Gençliğin Özgürleşmesi İçin Radikal Ebeveynlik:
Cynthia Peters ile Görüşme
Söyleşi: Tim Allen
Çeviren :
Fahriye Dinçer (FKÇ)
Yazının orijinali için
tıklayınız.
Ebeveynlerin baskıcı olmayan bir şekilde
davranmasının yolu nedir?
Ebeveynlerin çocukların üzerinde çok fazla iktidara
sahip olduğu gerçeğinden kurtulmak pek mümkün değil
–zaten bu şart da değil. Dünyaya çocuk getirme veya
evlatlık edinme durumlarında olduğu gibi, ailemize bir
çocuk kazandırma kararlarıyla birlikte, olası en büyük
iktidarı kullanmış oluruz. Aileme bir çocuk kattığım
anda ise iktidarımı çocuk üzerinde çok yoğun bir şekilde
kullanmaya devam ederim. Onun nerede yaşayacağına,
adının ne olacağına, kiminle yaşayacağına, kardeşi olup
olmayacağına, hangi topluluk altkültürlerini
deneyimleyeceğine, hangi dili konuşacağına, ne
yiyeceğine, hangi sıklıkta banyo yapacağına ve ne kadar
denetleneceğine karar veririm. Bu iktidarın tamamı
direkt olarak benden kaynaklanmaz. Toplumdaki diğer
kurumların etkisi altında kalırım. Aldığım ücret,
yaşayacağım yer ve dolayısıyla da örneğin çocuğumu hangi
topluluk içinde yetiştireceğim konusunda belirleyici bir
faktördür. Benim nasıl yetiştirilmiş olduğum, kendi
çocuğumu nasıl yetiştireceğimi etkileyecektir. Ayrıcalık
edinme koşullarım veya çocuğumun dünyadan ne
bekleyebileceğine dair hissiyatım, beklentilerinin ne
olması gerektiği konusunda onunla kurduğum ilişkiye etki
edecektir, vb. Dolayısıyla bir ebeveyn olarak çocuğuma
sunabileceğim seçenekleri, çocuğumun fırsatlarını ve
değerlerini ciddi ölçüde etkileyen birçok toplumsal,
ekonomik ve kültürel baskıya maruz kalırım. Ebeveynleri
çocuklarına karşı daha az baskıcı davranmaya teşvik
etmek için yapabileceğimiz en önemli şey muhtemelen bu
kurumların daha az baskıcı olmasını sağlamaktır.
Örneğin, yoksulluk ve tüketim değerlerini vurgulayan
bir kültürde yaşama stresini ortadan kaldırmak,
ebeveynleri ve çocukları parasal kaygılarla belirlenen
sınırların dışında aileler yaratmaları konusunda
özgürleştirecektir. Kızım kolunu kırdığı zaman, altına
gireceğim masrafın dehşetine kapılmak ve doktor
randevularına gidişimi ayarlamak için işten nasıl izin
alacağım diye endişe duymak yerine öncelikle onun
sağlığına kavuşmasını dert etmeliyim. Disney ürünleri
satın alma baskısıyla baş etmek için harcadığımız
zamanı, Disney değerlerine itaat etmeyi ve anlık
zevklerin çeşitli biçimlerini tüketmeyi önemli ölçüde
azaltabilseydik, bu, ebeveynler ve çocuklar için hoş
olurdu. Ebeveynler, şiddete açık mahallelerde, zehirli
çöplüklerin yakınında ve bir toplum yaratmaktan daha
ziyade kalabalıklaşma ve/ya tecrit yaratan, altyapısı
eksik şehirlerde ve varoşlarda yaşamalarından kaynaklı
baskıcı davranışlarla yüzleşmek zorunda kalmamış
olsalardı, çocuklarıyla ilişkilerinde de daha az baskıcı
olurlardı.
Cinsiyetçiliği azaltmak ailenin, toplumsal cinsiyet
rollerinin yeniden üretildiği alanın dışına –ve bunun
yerine, insanların toplumsal cinsiyet temelli olmayan
biçimlerde dostluk, huzur, bakım ve danışmanlık
bulabilecekleri bir yere- yönelmesine neden olacaktır.
Irkçılık, cinsiyetçilik, sınıfçılık, vb.’nin ebeveynler
üzerinde oluşturduğu binlerce baskı biçimini azaltmak,
yetişkinlerin çalışma yerlerinde, toplumlarında ve
örgütlenme alanlarında kendi insani kapasitelerini tam
olarak hayata geçirmeleri için yüreklendirilmelerini,
desteklenmelerini ve geliştirilmelerini olanaklı
kılacaktır –gençleşmek ve insaniyeti bir nebze olsun
yeniden kazanma şansı elde etmek için “aile yuvasına”
geri dönme ihtiyacını büyük ölçüde azaltacak veya
ortadan kaldıracak bir senaryo. İnsanların paylaşma,
besleyip yetiştirme ve karşılıksız olarak bir şeyler
verme gibi değerlere bağlı kalarak hareket edebileceği
tek yer özel alan olduğunda, o alanda feci ölçüde stres
birikir.
Diyelim ki baskıcı kurumları değiştirmek ve
böylece ebeveynlerin baskıcı olmayan davranış biçimleri
geliştirme şansını artırmak için çalışıyoruz. Bu arada,
aileler yaratmak ve ebeveynler olarak iyi davranışlarda
bulunmak istiyoruz. Bunu nasıl yapabiliriz?
Bence en önemlisi, kullandığımız iktidarın farkında
olmak ve bunun sorumluluğunu almaktır. Bu durumu
görmezlikten gelemeyiz, ama iktidarı kullanış biçimimizi
sağduyulu bir biçimde değerlendirebiliriz; iktidarı,
büyümeleri esnasında çocuklarımızı güçlendirecek bir
şekilde kullanabiliriz. Ebevenler, çocuklarının tüm
duygusal gereksinimleri için tamamen ve büsbütün
kendilerine bağımlı olmayacağı aileler kurmaya gayret
edebilirler. Ailede oluşturulan ilişkiler, diğer
insanlarla nasıl ilişkilenmemiz gerektiğine dair
düşüncelerimizi fazlasıyla belirler. Çocuklarımızın
biraz farklı ilişkileri tanımalarına olanak vermek
onların önlerine kapılar açar ve ailelerinde
modellenenden farklı ilişkilenme biçimlerini en azından
birazcık keşfetmek onları güçlendirir. Ebeveynler,
çocuklarını incitmemek -ruhsal veya fiziksel olarak-
için yapmaları gerekeni yapmaya muktedirdirler.
Ebeveynler olarak çocuklarımıza kendi uzantılarımız,
arzularımızın veya doyurulmamış isteklerimizin ifadeleri
ya da kendi çocukluk meselelerimizle uğraşmamızı
sağlayacak küçük insan stratejileri muamelesinde
bulunmamak için dikkatli olabiliriz. Diğer taraftan,
onlara dair beklentilerimizi bilmeleri gerekir.
Kurallar, davranış ölçütleri ve dünyayla etkileşimimizin
nasıl olacağıyla ilgili beklentilerimizi açık olarak
önermek zorundayız. Böylece, rahatlık ve üretkenlik
içinde birlikte yaşayabildiğimiz ve sevdiğimiz bir çocuk
yetiştirir, bunun sonucunda da bir tür işlevsel aileye
sahip oluruz.
Çocuklarımızla ilişkilerimizi korku değil, karşılıklı
saygı temelinde geliştirmeye öncelik verebiliriz.
Yetkimizin kaynağı, çocuğumuz için en iyi olanı dürüst
bir şekilde yapmaya çalışmak olmalı. Çocuğunuza,
“elbette sokakta oynayabilirsin, ama caddenin karşısına
geçme lütfen” dediğiniz zaman, elinizdeki gücü keyfi bir
şekilde kullanmış olmazsınız. Çocuğunuzun çıkarını en
iyi gözetecek tercihi, caddenin karşısına geçmesi veya
geçmemesi koşullarını elinizden geldiğince en doğru
şekilde muhakeme ederek belirlersiniz. İdeal olarak
düşünürsek, siciliniz uzun süredir çocuğunuza iyi
baktığınızı göstermektedir ve çocuğunuz da cin gibi bunu
farkındadır; dolayısıyla bu kararınızı temel olarak
anlar ve doğruluğundan şüphe duymaz. Dolayısıyla çocuk,
bahçede oynamak denen ciddi işine gömülebilir artık.
Fakat bunun yerine, dengesiz iktidar kullanımı, keyfi
davranışlar ve çocuğunuzu önemseme derecenize dair
karışık sinyaller içeren bir sicile sahipseniz, aklı
selim kurallarınız bile çocuğunuz tarafından dikkate
alınmaz. Çünkü, yine cin gibi farkındadır ki
çocuğunuzdan ziyade kontrolü elinizde tutmaya önem
vermişsinizdir. Ebeveynler çocuklarını dinleyebilirler.
20 dakikamızı şeker alıp almamak için pazarlık yapmaya
veya çocuğun çamaşıra yardım etmemek için sızlanmasına
harcamamız gerektiğini söylemiyorum. Her aile şeker
satın alınması ve çamaşır görevleri için ortak olarak
kabul edilen kurallar belirlemeli ve ebeveynler de temel
olarak bu kurallara uyulmasına veya gerektiğinde ailenin
ihtiyaçları için en uygun bulduğu seçeneğe göre
kuralların yeniden düzenlemesine yardımcı olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki bunlar ciddi işler değildir. Çamaşır
haftada ister bir, ister iki kez yıkansın; dünyaya büyük
bir etkide bulunmaz. Bir çocukla şeker konusunda
pazarlık yapmak, çocuğu daha güçlü kılmaz.
Sağlayabileceği kazanç, olsa olsa şekerdir. Daha ciddi
olan şey, çocuklarımız dünyayı keşfeder ve çevrelerinde
gördüklerini özümserken, onların yanlarında
bulunmamızdır. Talimat vermek yerine dinlemeliyiz. Ve
anlatmak yerine göstermeliyiz. Anlamaları, olguları
özümsemeleri, çözümleme yapmaları, iyi düşünmeleri,
meraklarının peşinden gitmeleri, sonuçlarını sınamaları,
yanlış yapmaları, doğru yapmaları, kafa karışıklığı
yaşamaları, yetki kazanmaları ve bir özne olarak dünyada
varlık göstermeleri için onları desteklediğimiz zaman
baskıcı olmayan bir şekilde davranıyoruzdur.
Çocuklarımıza sunduğumuz rol modeli, dünyayla sorumlu
bir şekilde etkileşime geçmenin, yani yetişkin olmanın
ciddi görevini yerine getirmenin –dünyamızı etkilemeye
gayret etmek; onu daha adil, daha yaşanılır kılmak-
anlamı üzerinden kurulduğunda, çocuklarımıza baskıcı
olmayan bir şekilde davranıyoruzdur.
Kişisel problemlerimizin ve gerilimlerimizin ebeveyn
rolümüze taşınması meselesinde daha dikkatli olsaydık,
muhtemelen çocuklarımıza daha az baskıcı davranırdık.
Kendimizin farkında olmak, ne zaman öfkemizi boşaltmak
için bir odaya kapanmamız ve/ya çocuk yetiştirme
bağlamında doğru bulduğumuz şeyi yapmamızı zorlaştıran
bir zayıflığımız için destek talep etmemiz gerektiği
konusunda bize yardımcı olur. Dikkatsiz davranmak acı
verici olabilir. Çünkü yetersiz kaldığımız noktaları
kendimiz henüz keşfedememiş olabiliriz, ama ebeveynler
olarak bizim eksiklerimizin sonuçları başka insanlar
–kendi ebeveynlerini, daha az kusurlu bir anne-babayla
değiştirme yeteneğinden mahrum küçük insanlar-
tarafından hissedilir. Dolayısıyla, eksiklerimizi teslim
etmek ve onlarla mücadeleye girişmek, yerine getirmemiz
gereken ek bir görevdir.
Çocuklarınızı okula göndermek yerine onlara evde
eğitim verdiğinizi biliyorum. Bunu yapmanızın nedeni
nedir? Okul eğitimine kıyasla evde eğitim hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Başlangıçta evde eğitimi denemeyi kişisel nedenlerle
tercih ettik. En büyük kızımız –sınıf gibi- geniş
gruplar içinde mutsuz gibiydi. Anaokulunda, “olan bitene
karşı kayıtsızlaşma” becerilerini geliştiriyor gibi
görünüyordu ve bu elbette geliştirmesini özellikle
istediğimiz bir beceri değildi. Sonunda biz de onu
birinci sınıfa göndermemeye karar verdik.
Okulu terk etmek tam bir şoktu. Günlerimizin,
haftalarımızın ve yıllarımızın görüntüsünü ve bize
hissettirdiklerini büyük ölçüde şekillendiren bir
kurumdan kendimizi ayrıştırmamızın ne anlama geleceğini
kesinlikle tam olarak tahayyül etmemiştim. Yavaş yavaş,
okulun yerine evde geliştirdiğimiz yapıları
yerleştirdik. Çocuklar, kendilerini farklı yollarla
eğiten yetişkinlerle önemli dostluklar kuruyorlar;
komşuların ve çevredeki kişilerin birçoğunu tanıyorlar;
MSPCA** işleri için gönüllü oluyorlar; en büyüğü şehrin
geri dönüşüm programında bloğun takım kaptanlığını
yapıyor. Benimle toplantılara gelip babalarıyla işe
gidiyorlar. Her Salı, günlerini organik bir çiftlikte
çalışarak geçiriyorlar. Oyun oynamaya ciddi zaman
ayırıyorlar. Zaman zaman matematik ve okumayı öğreten el
kitaplarıyla çalışıyorlar; dergileri biriktiriyor ve
okuyorlar. Fakat, “bildiklerinin” çoğunu, deneyim
yoluyla ediniyorlar. Onlar, “okulsuz” olarak
bilinenlerden.
Okul gibi geniş bir kurumda çocuklar, ortalama
aralığın pek fazla dışına çıkamıyorlar –akademik anlamda
veya davranış biçimleri anlamında. Kurallar, ölçütler,
iyileştirme programları, ödüller, beklentiler ve hatta
tıbbi ilaçlar, çocukları mümkün olduğunca ortalamaya
doğru yaklaştırmaya çalışıyor. Milyonlarca çocuğa
öğrenme yetersizliği teşhisi konuyor, Ritalin reçetesi
yazılıyor, rüşvet veriliyor, ceza uygulanıyor veya bu
çocuklar programa bağlı kalmaları için kibarca ikna
ediliyorlar. Eğer çocuklar önceden belirlenen kuralların
dışına çıkıyorlarsa, 30 kişilik bir sınıf veya yüzlerce
ve belki de binlerce kişilik okul nasıl işleyecek?
Dahası, sıkıcılığa müsamaha göstermeyi; kurallara,
beklentilere ve anlamsız hiyerarşilere kolayca
(uyuşmuşçasına) uyum sağlamayı; organik isteklerini
bastırıp bunların yerine dışsal olarak üretilenleri
koymayı; başardıkları bir görev için verilen notları,
sertifikaları ve diğer ödülleri özümsemeyi; bu arada
insafsızca çevremizi kurutan, ruhsuz ve sıkıcı şeylerin
tümü için “kabullenilmesi zorunlu olan çok tatsız”
açıklamalara rıza göstermeyi öğrenmediyseler, bu
çocuklar eğitim dünyasından iş dünyasına nasıl geçiş
yapacaklar?
Bu çocuklar monotonluğu reddetmek, içsel güdülerini
geliştirmek, otoriteyi sorgulamak ve kararsız ve
yüzeysel davranmak yerine kendilerini harekete geçiren
konularda derin ve tam düşünme becerilerini saflaştırmak
konularında güçlendirilmiş olsaydı, bunun sonuçları ne
olurdu diye bir düşünün. Sıkıcı ve ezbere işlerin ve
patronların gerekliliğini gerçekten sorgulayabilirlerdi.
Üretkenlikleri anlamında kendilerinden çekip alınacak
şeylerle –örneğin, (öğrenci olarak) düzgün oval şeklin
içini 2 numaralı kurşun kalemle boyamak, (işçi olarak)
müşteriler için küçük ve yararlı araçlar yapmak ve (kıt
boş zamanında) onları satın almak ile-
karşılaştırıldığında, kendilerinin topluma sunabilecek
daha fazla şeyleri olduğunu fikrine vardıklarında isyan
edebilirlerdi.
Çocuklara ve okula sıkıntı veren şeylerin tümü
düşünüldüğünde, evde eğitimin politik olarak her derde
deva olduğunu söylemiyorum. Okullar, daha çok sayıda
insan için daha iyi işleyebilir ve işlemelidir.
Toplumsal değişim konusunda ilerici düşüncelere sahip
olanlar, okulların entelektüel özgürlüğü ve eleştirel
düşünmeyi teşvik etmesi için uğraşmalıdır. Öğrenme
biçimlerinde çeşitlilik olmasına sadece izin vermek
yerine bu çeşitliliği coşkuyla kucaklamalıyız.
Standartlaştırılmış sınavlardan vazgeçmeli, ödül ve
cezayı bir kenara atmalı, dışsal güdüler yerine içsel
disiplini geliştirmeli, öğrenme yetersizliğinin anlamını
yeniden düşünmeli ve okulların çocukları tam olarak neye
hazırladığını daha iyi tasavvur etmeliyiz.
Son olarak, çocuklar bütün gün ortalıkta olmayınca ne
kaybettiğimizi dikkate almalıyız. Bazı eleştirmenler,
evde eğitimin gerçek dünya karşısında çocuklar için bir
siper görevi görmesinden endişe duyuyorlar. Fakat, bunun
tersinin doğru olduğunu söyleyebilirim: çocuklar, direkt
olarak dünyanın içine yerleşiyorlar. Sonuç olarak, iki
tarafın da –çocuklar ve toplum- kârlı çıktığına
inanıyorum. Uzun okul gününü, okul sonrası programlarını
ve müfredat dışı etkinlikleri yeniden tasavvur edelim.
Çocukları “gerçek” gerçek dünyanın parçası haline
getirecek yollar bulalım. Bu çabalarımız birçok şeye
meydan okuma anlamına gelecektir; çünkü, çalışma
haftalarını azaltmak, çocuklarla evde olmanın sadece
zenginlerin yaşayabileceği bir lüks olmaması için ücret
ayrımcılığını ortadan kaldırmak, insanların ailede nasıl
bulunacakları hakkında gerçek seçimler yapabilmeleri
için aileye sağlanan destekleri artırmak ve aileyi idame
ettirme sorumluluğunu kadına yükleyen toplumsal cinsiyet
ayrımcılığına işaret etmek gibi amaçları içermektedir.
Bunun olmayacak birşey olduğunu mu söylüyorsunuz? Doğru;
fakat daha fazlayı amaçlamak kötü birşey yapmak anlamına
gelmez ve muhtemelen çocuklarımıza model oluşturmak için
yararlı bir uygulamadır.
--------------------------------------------------------------------------------
** MSPCA Massachusetts Society for the
Prevention of Cruelty to Animals: Massachusetts
Hayvanları Zalimlikten Koruma Cemiyeti.
|