Bir Terörist Devletin Yerine Diğerini Koymak
Amerika Birleşik Devletleri Afganistan’da

Sonali Kolhatkar, Foreign Policy in Focus

6 Ekim 2003
 

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George W. Bush, 12 Eylül’de Fort Stewart’ta askeri personele “Bir teröristi barındırırsanız, bir teröristi desteklerseniz, bir teröristi beslerseniz en az o terörist kadar suçlusunuzdur. Ve Taliban ne demek istediğimizi anladı. ” dedi. Ama şimdi ne demek istediklerini bütün Afganlar anladı; zira ABD-destekli savaş lordları Taliban’ın meşruiyetini ayakta tutuyor: Taliban’ı devirme amaçlı ABD bombardımanının başlamasından iki yıl sonra, ABD önceki terörist devletin yerine kendi yarattığı bir diğerini koyuyor.

Afganistan’da düzenlenen seçimlerden bir yıldan daha az bir süre sonra Birleşmiş Milletler habercisi Miloon Kothari, ABD destekli savaş lordlarını evleri yıkmak ve toprağı yağmalamakla suçladı. Kothari, Afgan Savunma Bakanı Muhammed Kasım Fehim ve Eğitim Bakanı Yunus Kanuni’yi suçlu göstererek, 13 Eylül’de görevlerinden uzaklaştırılmalarını istedi. Ancak hızlı bir geri adım atarak, bir gün sonra BM’nin Afganistan başkanı Lakhdar Brahimi, Kothari’nin bakanları suçlamakta çok ileri gittiğini söyledi. (1)

ABD-Destekli Savaş Lordları Taliban’ın Meşruiyetini Ayakta Tutuyor

Yine de, Kothari’nin suçlaması insan hakları örgütlerinin ve siyasi örgütlerin aylardır yinelediklerini kuvvetlendiriyor. Hatta, geçtiğimiz Haziranda ABD-destekli Başkan Hamid Karzai tarafından kurulan Afgan İnsan Hakları Komisyonu, yıkımı “açık bir insan hakları ihlali” olarak değerlendirerek, doğruluyor. BBC’nin Afganistan muhabiri evlerin yıkımıyla ilgili suçlamanın, “20 yıldan fazla süren savaş sonrasında evsiz kalan on binlerce Afganlıyı kızdırdığını” söyledi. “Bir çoğu Pakistan ve İran’daki mülteci kamplarından yeni dönmüştü; evlerini, komutanlar ve onların arkadaşları tarafından işgal edilmiş buldular. ” (2)

Peki, bu savaş lordları sıfatıyla ayırt edilen, Kasım Fehim, Yunus Kanuni ve diğerleri kim? Çoğu, Taliban’a karşı Kuzey İttifak’ında komutanlık yaptı. Fehim ve Kanuni, yaşıyor olsaydı Taliban sonrası Afganistan’ın olası lideri olacak olan, karizmatik savaş lordu Ahmed Şah Mesud’un varisi konumundalar. Mesud, Mücahid partisi Cemiyeti İslami’nin en güçlü simasıydı. 1992-1996 iç savaşı sırasında binlerce sivil halkın öldürülmesi olayına karışmıştı. Mesela, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 1995’teki insan hakları uygulamalarına dair 1996 tarihli raporuna göre, Kabil’deki Karte Seh’in daha çok Hazar tarafının ele geçirilmesinden sonra “Mesud’un orduları yakıp yıkıyordu. Sistemli bir şekilde caddeleri yağmalıyor ve kadınlara tecavüz ediyorlardı. ”

Fehim ve Kanuni gibi savaş lordlarının iş birliği, ABD’nin Sürekli Özgürlük Harekatı için merkezi bir yerde duruyordu ve aslında Karzai’yi destekleme ve Taliban’la savaşma şartıyla Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere tarafından finanse ediliyorlardı. Haziran 2002’de UK Observer “Amerikan dolarlarıyla dolu çuvalların zaman zaman RAF uçaklarıyla olmak üzere Afganistan’a uçurulduğunu” öğrendi. “Bu torbalar Başbakan Hamid Karzai’nin hükümetine sorun çıkarabilecek kilit pozisyonlardaki bölgesel güç kırıcılarına veriliyordu. Savaş lordlarına hizmetleri karşılığında ödeme yapılması, Amerika Birleşik Devletleri’nden imtiyaz kazanmak isteyen gruplar arasında uyuşmazlık yarattı. Bazı bölgelerde, komutanlara, Taliban veya El-Kaide üyelerini öldürdüklerini kanıtlayabildikleri takdirde yerel statü sembolü sayılan, en üst aşamada 40. 000 dolarlık bir pikap kamyonet verileceği söylendi. ” (3)

Maddi veya diğer rüşvetlere ek olarak, eski Kuzey İttifakı komutanları Afgan hükümetinde yüksek mevkilerle ödüllendirildi. Fehim ve Kanuni, savunma ve eğitim bakanları olarak mevkilerini 2002 yazında, geçici bir hükümet seçmek için toplanan Loya Jirga meclisinde elde ettiler. Bu geçici hükümette Karzai’nin ve Kuzey İttifakı’nın iktidarda kalmasını sağlamak için ABD özel elçisi Zalmay Khalilzad merkezi bir rol oynamıştı. (4) Ancak Taliban devrilir devrilmez, Fehim’in adamları geçici merkezi hükümete gönderilen para ve diğer ekipmanları yağmalamaya koyuldular. (5) Fehim aynı zamanda Taliban’ın meşruiyetini ayakta tutuyordu. İnsan Hakları İzleme Komitesi’ne göre, Aralık 2002’de General Fehim’e sadık ordular “Düğünlerde ailelerin müzik çalmasını ve dans etmesini yasaklamak ve hatta bazen müzisyenleri tutuklamak ve tartaklamak gibi, Taliban devrine ait ahlaki kısıtlamaları uyguluyorlardı. ”

Açıkçası, savaş lordlarının iş birliğinin bedeli Afgan halkı için ağır oldu. İnsan Hakları İzleme Komitesi Asya Bölümü Yetkili Müdürü Brad Adams’a göre, “Afganistan’da insan hakları ihlalleri, Taliban’ın 2001’de devrilmesinden sonra, Amerika Birleşik Devletleri ve onun koalisyon ortakları tarafından iktidara getirilen silahlı gangsterler ve savaş lordları tarafından gerçekleştiriliyor. ” (6)

Hükümet Suiistimallerinin Cezasını Afganlar Çekiyor

Loya Jirga halk temsilcisi Omar Zakhilwal, Washington Post’ta, Karzai’nin başkan olması ve en yüksek mevkilerin Kuzey İttifak’ı komutanlarına dağıtılmasıyla ilgili bir makalede şu soruyu sordu: “Yeni hükümet, 20 yıllık vahşetin ve kişisel dokunulmazlıkların sorumlusu olan aynı savaş lordları ve hizipçi politikalarla mı yönetilecek, yoksa bu meşruiyeti yıkıp hukuka ve profesyonel yönetim anlayışına dayalı bir hükümet kurmaya başlayabilecek miyiz?

Maalesef, Zakhilwal’ın sorusunun yanıtı ABD politikalarıyla desteklenen savaş lordlarının hükümetteki hakimiyetine dayalı aynı eski senaryoda yatar. Çok taraflı Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü’nün (ISAF) başkent Kabil’in dışında da genişlemesi -ki bu savaş lordlarının gücünü azaltabilirdi- uluslararası komiteden, sivil toplum kuruluşlarından, sıradan Afganlardan ve hatta Karzai’den gelen uyarılara rağmen ABD tarafından bir yıldan fazla bir süredir felce uğratılıyor. Kırsal kesimlerdeki artan güvensizlik sıradan Afganların kurtuluş için umutlarını yitirmelerine yol açtı. Sadece Taliban’dan geriye kalanlardan ve kaynak eksikliğinden değil, daha öncelikli olarak sözde “özgürleştiriciler” tarafından üzerlerine yamanmış bir hükümetin üyeleri yüzünden de umutsuzlar.

İnsan Hakları İzleme Komitesi’nin geçtiğimiz Temmuz ayında yayınladığı “Sizi Öldürmek Bizim İçin Çok Kolay” başlıklı 101 sayfalık rapor, Afgan sivillerinin ABD destekli savaş lordu/bakanların ellerinde maruz kaldıkları sömürünün ayrıntılarını anlatıyor. “Kurbanların ve görgü tanıklarının şahitlikleri, Afganistan’da polisin ve askerlerin yüksek rütbeli askeri ve siyasi görevlilerin kumandası altında olduğunu ima ediyor. Bunların arasında Savunma Bakanı Muhammed Kasım, Doğu Afganistan askeri lideri Hazrat Ali, Eğitim Bakanı Yunus Kanuni, Afganistan eski başkanı Burhaneddin Rabbani ve Kabil şehrinde ve eyaletinde belgelenmiş sömürülere karışan bir çok memurun hâlâ sadık kaldığı eski güçlü mücahit lider Abdul Rabb al-Rasul Sayyaf da vardır. ”

Afgan toplumunun yaralanmaya en açık üyeleri Taliban’ın 2001’deki düşüşünden sonra az da olsa bir rahatlama hissettiler. Sığındıkları ülkeler ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu (UNHCR) tarafından yüreklendirilen iki milyon mülteci Afganistan’a geri döndü. Hatta bazı durumlarda mülteciler dönmeye zorlandı. (7) Birçoğu için eve dönüş, yoksulluk, işsizlik ve evsizlik yüzünden hayal kırıklığına dönüştü. Afgan kadınları ve kızları, Taliban egemenliğinin sona ermesinden sonra bir miktar özgürlüğe kavuştularsa da, şimdi hâlâ kendilerini tehdit altında hissediyorlar. İnsan Hakları İzleme Komitesi yüzlerce kadın ve kızla görüştü ve “çeşitli fırsatlarda onlara, gerçekten okula gidip gitmedikleri, işte çalışıp çalışmadıkları veya burka giymeden sokağa çıkıp çıkamadıkları sorulduğunda, bir çoğu hayır cevabını verdi. Bu özellikle kırsal kesimler için geçerliydi. Birçoğu bunun nedeninin silahlı adamların kadınları ve kızları hedef alması olduğunu söyledi. Kadınlar ve erkekler, İnsan Hakları İzleme Komitesi’ne kadınların ve yaşça büyük kızların dışarı yalnız çıkamadıklarını, çıktıklarında ise, koşullar başka türlü olsa burka giymeyi tercih edip etmeyeceklerini belirtmeksizin, taciz ve tecavüz korkusu yüzünden burka giymek zorunda olduklarını söylediler. Celalabat ve Laghman’da bazı hükümet görevlileri burka giymeyen kadınları dövmek veya öldürmekle tehdit etmişti. ”

Afgan sivil halkına kötü muamelelere ek olarak rasgele tutuklamalar, işkence, kaçırma, tecavüz, silahlı soygun, ev baskınları; dükkan sahiplerine, taksi şoförlerine, kamyon ve otobüs şoförlerine gasp; dayak, yasadışı haciz ve toprak istilaları sayılabilir. Hatta siyasi tehditler ve tutuklamalar, basın kısıtlamaları ve demokratik hakların ve insan haklarının başka ihlalleri de oldu. İnsan Hakları İzleme Komitesi şu şekilde özetliyor: Birçok gözlemci Afganistan’daki kronik güvensizliğin zararlı etkilerine işaret etmesine rağmen, çok az bir kısmı artan güvensizliğin asıl nedeninin yerel hükümet aktörlerinin politikaları ve yağmaları olduğunu belirtti. İnsan Hakları İzleme Komitesi hemen hemen bütün güney doğu bölgesinde, hükümetin sömürülere karıştığını veya ortaklık ettiğini gösteren deliller buldu, … [ama]bu rapordaki ciddi insan hakları ihlalleri güney doğuyla sınırlanmış değildir -bütün Afganistan’da gerçekleşmektedir… İleri gelen Afgan komutanlarının çoğu, memurlar, önceki mücahit liderler, Afgan Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, gizli servis, Amniat-e Melli’nin görevlileri bu sömürülere ya bulaşmışlardı ya da birçoğundan sorumluydular… ” (8)

7 Ekim’de Afganistan’nın ABD tarafından bombalanmasının ikinci yılında, Teröre karşı Savaş’taki ilk hedefin durumu Bush ve arkadaşları için bahsedilmeye değecek bir şey değil. O güne kadar, savaş lordlarının hiçbiri Afgan nüfusunu yıldırmaktan sorumlu tutulmamıştı. Aksine, ABD tarafından hükümette yüksek mevkilerle ödüllendirilmişlerdi. 12 Eylül’de Bush, ABD askeri personeline şöyle seslendi: ‘‘Afganistan’da, Amerika ve bizim geniş koalisyonumuz, El Kaide’yi besleyen ve terör kurallarıyla işleyen rejime karşı hareket etti… Birlik içindeki erkek ve kadınlara şükürler olsun ki; Afganistan artık terör için bir sığınak değildir.’’ Afgan halkını kurtarmak bir yana, Amerika Birleşik Devletleri terörün Afganistan’da ayakta kalmasını açıkça garantiledi. ABD, en geniş etnik topluluğun temsilcisi Pashtun lideri Karzai’nin güç kazanmasını sağladı ve akıl almaz insan hakları sicillerine sahip savaş lordlarını güçlendirerek aynı anda Karzai’nin önünü kesti. Bu savaş lordları tahmin edileceği üzere kişisel dokunulmazlıklarına sığınıp eski pratiklerine geri döndüler.

Savaş Lordlarının Sömürülerine Afganların Uyarısı

‘‘Taliban’nın devrilmesi sonrasında mutluluk duyduk… Barış ve istikrarın sağlanacağını düşündük. Fakat değişen hiçbir şey yok… [Afgan savaş lordları] kendi amaçları için kendi aralarında savaşıyorlar. Kurbanları masum insanlar. Çok kızgınız ’’ diye konuştu, bir yıl önce savaş lordları arasındaki çapraz ateşte vurulan 25 yaşındaki Tajik Rasood. (9)

Taliban’nın devrilmesinden hemen sonra Devrimci Afgan Kadınları Birliği [RAWA], Kasım 2001 yılındaki bildirisinde ‘‘Dünya şunu anlamalıdır ki, Kuzey İttifakı gerçek suçlu ve zalim yüzlerini göstererek 1992’den 1996’ya kadar Afganistan’ı yöneten bazı gruplardan oluşmaktadır… Kuzey İttifakı etnik ve dini çatışmaları fena halde şiddetlendirecek ve gücünü devam ettirmek için vahşi ve sonu gelmeyen başka bir iç savaşın alevini körüklemekten sakınmayacaktır’’dedi. (10) Açıkçası, İnsan Hakları İzleme Komitesi ve diğer örgütler RAWA’nın tahmininin gerçekleştiğini kanıtlıyor.

RAWA bildirisini yayımlamadan sadece birkaç gün öncesinde, ABD Dış İşleri Bakanlığı ‘‘Taliban’nın Afgan halkına ihaneti” adlı bir belge yayımladı. (11) Belgede, Taliban tarafından işlenen suçlar detaylıca listelendi ve ayrıca fotoğrafları, videoları ve tanıkları da içeren RAWA’nın Taliban suçları dosyasına yer verildi. İlginçtir ki; Dış İşleri Bakanlığı, RAWA’nın Taliban suçları dosyasını kaynak gösterecek kadar güvenilir bulsa da, gene RAWA’nın Kanuni, Fehim, Mesut ve diğer Kuzey İttifakı savaş lordları ile ilgili kapsamlı dosyasından tek bir söz bile etmemektedir.

RAWA’nın konumu Afgan halkının arasından çıkan seslerden güç almaktadır. Mayıs 2002’de Ekonomik ve Sosyal Haklar Merkezince yapılan araştırmada pek çok Afgan, “Birleşmiş Milletlerin, merhametsiz ve ahlaksız savaş lordlarının Kabil ve yerel bölgelerde güçlerini geri kazanmalarını onaylamasından duydukları endişeyi dile getirdiler. Barışı sağlamak, savaş lordlarını silahsızlandırmak, daha temsilci bir hükümete geçişi gözlemlemek ve insan haklarının temin edilmesinden sorumlu olacak bir mekanizma kurmak için uluslararası bir güç olmadığı takdirde, Afganistan’nın tam da tüm dünyanın dikkati yakın bir küresel krize yönelmişken yeni bir savaşa sürükleneceği konusunda ısrarcı oldular. ” (12) Bu kriz Irak’a savaş kılığında geldi ve bugün Afganların korkuları gerçek oldu.

Afganistan’nın geleceği kötü sona mahkum duruyor

Afganistan, Amerika Birleşik Devletlerinin Irak’taki savaşı için bir sınamaydı ve bu sınama Bush, Amerika Birleşik Devletleri Savunma Sekreteri Rumsfeld ve diğer ABD savaş lordları tarafından bir başarı öyküsü olarak anlatıldı. Fakat açıkçası bu sınamadan çıkarılan dersler, demokrasiye giden yolu hazırlasın diye bir ülkenin en iyi şekilde nasıl dengeleneceği konusunda değil de, asıl kaybedenler savaş kıyafetleri içindeki sıradan sivillerken, kasti dikkatsizlik ve katil hükümet aktörleri aracılığıyla en iyi şekilde nasıl karışıklık yaratılacağı konusunda oldu. Ekonomik ve Sosyal Haklar Merkezinin araştırmasında, Afganların %20’si yerel veya merkezi Afgan otoritelerinin, İnsan haklarını sağlamak için yeniden yapılanma çabalarında sorumluluk almaları gerektiğini düşünüyor. ‘‘Bu sonuçlar hükümet otoritelerine duyulan derin güvensizlik kadar uluslararası komitenin Afganistan’a yardım için halkın kararlarını takip edeceğine olan güçlü ümitleri de yansıtmaktadır. ”(13) Maalesef, Afgan halkının güçlü ümitleri kırıldı. 2002’nin başlarında Tokyo’daki bir toplantıda, bağış yapan ülkeler, Afganistan’a yardım için 2. 5 yılda 4. 5 milyar dolar taahhüt ettiler. Bu kişi başına 40 dolardan 80 dolara dönüştürüldü. Balkanlardaki, Filistin işgalindeki ve Doğu Timur’daki mağdurlara verilen kişi başına 200 dolardan 300 dolara artan taahhütle kıyaslanınca çok küçük bir miktar. Aslında Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler, savaştan zarar görmüş ülkenin yeniden yapılanması için 13 milyar dolarla 19 milyar dolar arasında bir meblağa ihtiyaç duyduğunu ön görmüştü. Ayrıca bağışta bulunan ülkelerin güvenliği bahane etmeleri ve ABD’nin Uluslararası Güvenlik Yardım Gücünün (ISAF) genişlemesini önlemek için yaptığı engellemeler yüzünden Tokyo’da taahhüt edilen 4. 5 milyar doların büyük bir kısmı ülkeye ulaşmadı. Son zamanlarda, artan eleştirilere cevap olarak Bush yönetimi Afganistan’daki yeniden yapılanma çalışmalarına askeri operasyon için tahsis edilen 11 milyar dolarlık rakamın aksine 1. 2 milyar dolar taahhüt etti. (14)
Yeniden yapılanma ve diğer acil fiziksel ihtiyaçların yanı sıra, Afganların barış ve demokrasi rüyası ulaşılamaz duruyor ve dünyanın tek süper gücünün çıkarlarıyla çakışıyor. Eğer uluslararası komite tarafından acil bir müdahale ve silahsızlandırma olmazsa, 2004 seçimleri için hazırlıklar ve yeni bir anayasa oluşturma çabaları, ABD-destekli Afgan savaş lordlarının yarattığı korkutucu havayla ciddi bir şekilde yıldırılmaya çalışılacak. Daha şimdiden, Karzai yeni bir Afgan anayasasının kabulünü iki aydır erteliyor ve yürürlükteki taslak da henüz halka duyurulmadı.

Irak’ta olduğu gibi, Amerika Birleşik Devletleri özgürleştireceğini iddia ettiği ülkeye istikrarı ve demokrasiyi getirmek için yapılan bütün teşebbüslere açıkça engel oluyor. Ghazi eyaletinden bir mühendis Afganistan’nın ABD politikaları kökten değişmedikçe yok olmaya mahkum olan geleceğini yansıtıyor: ‘‘Loya Jirga’da seçilenlerin %85’i savaş lordlarının yanında olanlardı ya da savaş lordlarının kendileriydi. Eğer uluslararası komite bu durumu düzeltmek için bir çalışma yapmazsa, [2004] seçimlerinde seçileceklerin %100’ü savaş lordları olacak.’’ Aynı mühendis ayrıca bazı önemli sorular da soruyor: ‘‘Savaş lord-çuluğunun sonu gelecek mi yoksa daha da mı güçlenecek? Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü(ISAF) ve Amerika Birleşik Devletleri savaş lord-çuluğunun üstesinden gelecek mi yoksa bunu güçlendirecek mi? Gelecek seçimler için ne gibi güvencelere sahibiz?’’ (15) Tüm bu soruların cevapları Afgan halkının barış ve demokrasiye doğru mu yoksa sözde ‘özgürleştirici’leri Amerika Birleşik Devletleri tarafından planlanan sürüp giden tahribata doğru mu yol alacağını belirleyecek.

 

Sonali Kolhatkar Afgan kadınlarıyla politik ve sosyal konularda dayanışma içerisinde çalışan ve kâr gütmeyen bir örgüt olan Afgan Kadınlarının Misyonu’nun yardımcı yöneticisidir. Sonali Kolhatkar ayrıca KPFK Pasifica radyosundaki Pazartesi-Cuma 08:00-09:00 saatleri arasında yayınlanan ‘‘Ayaklanma’’ isimli sabah programının yapımcısı ve sunucusudur.

 

Notlar:
1. BBC, “U. N U-Turn on Afgan Land Grab, ” 09 /14/03
2. Ibid
3. Burke, J. Ve Beaumont, P. “West Pays Warlords to Stay in Line, ” UK Observer, 07/21/02
4. Ingalls, J. , “The United States and the Afgan Loya Jirga: A Victory for the Puppet Masters ” Z Magazine, 09/02
5. News International, Pakistan, “Tons of Money Grabbed by Northern Allience, ” 01/31/02
6. AFP, “U. S. General Myers to Visit Afganistan, ” 07/29/03
7. Physicians for Human Rights, “Iran Coerces Afgan Refugees to Return to Afganistan, ” 08/08/02
8. İnsan Hakları İzleme Komitesi, “Killing You is a very Easy Thing for Us, ”07/03
9. Wiseman, P. , ‘’Lawlessness Still Rules in Afganistan, ” USA Today, 07/08/02
10. RAWA, “The People of Afghanista Do Not Accept Domination of the Northern Alliance!’’ www. rawa. org, 11/13/01
11. ABD Dış İşleri Bakanlığı, “Fact Sheet: Taliban’s Betrayal of the Afgan People, ” 11/06/01
12. Ekonomik ve Sosyal Haklar Merkezi, “Human Rights and Reconstruction in Afghanistan, ” 05/02
13. Ibid
14. AFP, “Afganistan to Get 1. 2 Billion Dolar for Reconstruction under Bush Plans, ” 09/08/03.
15. İnsan Hakları İzleme Komitesi, a.g.e, not 8