Bush Tarzı Irak Özgürlüğü

Rahul Mahajan ve Robert Jensen

1 Eylül 2003


Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları ve El Kaide bağlantıları ile ilgili Amerikan-İngiliz yalan ve saptırmaları artık tamamen teşhir edilmiş durumda ve Bush yönetiminin yetkilileri Irak savaşı için yeni bahaneler üretmek zorunda kalıyorlar.

Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz geçtiğimiz Temmuz ayında Senato Dış İlişkiler Komisyonu’na şöyle dedi: “Irak’ta yakında yapılacak olan rehabilitasyon çalışmaları ve askeri çalışmalar terörle savaşın zorunlu parçaları. Şu anda terörle savaştaki merkezi mücadele Irak’ta barışın tesisi mücadelesidir.”

Geçen Salı George W. Bush Amerikan ordusuna “Ortadoğu’nun kalbindeki demokratik bir Irak, terörist ideoloji(terörist ağların ideolojisi) için daha da öte bir yenilgi olabilir” dedi.

Ve Ağustos’un başlarında,Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice Amerika’nın Irak’taki misyonuyla insan hakları hareketini karşılaştırdı: “Afrika’daki ya da Ortadoğu’daki insanların özgürlükle ilgilenmediklerini iddia eden ya da onların özgürlüğün getirdiği sorumluluklara hazır olmadığını söyleyen küçümseyici seslere asla müsamaha göstermemeliyiz... Bu bakış 1963’te Birmingham’da yanlıştı, 2003’te Bağdat’ta da yanlış.” Rice ABD işgaline karşı çıkanlarla, siyah Amerikalıların vatandaşlık kapasitesine sahip olmadığını savunan beyaz ırkçıların ahlaki olarak eşdeğer olduğunu ima ediyor. Irak işgalini eleştirmek cahillikle bir tutuluyor.

Bush’un stratejisi çok açık: Eğer kitle imha silahları ve terörist bağlantıları savaş bahanesi olarak geçerliliklerini yitirirlerse endişelenmeyin; Irak’ın özgürlüğüne şükredelim.Görünen o ki bütün bu istila Irak’ta demokrasi yaratma amaçlıydı ve böylece Amerikalılar daha güvende olacak.

Hüseyin rejiminin zalimliği uzun bir süredir biliniyordu ve Birleşik Devletler planlamacıları da ABD destekli canavarlıkların gerçekleştirildiği on yıl boyunca bunun farkındalardı.

Ancak özgürlük retoriği insanları ABD’nin niyetini sorgulamaktan alıkoymak için tasarlandı.Tartışma hatırına da olsa Bush’un iddiasını olduğu gibi kabul edelim ve soralım, Birleşik Devletler Irak’ta anlamlı bir demokrasi kurma konusunda ne kadar ciddi? Iraklılar ne kadar özgürleştirildi?

Üç savaşla (sekiz yıllık Irak-İran Savaşı,1991 Körfez Savaşı ve bu yılki istila) ve 13 yıl boyunca cezalandırıcı ekonomik yaptırımlarla yıkılan bir ülkeyi yeniden inşa etmek hiç de küçük bir görev sayılmaz. Ama Wolfowitz’in de kabul ettiği gibi Birleşik Devletler plancıları bu problemlere pek önem vermediler. ABD, askeri operasyonları için ayda 3.9 milyar dolar harcarken yeniden inşa için 2 yıl boyunca sadece 2.5 milyar dolar tahsis etti.

Özgürlük, çoğu insanın kabul ettiği gibi, insanlara kendi kaderlerini belirleme hakkını da vermek demektir.Yine de Irak ekonomisinin mümkün olduğunca büyük bir kısmını özelleştirmeyi hedefleyen çok kritik kararlar etkin bir şekilde Amerikalı görevliler tarafından alındı ve bu kararlar özel olarak seçilmiş bir Irak konseyi tarafından onaylanmayı bekliyor.
ABD görevlileri ayrıca en önemli gümrük vergilerini kaldırarak ülkeye kontrolsüz mal akışına sebep oldu—yüzlerce fabrika kapandı ve işsizlik arttı.13 yıllık ekonomik kriz ve yaptırımlar nedeniyle giderek daha da çöken Iraklı şirketler yabancı mallarla rekabet edemediler.

Temel özgürlüklerin özgürleşmenin bir parçası olduğu düşünülebilir. Buna rağmen Koalisyon Geçici Yönetimi şefi Paul Bremer kendine “kışkırtmacı” medyayı susturma yetkisini verdi, ki bu da pratikte işgale karşı çıkanları kısıtlayıcı önlemlerle baskı altına almak anlamına geliyor. “Bremer bir Baasçı” başlığı altında çıkan bir gazetede şöyle bir yorum vardı: “Özgürlük için çok bekledik. Şimdi bizim köle olmamızı istiyorsunuz.”

Bu arada ABD askeri, barışçıl gösteriler yapan kalabalıklara ateş açtı. Bunların en kötüsü H.R.Watch tarafından da kınanan Nisan ayında 17 kişinin öldürüldüğü olaydı. Temmuz ayında Bağdat’taki bir eve yapılan rezil bir baskında, kalabalık bir sokakta içinde iki çocuğun da bulunduğu 11 Iraklı sivil öldürüldü. Ağustos ayında bir gece, daha önceden açıklanmayan kontrol noktalarında altı Iraklı sivil öldürüldü. Bütün bunlar gösteriyor ki işgalci yetkililerin gözünde Iraklının hayatı çok ucuz.

Çoğu Iraklı Saddam Hüseyin rejiminden kurtulmalarından memnun. Ama şurası giderek açıklığa kavuşuyor ki, Iraklıların refahı rejim değişiminin sebebi değilmiş.

Yetkililer, Irak’taki rejim değişikliğinin, ABD’nin stratejik açıdan can alıcı öneme sahip olan zengin enerji bölgelerinde ya da petrol ve petrol karlarının akışı üzerinde askeri kontrol sağlamasıyla hiçbir alakası olmadığını söylüyorlar—hatta kalıcı üs kurma, yeni güç avantajını bölgedeki diğer ülkeler üzerinde kullanma ve Irak’ın petrolünü özelleştirme planlarını kabul ederken bile.

Bütün işaretler tersini gösterse de onlara güvenmemiz isteniyor. Her şeyden önce, bizi daha önce Irak konusunda yanıltmadılar, öyle değil mi?

 

Robert Jensen-Texas Üniversitesi gazetecilik bölümünde profesör. "Citizens of the Empire: The Struggle to Claim Our Humanity" (City Lights Books) kitabının yazarı. (rjensen@uts.cc.utexas.edu) adresinden ulaşabilirsiniz.

Rahul Mahajan "Full Spectrum Dominance: U.S. Power in Iraq and Beyond" (Seven Stories) kitabının yazarı. ( rahul@tao.ca ) adresinden ulaşabilirsiniz.