Asyanın Katıksız Mesajı
Filipin hükümeti dolarlar için kendi insanlarını mı bombalıyor?
Naomi Klein
16 Ağustos 2003, The Guardian
Arnie ve Kobe’nin, Ben ve Jen’in yazında bir ana haber hikâyesine
dönüşmesi için ne gerekir? Bir grup Filipinli genç askerin yakın
zamanda keşfettiği üzere, pek çok şey. 27 Temmuz’da 300 asker
Manila’daki dev bir kapalı alışveriş merkezini C-4 patlayıcılarıyla
doldurdu, Washington’un en yakın müttefiklerinden birini Birleşik
Devletler’in askeri dolarlarını çekmek için kendi binalarını havaya
uçurmakla itham etti; ve buna rağmen uluslararası bir haber olmayı
güç bela becerdi.
Bu bizim kaybımız; çünkü Cakarta’daki Marriott bombardımanının ve
11 Eylül saldırılarının Manila’da planlandığını iddia eden
istihbarat raporlarının geçenlerde sızdırılmasının ardından,
Güneydoğu Asya Washington’un terörle savaşında bir sonraki asıl
cephesine dönüşecekmiş gibi görünüyor.
Filipinler ve Endonezya şer ekseninin dışında kıl payı
kalabilmiştir, ama bu iki ülke Washington’a İran ve Kuzey Kore’nin
sunmadığı bir şeyler sunmaktadır: ABD dostu hükümetler Pentagon’un
kolay bir zaferi garantilemesine yardım etmek niyetindeler. Hem
Filipin başkanı Gloria Macapagal Arroyo, hem de Endonezya başkanı
Megawati Sukarnoputri, Bush’un savaşını kaynak bakımından zengin
bölgelerdeki (Filipinler’de Mindanao, Endonezya’da Aceh) ayrılıkçı
hareketlere uyguladıkları vahşi temizlik için kusursuz bir maske
olarak kucakladılar.
Filipin hükümeti Washington’ın Asya’daki birinci terörle mücadele
müttefiki statüsünden büyük bir kazanç sağladı. ABD askerleri ve
özel güçler Abu Sayyaf’a, Beyaz Saray’ın El Kaide ile bağlantısı
olduğunu iddia ettiği bir gruba yönelik saldırılar düzenlemek üzere
Mindanao’ya sel gibi akarken, ABD’nin 2001’de 2 milyon dolar olan
askeri yardımı (1.25 milyon pound) yılda 80 milyon dolara yükseldi.
Bu, Şubat ayının ortalarında ABD-Filipinler ittifakında büyük bir
gerileme yaşanana dek sürdü. 3000’den fazla ABD askerinin katıldığı
yeni bir ortak askeri operasyonun arifesinde, bir Pentagon sözcüsü
habercilere Filipinler’deki ABD birliklerinin çarpışmaya “etkin bir
şekilde katılabileceklerini” söyledi. Bu, Arroyo yönetiminin
askerlerin sadece eğitim vermelerine yönelik tutumundan bir sapmaydı.
Bu sapma önemlidir. Filipinler anayasasındaki bir hüküm yabancı
askerlerin Filipinler topraklarında çarpışmasını yasaklar; bu,
1992’de Filipinler’den sürülen yayılmacı ABD askeri üslerinin geri
dönmesine karşı bir önlemdir. Halkın Şubat bildirisine karşı
protestosu öyle güçlüydü ki; bütün operasyonun iptal edilmesi
gerekti, ve gelecekteki ortak operasyonlar askıya alındı.
Altı aydır, bütün gözler Irak’ın üstündeyken, Mindanao’daki
terörist bombalamalarda ani bir artış oldu. Şimdi, ayaklanma
sonrasında, soru şu: bunlardan kim sorumlu? Hükümet, Moro İslami
Kurtuluş Cephesi’ni (MILF) suçluyor. Asi askerler orduyu ve hükümeti
işaret ediyorlar, ve bunların terörist tehdidi abartarak daha fazla
ABD yardımının ve müdahalesinin haklılaştırılmasını yeniden
sağladıklarını söylüyorlar.
Askerler şunu iddia ediyor:
o Ordunun kıdemli memurları, Arroyo rejimiyle işbirliği içinde, hem
geçen Mart ayında güneydeki Davao şehrindeki havaalanı bombalamasını
hem de diğer pek çok saldırıyı gerçekleştirdi. Bombalamalarda otuz
sekiz kişi öldürüldü. Ayaklanmanın lideri Teğmen Antonio Triallanes,
komploya tanıklık edebilecek “yüzlerce” tanığı olduğunu iddia ediyor.
o Ordu, genç askerlerin savaşmak üzere gönderildikleri en asi
kuvvetlere silah ve mühimmat satarak Mindanao’daki terörizmi
körükledi.
o Polis ve ordu üyeleri terör suçlarından hüküm giymiş
mahkumların hapisten kaçmalarına yardım ettiler. Tillanes’e göre,
“son icraat”, Fathur Rohman Al-Ghozi’nin 14 Temmuz’da sıkı bir
şekilde korunan Manila hapishanesinden kaçışıydı. Al-Ghozi, Jemaah
Islamiah ile birlikte hem Bali hem de Marriot saldırılarıyla
bağlantısı olan ünlü bir bomba yapımcısıdır.
o Hükümet sıkıyönetim ilanını haklılaştırmak için yeni bir dizi
bombardımanı sahneye koymanın eşiğindeydi.
Arroyo suçlamaları reddediyor, ve askerleri vicdansız siyasi
düşmanlarının piyonu olmakla suçluyor. Asiler iktidarı ele geçirmeye
çalışmadıkları, ve sadece üst düzey bir komployu teşhir etmek
istedikleri konusunda ısrar ediyorlar. Arroyo suçlamalar konusunda
bütünlüklü bir araştırma başlatacağına söz verdiğinde, ayaklanma
şiddetsiz bir şekilde sonlandı.
Filipinler’de askerlerin taktiklerinin yaygın bir biçimde
kınanmasına rağmen, basında ve hatta ordunun içinde, emekli donanma
kaptanı Danilo Vizmanos’un da bana söylediği gibi, iddialarının
“doğru ve meşru ” olduğuna dair yaygın bir kabul vardı.
Yerel gazeteler haberleri ordunun asilere silah satışını “açık
bir sır” ve “bilinen bir gerçek” olarak tanımladılar. Filipin
silahlı kuvvetlerinin başı General Narciso Abaya, “her katmanda
yolsuzluk ve rüşvet” bulunduğunu kabul etti. Ve polis, al-Ghozi’nin
hücresinden içeriden birisinin yardımı olmadan kaçamayacağını kabul
etti. En önemlisi, ordu istihbaratının başı Victor Corpus, Davao
bombardımanlarında herhangi bir rolü olduğunu reddetmesine rağmen
istifa etti.
Ayrıca, ilk kez Filipin hükümetini kendi halkını bombalamakla
suçlayanlar bu askerler değildi. Ayaklanmadan günlerce önce, kilise
gruplarının, avukatların ve STK’ların oluşturduğu bir koalisyon,
devletin Davao patlamalarına karıştığına dair sürüp giden
dedikoduları araştırmak üzere bir “hakikatleri araştırma misyonu”
başlattılar. Bu doğrultuda bu patlamalara ABD istihbarat ajanlarının
olası katılımı da araştırılıyor.
Bu şüpheler 16 Mayıs 2002’de Davao’da gerçekleşen tuhaf bir
olaydan kaynaklanıyor. Bir ABD vatandaşı olan Michael Meiring güya
kendi otel odasında patlayıcıları patlattı, ve kendisini kötü bir
şekilde yaraladı. Meiring hastanede iyileşirken, iki adam tarafından
(tanıklar kendilerini FBI ajanı olarak tanıttıklarını söylüyor)
aniden götürülüverdi, ve ABD’ye uçuruldu. Yerel memurlar Meiring’in
suçlamalarla karşı karşıya gelmek için geri dönmesini talep ettiler,
fakat pek az etkili olabildiler. Filipinler’in önde gelen bir
gazetelerinden biri olan İş Dünyası, Meiring’i açıkça “Amerikan
birliklerinin ve üslerinin Mindanao’ya yerleşmesini haklılaştırmak”
için yapılan gizli operasyonlara katılan bir CIA ajanı olmakla
suçlayan makaleler yayınladı.
Buna rağmen, Meiring meselesi ABD gazetelerinde hiç yayınlanmadı.
Ve asi askerlerin inanılmaz iddiaları da bir günlük bir hikâyeden
daha fazla bir şey olmadı. Belki de bu olaylar sadece çok garip
göründü: askeri bütçesini boşaltmak, iktidarı elinde tutmak ve sivil
özgürlüklere tecavüz etmek için terörizmi körükleyen kontrolden
çıkmış bir hükümet. Amerikalılar neden böyle bir şeyle ilgilensinler
ki?
Bu makalenin bir versiyonu da Nation’da çıktı. Naomi Klein’ın
en yeni kitabı da ‘Pencereler ve Parmaklıklar’ dır.
Çeviren: Özlem (Feminist Kadın
Çevresi)
|