığını söyledi. “Gözleriniz lenstir.” dedi. “Hafıza kartı beyninizde. Ve resim ağzınızdan çıkabilir.”
Bunu çalıştığım bütün fotoğrafçılara tekrarladım. Ve ne demek istediğimi anladılar. Liberya’daki bir fotoğrafçı, kadın grubuna: “Bazı insanlar kameraları kullanırlar. Bazıları kameradır. Ben, bir kamerayım.” dedi.
Afrika’nın çatışma bölgeleri boyunca, hiçbir sözleri ya da hedef olmaktan başka hiçbir rolleri olmayan şiddetten ve şavaşlardan yıpranmış, şu anda hayatta kalan çocuklarını doyurmaktan başka hiçbir istekleri olmayan kadınlar arasında, kendilerini ayağa kaldıran, başkalarına ulaşan ve yardım için örgütlenen kadınlar vardı. Birlik ya da Kadın Topluluğu gibi isimleri olan gruplar kurmuşlardı. Zeki ve cesaretliydiler ve çoğu öfkeliydi. “Gelenek” ve erkekler tarafından kendilerine sunulan hayatlara yeniden, farklı bir şekilde bakıyorlardı. Bazıları --bazı şeylere yeni gözlerle bakarak, bazı şeyleri tartışarak, konuşarak, değişim için ikna edici bir biçimde tartışarak-- Küresel Olarak Yükselen Ses projesinde yer aldı. Ülkelerinin harabeleri ortasında onların sesleri her geçen gün daha gür bir biçimde yükseldi.
Fotoğrafçı/ yazar Ann Jones, Uluslararası Kurtarma Komitesinin (IRC) “Küresel Olarak Yükselen Bir Ses: Çatışma Bölgelerinden Kadın Sesleri” projesinin Toplumsal Cinsiyet Kaynaklı Şiddet ünitesinde gönüllü olarak çalışmaktadır. Bu makalede bu projeyi kadınlar için özel avukatlık projesi olarak tarif etmektedir. Projeyle ilgili bilgi almak ve katılımcıların fotoğraflarını görmek için Ann Jones’ın köşesini tıklayabilirsiniz. Ann Jones, Kabul In Winter: Life Without Peace in Afghanistan (Metropolitan Books) kitabının yazırıdır.
IRC: International Rescue Comittee, (Uluslar arası Kurtarma Komitesi)
GBV: Gender Based Violence, (Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet)
VAW: Violence Against Women, (Kadına Yönelik Şiddet)
|