Başka Bir Dünya Mümkün, Ama
Görünüşe Göre Hayal Edilemez
Lydia Sargent & Michael Albert
Ocak 2004
Hayal bile edilemeyecek bir yoksulluğun ortasında “cafcaflı” bir
otele yerleşmiş Amerikalı misafirler olmanın acı deneyimini bir
kenara bırakırsak, bu sene 16-21 Ocak tarihleri arasında Bombay’da
yapılan Dünya Sosyal Forum’u hakkında söylenecek pek çok güzel şey
var. Önceki forumların aksine, bütün etkinlikler tek bir mekanda
gerçekleştirildi:New Standard Mühendislik Şirketi’nin (NESCO) ,
kapandıktan sonra sergi merkezine dönüştürülen devasa meydanlarında.
80,000 kişiyi oraya toplamak ve yüzlerce atelye çalışması düzenlemek
bile başlı başına bir başarı idi. Bunun ötesinde DSF 2004 bir
dereceye kadar bir sokak etkinliğiydi. Pek çok kültürden insan (genelde
yerel kıyafetler veya iş kostümleri içersindelerdi) ana geçiş
üzerinde, değişik toplantı yerlerinde devam eden oturumlara
aldırmadan –ara sıra bazı oturumlara doğru ilerleyen, konuşmacıların
sesleri yükseldikçe şamata dozunun arttığı yürüyüşleri saymazsak-,
dans ve şenliklerle bir aradaydı. Ayrıca alanlarda, üzerinde müzik,
dans ve tiyatro etkinliklerinin hiç durmadığı küçük sahneler de
kurulmuştu.
Geçen sene Brezilya’da, Porto Allegre’deki DSF sırasında, Arundhati
Roy,2004’te DSF’yi Hindistana taşımanın, oradaki köktenci Hindu
guruplarının kamuoyuna sevimli görünmesine yol açabileceğinden
yakınmıştı. Bombay DSF’si sırasında Roy ve başkaları, katılımcılara,
denetlenemeyen Hindu köktenciliğinin korkutucu bir tablosunu
çizdiler. Konuşurlarken “faşist” veya “köktenci” gibi hafif sıfatlar
kullanmıyorlardı. Bu gurupları, politik amaçlar uğruna veya yalnızca
spor için, insanları –özellikle müslümanları- katletmeye eğilimli,
bunu yapmaya muktedir hatta yapmış ve gittikçe güç kazanan eşkiyalar
olarak tanımlıyorlardı. Etrafımızda, milyonlarca yoksul insanın
yaşadığını ve bu insanların şiddete maruz kaldığını bilmemiz üzücü
olsa da bu durum, 130’dan fazla ülkeden “başka bir dünya mümkün”
diyebilmek için toplanan insanların oluşturduğu neşeli ruhu
karartamadı
Bombay DSF, kadınların problemlerinin, kast, ırkçılık ve dini
köktenciliğin üzerinde duracağını vaat etmişti. Muazzam araziler
üzerinde gerçekleştirilen toplu katılım toplantılarının üçü sadece
bu konular üzerineydi. Ayrıca düzenlenen yüzlerce seminer, toplu
katılım toplantıları ve atelye çalışmalarında çok sayıda kadın
katılımcı ve konuşmacı vardı. En ünlü Hintli konuşmacıların (bunlar
yerel medyayı kendilerine çekmiş, 20,000 ila 50,000 kişiye hatta
daha fazlasına ulaşmış konuşmacılardı) bazıları da kadındı. Her
yanda çok önemli konuları bir o kadar iyi sunan kadınlar göze
çarpmaktaydı. Kulaklarımıza, tamamen erkeklerden oluşan panellerin
varlığı hakkında şikayetler geliyordu ama aynı zamanda geleneksel
olarak kadınlara atfedilen konuların yanında genel konularda da
düzenlenmiş ve tamamen kadınlardan oluşan pek çok panel de vardı. (Tabiki
etkili kreş hizmetleri olmadan ve bayan tuvaleti sayısı üç misline
çıkarılmadan tam manasıyla feminist bir DSF
gerçekleştirilemeyecektir.)
Başka bir not, bu biraz üzücü, -hepimizin yorgun ama aynı zamanda
mutlu hissettiği sondan bir önceki gün- dinleyicilerden birinin,
Güney Afrika’dan bir erkeğin (bir yargıç), kadın katılımcılardan
birine tecavüz etmekle suçlanmasıydı. DSF organizasyon komitesi özel
bir duyuruyla anında olayı kınadı ve hemen ertesi gün bir gösteri
düzenlendi. Yargıç yakalandı. Ancak konuştuğumuz bazı kadınlardan
gerçekte ne olduğuna dair şüpheleri arttıran çelişik hikayeler
dinledik. Sonucu henüz bilmiyoruz.
Sınıf ve ırk konularında durum daha iyiydi. Forum belirgin bir
şekilde Asyalılardan oluşuyordu. Çok az “beyaz” yüz vardı. Ancak
sınıf ve ırka binaen konuşmacılar, iyi eğitimli, İngilizce konuşan
ve “açık tenli”ler; dışarda yürüyen 30,000 kişi ise işçileri,
köylüleri, fakirleri ve itilmişleri temsil eden genelde de “koyu
tenli” olan insanlardı. Afrika’lı katılımcılar çeşitliliğin bir
parçasını oluştursalar da Bombay DSF’yi çok kültürcülük için umut
verici olarak değerlendirebiliriz.
Önceki forumların en sıkıntı verici ve her hangi açıklaması
olamayacak özelliği, pek çok hareket, insan hakları grupları ve
STO’lar tarafından organize edilen etkinliklerin, bütünlüklü bir
programına ulaşmanın neredeyse imkansız olmasıydı. İnsanlar genelde
DSF kapsamındaki etkinliklerin sadece listesine bile, kayıt
yaptırdıklarında ulaşabiliyorlardı. Bu durum Bombay için de geçerli
idi. İlk geniş katılımlı toplantının başlamasından dakikalar
öncesinde bile program hazır değildi. Hazır olduğunda ise pek çok
katılımcı programa ulaşabilmek için çok zor anlar yaşadı. Ancak bunu
başarabildiyseniz iyi hazırlanmış olduğunu, oturumların yer ve
zamanlarının doğru gösterildiğini görebilirdiniz. (Brezilyada
oturumlar, genelde programda yazandan saatler sonra başlardı;
Bombay’de bunlar, çoğunluğu konuşmacnın geç kalmasına veya çeviri
ekipmanında çıkan problemlere bağlı olarak 45 dakika kadar sarktı)
Buradan forumdaki handikaplara geçebiliriz: İlkin İngilizce veya
Hintçe konuşuyorsanız oturumların pek çoğunu anlayabiliyordunuz.
Ancak her konuşmayı iki kere dinlemek zorundaydınız. (Bazen bir
paragraf bazen de konuşma bittiğinde yapılan özet olarak) Çünkü
çeviri servisi yetersizdi.
İkincisi, eğer bir forum, birisinin tartışma açmak amacıyla
görüşlerini söylediği bir etkinlikse, “kendi görüşlerini söyleme”
kısmı oldukça iyi işledi.Ama “tartışma” kısmı için aynısını
söyleyemeyiz. Konuşmalar çoğunlukla yanlışın ne olduğu ile ilgiliydi:
(a) ABD, b) küreselleşme. Bombay gibi bir şehirde kürsüye çıkıp DTÖ,
Dünya Bankası, yapısal düzenleme ve yoksulluğun sonuçları gibi
konularda konuşmak ne kadar anlamlıdır? Orada herhangi bir yönde beş
dakika yürümek, neyin yanlış olduğunu hiçbir konuşmacının zilyon
kere hatırlatmasına gerek kalmadan bir seferde gayet iyi
açıklayabilir.
Üçüncüsü, DSF’nin “başka bir dünya mümkün” sloganı dört yıldır
katılımcılara ilham veriyor ve pek çoğu konuşmasını bu sloganla
bitiriyor. Doğru, ilham verici. Ancak başka bir dünya, görünüşe göre,
eğer bu oturumların içeriğine bakarsanız, henüz hayal edilemez.
Sadece birkaç panel “başka bir dünya”nın ne olabileceği konusunda
alternetifler içeriyordu. Bu oturumlardaki konuşmacıların %95’i de
neyin yanlış olduğu hakkında konuşuyordu: ABD, emperyalizm,
kapitalist küreselleşme, v.s. Örneğin “küreselleşmeye alternatifler”
konulu bir panelede, Hindistan komünist partisi temsilcisi, Komünist
Manifestoyu harfi harfine okudu ve konuşmasını “….zincirlerimizden
başka kaybedecek hiçbir şeyimiz yok” ile bitirdi. Bunu takiben
tanınmış bir Alman çevreci/yazar, kapitalizmi nasıl daha çevre dostu
bir hale getirebileceğimiz hakkında bir sunum yaptı. Sonrasınnda
DSF’yi yeniden yapılandırma hakkında başka bir konuşma ise, konusu
itibariyle bu oturum içinde oldukça önemli olmasına rağmen,
küreselleşmeye alternetiflerin ne olabileceği hakkında pek az şey
söyledi. En sonunda da bir konuşmacı, oturumu, kapitalist hatta
sosyalist ekonomilere sunulacak alternatiflerin bir adresi olarak
gösterebildi.
Başka bir handikap da panellerin en az 10 konuşmacıdan oluşmasıydı.
Saatlerce oturmanıza rağmen her bir konuşmacıyı 15 dakika
dinleyebiliyordunuz.(konuşmacılar Bombay’a gelebilmek için günler
öncesinden yola çıkmıştı). Sonuç olarak da örneğin kapitalizme veya
ağır sosyalist ekonomilere karşı sunulacak bütünlüklü bir alternatif
için konuşmacıların sadece 15 dakikası vardı.
DSF, küresel sol hareket için, bilgi aktarımı açısından tartışmasız
çok önemli bir gelişmedir. Fakat neden yapıcı alternatif vizyon ve
program tartışmalarını sosyal forum hareketinin merkezi bir parçası
haline getirmeye başlayamıyoruz?
DSF organizatörlerinin vizyon ve programlar’ı teşvik etmek için
yaptığı, DSF’yi yeni bir örgüt veya hareketlerin hareketi olarak
almak değil, insanların birbirleriyle etkileşim içinde yeni şeyler
öğreneceği ve birbirleriyle bağlar kurabilceği bir mekanizma olarak
kurgulamaktır. Peki neden bunun bozulma riski var? Söyledikleri
gibi, sosyal demoktarlar, Leninistler, anarşistler, feministler ve
her çeşit yerel gurup, yeni bir uluslararası dünya’yı irade eden
yekpare bir aktivizm’de birleşemezler mi?
Doğru, forum süreci doğru olan şeyi yapmaya devam etmeli. Fakat
Sosyal Forum, her seviyede bir bilgi aktarımı süreci olduğu için,
hızlı bir ilerleme, sorunların sistemik köklerini korkunç ve sürekli
tekrar ederek analizden ziyade, sürekli vurgulandığı gibi, yavaş
yavaş vizyon ve srtateji konularında daha derin tartışmalar içeren
bilgi aktarımları sonucunda yakalanabilir. Örneğin 2005 DSF’deki
oturumların en az yarısı vizyon ve programlar hakkında olabilir.
Ayrıca pek çok oturum, en fazla bir veya iki konuşmacıyla
sınırlandırılabilir. Böylece konuşmacılar, tartışma açabilecek
gerçek alternatifleri sergileyebilmek için gereken zamanı bulur.
Buna ilaven bazı oturumlar, kapanış toplantısında sunmak üzere bazı
fikirler veya programlar üzerinde anşlama sağlamayı hedefleyebilir.
Dolayısıyla bu fikirler, yerel sosyal forumlarda da tartışılabilir.
Ayrıca, sosyal forum hareketi, bütün seviyedeki kaynaklarını belli
bir yöne kanalize edemez mi? Neden,mesela, alternatif medyayı
destekleyerek ana akım medyayı önyargı ve dezenformasyon konularında
takibe alacak bir üç yıllık kampanyaya ağırlığını koymasın? Bütün
ülkelerde hedefleri olan –bu hedefler TV, radyo, internet, ve tüm
dünyadaki basılı medyayı içermektedir- bu tarz bir uluslararası
girişim, bizim medyamızın etkisini ve yaygınlığını arttırarak, daha
iyi bir dünya yaratmaya hizmet edecek, odaklanmış küresel bir
aktivist kampanya olabilir. Bu medya hareketi için gerekli tek
ideoloji: medyada doğru, yanlıştan iyidir; milyarların çıkarlarıyla
ilgilenmek, bir kaç elitin çıkarlarıyla ilgilenmekten daha iyidir;
ve insanların elindeki medya şirketlerin elindeki medyadan daha
iyidir.
DSF sürecindeki en önemli gerilim noktası kendi değerlerine sahip
çıkma konusunda idi. Hareketlerimizde katılımcı demokrasi istiyoruz
ama DSF faaliyetlerinde bu yok. Sosyal forumun, kendisini,
uluslararası iletişimin yanında katılımcı demokrasi adına da
mütevazi bir deneme olarak görmesi, doğru yönde bir adım olacaktır.
Soyal forumları tüm dünyada şehirlerde ve kasabalarda düzenlenecek
mahalli olaylar olarak tasarlayabilir miyiz? Sadece İtalya’da 100
tane var. Bu yoğunluğu bütün dünya için bir düşünün. Her ülkeden 100
belki de 1,000 kişi seçilmesi ve bu insanların o ülkenin kendi
sosyal forumunda sorumluk ve karar alacak yapıyı oluşturması akla
yatkın değil mi? Daha sonra, ülke çapındaki forumlarda bölgesel
etkinlikler için sorumluluk ve karar alacak yapılar oluşturulamaz
mı? V.s.
Böyle bir dinamizm ve katılım yakalanırsa, yukarıda değinilen
sorunların bazıları ortadan kaldırılabilir. Bunu yapması zor ama,
artık insanlara söyleyecek sözlerimiz olduğundan bahsetmek yerine
insanlara, söyleyeceklerimizi söylemenin zamanı gelmedi mi?
Sosyal forum hareketinin önemini abartmıyoruz. İnsanları bir araya
getirdi, 2003 şubatındaki savaş karşıtı etkinliklere ilham verdi ve
potansiyel olarak sosyal yapıyı değiştirme gücü oldukça fazla.
Aktivistlerin özellikle de ABD’dekilerin, ilginin azaldığında sosyal
forum hareketinde çalışması hayatidir. Kabuğumuzu kırmak, ilham
verebilmek, umut ettiğimizin daha iyi bir dünyayı hayal etmek ve
daha sonra onun uğruna savaşmak için gereken çoşku dolu ve yaratıcı
küresel tartışmalarda bir araya gelmek için.
________________________________________
Lydia Sargent ve Michael Albert Z’nin kurucuları ve uzun sürelir
işleticileridir.
|