Bush’tan STK’lara: Söylediklerinize dikkat edin
Naomi Klein, Globe and Mail
24 Haziran 2003
Bush yönetimi el koyma savaşındaki bir sonraki hedefini buldu;
fakat bu hedef ne İran, ne Suriye ne de Kuzey Kore; her nasılsa
henüz onlar değil.
Herhangi yeni bir dış maceraya atılmadan önce Bush çetesinin evde
halletmesi gereken bazı işleri var: dünya kamuoyunun düşüncesini ABD
bombalarının ve markalarının aleyhine değiştirmesine yardım eden şu
baş belası sivil toplum kuruluşlarını süpürecek.
STK'lar üzerine savaş iki açık cephede yürüyor. Birinci cephede
kârlı yeniden yapılanma sözleşmeleri sunarak, ana akım, yardımsever
ve dini grupların sessizliklerini ve suç ortaklıklarını satın alıyor.
Diğer cephede ise, daha bağımsız düşünceli STK'ları yaptıkları işin
demokrasiye yönelik bir tehdit olduğunu iddia ederek
marjinalleştiriyor ve suçlu durumuna düşürüyor. Amerikan Girişim
Enstitüsü, yani Washington D.C.’deki en güçlü beyin takımı, sopayı
elinde tutarak ABD Uluslararası Gelişim Ajansı (USAID) rüşvet
dağıtma görevini üstleniyor.
21 Mayıs’ta Washington’da USAID’in başkanı Andrew Natsios, pek
çoğunun oynamakla görevlendirildiklerinden bile haberleri olmadığı
bir rolü oynamadıkları için ABD STK'larına saldıran bir konuşma
yaptı. Bu rol, ABD hükümeti için halkla ilişkiler görevini
yürütmekti. Konferansa ev sahipliği yapan 160 yardım ve kalkınma
STK'sından oluşan bir ağ olan InterAction’a göre, Bay Natsios, hasta
ve aç Iraklı ve Afganistanlı çocukların, yiyeceklerinin ve
aşılarının kendilerine George W. Bush sayesinde geldiğini
anlamamalarından “rahatsız” olmuştu. Şu andan itibaren STK'lar,
insani yardımlarını ABD’nin dış politikasıyla ilişkilendirmek, ve
kendilerinin “ABD hükümetinin bir kolu” olduklarını açıkça belirtmek
konusunda daha iyi çalışmak zorundadırlar. InterAction, Natsios’un
onları, eğer bunu yapmazlarsa sözleşmelerini bizzat yırtmakla ve
yeni partnerler bulmakla tehdit ettiğini bildiriyor.
Yardım çalışanlarının ABD dolarlarına bağımlılığı daha fazla.
USAID, insani yardım sözleşmeleriyle ödüllendirilmiş pek çok STK’ya
medyayla konuşamayacaklarını söyledi; muhabirlerden gelen her türlü
teklif Washington’dan geçmek zorunda. InterAction’un başkanı Mary
McClymont bu talepleri “eşi görülmemiş” olarak nitelendiriyor; ve
“sanki STK'lar bağımsız değillermiş, ve gördükleri ve düşündükleri
hakkında kendi adlarına konuşamazlarmış gibi görünüyor” diyor.
Pek çok insani yardım başkanı yaptıkları işin hükümetin bir
“kolu” olarak tarif edildiğini duyduklarında şok geçirdiler; bu
başkanların çoğu kendilerini bağımsız olarak görüyor (kuruluşun
isminin içinde geçen “hükümet-dışı”* ifadesi bu olsa gerek).
En iyi STK'lar davalarına bağlıdır, ülkelerine değil; ve kendi
hükümetlerini eleştiri yağmuruna tutmaktan da korkmazlar. Beyaz
Saray’a ve Avrupa Birliği’ne AIDS ilaçlarının patentleri konusunda
karşı çıkan Sınır Tanımayan Doktorlar’ı, ya da İnsan Hakları İzleme
Örgütü’nün Birleşik Devletler’deki idam cezasına karşı kampanyasını
bir düşünün. Bay Natsios, World Vision’un başkan yardımcılığını
yaptığı bir önceki işinde bu bağımsızlığı bizzat benimsiyordu. Kuzey
Kore’deki kıtlık sırasında kendi hükümetini, yiyecek yardımını
bilerek alıkoyduğu için eleştirmekte tereddüt etmemiş, Clinton
yönetiminin yanıtını “çok yavaş”, Clinton’un politikanın bir etmen
olmadığı iddiasını da “bütünüyle saçma” olarak nitelendirmişti.
Bay Natsios’un şu anda Irak’ta denetlediği yardım kuruluşlarından
böylesi bir açık yüreklilik beklemeyin. Bu günlerde STK'lardan,
üzerlerine büyük bir “size ABD tarafından yollanmıştır” etiketi
iliştirilmiş bakım paketlerini (tabii Bechtel ve Halliburton’un
kamusal-özel ortaklığıyla) sessizce dağıtmak dışında bir şey
beklenmiyor.
Amerikan Girişim Enstitüsü’nün ve Hukuk ve Kamu Politikaları
Çalışmaları için Federalist Birlik’in bir inisiyatifi olan STK
İzleme Örgütü'nün verdiği mesaj, kâr amacı gütmeyen kesimin büyüyen
politik etkisini hedef almaktadır. 11 Haziran’da açılan web
sitesinin belirtilen amacı “STK'ların hızla büyüyen dünyasına
açıklık ve güvenilirlik getirmektir”.
Aslında bu, Bush’un yönetim politikalarına karşı, ya da Beyaz
Saray’ın karşı çıktığı uluslararası anlaşmaları destekleyerek
konuşmaya cüret eden her STK hakkında hikâyeler anlatan McCarthyvari
bir kara listedir.
Bu tuhaf inisiyatif, hükümetlerini etkilemeye çalışmak için bir
araya gelen “seçilmemiş” yurttaşlardan oluşan gruplarda netameli bir
şeyler olduğu düşüncesini öncül olarak kabul eder. Site, “liberal
demokrasilerde STK'lara verilen olağanüstü büyüyen desteğin anayasal
demokrasilerin hükümranlığının altını oyma potansiyelini taşıdığını”
iddia etmektedir.
Bu iddia AEI’den (Amerikan Girişim Enstitüsü) geldiği için ironi
içermiyor değil. Kaliforniya merkezli 'Food First** STK’sının
politika analisti Raj Patel’in belirttiği gibi, “Amerikan Girişim
Enstitüsü’nün kendisi de bir STK’dır, ve gezegendeki en güçlü
şirketler tarafından desteklenmektedir. Onlar sadece, Motorola,
American Express ve Exxonmobil’i de içeren yönetim kurullarına hesap
verirler”. Etkiye gelince, STK’ların pek azı bunu, en kaçık
fikirlerinin Bush’un yönetim politikası haline gelmesinin ihtimal
dahilinde bulunduğu AEI gibi pazarlayabilir. Ve merak etmeyin.
Pentagon’un Savunma Politikası Kurulu’nun üyesi ve eski başkanı
Richard Perle, tıpkı başkan yardımcısının karısı Lynne Cheney gibi
bir AEI üyesi; Bush yönetimi eski AEI üyeleriyle tıka basa dolu.
Başkan Bush Şubat ayındaki bir AEI yemeğinde şöyle söyledi:
“Amerikan Girişim Enstitüsü’nde ulusumuzun en keskin zekâlarından
bazıları ulusumuza yönelik en büyük tehditlerden bir kısmı üzerine
çalışmaktadır. Öyle iyi iş çıkarıyorsunuz ki, benim yönetimim bu
beyinlerden 20 tanesini ödünç aldı.” Başka bir deyişle, AEI bir
beyin takımından daha fazlasıdır; Bay Bush’un dışarıdaki beynidir.
Bay Natsios’un açıklamalarıyla birleştirildiğinde, kâr gütmeyen
kesime yönelik bu saldırı yeni bir Bush doktrininin ortaya çıkışını
göstermektedir: STK'lar, askeriyenin, savaşlardan ve kıtlıklardan
sonra sessizce ortalığı silip süpüren iyi kalpli yardım kanadından
başka bir şey olmamalı. STK'ların işi bu trajedilerin nasıl
önlenebileceğini sormak, ya da politik çözümleri savunmak değildir.
Ve tabii gerçek politik değişimler için baskı yapan savaş karşıtı
veya adil ticaret yanlısı hareketlere katılmak hiç değildir.
Beyaz Saray’daki denetim ucubeleri bu sefer gerçekten kendilerini
aştılar. Önce kendi dış politikalarını eleştiren hükümetleri yardım
paketleriyle ve ticari anlaşmalarla satın alarak susturdular. (Geçen
ay ABD ticaret temsilcisi Robert Zoellick Birleşik Devletler’in
yalnızca “dış politika ve güvenlik meselelerinde işbirliği ya da
daha fazlasını sunan” ülkelerle yeni ticaret anlaşmaları içine
gireceğini söyledi) Sonra da, gazetecilerin erişimini başmakalenin
denetimiyle değiş tokuş ederek, basının savaş süresince zor sorular
sormamasını garanti altına aldılar.
Şimdi Irak ve Afganistan’daki yardım çalışanlarını Bay Bush’un
A.B.D. markasının reklamcıları haline getirmeye, tıpkı Fox News
muhabirlerine yaptıkları gibi Pentagon’a yamamaya çalışıyorlar.
ABD hükümeti genellikle “tek taraflı” olarak tarif edilir; fakat
ben bunun tam olarak doğru olduğunu sanmıyorum. Bush yönetimi bu
yolu tek başına gitmeye hevesli olabilir; fakat asıl istediği,
yabancı hükümetlerden ulusal gazetecilere ve uluslararası STK'lara
kadar öz-sansürcü müritlerden oluşan lejyonlardır.
Uğraştığımız şey yalnız bir kurt değil, bir çoban köpeği.
Sorulması gereken şu: Hangi STK'lar koyun rolünü oynayacak?
Naomi Klein No Logo’nun, ve Fences and Windows’un yazarıdır.
|