CHOMSKY İLE SÖYLEŞİ
Radyo B29, Belgrad
Bu saldırıların neden meydana geldiğini düşünüyorsunuz?
Bu soruya yanıt vermek için, önce suçların faillerini teşhis
etmemiz gerekiyor. Genelde, makul olarak faillerin kökeninin
Ortadoğu olduğu ve saldırıların muhtemelen Usame Bin Ladin’in
şebekesiyle bağlantılı olduğu varsayılıyor. Bu şebeke, yaygın ve
karmaşık bir örgütlenmedir, hiç şüphesiz Bin Ladin tarafından teşvik
ediliyor, ama zorunlu olarak onun denetimi altında hareket etmiyor.
Bunun doğru olduğunu varsayalım. O zaman, sorunuza yanıt vermek için
makul bir insan Bin Ladin’in görüşlerini ve bölgenin her yanında
sahip olduğu geniş destekçiler yığınının duygularını araştıracaktır.
Bütün bunlar hakkında oldukça fazla miktarda bilgiye sahibiz. Suudi
Arabistanlı bir milyoner olan Bin Ladin, Rusların Afganistan’dan
atılması için yapılan savaşta militan bir İslamcı lider haline geldi.
Ruslara en büyük hasarı vermek için, CIA ve onun Pakistan
istihbaratı içindeki bağlantıları tarafından hizmete alınan,
silahlandırılan ve finanse edilen pek çok köktendinci aşırıdan
birisiydi. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, CIA harekete
geçirebileceği en fanatik ve zalim savaşçıları tercih etti. Sonuç
“ılımlı bir rejimin yıkılması ve Amerikalılar tarafından pervasızca
finanse edilen grupların oluşturduğu fanatik bir rejimin yaratılması”
oldu (London Times, muhabir Simon Jenkins). “Afganiler” denilen bu
kişiler (Bin Ladin gibi pek çoğu Afgan değildir) Rusya sınırı
boyunca terör operasyonları gerçekleştirdiler, fakat Rusya’nın geri
çekilmesinden sonra bunlara son verdiler. Savaşları nefret ettikleri
Rusya’ya değil, fakat Rus işgaline ve Rusya’nın Müslümanlara dönük
suçlarına karşıydı.
Bununla birlikte, Afganiler faaliyetlerini sona erdirmediler.
Balkan savaşlarında Bosnalı Müslüman kuvvetlere katıldılar. CIA buna
karşı çıkmadı, tıpkı İranlıların Bosnalılara verdiği desteğe ses
çıkarmadığı gibi. Afganiler Çeçenistan’da Ruslara karşı da
savaşıyorlar ve büyük olasılıkla Rusya topraklarında, Moskova ve
başka yerlerdeki terörist saldırıların yürütülmesine katılıyorlar.
1990’da, ABD Suudi Arabistan’da kalıcı üsler kurduğunda, Bin Ladin
ve Afganiler ABD’yi karşılarına almaya başladılar. Bin Ladin’in göre,
bu olay Rusya’nın Afganistan işgalinin bir benzeriydi, ama çok daha
önemliydi, çünkü Suudi Arabistan’ın kutsal yerlerin koruyucusu olmak
gibi özel bir konumu vardı.
Bin Ladin aynı zamanda, İslam-dışı olarak gördüğü bölgenin
çürümüş ve baskıcı rejimlerine şiddetle muhalefet ediyordu. Bunlara,
Taliban dışında dünyadaki en aşırı köktendinci İslami rejim ve
kuruluşundan beri ABD’nin yakın müttefiki olan Suudi Arabistan da
dahildi. Bin Ladin bu rejimleri desteklediği için ABD’den nefret
ediyor. Bölgedeki başkaları gibi Bin Ladin’i de hiddetlendiren bir
başka şey, ABD’nin şu anda 35. yılını dolduran İsrail’in zalim
askeri işgalini uzun süredir desteklemesi. Yine başkaları gibi Bin
Ladin de bir karşılaştırma yapıyor: Bir yandan Washington’un var
gücüyle İsrail’in suçlarını desteklemesi, diğer yandan on yıldır
ABD-İngiltere’nin Iraklı sivil nüfusa karşı yürüttüğü, yüzbinlerce
insanın ölümüne neden olan ve Saddam’ın gücünü arttırmaya yarayan
saldırı. Batılılar olguları unutmayı tercih etseler de, bölge
halkının oldukça iyi hatırladığı gibi, Kürtlerin zehirli gazlarla
öldürülmesi dahil, en beter zülumleri sırasında Saddam Hüseyin ABD
ve İngiltere’nin gözde dostu ve müttefikiydi. Bu duygular çok geniş
bir şekilde paylaşılıyor. Benzer duygular, derin bir yoksulluk ve
baskıya maruz kalan halkın büyük çoğunluğu arasında çok daha keskin
yaşanıyor. Ve intihar bombalamalarına yol açan olan öfke ve
umutsuzluğun kaynağını yine aynı duygular.
ABD ve Batı dünyasının büyük kısmı daha rahatlatıcı bir öyküyü
tercih ediyor. New York Times’ın (16 Eylül) başlıca analizinden şu
alıntıyı yapaliliriz: Failler “Batı’da baş tacı edilen özgürlük,
hoşgörü, refah, dinsel çoğulculuk ve genel oy hakkı gibi değerlere
karşı duydukları kinden ötürü” harekete geçtiler. ABD’nin
eylemlerinin bu saldırılarla bir ilgisi yoktur, dolayısıyla gündeme
getirilmesi de gereksizdir (Serge Schmemann). Bu oldukça kullanışlı
bir manzara ve genel duruş düşünsel tarihte yabancısı olmadığımız
bir tutum. Bildiğimiz herşeyle tam bir tezat oluşturuyor, ama
kendini yüceltmenin ve iktidara kayıtsız şartsız desteğin bütün
meziyetlerini taşıyor. Aynı zamanda, Bin Ladin ve onun gibi
başkalarının “fanatiklerin kendi davalarına akın etmesine” neden
olacak “Müslüman devletlere karşı büyük bir saldırı” düzenlenmesi
için dua ettikleri de yaygın bir kabul görüyor (Jenkins ve başka
birçok kişi). Bu da çok bildik bir tavır. Tırmanan şiddet döngüsü,
her iki taraftaki en sert ve zalim unsurlar tarafından memnuniyetle
karşılanıyor.
Bu saldırıların ABD’nin iç politikasına ve Amerika’nın kendini
algılayışına ilişkin sonuçları ne olacak?
ABD politikası zaten resmi olarak ilan edildi. Dünyaya “katı bir
seçim” sunuldu: Bize katılın ya da “kesin ölüm ve yıkım ihtimaliyle
karşı karşıya kalın.” Kongre, Başkanın saldırılara karıştığını
tespit ettiği bütün bireylere ve ülkelere karşı kuvvet kullanma
yetkisi verdi; destek veren herkesin ultra-kriminal olarak kabul
edildiği bir doktrin. Bu kolaylıkla kanıtlanabilir. Sadece, ABD’nin
Dünya Mahkemesinin Nikaragua’ya karşı “yasadışı güç kullanmasına”
son vermesi talimatını reddetmesinden ve bütün devletleri
uluslararası hukuka uymaya çağıran Güvenlik Konseyi kararını veto
etmesinden sonra, eğer Nikaragua aynı doktirini benimsemiş olsaydı
aynı kişilerin nasıl tepki göstereceğini sorun.
Bu olayların burada nasıl algılandığına gelince, bu çok daha
karmaşık bir sorun. Şunun akılda tutulması gerekir ki, medyanın ve
entellektüel seçkinlerin genellikle kendilerine özgü programları
vardır. Ayrıca, bu soruya verilecek yanıt, büyük ölçüde, bir karar
verme meselesidir: Başka bir çok durumda olduğu gibi, yeterli bir
gayret ve enerji ile, fanatizmi, kör nefreti ve iktidara boyun
eğmeyi kışkırtan çabalar tersine çevrilebilir.
ABD’nin dünyanın geriye kalanına dönük politikasını derinden
değiştireceğini bekliyor musunuz?
İlk tepki, terörist saldırı için desteğin arka planını sağlayan
öfke ve kızgınlığa yol açmış olan politikaların yoğunlaştırılması
çağrısıydı. Ve ABD liderliğinin en sertlik yanlısı unsurlarının
programının daha yoğun şekilde takip edilmesi isteniyordu: Artan
militarizasyon, içerde sıkı bir yönetim tarzı ve sosyal programlara
saldırı. Bunların hepsi beklenmelidir. Bir kez daha, terör
saldırıları ve bunların yarattıkları tırmanan şiddet döngüsü, bir
toplumun en sert ve baskıcı unsurlarının otoritesini ve prestijini
pekiştirme eğilimi gösteriyor. Fakat bu gidişe boyun eğmek hiç de
kaçınılmaz bir şey değil.
İlk şoktan sonra, ABD’nin yanıtının ne olacağı endişesi gündeme
geldi. Siz de bundan kaygı duyuyor musunuz?
Her aklı selim insan olası tekpiden kaygı duymalıdır. Şiddet
döngüsünün bildik şekilde tırmandırılması çok yüksek bir ihtimal,
fakat bu defa şiddet döngüsü çok daha kapsamlı olabilir.
ABD halihazırda Pakistan’dan, en azından Afganistan’ın açlıktan
kıvranan ve acı çeken halkının bir kısmının yaşamasını sağlayan
yiyecek ve diğer malzemeleri göndermemesini istedi. Eğer bu istek
yerine getirildiyse, terörizmle uzaktan yakından bağlantısı olmayan,
bilinmeyen sayıda insan, muhtemelen milyonlarcası ölecektir. Tekrar
etmeme izin verin: ABD Pakistan’dan, kendileri de Taliban’ın kurbanı
durumunda olan muhtemelen milyonlarca insanı öldürmesini istedi.
Bunun intikamla bile hiçbir ilgilisi yok. İntikam almaktan bile daha
alçak bir ahlaki düzeyi temsil ediyor. Bu talebe verilecek tepkiyi
gözleyerek, Batı’nın hüküm süren entellektüel kültürünün ahlaki
seviyesi hakkında pek çok şey öğrenebiliriz
Eğer Pakistan bunu ve diğer ABD taleplerini kabul etmezse,
kendisi de doğrudan saldırıya uğrayabilir. Eğer Pakistan ABD’nin
isteklerine boyun eğerse, hükümetin Taliban’a çok benzer güçler
tarafından devrilmesi imkansız değil – bu durumda, söz konusu güçler
nükleer silahlara sahip olacak. Bunun, petrol üreten ülkeler dahil,
bütün bölge üzerinde etkisi olabilir. Bu noktada, insan toplumunun
büyük çoğunluğunu yok edebilecek bir savaş olasılığından
sözedebiliriz.
Bu ihtimallerin izini sürmesek bile, Afganlara yapılacak bir
saldırının bir çok analistin beklediği etkiye yol açması ihtimali
var: Kendisinin de umduğu gibi, çok sayıda başka insanın Bin Ladin’i
desteklemek üzere bu gruplara katılmasına neden olacak. Bin Ladin
öldürülse bile, bu pek bir şey değiştirmeyecek. Sesi, İslam
dünyasının her yanına dağıtılan kasetlerde duyulacak ve muhtemelen
başkalarına esin kaynağı olan bir şehit olarak saygıyla anılacak.
Şunun akılda tutulmasında fayda var: Bir intihar bombalaması – bir
ABD üssüne sürülen bir kamyon – 20 yıl önce dünyanın en büyük askeri
gücünü Lübnan’dan attı. İntihar saldırılarının önlenmesi çok güçtür.
“11 Eylül 2001’den sonra dünya hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak”.
Siz de böyle mi düşünüyorsunuz?
Salı günkü korkunç terörist saldırılar dünya işlerinde oldukça
yeni bir şey; kapsamı ve niteliği değil, fakat hedefi bakımından.
ABD için, 1812 savaşından bu yana ilk defa ulusal toprakları
saldırıya uğruyor, hatta tehdit ediliyor. Sömürgelerine saldırılar
yapılmıştı, ama ulusal toprakların kendisine değil. İlk defa,
silahlar öbür tarafa döndü. Aynı şey, hatta daha da çarpıcı şekilde,
Avrupa için doğrudur. Ender istisnalar (örneğin, İngiltere’de IRA)
dışında, dışardaki kurbanlarının saldırısına uğramadı. Bu nedenle
NATO’nun ABD’yi desteklemek üzere biraraya gelmesi tabiidir.
Yüzyıllarca süren emperyal şiddetin entellektüel ve ahlaki kültür
üzerinde muazzam bir etkisi var.
Batı’nın nasıl tepki göstermeyi seçeceği son derece önemli bir
mesele. Eğer zengin ve kudretliler yüzlerce yıllık geleneklerine
bağlı kalır ve aşırı şiddete başvurursa, korkunç olabilecek uzun
vadeli sonuçlarla birlikte, tanıdık bir dinamik içinde bir şiddet
döngüsünün tırmanmasına katkıda bulunacaktır. Elbette bu hiçbir
şekilde kaçınılmaz değildir. Daha özgür ve demokratik toplumlarda
yükselen bir kamuoyu, politikaları çok daha insani ve onurlu bir
sürece doğru yöneltebilir.
Chomsky sayfası ►
|