BİLGİLENMEK VE ENTELEKTÜEL ÖZSAVUNMA
Noam Chomsky
8 Mart 1999
Dünya, fizik, birinci beyzbol ligi veya başka bir şey, aklımızda
ne olursa olsun, çaba harcamadan oralarda neler olup bittiği
hakkında bilgilenmenin yolu yoktur. Anlamak bedava değildir.
Yalıtılmış bir birey için, bu işin müthiş zor olmakla hepten umutsuz
olmak arasında bir yerlerde olduğu doğrudur. Ama elbirlikçi bir
cemaatin parçası olan herhangi biri için bu yapılabilir bir şeydir -ve
bu, diğer bütün durumlar için de doğrudur. Aynı şey “entelektüel
özsavunma” için de geçerlidir. Tek başınıza bir konum almak büyük
ölçüde özgüven, belki de birinin sahip olması gerektiğinden daha
fazla özgüven gerektirir; çünkü size doğru gelen gördüğünüz ve
duyduğunuz her şeyle karşıtlık içindedir. Bunun hakkında kanıtlar da
vardır: Deneysel koşullar altında, insanlar doğru bildikleri şeyin
güvenmek için nedenlere sahip oldukları başka kişiler tarafından
yadsındığını öğrendiklerinde, kendileri de bu doğru bildikleri şeyi
yadsırlar (ekseri insanların konformist ve irrasyonel olduklarını
göstermek için örnek verilen, ama insanların oldukça makul oldukları
ve ellerindeki bütün bilgiyi kullandıklarını göstermek için farklı
biçimde de anlaşılabilecek Solomon Asch’in sosyal psikolojideki
klasik deneyleri).
Bunlardan daha önemlisi, bir cemaatin -bir örgütlenmenin- eylem
için bir temel olabileceği, ve dünyayı anlamak ruh için iyi bir şey
olsa da (bu küçük görmek anlamına gelmiyor), eyleme yönlendirmediği
takdirde, söz konusu mesele hakkında hiç kimseye, insanın kendisine
de çok fazla yardımcı olamadığıdır. Aynı zamanda medya, fikir
gazeteleri, akademik incelemeler gibi doktriner kurumların
ürünleriyle uğraşırken, propaganda perdesinin ardına nüfuz etmek
için insanın alışkanlık haline getirmesi gereken birçok teknik
vardır. Örneğin bir makalenin ya da haberin temel çerçevesinin
doktriner gerekliliklere uygun olarak umutsuz ölçüde yanlış
yönlendirme işlevine sahip olması hayli sık rastlanan bir durumdur;
fakat, bu çerçeve içinde başka bir şeylerin olup bittiğini gösteren
ipuçları sıkça keşfedilebilir. Ben ekseri egemen basını son
paragraflardan başlayarak okumayı öneririm. Şaka yapmıyorum. Küçük
puntolara bakma, haber hakkında fazlaca kafa yorma ve onu dünkü
haberlerle karşılaştırma zahmetine girmeyecek neredeyse bütün
okurlar için, manşet, çerçevelendirme, ilk paragraflar genel
manzarayı ve hikayenin tamamını vermek üzere tasarlanmıştır (bilinçli
olarak bunları gazetecilik okulunda öğrenirsiniz). Bu her zaman
keşfedilen bir şeydir.
Örnek vermem gerekirse, Pazar gününün New York Times gazetesini
biraz önce okudum. “Week in Review” bölümünde, “Konuşulamaz Olanı
Düşünülemez Olanla Karşılaştırmak” başlığını taşıyan Ralph
Blumenthal’ın ilginç bir makalesi var. Doğru olarak işaret edildiği
gibi, hem deneysel, hem de kullanım düzeyinde Mengele ile rahatça
karşılaştırılabilir olan Japonya’nın II. Dünya Savaşındaki tüyler
ürpertici biyolojik savaş siciliyle ilgili 4 Mart’ta yayınlanan
(Judith Miller’le birlikte yazdıkları) uzun makalesini özetliyor.
Dehşet verici 731 Birimini ve onun başındaki General Ishii’yi
tartışıyorlar. Çerçeve şu: “Böyle bir kötülük nasıl olabilir?”,
“Japonya bilgi için yapılan başvuruları geri çeviriyor”, “Japonlar
nasıl bu kadar korkunç olabiliyorlar?”, vs. Özsorgulamayla -ki
yararlı ve gerçekleri açığa çıkartan bir alıştırmadır-
karşılaştırarak benim sıkça tartıştığım bildik ve işe yaradığını
kabul etmemiz gereken bir tarz.
Orijinal makale, bu ürkütücü suçları ifşa etmeyi ve şüpheli (Japon)
iştirakçilerin ABD’ye girmesini yasaklamayı amaçlayan ABD Adalet
Bakanlığı’ndan gelen soruşturmaları yanıtlamayı reddettiği için,
Japonya’yı mahkum ediyor.
Bütün bunları yıllardır izleyen dikkatli bir okur, her iki
makalede ifade biçimi dikkatlice yumuşatılmış, uygun bir biçimde
gizlenmiş başka bir şey hakkında ipuçlarının farkına varacaktır.
Aşağıda, çoğunlukla bugünün özet makalesine bağlı kalarak birkaç
örnek veriyorum.
Makale “1980’lerin başında, Amerikalı ve İngiliz akademisyen ve
gazetecilerin Amerika’nın suçların gizlenmesine karışması hakkında,
yeni ayrıntılar ekleyerek, mikrop savaşı konusunu yeniden
keşfettiklerini” belirtiyor. “Amerikalı ve İngiliz akademisyen ve
gazetecilerin” ne kadar harika ve korkusuz olduklarını gösteriyor.
Blumenthal’ın bilmemesinin pek mümkün olmadığı gibi, gerçek şudur:
ABD hükümeti (ve egemen akım içinde yer alan akademisyenler ve
gazeteciler), ABD’nin suçların gizlenmesine karışmasının niteliği ve
kapsamı dahil olmak üzere, hikayeyi ortaya çıkartmamış ve ileri
sürülebileceği gibi, örtbas etmişlerdir. Blumenthal ve meslektaşları
aynı yolu izlemektedirler. Olgular “Amerikalı ve İngiliz akademisyen
ve gazeteciler” tarafından “1980’lerin başında” değil, fakat
Ekim-Aralık 1980’de Bulletin of Concerned Asian Scholars’da (Sorumlu
Asyalı Akademisyenler Bülteni) ortaya çıkartılmıştır. Bu, 60’ların
egemen akademisyenliğine ve ideolojisine muhalefetten ve
eleştirisinden yola çıkmış dergilerden birisidir ve bu makale
derginin, egemen akımın -tabii ki Times’ın- saklamak istediği
malzemeyi ifşa etme başarısının bir örneğidir. Önemli miktarda
ayrıntılı bilgi içeren bu makalenin yazarı John Powell’dı ve bu
nedenle Kongre komiteleri onun peşini bırakmadılar: İşe alınmadı,
kışkırtıcılıkla suçlandı, China dergisi kapatıldı, vs. Bu olgu,
Blumenthal/Miller’in makalelerini çok yakından ilgilendirir. Fakat
doğruyu söylemek gerekirse -ki bildikleri kesindir- John Powell’ın
başına gelenler özgür kurumlarımızın, bunların liderlerinin ve
katılımcılarının cesaret ve dürüstlüğünün göklere çıkartılması için
gerekli imajı yaratmaya yardımcı olmayacaktır.
Times’daki makale Japon savaş suçlarının tanınmasındaki
“gecikmenin” “Batının savaş sırasındaki acıları Avrupa-merkezci bir
bakışla ele alması kadar, iki eski Mihver müttefikinin kendi
geçmişleriyle uzlaşma istekleri arasındaki çarpıcı farkları ortaya
koyduğunu” belirtmekte ve “soğuk savaş düşmanlıklarına acımasız bir
ışık” tutmaktadır. Gerçekte “gecikme” kökten farklı bir şeyi ortaya
koyar: Gecikme, ABD’nin tiksindirici operasyonun tamamını
devralmasından, şimdi ortaya çıkartmakta çok istekli olduğunu iddia
ettiği Mengele’leri korumasından ve onların çalışmalarını, ABD’nin
devasa biyolojik ve bakteriyolojik savaş programı için temel olarak
kullanmasından kaynaklanmıştır. 1949’dan itibaren kuvvet komutanları
sonuçları “ilk saldırı” planlarına dahil etmişler ve bunun için
resmi onay 1956’da verilmiştir.
“Soğuk savaşa” yapılan inandırıcı olmayan referansa gelince: Bu,
geçmiş suçları örtbas etmek için standart -neredeyse refleks
türünden- bir düzenektir. Bu düzeneğe, tam da şimdi Orta Amerika söz
konusu olduğunda başvurulduğu gibi, korkakça olduğu kadar utanç
verici bir biçimde başvuruluyor. Ritüel bir terim olarak “soğuk
savaş” anıldığında, her zaman meseleye daha yakından bakmak gerekir.
Kritik bir biçimde, “gecikmenin” zikredilen şeyle pek bir ilgisi
yoktur. Fakat, çok rahat bilmezden gelinen şeyle büyük bir ilgisi
vardır.
Times’daki makale şunu belirtiyor: İşlediği biyolojik savaş
suçları nedeniyle Sovyetlerin Japonları yargılaması “komünist
propaganda olarak Batıda büyük ölçüde görmezden gelindi veya dikkate
alınmadı” ve ABD bu suçlardan ötürü hiç kimse hakkında kovuşturma
yapmadı. Doğru ve bu, dürüst bir haberde işaret edilebileceği gibi,
New York Times’ın ortaya koyduğu doğru bir manzaradır. Fakat,
hikayenin bütünü olmaktan hayli uzak. Sovyetlerin, Japon
Mengele’lerini yargılamaları, ABD’nin onlara sağladığı korumayı ve
kriminal faaliyetlerini devralmasını gizleme ihtiyacının bir
parçasıydı ve bu nedenle alaya alınmıştı. Makalenin sonuna doğru,
ABD’nin “General Ishii’nin verilerini ele geçirebileceği” cümlesinde,
Times’ın pekala her şeyi bildiğine dair bir ipucu bulunuyor.
Hikayenin henüz tamamlanmış hali tam da belirtildiği gibi.
Ve bu yalnızca hikayenin küçük bir bölümü. Times’ın bilmemesinin
imkansız olduğu gibi, bir yıl önce Indiana University Press yakın
dönemde erişilebilen Çin ve ABD arşivlerine dayanarak, bütün bu
konularda akademik bir çalışma yayınladı (Endicott ve Hagerman, The
US and Biological Warfare). Hikaye biraz önce değindiğim, yeterince
kötü olan şeyin çok daha ötesine gidiyor. Times’daki makale Japon
biyolojik/bakteriyolojik savaşının kurbanları hakkında Çinli
araştırmacıların elde ettiği yeni kanıtlara atıfta bulunuyor. Doğru,
fakat Times’ın ve Endicott-Hagerman belgesinin yine bilmesi
gerektiği gibi, bu Çinli araştırmacılar aynı zamanda Birleşik
Devletler’in Ishii ve Birim 731’den öğrendiklerini, 50’li yılların
başında, Kuzey Kore ve Çin’de uygulaması sonucu ölenler hakkında
kanıtlar ortaya koyuyorlar. Üstelik, Endicott-Hagerman’ın
tartıştıkları gibi, Çin belgelerinde yer alan ve Çinli
Araştırmacıların ortaya koyduklarıyla ABD arşivlerinde yer alan
bilgiler arasında rahatsız edici bağıntılar bulunuyor. Geçmişte, ben
hiçbir zaman ABD’nin Kuzey Kore/Çin’de bakteriyolojik/biyolojik
savaş uyguladığı suçlamalarını ciddiye almadım. Şimdi böyle
davranmak o kadar kolay değil. Gerçekte bu, yeni yayınlanan komünist
arşiv ve araştırmalardan elde edilen az sayıdaki
önemsizleştirilmemesi gereken ifşaatlardan birisi; başka birçok şey
kadar manşete taşınmayı hak eden bir olgu. Suçlamalar kanıtlanmış
değil, ama kuşkusuz çok daha yakından incelenmeyi hak ediyorlar. Ve
artık basitçe komünist propaganda olarak (gerçekte benim de yapmış
olduğum gibi) bu suçlamaları ciddiye almamak doğru olmaz.
Times’daki makaleler akademik araştırmaya yer veriyorlar. Fakat,
en yeni ve en önemli olduğunu bildikleri, yakın zaman önce
erişilebilen Çin arşivleri ve Çin araştırması kadar yeni açıklanan
ABD arşivlerini de kullanan tek araştırmayı özenle atlıyorlar.
Tahmin edilmesi pek güç olmayan nedenlerden ötürü açıklanamayacak
orijinal bulguyu bir yana bırakalım, bu konuyu araştırmış olmak ve
en önemli ve en yakın tarihli akademik çalışmayı “keşfedememek”
dikkat çekici ölçüde yeteneksizlik gerektirir.
Sunumunu yapanların kuşkusuz bildiği gerçek hikaye bu çizgileri
izlemektedir. Dürüst bir haber, şurada burada ipuçlarını gizlemek ve
başından beri çok farklı bir hikayeyi anlatmak yerine, yalnızca
bütün bunları vurgulamakla kalmazdı, aynı zamanda güncel konularla
ilgili açık sonuçlar çıkartırdı. Örneğin şu konu: ABD’nin “kitle
imha silahlarının” tehlikeleri -belki hala yürürlükte olan, ama
ABD’nin erken savaş-sonrası resmi politikasına göre var olmayan bir
kategori -ve biyolojik/bakteriyolojik silahların dehşeti ve bunların
teröristler ve haydut devletler tarafından potansiyel kullanımı
hakkında ateş püskürmesi. Birim 731’deki kökenleri dahil ABD’nin
bütün bunları devralması ve (olası saha denemeleri dahil)
geliştirmesi, bütün hikayenin ne şekilde ele alınmış olduğu ve ele
alındığı ön sayfalarda yer alması gereken ve kuşkusuz tartışmaya
değer bir konu.
Ve ne şekilde ele alınacağı. Habere doğru yönde bir çerçeve
kazandırmaya vakti olursa, bir gün Times’ın bütün bu konular
hakkında uzun bir makale hazırlaması muhtemeldir. Haber resmi
inkarlar, Soğuk Savaş hakkında ilişkisiz fakat işe yaraması muhtemel
savunmalar, uzun süredir gizlenmiş olanları ortaya çıkartan akademik
çalışmada gözüken (kaçınılmaz) hatalar üzerine bol bol atıp tutmalar,
vs. ile şekillendirilmiş olacaktır. Kuşkusuz bu çalışmada hatalar
vardır; fakat eğer bu hatalar, doktriner gereksinmelere hizmet
ettiğinde önemli ölçüde saygın tarih olduğu düşünülen şey hakkında
ortaya çıkartılanların küçük bir bölümüne ulaşırsa, bu sürpriz
olacaktır. Yine oraya buraya dağılmış, dikkatli bir okuyucunun büyük
çabayla bulabileceği ve onu gerçeğe götürebilecek ipuçları olacaktır.
Doğru yalnızca çirkin olmakla kalmayıp büyük ölçüde yerinde ve
zamanında olma özelliği taşır. Eğer var olsaydı, özgür bir basında
haberin şekillendirileceği ve sunulacağı biçimin böyle olması
gerekirdi. Ciddi bir çaba gösteren birisi, mevcut basında kendisini
doğru resme götürecek ipuçlarını ayırdedebilir. Ama bu çaba ve bu
işlerin tipik olarak nasıl döndüğü hakkında biraz aşinalık gerekir.
Boston Globe’un -kısmen “Amerika Atinası”nın önde gelen
isimlerine yönelik bir dergi -konu hakkında, suçları lanetleyen bir
başyazısının olduğunu ekleyebilirim: “(Suçlar) o kadar aşağılıktır
ki, hiçbir zaman sınırlamalar getiren bir yasanın uygulanmaması
gerekir ve unutkanlığın perdesinin bu suçları gelecek kuşaklardan
saklamasına izin verilmemelidir.” Times’ın haberleri arasına
dağılmış olan birkaç ipucu bile başyazıdan çıkartılmıştır. Başyazı
Tokyo’yu suçlamaktadır çünkü “(Tokyo) bir biyolojik şavaş birimine
katılmış eski Japon askerlerinin isimlerini bile ABD’ye vermeyi
reddetmiştir.” Nasıl bizim Japon Mengele’leri hakkında gerçeğin her
kırıntısını ortaya çıkarma gayretimizi engellemeye nasıl cesaret
ederler -ve nasıl bize tapmamızın öğretildiği kişiler tarafından
kabul edilmişlerdir?
Bu yalnız örneklerden bir tanesidir. Aynı günün gazetelerinden
başka bir düzine daha örnek kullanabilirdim. Şimdi artık var olmayan
Zamanımızın Yalanları adlı bir dergi için bu konular hakkında
düzenli makaleler yazardım -yazılı iftira davalarından korkulduğu
için “Times’ın Yalanları” olarak adlandırılmadığını sanıyorum.* Bu
makalelerin pek çoğu “Lexington’dan Mektuplar” (Common Courage)
isimli bir kitapta toplandı. Başlık böyle, çünkü gayri-resmi şekilde,
mektup olarak yazılıyorlardı. Mevcut kitap ve yazılarda çok daha
fazla ayrıntılı analizler bulunmaktadır. Entelektüel özsavunma
hakkında bazı ipuçları verebileceklerini düşünüyorum, ama nihai
olarak bu, fizik ya da beyzboldan farklı değildir. Eğer bir şey
öğrenmek istiyorsanız, çalışmanız gerekecektir. Başarı şansı veya
işe yarar başarı şansı ise işbirliğine dayalı karşılıklı bilgi alış
verişi ve çabayla büyük ölçüde artmaktadır.
Chomsky sayfası ►
|