CHOMSKY İLE SÖYLEŞİ
Lateline, Avustralya
Noam Chomsky
Australian Broadcasting Corporation
(Avustralya Yayın Kurumu)
8 Nisan 2002
TONY JONES: Noam Chomsky, Başkan Bush’un Ortadoğu krizi
konusundaki konumu hızla değişiyor, fakat yakın zamana kadar
yönetimden kafa karıştırıcı ve çelişkili sinyaller geliyordu. Neler
olduğunu düşünüyorsunuz?
PROFESÖR NOAM CHOMSKY, YAZAR: Yönetim içindeki kafa karışıklığı,
zanediyorum hedefler konusunda.
Yani, sağ kanat, aşırı sağ kanat, Filistinler ezilene kadar
şiddeti tırmandırmaktan yana. Diğerleri oldukça karmaşık bir konumu
olan Arap dünyası üzerindeki etkisi konusunda kaygılılar ve bu
çerçeve içinde bir politika bulmaya çalışıyorlar.
Olan bitenler öylesine çapraşık ki tartışmak bile çok zor. Bu
durumda hiç bir simetri yok. Her iki tarafın da hanesinde yeterince
şiddet ve terör var, bu çok kötü ve olumlamak mümkün değil. Fakat
işin gerçeği, Filistinliler 35 yıldır işgal altında yaşıyorlar. Bu
süre boyunca işgal acımasız, şiddet dolu, ırkçı, onur kırıcı ve yok
edici idi. Tamamen tek taraflı olarak ABD tarafından desteklendi.
Yerleşimlerin işgal altındaki topraklara doğru genişletilmesini de
içerdi. Barak’ın kendisi, son senesinde Oslo’dan bu yana yerleşimler
konusundaki bütün rekorları kırdı ve ABD tarafından her zaman
desteklendi. Bu işte hiç bir simetri yoktur.
Diplomasi sahnesinde Arap ülkeleri hakkında yapabileceğiniz çok
eleştiri var. Aslında onlar hakkında söyleyebilecek güzel bir şey
bulmak da zor. Fakat meselenin özü, şu anki Suudi Arabistan planını
tek taraflı olarak engelleyenin ABD-İsrail’in muhalefeti olduğudur.
TJ: İşgal’in acımasızlığı hakkında söylediklerinizi
değerlendirecek olursak, Filistin intahar bombacılarının özgürlük
savaşçısı mı, yoksa terörist mi olduğunu düşünüyorsunuz?
NC: Teröristtirler, aslında her ikisidirler. Özgürlük için
savaşmaya çalışıyorlar, fakat bunu hiçbir şekilde kabul edilemeyecek,
ahlaki olmayan bir yolla yapmaya çalışıyorlar.
Tabii ki teröristtirler, ve işgal boyunca Filistin terörizmi
olmuştur. Her zaman karşı çıktım. Şimdi de karşı çıkıyorum. Fakat bu
ABD tarafından arka çıkılan İsrail terörizmi ile
karşılaştırıldığında çok küçüktür.
Çoğu zaman, şiddetin derecesi şiddet araçlarının bir
göstergesidir. Bu son derece normaldir. Devlet terörü grupların
terörüyle karşılaştırıldığında hemen hemen her zaman çok daha aşırı
olmuştur, bu durum da bir istisna teşkil etmemektedir.
TJ: Eğer bombacıların haklı olmadıklarını düşünüyorsanız,
tartışma bu terörist saldırıların kurbanlarının buna son vermek için
gerekli olduğunu düşündükleri her eyleme girişme haklarının olup
olmadığı eksenine kayıyor, ki bu Ariel Sharon’un giriştiği saldırıyı
haklı göstermek için başından beri söylediği şey de bu.
NC: Kendilerini savunmakta kesinlikle haklılar, ancak başka bir
halkın toprağını acımasızca ve kendi terörlerini uygulayıp işgal
ederek uluslarası hukuku böylesine ihlal etmeye hakları yok. Bu
hiçbir haklı gerekçeye dayanmıyor ve 35 yıldır devam ediyor.
Bu nedenle eğer siyasi bir çözüm varsa, siyasi bir çözüme doğru
adımlar gündemdeyse ve ABD ve İsrail bunu kabul edeceklerse, o zaman
kendilerini savunmak için tamamen haklı bir gerekçeye kavuşmuş
olurlar. Fakat askeri bir işgale girişiyorsanız, nefsi müdafadan söz
edemezsiniz. Bu, terörist eylemleri haklı çıkarmaz, ama nefsi müdafa
durumu da oluşmaz.
TJ: İntahar saldırıları ile 11 Eylül’deki intahar saldırıları
arasında bir benzerlik var mı?
NC: Hiçbir benzerlik yok. El-Kaide ABD askeri işgali altında
değildi. İşgal altında olduklarını iddia ediyorlar, kendilerini
haklı çıkarmak için ABD’nin Suudi Arabistan’ı işgal ettiğini iddia
ediyorlar. İddiaları tartışmaya açıktır. Ama hiç kuşkusuz bu
iddiaları eylemlerini haklı çıkarmaz.
11 Eylül terörsit saldırılarına doğru tepkinin ne olduğu başka
bir sorudur. Eğer bu konuda konuşmak istiyorsak, bazı ilkeler
oluşturmaya çalışmalıyız. Örneğin, birşey bizim için doğru ise
başkaları için de doğru olmalıdır. Eğer başkaları için yanlışsa
bizim için de yanlıştır. Eğer bu ilkeyi kabul etmezsek doğru ve
yanlış hakkında konuşamayız bile.
11 Eylüle verilecek doğru tepkinin Afganları bombalamak olduğuna
inananlar, ABD terörüne verilecek doğru tepkinin de Washington’u
bombalamak olduğuna da inanmalıdırlar. Buna inanan hiç kimse
bilmiyorum. Kesinlikle.
Dolayısıyla, 11 Eylül’den beri bu konu üzerinde yürütülen
tartışmaların neredeyse tümü en asgari bir ahlaki seviyeye bile
ulaşmadıkları için bir kenara bırakılmalıdır.
Bu, El-Kaide terörizmine verilecek doğru tepkinin ne olduğu
sorusunu açık bırakıyor, ve inanıyorum ki doğru bir tepki vardır ve
bu verilen tepki değildir. Fakat bunun İsrail ve Filistinde olan
bitenle bir ilgisi yoktur.
TJ: İsrail’in durumunu şöyle özetleyebilir miyiz: 11 Eylül’le
kesinlikle benzerlikler kurulabilir ve dolayısıyla İsrail ABD’nin
terörizm reçetelerini rejim değişikliğine varana kadar uygulamak
konusunda haklı gerekçelere sahiptir.
NC: Bu paralellik çok saçma. İsrail başından beri acımasız,
şiddet dolu ve yıkıcı olan bir işgali 35 yıldır yürütmüştür, hala da
yürütmektedir. Hiç bir benzerlik yoktur. Bu Filistinlilerin terörist
eylemlerini ve İsrail’in devam etmekte olan bundan çok daha aşırı
terörist eylemlerini haklı çıkarmaz, ancak akla uygun hiç bir
şekilde böyle bir karşılaştırma yapmak mümkün değildir.
TJ: Şimdi daha geniş bir perspektife geçip, Başkan Bush’un şu
anda Ortadoğu’da olup bitenden hassas bir şekilde etkilenen, Irak’a
saldırı planından sözedebilir miyiz? Kitle imha silahlarını
kullanarak terörist bir saldırı tehdidi, Irak’a yapılacak önleyici
bir saldırıyı haklı çıkarır mı?
NC: Önleyici saldırılar son derece somut kanıtlar gerektirir, ve
böylesi bir saldırıyı haklı kılmak yükümlülüğü vardır. Ortada
bununla uzaktan yakından ilgisi olan bir durum yok.
Bush ve danışmanları Saddam Hüseyin’i neden devirmek
istediklerine ilişkin nedenlerden sözettiklerine onları ciddiye
almak çok zor. Saddam Hüseyin bir canavardır, buna hiç kuşku yok.
Ondan kurtulmak Irak halkı ve dünya için hayırlı olacaktır. Ancak
Bush ve danışmanlarının ona karşı çıkma nedeni işlediği suçlar ya da
kitle imha silahları geliştirme çabaları değildir, bunu hepimiz
biliyoruz.
En kötü suçlarını işlerken bunu Başkan’ın babasının desteğiyle
gerçekleştirmiştir. Bu destek, Britanya’nın desteği ile birlikte,
Saddam en kötü suçlarını işlerken bile devam etmiştir. Sadık bir
dost ve müttefik idi.
Ayrıca, hem ABD, hem de Britanya Saddam’a ktle imha silahları
geliştirmesi için gerekli araçları sağlamya devam ettiler. O zaman
şimdi olduğundan çok daha tehlikeliydi.
Dahası eğer ABD’nin onun yerine geçirmek için toparladığı
insanlara -örneğin bir katliama iştirak ettiği için Danimarka’da
hakkına soruşturma yapıldığından toplantıya gelemeyen general gibi-
bakarsanız, bunun Irak halkı için insani bir sonuç yaratmak amacıyla
gösterilen bir çabaya işaret ettiğini söyleyebilir misiniz?
Saddam Hüseyin ile ilgili ne yapılacağı sorusu çok ciddi bir
sorudur, ancak bu insanların söylediklerini ciddiye alamazsınız.
TJ: Ne çeşit kanıtlar sunmaları gerekir? Çünkü bu kanıtları
sağlamak uluslararası kuruluşların kapsamı dışındadır. Sonuçta,
kendi haberalma teşkilatlarına güvenmek durumunda değiller mi?
NC: Kendi haberalma teşkilatına güvenme meselesi değil, kendi
eğilimlerine göre hareket etme meselesi, ki bu çok farklı birşey.
Herhangi bir devlete, özellikle de ABD gibi kötü bir sicili olan
bir devlete kendi başına, şiddet içeren bir şekilde, ve
liderliklerinin istediği gibi davranma yetkisi verilmesi gerektiğine
inanmak için hiç bir nedenimiz yok. Bu çok saçma. Başka birisine
böyle bir izin vermiyorsak, ABD’ye neden verelim?
TJ: Önceki bir CIA başkanı tarafından önerilen, özellikle
kimyasal, nükleer ve biyolojik silahların üretildiği imalathanelere
önleyici saldırılar yapılması hakkında ne düşünüyorsunuz?
NC: Herşeyden önce, hiç bir şekilde böylesi imalathanelerinin
varlığına dair bir delil, ya da bir tehdit oluşturduklarına, hatta
bunlara saldıracaklarına dair dair bir işaret bile vermediler.
Amaçlanan bu değildir.
Amacı hepimiz biliyoruz, masum rolü oynamıyalım, Irak dünyadaki
ikinci büyük petrol rezervlerine sahiptir. Şu ya da bu şekilde, ABD
bunların kontrolünü yeniden kazanmak, ve kendinden çok önde olan
rakiplerinin, başta Fransa ve Rusya’nın bunlara erişimi engellemek
istiyor, ve kitle ihma silahlarının varlığı iddiası bu amaç için iyi
bir bahane oluşturuyor.
Saddam Hüseyin en kötü suçlarını işlemeye devam ederken,
tehlikeli olduğu ve kitle imha silahları geliştirmeye çalıştığı
dönemde bile ABD ve Britanya tarafından gönülden ve etkin bir
şekilde desteklenirken de aynı şekilde canavardı. Bu değişmeden
kaldı. Fakat kendimizi bahane olarak kullanılabilecek nedenlerle
aldatmayalım, gerçek nedenler başka bahaneler altında gizlenecektir.
TJ: Fakat Amerikan siyasi liderlerinin verdikleri demeçlerde,
basında ve istihbarat servisleri tarafından sızdırılan demeçlerde,
en azından Amerikan kamuoyunu Irak’a saldırının zorunlu olduğuna
ikna etmek üzere kanıt sunmak için giderek artan bir momentum
görüyouz.
NC: Buna hiç kuşku yok. Ben “kanıt” kelmimesini bir kenara
bırakıyorum, fakat dünyanın ikinci büyük petrol rezervi üzerinde
denetimi yeniden kazanma çabasıyla Irak’a saldırıyı haklı kılacak
bahaneler imal etmek için ciddi çabaların olduğuna kuşku yok.
Yani söylediğim gibi Saddam Hüseyin’den kurtulmak kurtulmak
hayırlı olacaktır, ancak Irak’a yapılacak bir saldırının amacı bu
değildir.
Amaç, tam olarak tanımladığım gibi. Hatırlarsanız, Körfez
savaşından hemen sonra, ABD bölge üzerinde tam denetime sahipti,
güneyde bir Şii ayaklanması vardı, pekala da Saddam Hüzeyin’i
devirebilirlerdi. Fakat George Bush pratikte, Saddam Hüseyin’e
askeri helikopterler ve diğer silahlar kullanarak bu ayaklanmayı
bastırmak için izin verdi. Hatta bu yolda kamuoyuna bir açıklama
bile yapıldı.
O zaman New York Times’ın diplomatik muhabiri olan Thomas
Friedman bunun zorunlu olduğunu, çünkü Irak’ı Saddam Hüseyin’in
aynen yaptığı gibi yaptığı gibi demir yumrukla yönetecek askeri bir
cuntanın ABD için seçeneklerin en iyisi olduğunu, bunun ABD’nin
müttefikleri Türkiye ve Suudi Arbistan’ı da memnun edeceğini
yazıyordu; ancak bu cuntanın patronunun Washington olması
gerektiğini yazmayı nedense unutmuştu.
Bush Saddam Hüseyine Şii ayaklanmasını bastırma izni verdiğinde
genel tavır bu idi. Bu tavırda herhangi bir değişiklik olmadı. Eğer
ABD Irak’ta güç kullanarak herhangi bir denetim kurmak isterse bu
koşula uymak zorundadır.
Demokratik bir rejimin, hatta sınırlı bir demokrasinin bile
doğmasına izin veremez, çünkü nüfusun çoğunluğu Şii’dir, ve herhangi
bir demokratik katılım olursa, Iran’la bir ittifaka ya da en azından
bağlar kurmaya yönelmesi ihtimali oldukça yüksektir. Böyle bir
gelişmeyi ABD mutlaka engelleyecektir, tam da bu nedenle ABD şimdi
korkunç katliamların bazılarında payı olan Iraklı generaleri, Thomas
Friedman’ın tanımladığı, hatta savunduğu gibi Irak’ı Saddam
Hüseyin’in yönettiği gibi yönetecek demir yumruklu Sunni bir askeri
cunta oluşturmaları için örgütlemeye çalışmaktadır.
TJ: Burada programı bitirmek zorundayız Noam Chomsky. Bu gece
bize katılmak için zaman ayırdığınız için teşekkürler.
NC: Tamam, sizinle birlikte olmaktan memnun oldum.
Chomsky sayfası ►
|