Bravo,Amigolar!
İsrail’in İspanya’dan öğrenmesi gerekenler
Uri Avnery
25 Mart 2004
Bir Başbakan savaşı sürdürüyor. Halkın büyük çoğunluğu savaşa
karşı çıkıyor. Çoğunluk Başbakan’a oy veriyor. Tuhaf mı? Ama
İspanya’daki durum buydu. Bu,üç aşağı beş yukarı İsrail’e de uyuyor.
Ama benzerlik burada bitiyor.
İspanyollar, Başbakanlarını görevden aldılar. İsrailliler,
Başbakan’larını desteklemeye devam ediyorlar.
İspanyollar masum bir şekilde, bir Başbakan çoğunluğun isteklerine
aykırı hareket ediyorsa,onun görevi bırakması gerektiğini
düşünüyorlar. Onlara göre demokrasi tam da böyle bir şey. İsrail’de
ise böyle bir şey düşünülemez.
Ve bu tek fark değil.
Elbette İspanyollar Madrid’deki terör saldırısının baskısı altında
bu karara vardılar. İspanyol tepkisi alışıldık İsrailli tepkisinden
çok farklıydı.
Terör saldırısından sonra İspanyollar kendilerine sordular: Bunu
niçin yaptılar? Bu saldırının bize reva görülmesinin sebebi ne?
Mantıklı cevap şuydu: Başbakanın güttüğü siyaset bizi buraya getirdi.
Sonuç: Hadi başkasını bulalım.
İsrail’de böyle bir soru sorulamaz. Terör saldırıları niçin bize
yöneldi? Bu ne biçim soru?Terörün sebebi Arapların doğuştan katil
karakterleri. Bunun tabii ki Başbakanımızın politikasıyla alakası
yok.
Burada terörist bir saldırı olduğunda, mantık penceden uçar gider.
Düşünmek ve sorular sormak yerine insanlar ‘Araplara ölüm’
sloganları atarak kanlı intikamlar talep eder ve Başbakanın
çevresinde toplanırlar.
Bir diğer fark: İspanyollar kızdılar. Başbakan onlara yalan söyledi.
Terörü seçim kampanyası için kullandı. Bütün dellilerin İslami
fanatikleri işaret ettiğini bildiği halde, kamuoyuna saldırının ETA
tarafından yapıldığını açıkladı. Bağımsız bir Bask devletine karşı
olan İspanyolların oylarını kazanmayı umdu. Ama oy verenler bunun
bir yalan olduğunu anladılar ve bu hiç hoşlarına gitmedi. Başbakan
bize yalan mı söylüyor? Canı cehenneme. İsrail’de Başbakan yalan
söylediğinde halk duyarsız kalır. Başbakan yine mi yalan söyledi? Ne
olmuş yani? Her zaman yalan söylemiyor mu zaten? Bunda şaşıracak ne
var?
İnsan, İspanyolları kıskanıyor. Korkunç bir iç savaştan sonra, on
yıllarca süren baskıcı diktatörlük rejiminden sonra, iç bölünmelere
ve pek çok terörist saldırıya rağmen, ne kadar sağlıklı bir tepki!
Ne güçlü demokratik iç güdüler!
(Bu arada beş yüz yıl önce yarım milyon Yahudi İspanya’dan kovuldu.
Geçtiğimiz yıllarda neredeyse tüm ‘Sefardim’ler – Seferat,
İspanya’da İbranilere verilen isimdir – İsrail’e geldiler. Büyük
çoğunluğu Ariel Şaron’u desteklediler. Niçin İsrail’deki ‘İspanyol’
Yahudiler anavatanlarındaki İspanyollardan farklı tepki veriyorlar?
İsrail’le İspanya arasında bir başka fark daha var; ve en
belirleyici olan bu fark olabilir.
Geçen yıl İspanya’ya gittim. Ben gitmeden bir kaç gün evvel,
Başbakan’ın partisi yerel seçimlerde etkileyici bir zafer kazanmıştı.
Muhalif Sosyalist Parti de dümdüz olmuştu. Herkes ondan küçümseyerek
hatta biraz da acıyarak bahsediyordu. Parti, sanki hiç
toparlanamayacakmış gibi yıkıntı içindeydi.
Daha sonra şu oldu: Parti yaşlı liderini genç ve enerjik Jose Luis
Rodriguez Zapatero ile değiştirdi. Şansın da yardımıyla şimdi bu
adam, partisini iktidara taşıdı.
İspanyollar Başbakanlarından bıktıklarında biliyorlardı ki makul bir
alternatifleri var. İktidardaki partiyi defedebilirlerdi çünkü
onların yerini almaya hazır bir başka parti vardı.
Bu koşullar İsrail’e uymuyor. Bizim ana muhalef partimiz olan İşçi
Partisi de bir yıkıntı. Ancak kurtulabileceğine ilişkin bir işaret
yok. Tam tersine.
Şaron hükümetinde bir yer edinebilmek için şeytanla pazarlık
yapabilecek duyarsız biri tarafından yönetiliyor. Sicilleri kötü
diğer yaşlı liderleri de, hali hazırda Şaron onları kabinesine davet
edecek kadar kibar davranırsa, kendilerine tahsis edeceği
sandalyeler için kavga ediyorlar. İsrailli’in durumu gerçeküstü: Tüm
anketlere göre, halkın büyük çoğunluğu savaştan, intihar
bombalarının ve suikastların kanlı döngüsünden, yerleşimlerden ve
yerleşimcilerden bıkmış durumda.
Onlar bir çözüm istiyorlar ve gerekli bedeli de ödemeye hazırlar –
işgalin sona ermesi, bir Filistin devleti, yerleşimlerin
boşaltılması, Kudus’le ilgili makul bir uzlaşma, Yeşil Hat civarına
geri çekilme. Milli kaynaklarımızı işgal ve savaştan ekonomik
büyümeye, eğitime ve sosyal refaha kaydırmak istiyorlar.
Peki, bu, politik gerçeklere nasıl tercüme edilir? Edilmez.
Alternatif bir liderlik teklif edebilecek ciddi bir politik güç yok.
İspanya’da, bu, kendi kendisini doğal bir yolla düzelten geçici bir
durumdu. İsrail’de ise bu durum kalıcı gibi gözüküyor.
Bu yüzden insan İspanyolları yalnızca kıskanmamalı, onlardan bir
şeyler de öğrenmeli. Politik top yuvarlaktır. İmkansız gibi görünen
mümkün olabilir – eğer iyi niyetleri politik gerçekliğe
dönüştürebilecek iyi insanlar var ise.
Ben bunun burada da olacağını ümit ediyorum. Doğru, bazı insanlar
aynı hizada duruyor – Tony Blair ve George W.Bush. İspanya’da Jose
Maria Aznar’ın başına gelen onların da başına gelmeli ve umarım
gelecektir de. Ve daha sonra çok büyük ihtimalle sıradaki
dördüncünün de zamanı gelecektir ve Ariel Şaron, kanın ve yalanların
diğer adamı da defedilecektir.
Bu arada Akdeniz’in diğer ucundaki dostlarımıza selamlar –
Bravo,amigolar !
|