Cancun: Ticaret müzakerelerinin bozulması neden iyidir?

Anuradha Mittal

10 Ekim 2003,Globe and Mail

 

Meksika, Cancun’daki Dünya Ticaret Örgütü müzakerelerinde, Kenya temsilcisi George Ong’wen, “Bitti. Müzakereler sonuca bağlanamadan dağıldı ve karar yok.” dedi. Ong’wen’in Pazar günü öğleden sonra masadan kalkıp gitme kararı, kurul başkanı Luiz Ernesto Derbez’i görüşmelerin bittiğini ilan etmeye zorladı. Böylece, katılımcı otuz üç ülkenin küresel ticaret sözleşmesi görüşmelerine yeni bir hız kazandırabileceğine dair umutlar da sona ermiş oldu.

Fakat muhakkak ki bu kötü bir haber değildi: Cancun caddelerindeki protestocular olayı öğrenince barikatlarda eğlenceler başladı. Müzakerelerin bozulmasını, doğru bir biçimde, yeni kararın ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki gerçekçiliğin bir kanıtı olarak gördüler.

Müzakereler, -- dört yıl içinde ikinci kez -- basit bir nedenden dolayı bozuldu: zengin ve gelişmiş ülkeler ile daha yoksul ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki çözülemeyecek farklar. Dünya Ticaret Örgütü üyelerinin yüzde yirmisini oluşturan zengin kesim, diğer yüzde seksenlik kesime verilen her türlü vaadi görmezden gelmeye devam ediyor. Zengin ülkelerin zor kullanma taktikleri, uzlaşmaya hazır olan yoksul ülkelerin görüşme masasına geri dönmelerini engellemişti. Ancak bu taktikler daha fazla işlemeyecek. Ve tek yol bulma umudumuzun bu olduğu düşüncesi de sona erecek.

Gelişmekte olan ülkelerin büyük çoğunluğu, daha temel meseleler çözümleninceye kadar sözde Singapur kuralları - çokuluslu şirketlerin gelişmekte olan ülkeler üzerindeki çıkarlarını koruma amacı güden en zengin ülkelerin çok fazla istediği; yatırım, rekabet, ticaretin kolaylaştırılması ve devlet satın alımlarında şeffaflık - üzerine yeni müzakereler eklenmesine karşı çıkıyor. Bu temel meseleler de, zengin ülkelerin tarımsal sübvansiyon konusundaki uzun süreli ayrılıklarıdır.

Cancun, -- gelişmekte olan ülkelerin ittifakından oluşan ve merkezinde Brezilya, Hindistan ve Çin’in yer aldığı -- yeni bir güç grubu olan G21+’ın çıkışına tanık oldu. Bu grup, Amerika ve Avrupa’nın günlük bir milyar dolar tutarındaki tarımsal sübvansiyonunun kaldırılmasını talep ediyor. ABD Ticari Temsilcisi Robert Zoellick’in “felçli bir oluşum” diye adlandırarak görmezden geldiği G21+, dünya nüfusunun yarısından çoğunu ve dünyanın tüm çiftçilerinin üçte ikisini temsil ediyor. Aslında, Zoellick’in görmezlikten gelmesi, grubun taleplerinin yüksek ve net bir şekilde duyulmasını teminat altına aldı.

Bu esnada, görüşme yerinin dışındaki caddelerde sivil toplum protestocuları kendi güçlü açıklamalarını yapıyorlardı. Dünyanın bir çok yerinden gelen, ve aralarında görüşmelerin başladığı gün üzerine “Dünya Ticaret Örgütü çiftçileri öldürüyor.” yazılı bir kıyafet giyerek kendini bıçaklayarak öldüren Lee Kyung Hae’yi anan Korelilerin de olduğu çiftçiler, Camp Lee’de gece gündüz yürüyüş yaptılar. -- Dünya başkentlerindeki gösteriler ve ulusal seferberliklerle birlikte -- Hae’nin Cancun’daki ölümü, G21 delegelerinin kendi insanlarının iradelerine bağlılık konusundaki kararlılıklarını güçlendirdi.

Konferans ilk üç gün esas olarak tartışmalı tarımsal meselelere odaklandı. Ve gerçekten zengin ülkeler bazı yüzeysel ödünler verdi; metinler yeniden gözden geçirildi.

Sonrasında, üye ülkelerden müzakerelerin başlatılmasına dair açık bir uzlaşmanın bile çıkmamasına rağmen, Avrupa’nın Singapur meselelerinin çözülmesi konusundaki ısrarları üzerindeki çatışma şiddetlendi. Gelişmekte olan ülkelerin tarıma dair kaygılarının atlanması onları çok öfkelendirdi.
Dünya Ticaret Örgütü uzun süreden beri gizli görüşmeler ve kaba kuvvet kullanımıyla uğraşıyordu. Şeffaflık ve hesap verebilirlik her türlü demokratik bir karar verme sürecininin temel unsurlarıydı. Bu yüzden metin değişikliklerinin etkisi, kutuplaşma duygusunu azaltmak yerine şiddetlendirmek oldu.

Sonuca bağlanamadan dağılan görüşmeler, Dünya Ticaret Örgütü’nün geleceğiyle ilgili çok temel soruları ortaya çıkarıyor. Birçok bakan ilerlemeye bağlılıklarını açıklarken, Cancun başarısızlığı sadece Dünya Ticaret Örgütü için değil, Amerika Kıtası Serbest Ticaret Bölgesi (FTAA) gibi diğer çok taraflı ticaret anlaşmalar için de sert bir darbe oldu.

Dağılan görüşmelerin sonrasındaki basın konferansında, Avrupa Ticaret Komisyonu üyesi Pascal Lamy, Dünya Ticaret Örgütü’nü bir “ortaçağ kuruluşu” olarak damgaladı ve 146 üyelik gruba dair temel reformlar yapılmasını talep etti. Lamy, Dünya Ticaret Örgütü’nün Doha’daki müzakereleri sonrasında, gelişmekte olan ülkelerin gelecekteki müzakereleri daha katılımcı ve şeffaf bir hale getirebilmek için teklifler öne sürdüğü gerçeğini ince bir biçimde görmezden geldi. Bu önerilerin önünü kesenler AB ve diğer gelişmiş uluslardı.

Cancun’dan hemen önce, gelişmekte olan ülkeler ve STK’lar, iç şeffaflık ve genişletilmiş katılım meselelerini Dünya Ticaret Örgütü’nde tekrar gündeme getirmeyi denediler. Ancak, Dünya Ticaret Örgütü’nü demokratik ya da hesap verebilir bir hale getirmek için yapılan her türlü girişim zengin ülkeler tarafından bir kenara itildi.

Gelişmekte olan ülkelerin taleplerine ve meşru kaygılarına karşı dikkatsizlik, serbest ticaret vaadinin toplumun en yoksul ve zayıf kesimi açısından gerçekleşmediğini gösteriyor. Bu ayrıca daha zengin ülkelerdeki sivil toplum gruplarını da düş kırıklığına uğradı.

Fakat Cancun bir başarısızlık değil -- çünkü bir ders veriyor: Zor kullanma taktikleri artık daha fazla işlemeyecek. Ve hiç anlaşma olmaması kötü bir anlaşmanın olmasından daha iyidir.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Anuradha Mittal, Önce Gıda olarak da bilinen, Kaliforniya merkezli Gıda ve Kalkınma Politikası Enstitüsü’nün yöneticisidir. Kendisi Cancun’daydı.

Çeviren: Handan Şahin