Brezilya’da Üç Yol

Joao Pedro Stedile

22 Ekim 2003


Bu konuşma 22 Ekim 2003’te Toronto’da yapıldı.

 



[Bu MST-Movimento Sem Terra’dan (Topraksızlar Hareketi) Joao Pedro Stedile’in, Toronto ziyareti sırasında bir grup aktiviste yaptığı bir konuşma. Bu konuşma İspanyolca yapıldı ve Justin Podur’un notlarıyla tekrar oluşturuldu.]

MST bir toprak mücadelesi olarak başladı. Mücadelemize başladığımızda, toprağın insanları yoksulluktan kurtarmak için yeterli olacağını düşünmüştük.Yanılmışız. Düşman yalnızca geniş araziler değildi. Kooperatif üyesi çiftçileri(campesinos) topraklardan uzak tutan engellerin ötesinde başka engeller de olduğunu öğrendik. Sermaye yetersizliğinin bir engel olduğunu öğrendik. Cahilliğin, bilgi eksikliğinin engel oluşturduğunu öğrendik. Uluslararası kapitalizmin ve çokuluslu şirketlerin de birer engel olduğunu öğrendik. Tüm bu engelleri anlamak önemli.

Bunları anlayabilmeniz için eğer izin verirseniz biraz Brezilya tarihinden bahsetmek istiyorum. Brezilya halkı tarihi bir kriz içinde. Gelişimden ziyade sömürü sayılabilecek400 yıllık tarımsal ihracat eksenli bir “gelişme” süreci yaşadık. Bizim durumumuzda, kölelik nedeniyle sömürü çok daha vahşi oldu. 19. yüzyılın sonunda bu model bir kriz noktasına ulaştı ve benim öğretmenim ve akıl hocalarımdan Ruy Mauro Marini’nin verdiği adla ‘bağımlı endüstriyel gelişme’ denen bir modelle değiştirildi. Modeli değiştirmek ve adapte etmek 40 yıl kadar bir süre aldı. Bu yeni model muazzam bir zenginlik yarattı. Brezilya’nın endüstriyel dünyaya girmesini sağladı. Ama insanları yoksulluk ve sefalet içinde bıraktı.

Bağımlı endüstriyel gelişme 1980’lerle birlikte bir kriz noktasına ulaştı. Bu krizin birçok etkisi vardı ama bunların en önemlisi, bu modelin aracı olan askeri diktatörlüğü yıkmayı hedefleyen kitle hareketiydi. 20 yıllık diktatörlüğün ardından örgütlerimizi yeniden kurduk. Sendikalar, sendika merkezleri tekrar oluşturuldu. MST kooperatif üyesi çiftçilerin toprak için mücadele etme arzusunun bir ifadesi olarak ortaya çıktı. Bütün bunları yeniden inşa etmek zorundaydık çünkü diktatörlük tüm sosyal örgütlenmeleri yok etmişti.

Halk hareketlerinin artışıyla ,1989’da Lula’nın ilk başkanlık kampanyasıyla birlikte ilk kez yönetici sınıfla karşı karşıya geldik. Yaşamış olduğumuz modele karşı demokratik ve halkçı bir alternatif önerdik ve kendimizi ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya bulduk. Yenildik ve yönetici sınıf neoliberalizmi zorla kabul ettirdi.

Neoliberalizmin gündeminde Brezilya ekonomisini uluslararası sermayeye bağımlı kılmak vardı. Tabii uluslararası sermayenin de doğası değişmişti. Bugün, sermaye ucuz işgücü ve hammaddeyi sömürmekle o kadar da ilgilenmiyor. Bunun yerine o, artık finansal amaçları olan bir finansal bir sermaye:bir ülkeye girmek, devlet yatırımlarını özelleştirmek, spekülatif karlar elde etmek. Ama neoliberalizmin son 12 yılı ne ülkedeki problemleri çözdü ne de 1980’lerin krizini sona erdirdi. Aksine,ekonomik ve toplumsal kriz gittikçe derinleşti.

Tarım konusunda ise tarım sanayii(agro industry) ve tohumdaki tarımsal yatırımın ulusaşırı bir hale gelişi tarımsal ekonomiyi değiştirdi. Bununla birlikte artık bazı şeyler MST için zor hale geldi:Neoliberalizmde küçük ölçekli tarıma, iç piyasa için yerel üretime yer yoktu. Bu şartlar altında toprak reformuna ne olur? Neoliberalizm ile 900,000 aile toprağını kaybetti. 2 milyonu ise tarımsal işlerini kaybettiler. Toprakların tek elde toplanması olağanüstü düzeylere ulaştı. Sadece bir örnek vermek gerekirse bir anayol inşaatı şirketi 4 milyon hektar toprağa sahip.

Diğer sektörlerde istatistikler daha da kötü. İşsizlik oranı %22. Çalışanların %60’ı resmi olmayan işlerde çalışıyor. Sendikalar zayıf. Bütün sektörlerde ideolojik bir kriz var çünkü neoliberalizmin bir parçası da ideolojik saldırı. Savaş botlarına karşılık oy kutuları ve tüfeklere karşılık TV setleri getirmiş olabilir ama hepsinde amaç aynı -insanlara ekonomik bir modeli kabul ettirmek.

Geçen yıl İşçi Partisi’nin seçimleri kazanmasının iki sebebi var. İlk sebep Tanrının Brezilyalı olması. İkincisi ise yönetici sınıfın bölünüşüydü. Tarihçi Eric Hobsbawm’a göre geçen seneki seçimler benzersiz. Neden? Çünkü tarihte ilk kez bir sol parti toplumsal hareketin azaldığı bir dönemde seçim kazanıyordu.

Ve böylece şu an Ekim 2003’teyiz. Sol seçimleri kazandı ama toplumdaki güç dengelerini değiştirmeden. Bu tıpkı Mexico’daki bir döner kavşakta araba kullanmak gibi. Mexico’da kavşaklar yerine döner kavşaklar var, böylece sürekli daireler içinde araba sürebilirsiniz. Bugün Brezilya’da olan bu. Önerilen üç çıkış var ama biz hala daireler içinde dolanmayı sürdürüyoruz.

İlk çıkış neoliberalizm yolunda devam etmek. FTAA’yı kabul etmek, IMF ve Dünya Bankasını takip etmek ve direnmemek.

Diğer bazı sektörler bir çeşit geri dönüştürülmüş neoliberalizm istiyorlar. Bu ikinci çıkış. Birleşik Devletler’in karşısına çıkma, bir çeşit “düşük kalorili FTAA” benimse, fakat onun gücünü bir şekilde azaltmaya çalış. Ve üçüncü çıkış ise demokrasi projesini yeniden inşa etmek. İç pazar, bölüşüm politikaları, tarım reformu, ekonominin yeniden inşası temelinde yeniden örgütlenmek.

Karmaşıklık şurada ki toplumsal güçler şu an üçe bölünmüş durumda. Sadece İşçi Partisinde bu üç eğilim de var. Neoliberalizmi savunmaya devam edenler bunu taktiksel bir temelde yaptıklarını ve geçici olduğunu söylüyorlar. Aslında savundukları için utanıyorlar. Ama problem bu üç yollu bağlantıda. Eğilimlerden hiç biri kendi isteklerini diğerlerine kabul ettirecek kadar güçlü değil.

Bunun sebeplerinden biri solun kendi içindeki ideolojik krizdir. Biz şu an çıkıştan emin değiliz. MST bir eşgüdüm yaratmaya çalışarak kitle hareketleri ve mücadeleyi teşvik etmeye çalışıyor. Tarım reformu çabaları şu an daha karmaşık. Bu artık sadece toprağın yeniden dağılımından ibaret bir mücadele değil. Bütün tarımsal model değişmeli ve biz de mücadelemizi hızlandırmalıyız.

Şu an bu üç farklı projenin çekişmesi var. Sonuçta bütün küçük ölçekli yerel mücadeleler bu üç çıkış öneren toplumsal projeler için birer metafor haline dönüşüyor. Bütün küçük meseleler çok çabuk bir şekilde politize oluyor. Size iki örnek verebilirim.

Temmuz ayında MST Lula ile bir toplantı yaptı. Basın geldi ve Lula kameraların önünde bir MST şapkası giydi. Bu tipik bir jestti ama burjuvazi çılgına döndü. İki ay süren bir medya saldırısı oldu ve hükümetteki muhalefet acilen ulusal komisyona başvurdu! Ulusal komisyon sadece çok kritik durumlarda toplanır ki olayı bu noktaya kadar götürmeleri gerçekten dikkate değer.

İkinci örnek ise evsizler hareketinin Volkswagon fabrikasını işgal edişiydi. Başta fabrikayı gece işgal etmiş olan üç yüz aile vardı. Ama ülkedeki sefalet ve yoksulluk öyle boyutlarda ki 24 saat içerisinde bu sayı 4500’e ulaştı. Burjuvazi tekrar çıldırdı. Bu olay da bütün gazetelerin baş sayfalarındaydı: “Anarşiyi Hemen Durdurun!”

Her an bir politik savaşa dönüştü. Bir çok küçük savaş oldu ama tabi ki büyük olanları da hatırlamalıyız. FTAA, genetik yapısı değiştirilmiş ürünlere karşı savaş, DTÖ ye karşı savaş. Eğer bana Kuzey Amerika’nın nasıl yardım edebileceğini sorarsanızı söyleyeceklerim şunlar olur. FTAA’yı durdurun, GMO’yu (Genetically Modified Organisms:genetik yapısı değiştirilmiş ürünler) durdurun, DTÖ’yü durdurun. Eğer bunu yaparsanız daha ileri gitme şansımız olacak. Artık sadece toprak üzerinden ilerlememiz mümkün değil.

 

Soru ve Cevap Oturumu

Soru: Bize Brezilya’daki yerli hareketi ve mücadeleleri hakkında birşeyler söyleyebilir misiniz?

Stedile: Çok kısaca-yerli mücadeleleri bizimkine çok benziyor. Biz onların toprak haklarını savunuyoruz ama yerli hareketleri, kendi içlerinde de, yine bu 3-yollu mücadele ile karşılaşıyorlar. Neoliberalizm onların toprağını istiyor. Yerliler, toprak sahipleri ve latifundistalar(büyük toprak sahipleri) arasında açık çatışmaların olduğu en az 16 alan var. Bu şartlar altında hükümet ‘müzakereli anlaşma’ yolu arıyor ve bu da yerlilerin aldatılması anlamına geliyor. Bu çatışmaların en sembolik olanı ise Venezüella sınırındaki Raposa do Sol eyaleti. Bu eyaletteki toprakların üçte biri yerlilere ait. Eyalet başkanı ahlaksız bir sağ kanat hırsızı-ve İşçi Partisine katıldı! Bu yerliler için gerçek bir tehlike. Dayanışma talep etmemeye inanırım ama uluslararası bir dayanışma ve baskının Lula’yı utandırarak hükümetin yerli haklarına karşı anayasal yükümlülüğünü korumaya mecbur edişi çok önemli ve büyük bir fark yaratabilir. Teorik olarak hükümet yerli haklarına karşı sorumlu ama şöyle bir sözümüz var ki şeytanı teori ve pratik arasında ı bulabilirsin.

Soru: Brezilya’da orduyla hükümet arasında nasıl bir ilişki var?

Stedile: Aslına bakılırsa ordu da neoliberalizmden etkilendi. Neoliberalizmde egemen orduya ihtiyaç yok. Bunun yerine ABD yarıkürenin ordularının koordine ve kontrolünü tekbaşına sağlamayı tercih ediyor. Böylece bazı ileri görüşlü askeri gruplar FTAA’ya karşı mücadelemizde bize katıldılar. Amazon’u, su kaynaklarını korumayı düşünüyorlar. Bu acayip:Benim yetiştiğim eyalet olan Rio Grande do Sul’da biz sürekli Arjantin istilası korkusuyla yetiştirildik. Bizi korkutmak için Arjantin hayaleti sürekli büyütüldü, ve bu nedenle Arjantin sınırında birçok üssümüz var. Bugün bu üsler kaldırılıyor ve daha iç bölgelere, Amazon’a kaydırılıyor ve hatta ordudakilerden bazıları eğer yakın gelecekte Brezilya’nın hazırlanması gereken bir savaş varsa bu savaş Birleşik Devletler’ledir diyorlar.

Soru: FTAA müzakerelerinin nasıl geçeceğini ümit ediyorsunuz?

Stedile: Bahsettiğim üç yollu mücadele FTAA’yı da kapsıyor. Kapitalistler katılmak istiyorlar, ABD sermayesiyle bir evlilik peşindeler. Diğer grup ise bir ‘düşük kalorili FTAA’ istiyor ve bunun ‘taktiksel’ olduğunu söylüyor. Ama biz bunun bir taktikten ziyade bir strateji olmasından korkuyoruz. Ve bir de hepsine tümden karşı olan biz varız.

‘Düşük kalorili FTAA’ isteyenler, FTAA’nın sadece ticareti (yatırımı ve hizmeti değil) etkilemesini istiyor ve ABD üzerindeki bu tek koşul, ABD pazarını tarımsal ürünlere açıyor. Bunun çok tehlikeli olduğunu düşünüyoruz. Biraz daha zaman var ama eğer ABD pazarını açarsa çok az kazanacağız (şeker ve portakal ihracatında ufak bir artış) ve buna karşılık çok fazla kaybedeceğiz. Bu bir tuzak.

FTAA’ya karşı mücadelemizin bir parçası da şeffaflık talebimiz. Muhalefeti de tartışmaya davet et diyoruz. Tartışmaları sadece %2’nin eriştiği internette değil de televizyonda yap. Okullar ve üniversiteler için eğitim materyalleri hazırla. Ve hangi seçenek olursa olsun-FTAA ya da ‘düşük kalorili FTAA’ - bu bir plebisitle(halk oylaması) onaylanmalı. Hükümet plebisiti değil ama referandum fikrini kabul etti. Brezilya’da bu ikisi farklı şeyler. Plebisit olaydan önce yapılırken, referandum anlaşma imzalandıktan sonra yapılıyor. Biz plebisit istiyoruz, referandum değil.

Soru: Şu an sol iktidarda olduğuna göre hareket ve hükümet arasında karmaşık bir ilişki var. Özerkliğini korumak isteyen bir harekete ne gibi tavsiyeleriniz olurdu?

Stedile: Başlangıçtan beri İşçi Partisinde özerkliğimiz vardı. Bu bizim geleneğimizin bir parçası. Biliyoruz ki yukarıdan belirlenme sıkça karşılaşılan bir tehlike ama aptallık yapmayacağız. İP aptal olmadığımızı biliyor. Bir parti için cephe olmayacağız.

Ama İP iktidara geldiğinden beri mücadelemizi biraz değiştirdik. Cardoso’nun başta olduğu günlerde tarım reformu bürolarını işgal ederdik. Ama şimdi yolları, büyük arazileri işgal ediyoruz-farklı odaklar var çünkü artık hükümet düşmanımız değil. Ama şunu unutmamalıyız ki bizim gücümüz örgütlü halktan geliyor, hükümetten değil. Ve bu ders, sıradan insanların liderler tarafından yönetilmesini istemediğimiz bizim örgütümüze kadar genişletilebilir. Biz yerel düzeydeki insanların gerekli olduğunda ulusal lidere danışmadan hareket edebilmelerini istiyoruz.

Soru: Bazıları Lula’nın Chavez’den daha az ‘agresif’ olduğunu söyleyerek onu övüyorlar ve Chavez’in Venezüella elitlerine meydan okumasının çok az yararla birlikte Venezüella’nın fakirlerine büyük bir sefalet getirdiğini iddia ediyorlar. Sizce Lula’nın daha dikkatli olması için sebepleri var mı? Ya da Chavez’e göre çok mu yavaş gidiyor?

Stedile: Herşeyden önce bunların kesinlikle farklı olaylar olduğunu belirtmemiz çok önemli. Ama inanıyorum ki Chavez’e Lula’dan çok daha fazla saldırıldı. Bu onun solculuğundan değil daha fazla petrolü olmasından kaynaklanıyordu. Reformların Brezilya’da mı yoksa Venezüella’da mı daha hızlı yapıldığını söylemek kolay değil. Söyleyebileceğimiz şey ise Venezüella’da Brezilya’dan farklı olarak, yeniden dirilen bir kitle hareketi olduğudur. Eğer Brezilya’da kopmuş bir kitle hareketimiz olsaydı, Lula Castro’yu bir sağcı gibi gösterebilirdi. Bu bir şaka değil. Hareketin yeniden dirilişinin Bolivya’da, 8 milyonluk bir ülkede neler yapabileceğini gördük. Brezilya’yı düşünün, %60’ı yoksulluk çeken 170 milyonluk bir nüfus. Eğer 100 milyon Brezilyalı tek bir yönde hareket etseydi dünya yerinden oynardı.

Soru: Bolivya’da olanlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Ya da Latin Amerika’daki neoliberalizm karşıtı hareketler hakkında? Öne sürülen alternatifler –Mercosur gibi-sizce hakiki alternatifler mi?

Stedile: Latin Amerika’ya gelmelisiniz. Gözleriniz benim söyleyebileceklerimden çok daha fazlasını söyleyecekler. Bolivya’da kitle hareketinin yeniden dirilişi var. 1952 devriminin ihanetinden beri süregelen bir ekonomik kriz var. Sonraki 50 yılda gelişen tek şey geniş kaynakları kendine tahsis eden ve halkı sefalet içinde bırakan lümpen burjuvaziydi.Yani Movimiento Al Socialismo (MAS)’nun lideri Morales ve yerli Pachakuti’nin lideri Quizque haklıydılar, yeni başkan Mesa’nın istediği yeni seçimle problemler çözülmeyecekti. Bunlar ancak insanları sefaletten kutaracak bir gelişim modeliyle çözülebilirdi. Mineral zenginliğine sahip olmaları bir şanstı. Küçük olmaları ve denize çıkışlarının olmaması ise bir şanssızlık.

Latin Amerika’nın geri kalanına gelince neoliberalizm hepsini krize soktu. İnsanlar bundan kurtulmak için oy kullandılar. Bunu Ekvador’da, Peru, Brezilya, Arjantin ve Bolivya’da yaptılar. Sonuçta seçimlerin yeterli olmadığı öğrenildi. Bu ülkelerin herbirinde neler olduğuna bir bakın. Peru’da hiçbirşey olmadı. Ekvador’da ABD Lucio Gutierrez’i tamamiyle kendi etrafında döndürdü. Aklıma gelmişken, Ekvador’u izlemelisiniz. Oraya gitmeye hazırlanın, çünkü orası ikinci bir Bolivya olacak. Ama seçimler yeterli değil. Tüm modeli değiştirebilecek bir kitle hareketi olmalı.

Mercosur bir alternatif mi? FTAA’ya alternatif değil. Brezilya onu bir pazarlık aracı olarak kullanıyor. Ama zaten altı oyuldu:ABD Uruguay’ı beş yıldızlı bir otelden daha ucuz bir fiyata satın aldı. Venezüella, Latin Amerika entegrasyonu için ALBA denilen çok ilginç bir proje teklif etti, ama bu proje Latin Amerika hareketlerinin çok ötesinde. İyi bir fikir ama şimdilik politik açıdan gerçekleştirilebilir değil.