Filistinliler 80 yıldır Demokrasi Talep Ediyordu
BADIL Filistin Konut ve Mülteci Hakları Kaynak Merkezi
18 Kasım 2004
Filistinliler 80 yıldan fazla bir süredir demokrasi talep ediyor ve dünya bu Filistinlilerden demokrasi talep ediyor. Britanyalılar, Amerikalılar, İsrailliler ve diğerleri ne istiyor? Demokrasi ile kendi istedikleri sonucu veren seçimleri mi kastediyorlar?
Yaser Arafat’ın 11 Kasım 2004’te ölümünden önce ve sonra, yeni bir liderin ortaya çıkıp çıkamayacağı ve bir geçişin mümkün olup olamayacağı hakkında pek çok soru vardı. Filistinliler birkaç yıl önce açık ve demokratik bir sistem talepleriyle birlikte böyle bir geçişi çabuk ve şeffaf yapmak için bir takım mekanizmalar kurgulamışlardı.
Yaser Arafat dünyanın dört bir yanından gelen seçim gözlemcileri tarafından özgür ve adil olduğu belirtilen demokratik bir seçimde seçildi. Belki tekrar seçilebilirdi, ancak bazıları bu sonucu istemedi. Dünyada pek çok insan son ABD seçimlerinin sonucunu da arzu etmedi, ancak Amerikan halkının çoğunluğunun isteği olarak kabul etti.
1948 öncesinde bile Demokratik bir Devlet İçin Talepler
9 Ocak 2005’teki Filistin Yönetimi Başkanlığı Seçimi, İngiltere Başbakanı Tony Blair’in sözcükleriyle (12 Kasım 2004), “Filistin tarafında kök salacak demokrasinin ilk adımları”nı temsil etmeyecek. Filistin halkı, anayasal temele dayalı bağımsız ve kapsayıcı demokratik bir devleti uzun süredir talep ediyor:
· Şubat 1922: Filistinli Arap liderler, İngiliz Sömürgeler Bakanına, Filistin halkının, Filistin’de bir Yahudi ulusal yurdu kurmayı kolaylaştırma amacındaki 1917 Balfour Deklarasyonu’nu ve Manda’yı kabul etmeyeceğini ilettiler ve bağımsızlıklarını istediler. Filistin anayasasının halkın sivil, politik ve ekonomik çıkarlarını koruması; bir ulusal bağımsız hükümetin oluşturulmasını sağlaması; yabancıların yasal haklarını koruması; tüm insanlara dinsel eşitliği teminat altına alması ve azınlık haklarını teminat altına alması gerekliliğini talep ettiler.
· Mart 1930: Filistin Arap Yetkililerce seçilmiş bir delegasyon İngiliz görevlilerle görüşmek üzere Londra’ya gitti. Diğer talepler yanında, Filistin delegasyonu nüfus temelinde bir temsiliyete dayalı demokratik bir hükümetin kurulmasını talep etti.
· Kasım 1935: Beş birleşik Arap partisinin Filistinli liderleri, Filistin’deki İngiliz Yüksek Komiserliği’ne demokratik bir hükümet kurulmasını isteyen bir muhtıra verdiler.
· Mart 1946: Anglo-Amerikan Araştırma Komitesi’nin huzurunda tanıklık eden Filistinli Araplar, ülkenin geleceğine halkın iradesini dikkate alarak demokratik ilkelere uygun olarak karar verilmesi gerektiğini belirttiler. Halkın iradesinin ifade edilebilmesinin tek yolunun, mensubu olunan ırka ve dine bakılmaksızın, bütün yurttaşların mutlak eşitliği ilkesine dayalı, sorumlu bir temsili hükümetin tesis edilmesi olduğunu söylediler.
· Eylül 1946: Londra’daki Filistin Konferansı’na katılan Arap devlet delegasyonları, seçilmiş bir meclise sahip olacak demokratik bir devlet için anayasal öneriler ileri sürdüler. Anayasanın, Kutsal Yerlerin mukaddesatını ve dini vecibelerin özgürce yerine getirilmesini teminat altına alması gerekiyordu.
· Eylül 1947: Filistin’deki Arap Yüksek Komitesi demokratik bir devlet, insan haklarına uyum, temel özgürlükler ve tüm vatandaşların kanun önünde eşit olmasını, tüm azınlıkların çıkarlarının ve haklarının korunması ve ibadet özgürlüğü istediler.
· Ekim 1948: Filistin Arap Yüksek Komitesi yurttaşlarının hürriyetlerinden ve haklarından yararlanacakları özgür ve demokratik bağımsız bir devlet için ilk Filistin Bağımsızlık Bildirisi’ni yayınladılar.
Demokratik Bir Devlet İçin Devam Eden Talepler
Demokratik bir devlet için talep, Filistinlilerin 1948’deki anavatanlarından kitlesel olarak göç ettirilmelerinden sonra da devam etti. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ), tarihi Filistin’in hürriyetini isteyen, 1964 Sözleşmesi ve onun düzeltilmiş 1968 versiyonu “adalet, özgürlük, bağımsızlık, kendi kaderini tayin, insan haysiyeti ve halkın bu prensipleri uygulama hakkı” taahhütlerini tekrar teyit ediyordu. Sözleşme ayrıca “Kutsal Yerlerin korunacağını, özgür ibadet ve ziyaretin herhangi bir ırk, renk, dil ve din ayrımı olmaksızın garanti edileceğini” tekrar teyit ediyordu.
FKÖ, 1969 ve 1973 arasında “Filistin’de Müslüman, Hıristiyan ve Musevi dahil tüm Filistinlileri kapsayan, barış içinde yaşamak isteyen herkesin aynı hak ve görevlerden yararlanabilme yeteneğine sahip olacakları özgür demokratik toplum”un kurulmasını istedi. 1973’te, FKÖ tüm yurttaşların çalışma ve saygın bir yaşam sürme haklarını kullanabilecekleri, böylece eşitlik, adalet ve kardeşlik içinde yaşayacakları ve etnik, ırksal ve dinsel tüm fanatizmlere karşı olacak bir devlet kurulmasını istedi. Devlet ayrıca düşünce, toplantı, gösteri özgürlüğü, grev ve siyasal ve sendikal örgütlenmeler oluşturulmasını ve tüm dinlere ibadet özgürlüğünü temin edecekti.
1974’te FKÖ politikası tüm Filistin’de tek bir demokratik devletten, iki devlet fikrine kaymaya başladı. Bir Filistin demokratik devleti kurulmasının peşinde koşarken, Filistinliler böylece tarihi Filistin topraklarının bir bölümü üzerinde bir Filistin yönetimi kurulmasını istediler. Tarihi Filistin topraklarında iki devletli çözüm, iki demokratik devlet, İsrail ve Filistin, fikri FKÖ’nün Cezayir’de 15 Kasım’daki ikinci Filistin Bağımsızlık Bildirgesi’nin yayınladığı 1988’e kadar geliştirilerek sürdü.
1988 Bildirgesi “ifade özgürlüğü ve parti kurma özgürlüğüne dayanan parlamenter demokratik bir yönetim sistemi” istiyor. Bildirge çoğunluğun azınlık haklarına layıkıyla saygı göstereceğini teyit ediyor. Ayrıca “sosyal adalet ilkeleri, eşitlik ve kamusal haklarda ırk, din, renk veya cinsiyet gerekçeleriyle ayrımcılık yapılmaması öngören, hukuk düzenini garanti eden bir anayasanın himayesinde ve bağımsız yargıya dayalı” bir yönetim çağrısında bulunuyordu.
1988 Bildirgesi’nin Giriş Bölümü Amerika Bağımsızlık Bildirgesine benzer bir dil ile başlar: “modern çağlarda, herkes için adil olan normlar ve değerlerle yeni bir değerler düzeni ilan edildi...” Devletin Musevi karakterine odaklanan İsrail Devleti’nin Kuruluş Bildirgesi’nden farklı olarak, 1988 Filistin Bildirgesi, Filistin’in Arap dünyasının bir parçası olduğunu kabul ederken, ülkenin çeşitliliğini de teyit eder. “Filistin üç tek tanrılı inancın yurdudur... Yaradan’a şükretmek, merhameti kutsamak ve barış için sinagog, kilise ve camiden yayılan çağrı gerçekte Filistin’in mesajıydı.”
Filistin Devleti Anayasası’nın 2003 taslağı Filistin’in, cumhuriyetçi bir hükümet biçimine sahip olan, tamamen hükümran bağımsız bir devlet olduğunu ifade eder. Filistin politik sistemi, politik çoğulculuğa dayalı temsili parlamenter bir demokrasi olacaktır. Sistem, tüm yurttaşların hukuka uygun olarak siyasi partiler kurma ve politik faaliyetlere katılma hakları dahil, hak ve özgürlüklerini teminat altına alacaktır. Anayasa dini inançlarına bakmaksızın tüm yurttaşların hak ve görevlerinde eşitliği teminat altına alır.
Taslak Anayasa, Filistin’de demokratik hükümet için temel dayanağın hukuk düzeni ve adalet prensibi olduğunu da vurgular. Devlet yetkililerinin tüm faaliyetleri, normal ve istisnai hallerde, idari, politik, yasal ve adli denetime açık olacaktır. Yargının bağımsızlığı ve dokunulmazlığı haklar ve özgürlüklerin koruması için temel teminatlardır. Filistin Devleti İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne uyacak ve insan haklarını koruyan diğer uluslararası araçlara katılmayı hedefleyecektir.
Demokratik kurumlar
Filistinliler ayrıca uzun bir demokratik kurumlar tarihine ve güçlü bir sivil topluma sahiptir. 1948’deki Filistinlilerin ilk kitlesel yerlerinden edilmelerinden sonra siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri Filistin halkının temsilcisi olarak Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) şemsiyesi altında tekrar bir araya geldiler. FKÖ anayasası, FKÖ’nün politikaları ve programlarını tanımlamak üzere Filistin Ulusal Konseyi (FUK) olarak bilinen, doğrudan oylamayla seçilmiş sürgünde bir Filistin parlamentosu oluşturulmasını ve Ulusal Konsey tarafından seçilmiş bir İcra Komitesi kurulmasını istedi.
Filistinlilerin pek çok sürgün yerine coğrafi olarak dağılmış olması ve pek çok ev sahibi ülkedeki sınırlayıcı politik durum, Filistin Ulusal Konseyi seçimlerinin doğrudan oylamayla yapılmasını imkansız kıldı. Ancak, Filistin toplumunun farklı kesimleri Konsey’de bir sandalyeye sahip olmak üzere kendi temsilcilerini seçiyorlar. Bu süreç, siyasi partileri, bağımsızları ve çeşitli kitlesel hareketleri ve sendikalar, kadın, öğretmen ve öğrenci birlikleri, meslek örgütleri vs. dahil birlikleri kapsıyor. İcra Komitesi kendi başkanını seçer. Bu yüzden Başkan Yaser Arafat’tan sonra Komite yeni Başkan olarak Mahmud Abbas’ı (Abu Mazen) seçti.
Filistinlilerin demokratik kurumlar için talepleri, İsrail ve FKÖ arasında 1993 yılında İlkeler Beyannamesi’nin imzalanmasıyla sonuçlanan süreçte devam etti. 1992 başı ile 1993 ortası arasında yapılan bir dizi öneride Filistinli müzakereciler, seçilmiş 180 üyeli yasama meclisi, başkanı yasama meclisi tarafından seçilecek 20 üyeli icra konseyi ve bağımsız bir yargısı olan geçici özerk bir idarenin kurulmasını istediler.
Bu öneriler işgal altındaki bölgelerdeki tüm Filistinlilerin, İsrail hapishanelerindeki hükümlülerin, sınır dışı edilenlerin, Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nden sürülen 1967 mültecilerinin seçime katılmasına izin verilmesini belirtir. Genişletilmiş Mart 1992 önerisi şöyle der “Kudüs dahil İşgal Edilmiş Filistin Toprakları’ndaki Filistinlilerin özgür seçimlerle demokratik ilkelere göre kendilerini yönetme isteği ve hakkı vardır. [Özerk yönetim]’in, demokratik yönetim ilkesini cisimleştirmesi gerekir --- “Halk tarafından, Halkın, Halk için.”
Öneriler İsrail’in, askeri sansürün bitmesi; görsel-işitsel ve yazılı basının tüm biçimlerine erişim ve bunların kurulması; halka açık toplantılar yapılması; ve işgal altındaki Filistin topraklarında hareket serbestliği dahil, tam bir politik ifade özgürlüğünü teminat altına alması gerektiğini vurguladı. Tüm öneriler hukuk düzeninin önemini teyit ettiler. Mart 1992 önerisi, örneğin, “müzakereleri sürdürmenin ve ilerleme doğrultusunda onlara katılmanın tek yolunun --işgalci güç-- İsrail tarafından uluslararası hukuk hükümlerine uyma ve Dördüncü Cenevre Konvansiyonu’nu, hukuki olarak, uygulama taahhüttünde bulunmak olduğunu bir kez daha vurgular.”
Filistin Devleti Anayasası’nın 2003 taslağı şöyle der:“Ulusal egemenlik tüm iktidarların kaynağı olan Halk’a aittir. Halk yetkilerini doğrudan referandumlar ve genel seçimlerle veya üç kamusal kurum; yasama, yürütme ve yargıdaki seçilmiş temsilcileriyle veya anayasal kurumları yoluyla kullanır. Hiçbir kişi ya da grup bu yetkileri kendi başına kullanma hakkını ileri sürmeyecektir.” Taslak, seçilmiş 150 üyeli temsilciler meclisi, Filistin nüfusunun Filistin ve sürgündeki dağılım oranları temelinde seçim ya da atama yoluyla oluşmuş 150 üyeli bir danışma konseyi, “Meclis’te temsil edilen diğer partilerin liderleriyle görüşmeler sonrasında, Temsilciler Meclisi’nde en çok sandalyeye sahip partinin önerisi” üzerine Başbakan’ı atayacak seçilmiş bir Başkan ve bağımsız bir yargı oluşturulmasını istiyordu.
Demokratik bir Filistin Talebi Filistinlilerin Talebidir
Birçoğu, ölümünden sonra Yaser Arafat’ın “yerine” kimin geçebileceği üzerine kafa yorarken, Filistinliler kendi varolan demokratik kurumları içinde basit bir cevap buldular. Filistin halkının 80 yıldan fazla bir süredir kendi demokratik devletlerine sahip olamadıkları gerçeği istek ya da çaba eksikliğinden dolayı değildir. I. Dünya Savaş’ının bitiminden sonra Filistinliler demokratik bir devlet talep ettiklerinde, İngilizler, bunun Manda’ya ve Filistin’de yeni bir devlet, sadece Yahudilere ait bir devlet kurulmasını amaçlayan 1917 Balfour Bildirisi’ne karşı olduğunu söylediler.
Sonrasında İngiltere Dışişleri Bakanı “’Bağımsız Filistin ulusu’ söz konusu olduğunda…ülkenin mevcut sakinlerinin isteklerini hesaba katan bir sürecin işletilmesini bile önermiyoruz. Siyonizm, doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü, günümüzde bu eski topraklarda yaşayan 700.000 Arap’ın önyargı ve arzularından çok daha büyük bir önem taşıyan, çağlar boyunca uzanan geleneklerde, günümüzün ihtiyaçlarında, geleceğe dair umutlarda kök salmıştır”, yorumunu yaptı.
FKÖ tek bir demokratik devlet düşüncesinden uzaklaşmaya başladıktan sonra, Birleşmiş Milletler 1976’daki ihtilafa yönelik iki devletli bir çözüm planı kabul ettiğinde, Birleşik Devletler bu düşünceyi geçersiz kılmak için BM Güvenlik Konseyi’ndeki vetosunu kullandı. Nihayet Oslo anlaşması Filistinlilerin büyüklüğü ve yetkileri çok büyük bir oranda azaltılmış bir yasama konseyi kurmalarına olanak tanırken, FKÖ’nün istediği şekilde tutuklular ve sınır dışı edilenler gibi asıl vatanları işgal altındaki topraklar olan mülteciler de 1996’daki ilk seçimlerde yer alamadılar.
Bu Filistinliler, 9 Ocak 2005’te yapılacak seçimlere de muhtemelen katılamayacaklar.
Oslo anlaşmaları, sınırlı yetkilerle olsa da, bağımsız bir yargı tesis etti. Önceki Clinton yönetimi Filistin Yönetimi tarafından yönetilen devlet güvenlik mahkemelerinin kurulması için bastırdı ve sonra bunu destekledi. Önceki Başkan Yardımcısı Al Gore güvenlik mahkemeleri kurma planını “barış sürecinde güven tesis etmeye yardımcı olan önemli bir adım” olarak selamladı. Davalar halka kapatıldı, sadece birkaç saat sürdü ve bir davada sahip olunması gereken bütün haklardan yoksun kaldı.
Uluslararası olarak desteklenen barış süreci 1948’de yerinden edilen Filistinli mültecileri, seçimler dahil, politik süreçlerden hâlâ dışlamaktadır. Diğer bir deyişle, Filistin halkının yüzde 50 civarında bir bölümü, pek çok batılı devletin demokratik olduğunu düşünmekten hoşlandığı bir süreç tarafından, vatandaşlık haklarından mahrum bırakıldı. Bush yönetimi, taslağı Başbakan Ariel Şaron yönetiminin üyeleri tarafından hazırlanan bir güven mektubunu Nisan 2004’te İsrail’e verdiğinde, esasen bu yaklaşımı desteklemişti. Mektup şöyle diyordu: Filistinli mültecilerin gelecekteki bir Filistin devletinde yeniden yerleştirilmesi gerekir -- diğer bir deyişle, mülteciler kendi geleceklerine karar vermeye özgürce katılamayacaklardır.
Tüm bunlar yüzünden, George Bush ve Tony Blair kamuoyu önünde kendilerini demokrasiyi, reformu, hukuk düzenini gerçekleştirmeye ve gelecek dört yıl içinde bir Filistin devleti kurmaya adadıkları açıkladıklarında, Filistinliler ve diğerleri tam olarak ne tür bir demokrasiden bahsettiklerini merak ediyorlar. Bölgedeki uluslararası çabalar pek fazla güven vermiyor. Filistin/İsrail’de demokrasi söz konusu olduğunda, uluslararası topluluk on yıllardır Filistin halkının arkasındadır.
Badil Özel Bülteni No:21, Kasım 2004. BADIL Filistin Konut ve Mülteciler Hakları Kaynak Merkezi’nin izniyle tekrar basılmıştır. Daha fazla bilgi için BADIL web-sitesi
www.badil.org’u ziyaret edebilirsiniz.
|