Afganistan’da Kadın Düşmanlığı
Lynetter Dumble
1 Eylül 2003
New York kaynaklı İnsan Hakları İzleme Komitesi (HRW) ve
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) tarafından verilen
Afganistan'la ilgili son dönem haberler eski bir Fransız atasözünü
rahatsız edici bir şekilde hatırlatıyor, “plus ça change…”, “değişim
ne kadar görünür olursa aslında her şey o kadar aynı kalır.”
anlamına gelen özdeyiş ülkenin güneydoğusunda şiddet ve kadın
düşmanlığına maruz kalmış sıradan Afganların, Taliban-sonrası
duygularını ifade eder.
HRW’ye göre, güneydoğuda yaşananlar ülke çapında olanların
göstergesidir; vahşice yapılan hırsızlıklar, haraç ve fidye olayları
gerçekleştiren askerler, polis ve istihbarat ajanları, rakip
politikacı ve gazetecilere saldıran hükümet yetkilileri, ve kadın ve
çocukları kaçırıp tecavüz eden gittikçe yükselen bir milis.
Uluslararası Af Örgütü’ne göre, Afganistan 23 yıllık savaşın
ardından kanunsuz bırakılmıştı ama aynı zamanda ülke kadınlarına
yönelik ayrımcılık geleneksel olarak hem resmi ve hem gayri resmi
adalet sistemi tarafından iyice yerleştirilmişti.
HRW asıl sorun olarak Afganistan’ın rezil savaş lordlarını görür.
Bunların çoğu eski Ahmet Şah Mesut’un Birleşik Cephesinin
kalıntıları, bugün Kuzey İttifakı olarak bilinen mücahitlerin ya da
kutsal savaşçıların bir yamalı bohçasıdır. ABD, Pakistan, İran ve
Suudi Arabistan tarafından finanse edilen Mesut’un güçleri 1992’de
Muhammed Necibullah’ın Sovyet-destekli hükümetini devirmişler ama
1996’da Taliban tarafından defedilene kadar Afganistan’a görülmemiş
bir terör ortamı yaşatmışlardı. HRW’nin sözleriyle: “…Pakistan ve
İran hükümet servisleriyle birlikte ABD hükümetinin geçmişte ve
günümüzde yerel güçlere verdiği destek, en kötü suiistimallerden
sorumlu savaş lordlarının sağlam bir şekilde yerleşmesini sağladı.”
Başkan George Bush önderliğindeki Amerikan Yönetimini ve bir
ölçüde de ülkenin ABD tarafından kabul ettirilen başkanı Hamid
Karzai’yi hedef göstererek HRW, Kuzey İttifakını tekrar
güçlendirdiği için Washington’u; ve savaş lordlarını güçsüz bırakma
konusunda başarısız olduğu için de Karzai-başkanlığındaki Geçici
Yönetimi hatalı buluyor. Uluslararası Af Örgütü, aynı zamanda
silahlı grupların de facto yönetimini ve Kabil dışındaki hükümet
denetiminin yetersizliğini Afganistan’ın hukuki reform süreci için
politik ve finanssal destek sağlanamamasının önündeki engeller
olarak görür.
Kanunsuzluğun kapsamlı etkisi tüm çıplaklığıyla ortadadır. ABD
liderliğinde Afganistan’ın bombalanmasından önce, Başkan Bush
İngiliz ve Avustralya Başbakanları Tony Blair ve John Howard ile
birlikte, özellikle ülkenin kadınlarının ve kızlarının kötü durumunu
işaret ederek, Afganlara özgürlük vaadetmişti. Barış ve demokrasi,
şimdiki Karzai’nin liderliğindeki Kabil rejimini oluşturan 2002'deki
Loya Jirga tarafından tekrarlanan vaatlerdi.
Bugün bu vaatler de ülkenin yeniden yapılandırılması ve adaletin
yeniden sağlanması gibi hâlâ uzakta hayaller olarak duruyorlar.
Karabasanın ortasında, Afgan politik ve askeri figürlerine sadık
birlikler ve polis, ülkenin belli başlı şehirlerini ve kasabalarını
ele geçirdiler. Özellikle geceleri, zorla evlere giriyor, insanları
rehin alıyor, şiddet uyguluyor, saldırıyor ve yağmalıyorlar. Oldukça
sık bir şekilde kadınlar ve kızlar zorla evlere giren silahlılarca
tecavüze uğruyorlar. Afganlardan, evlerinin dışında, gittikçe artan
kontrol noktalarında haraç kesiliyor. Kadınların, kızların ve aynı
zamanda erkek çocukların maruz kaldığı tecavüzler oldukça yaygın ama
çok az rapor ediliyor.
Uluslararası Af Örgütü, Afganistan’ın hukuk sistemi tarafından
kadınların dışarıda bırakılışını belgeliyor. Oldukça ciddi ev
saldırıları vakalarında bile, saldırılar ne polis ne de mahkemeler
tarafından suç olarak görülmüyor. Tecavüzlerde ise, araştırmacılar
mahkemenin hizmetlerinden yararlanamıyorlar. Aksine mağdurlara
bekaret kontrolü uygulanıyor ve “gayri meşru” cinsel ilişki suçundan
karşı davalar açılabiliyor. Afgan ulusal yasasınca suç olarak
görülen zorla evlilik ve/veya küçük yaşta evlilik şikayet etmek
ölümcül bir risk taşıyor, mağdurun ailesi tarafından namus
cinayetiyle sonuçlanabilir.
Yaklaşan Ekim 2003'teki Anayasal Loya Jirga ve Haziran 2004'teki
ulusal seçimle birlikte, Kabil’deki yüksek-dereceli yetkililer ve
güneydoğudaki savaş lordlarının komutanları gazetecileri ve insan ve
kadın hakları avukatlarını susturmak için rahatsız etti, tehdit etti,
durdurdu, dövdü. Siyasi parti ya da sivil toplum örgütleri oluşturma
girişimleri de aynı kaderi paylaştı. Medya bile susturuldu, radyo
istasyonları pek çok şehirde yayın yapıyor ama hemen hemen hepsi
savaş lodları/Kuzey İttifakı-bağlantılı güçlerin denetimi altında.
Eski bir gazeteci HRW’ye medyada çalışmayı denemeyi bıraktığını
anlatıyor: “gazeteci olmak yerine şoförlük yapmayı tercih ediyorum.
Çünkü taksimde, bir nebze kendi başınayım ve özgürüm. Oysa
gazetecilerin hiçbir güvenliği yok.” Bu adamın korkuları, Kabil
kaynaklı bir haftalık gazete olan Aftab’ın (Güneş) editörü ve editör
yardımcısının deneyimini doğruluyor. Afganistan’ın adalet şefinin
emriyle tutuklandılar, Hamid Karzai’nin onayıyla Haziran ayında
Allah’a küfretmekten suçlandılar ve ikisi de Ağustos ayında ölüme
mahkum edildi.
Bir yargıtay hakimi Reporters Without Borders’a (Sınır Tanımayan
Muhabirler) cezanın “hukuktan üstün” olduğunu bildirdi. Karşı
çıkılan makale “Kutsal Faşizm”in yayınlandığı gazete Aftab, 11
Haziran’dan beri kapalı.
HRW’nin görüştüğü kadın ve kızlar 2003’deki hayatın Taliban
dönemindekinden daha iyi olduğunu kabul ediyorlar. Kadınları ve
kızların eğitim görmelerini, burka giymeden ya da yakın bir erkek
akrabanın eşliği olmadan dışarı çıkmalarını ve çalışmalarını
engelleyen düzenlemeler kaldırıldı. Ama bir milyon kız çocuğu okula
kayıt yaptırdıysa milyonlarcası da yaptırmadı. Pek çok aile HRW’ye,
okula gönderme imkanları olsa bile, saldırıya uğrayacakları ya da
kaçırılacakları korkusuyla büyük kızlarını okula göndermeyi
reddettiklerini açıkladı. Kızlarını Pakistan ya da İran’da okula
göndermeyi güvenilir bulan, Afganistan’a geri dönen mülteci aileleri
aynı şeyi Afganistan’da yapmaktan korktuklarını söylediler. Bazıları
da Celalabat ve Laghman’da burka giymeyen kadınları öldürmek ya da
dövmekle tehdit eden hükümet yetkililerinden bahsettiler.
Bazıları da kızların okula devam etmesi yönünde etkin bir şekilde
cesaretlerini kıran emirlerin doğrudan Abdul Rabb al Rasul Sayyaf ve
Burhanettin Rabbani’den geldiğini hissettiler, ikisi de kadınlara
yönelik dehşet verici zulümleri, Taliban’ın iğrençliklerinden çok
daha öncesine dayanan Eski Birleşik Cephe liderleri.
HRW Afganistan’da hüküm süren korkunun sebebinin Taliban öncesi
Kuzey İttifakı tarafından yapılan geçmiş suiistimallerden
kaynaklandığı kadar bugünkü suiistimallerden de kaynaklandığını
bildiriyor. Bir kadının açıkladığı gibi, “Korkuyoruz çünkü geçmişi
hatırlıyoruz.” Afganistan Kadınlarının Devrimci Birliği 11 Eylül’ün
hemen ardından benzer mesajı yayımladı “Bugün ABD Kuzey İttifakının
kılıcını keskinleştiriyor, bu politika halkımızı, Cihadiler’in
emirliği dönemindeki kötü olayları yeniden yaşamanın dehşetli
korkusu içine sokuyor.”
Hemen hemen iki yıllık bir sürede Taliban mağlup edildi, ABD
önderliğindeki 2001 saldırısındaki 5000 küsur sivil Afgan öldü,
Afganlar açık bir şekilde plus ça change’ı anlıyorlar… 1996’da Kuzey
İttifakı’nın Sovyet kukla rejimini devirmesine cevaben “Allahım
lütfen yedi eşeğini [yedi mücahit grubunu] al ve bize ineğimizi [Sovyet
destekli şişman Muhammet Necibullah] geri ver” şeklinde dua
ediyorlardı. 2002’de duaları şu şekilde yenilenebilir: “Sayın
Başkanım lütfen, artık eşeklerini geri al ve bize cahil domuzumuzu
[Taliban] geri ver”!
[Dr Lynette Dumble Global Sisterhood Network’ün uluslararası
koordinatörü ve yöneticisidir.]
Çeviren : Ece (Feminist Kadın Çevresi)
|