Cancun’da Zafer
Vandana Shiva
10 Ekim 2003
Cancun, diktatörlüğün karşısında demokrasinin, haksızlığın
karşısında adaletin, Kuzey’in karşısında Güney'in, zenginin
karşısında yoksulun, kârın karşısında insanın, ölümün karşısında da
hayatın zaferidir.
Cancun günümüzde en yoğun bir biçimde yaşanan tartışmaların bir
kısmının gündem olacağı bir mekân olarak tasarlanmamıştı.
Meksika’nın Doğu sahilinin beyaz kumsallarında bir tatil beldesi
olarak tasarlanmıştı. Ancak, 10-14 Eylül 2003 tarihinden itibaren
Cancun’un otellerini dolduranlar turistler değil, DTÖ için gelen
hükümet temsilcileriydi.
Cancun toplantısı da Seattle’daki toplantı gibi başarısızlığa
uğradı. DTÖ’nün soykırım politikalarına ve yasalarına karşı direniş,
DTÖ’nün ekonomilerimizin ve hayatlarımızın her türlü boyutu
üzerindeki iktidarını yaygınlaştırmak amacıyla yapılan müzakerelerin
çözülmesinde etkili oldu. Bir ticaret örgütü, küçük çiftçileri
öldüren tarım yasaları veya ülkeleri yaşam biçimleri üzerinde patent
hakkı iddiasında bulunmaya zorlayan fikri mülkiyet yasaları koymaya
başladığında; ve şirketlerin geleneksel bilgiyi çalmalarına,
tohumlar ve ilaçlar üzerinde tekelleşmeye gitmelerine aracılık
etmeye başladığında, kendi sınırlarını açık bir biçimde aşmış olur.
Çiftçi intiharları salgınına yol açmış olan Tarım ve Ticaretle
İlişkili Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşmaları’ndaki mutabakat, ticaret
anlaşmaları kapsamına 1995 yılında DTÖ’yü yaratan GATT’ın (Genel
Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Anlaşması) Uruguay Toplantısı sırasında
girmiştir.
Navdanya1’yı 1987 yılında GATT’ın tehdit ettiği tohum
özgürlüğünü, gıda özgürlüğünü, çiftçilerin özgürlüğünü savunmak
üzere kurdum. Artık DTÖ’ye karşı ürettiğimiz alternatifler gelişiyor.
Cancun’da, İtalya’nın Tuscany Bölge Yönetimi’nin kurduğu, benim de
başkanlık ettiğim bir komisyonun hazırladığı Gıda ve Çiftçiliğin
Geleceği konulu bir manifesto yayınladık.
DTÖ yasalarına karşı alternatifler sadece mümkün değil, bunlar
aynı zamanda gerekli de. İşte bu yüzden, gıdanın geleceğiyle ilgili
manifestoya girişmenin yanı sıra; Wendell Berry, Frances Moore Lappe,
Miguel Altieri, Carlo Petrini, Edward Goldsmith, Jerry Mander,
Bernward Geier gibi önemli kişilerden oluşan bir kolektifle, ABD ve
AB arasında yaşanan Genetik Olarak Müdahale Görmüş Organizmalar (GMO’lar)
hakkındaki tartışmaya vatandaşların da dahil olması için harekete de
geçtik. DTÖ, kârı ve ticareti, güvenliğin ve vatandaşın seçme
özgürlüğünün üstünde tutuyor. 11 Eylül tarihindeki DTÖ toplantısı
esnasında GMO'ları düzenleyen uluslararası yasa olan Biyo-güvenlik
Protokolü yürürlüğe girdi.
DTÖ, dünya vatandaşlarının zorla GMO'larla beslenmesini
sağlayacak yasaları uygulatamaz. Monsanto, isteksiz ve tedbirli
Avrupa vatandaşlarını GMO’lara mecbur etmek için, DTÖ’yü devreye
sokması amacıyla ABD hükümetini kullanabilmiştir. Bu da, DTÖ' nün
çok taraflı bir kurum değil, dünya üzerindeki hayatı ve insanların
geçimini tehdit eden çokuluslu şirketlerin tek taraflılığının bir
aracı kurum olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
Gıda tarımının ve biyo-çeşitliliğin, “serbest ticaret”
yasalarıyla yönetilemeyecek, ve sadece küresel şirketler tarafından
denetlenen küresel pazarın içindeki mallar olarak
değerlendirilemeyecek kadar hayati bir öneme sahip olduklarına dair
derin ve sarsılmaz bir inanca sahibim. DTÖ' nün sekiz yıldır
yürürlülükte olan yasalarıyla birlikte, yoksul köylüler zorlukla
kazandıkları gelirlerinin milyarlarca dolarını kaybettiler; borcun
yükselmesinin ve tarım ürünlerinin fiyatlarının düşmesinin sonucunda
çaresiz, umutsuz kalan ve intihara sürüklenen binlerce köylü
hayatını kaybetti. Hindistan'da küreselleşmenin etkilerinin ilk
hissedilmeye başlandığı 1997 yılından bu yana 20.000'den fazla
çiftçi intihar etti.
DTÖ yasalarının bir ‘adil ticaret’ değil de ‘ölüm kalım meselesi’
olduğu gerçeği, toplantının ilk günü olan 10 Eylül'de, Koreli çiftçi
Lee Kyung Hae tarafından trajik bir şekilde fakat kahramanca ortaya
kondu. Dünyanın her yerinden küçük çiftçiler ve köylüler otel
bölgesinin dışında, Casa de Culture topraklarında kamp kurmuşlardı.
Bu köylüler ve çiftçiler 10 Eylül gününün sabahında büyük
protestolarının öncesinde, benden ve başka birkaç kişiden daha
stadyumdaki mitinglerinde konuşma yapmamızı istemişlerdi. Bir kaç
saat sonra, çiftçi Lee insanları ticaret görüşmelerinden uzak tutmak
için inşa edilmiş olan barikatlara tırmandı. Üzerinde kocaman "DTÖ
çiftçileri öldürüyor" yazılıydı. Bir slogan attıktan sonra kendini
hançerledi. Üzerinde bulunan bir notta "diğerlerinin yaşayabilmesi
için kendi canımı alıyorum" yazılıydı.
Kore Agrofood'un Nisan 2003 tarihli sayısında Lee Kyung Hae'nin
şu sözlerinden alıntı yapılıyordu: "Uruguay’daki anlaşmanın karara
bağlanmasından hemen sonra bizler, Koreli çiftçi arkadaşlarım ve ben,
çoktan, kaderimizin ellerimizden alındığının farkına varmıştık bile…
Sizlere uzun zamandır içimde tuttuğum sözleri haykırıyorum.
Şimdi kimin için müzakere ediyorsunuz? Halk için mi, yoksa
kendiniz için mi?
DTÖ müzakerelerindeki safsatalara ve diplomatik ifadelere bir son
verin.
Tarımı DTÖ sisteminden çıkarın."
DTÖ kurulmadan önce, 1993 yılının Ekim ayında Hindistan'da
düzenlediğimiz bir mitingde, Lee'nin başkanlık görevini yürüttüğü
küçük çiftçilerin Kore Federasyonu'ndan çiftçiler, tarımı "serbest
ticaret" anlaşmalarının dışında tutmak için yaptığımız protestoya
katılmışlardı. Geçtiğimiz on yıldır, "serbest ticaret"in yarattığı
baskı ve dolandırıcılık ortadadır. "Serbest ticaret" aslında "zorla
ticaret"tir.
Serbest ticaret, küçük çiftçilere ve yoksul ülkelere zorla
dayatılmaktadır. Aynı zamanda "dolandırıcı ticaret"tir; çünkü
sahtekâr bir biçimde "eşit koşullar altında işleyen rekabet ortamı"
ve "verimlilik" terimleriyle ifade edilirken, aslında dünya
pazarlarında yüksek oranda sübvanse edilen ürünlere damping
yapılması sonucunda verimli küçük üreticiler yok edilmektedir.
Kore'yi, kendi pirinç pazarlarını Cargill ve Conagra gibi ABD tarım
devlerinin dampingine açmak zorunda bırakan DTÖ yasaları yüzünden,
Lee gibi çiftçilerimizin yaşama hakları ellerinden alınmaktadır.
2001 yılında ABD'de pirinç üretiminin maliyeti kile2
başına 18.66$ iken, uluslararası pazarda kile başına 14.55$’dan
satılıyordu. Bu damping DTÖ tarafından yasallaştırıldı. Dampinge
karşı
direniş yasadışı hale getirildi. İthalat sınırlamasının (QR’ların
– nicelik sınırlamalarının) zorla ortadan kaldırılmasının ve gümrük
vergilerinin düşürülmesinin bir sonucu olarak çiftlik fiyatları
düşüş içinde; haksız ve adaletsiz ticaret yaratan ihracat
sübvansiyonları yüzünden inişe geçti. Cancun görüşmeleri
başarısızlığa uğradı; çünkü ABD ve AB, Üçüncü Dünya çiftçilerini
öldüren haksız ve serbest olmayan tarım ticaretini sürdürmek
konusunda ısrar etti.
AB Ticaret Komisyonu Üyesi Pascal Lamy, Cancun'dan bile önce,
AB'nin ihracat sübvansiyonlarını kesmeyeceğini açıklamıştı. ABD
yerli sanayii desteklemeye devam edeceğini bildirmişti. Kuzey
sübvansiyonlarının düşürülmesi ve tarımda eşit koşullar altında
işleyen rekabet ortamının yaratılması Marakeş'te verilen en büyük
sözler olsa da, aslında hem ABD hem de AB, DTÖ anlaşmalarının
yürürlülüğe girmesinden itibaren çiftlik sübvansiyonlarını
yükseltmişlerdi.
DTÖ, mavi ve yeşil kutuların oluşturulması aracılığıyla
sübvansiyonlardaki artışı yasallaştırdı. AB'de tahıllar için açık
sübvansiyonlar 1999 yılında yüzde 60 oranında, 2.2 milyar Euro'dan
6883 milyon Euro'ya düştü. Fakat Cancun'da 23'ler grubunun
yürürlükten kaldırılmasını istediği AOA'nın (Tarım Anlaşması) 6.
Maddesi’nin 5. Fıkrası’na göre yapılan 2.1 milyar Euro’luk doğrudan
ödemeyi eklediğimizde, sübvansiyonlar toplamda yüzde 36 oranında
arttı.
Tarımda serbest ticaret adı altındaki bu yasallaştırılmış
dolandırıcılık, Cancun'daki DTÖ görüşmelerinin başarısızlığının
temel nedeniydi. Çiftçi Lee'nin şehitliği barikatlardan güçlü bir
direniş mesajı gönderirken, toplantı merkezinin içinde de bir isyan
patlamak üzereydi.
Cancun'dan önce, ABD ve Avrupa, kendilerinin tarım ticaretindeki
ihracat sübvansiyonlarını indirmeyi reddederken, aslında Güney'i
korumacı ticaret duvarlarını kaldırmaya zorlayan bir tarım
anlaşmasına varmıştı.
Gelişmekte olan 21 ülkeden oluşan bir grup, gümrük vergilerinde
daha fazla bir indirimden önce, Üçüncü Dünya çiftçilerini öldüren
ihracat sübvansiyonlarının kaldırılması konusunda ısrarcı olan bir
karşı öneri getirdi. Tarım konusundaki iki metin üzerinden çıkan
tartışma kilitlendi. DTÖ, 13 Eylül’de bir deklarasyon tasarısı
yayınladığında, Güney'in kaygılarından herhangi birini
yansıtamıyordu. Daha da kötüsü, Afrikalı pamuk üreticisi ülkelerin
ABD indiriminin tahrifatlarından korunma talebi, Afrikalıların pamuk
üretimini terk etmelerini öneren bir paragrafla görmezden gelinmişti.
Yeni ABD Çiftlik Yasası'ndan sonra pamuk üretimi ve ihracatlarına
dönük ABD sübvansiyonları 4 milyar dolara yükseldi.
2001 yılında ABD’de, pamuk üretiminin maliyeti kile başına
0.9313$; ihracat fiyatı ise, %57 oranında bir dampingle, kile başına
0.3968$’dı. Bu oran, 1995'teki yüzde 17'lik dampingden bu yana bu
kadar yükseldi. DTÖ, yoksul ülkelerin dampingin yıkıcı etkilerinden
korunmasını engellerken, dampingi destekledi. ABD Çiftlik Kanunu
sübvansiyonları 82 milyar dolara yükseltti.
2002 tarihli ABD çiftlik yasası, ABD Hükümeti'nin pamuk
çiftçilerine, dünya pazar fiyatı olan kilo başına 1.23$ ile ideal
fantezi fiyat olan kilo başına 1.57$’ın arasındaki farkı ödemesine
izin verdi. Amerikalı pamuk çiftçileri 3.9 milyar dolar elde
ediyorlar; bunun da çoğu dev çok uluslu şirketlerin çiftçilerine
gidiyor. ABD bu sübvansiyonlarla pamuk ihracatını ikiye katlamış, ve
250 milyon Afrikalı pamuk çiftçisinin geçim kaynaklarını ve
gelirlerini mahvetmişti. Afrikalıların altüst olup, 14 Eylül 2003’de
Cancun görüşmelerinden çekilmeye başlamasının nedeni de buydu. 13
Eylül'de yayınlanan deklarasyon taslağından hemen sonra gerçekleşen
basın açıklamasında da şöyle söylediler: “Eğer Afrikalılar Cancun'u
pratik sonuçlar almadan terk ederlerse, geri dönmeyebilirler, çünkü
çok fazla çaba çok az şey getirdi."
DTÖ üyelerinin toplantıyı terk etmesi; DTÖ’nün ve zengin
ülkelerin ticaretteki çarpıklıkların ve adaletsizliğin düzeltilmesi
konusundaki olumsuz yaklaşımları, ve zengin ülkelerin yatırım
rekabeti, devlet desteği ve ticareti kolaylaştırma konularında yeni
düzenlemeler dayatma girişimlerinin sonucunda hakları çiğnenen ve
öfkelenen Afrikalı ülkelerin öncülüğünde oldu.
Cancun'da ABD ve AB'nin istedikleri; damping yapma hakkını devam
ettirmek ve DTÖ'nün koyduğu pazar erişimi yasaları aracılığıyla
dünya pazarlarını ele geçirmek yönündeki tarımsal çıkarlarını
sürdürerek haksız ticareti devam ettirmekti. DTÖ yasaları da buna
hizmet etmek için tasarlanmıştı. Bu yasalar, çokuluslu şirketlerin
küçük üreticileri yok etme özgürlüğüne sahip olması için konulan
yasalardı.
Bugün, on yıldır sivil grupların ısrarlı örgütlenmesiyle ve
gelişmekte olan ülkelerin hükümetleri arasındaki yeni ittifaklarla
zorbalığa meydan okunuluyorken; Lamy DTÖ'yi "bir ortaçağ kurumu"
olarak adlandırıyor, ve Zoellick Üçüncü Dünya'ya "yapmayacaklar"
grubu adını veriyor. Zengin ülkeler DTÖ’yü reforma uğratmayacakları,
ve reforma uğramasına da izin vermeyecekleri mesajını gönderiyorlar.
Bu açık mesajdan sonra, artık çiftçilerimizi ve tarımımızı yok
eden bu tek yönlü liberalleşmeyi durdurmak bir zorunluluk haline
gelmiş durumda. 26 Ağustos’ta temsilciler Başbakan ile
buluştuklarında, Hindistan Halkının DTÖ Karşıtı Kampanyası'nın talep
ettiği gibi ithalat sınırlamalarını ve nicelik sınırlamalarını geri
getirmenin zamanıdır.
Toplantıda başlatılması düşünülen yeni projeler Üçüncü Dünya
tarafından reddedildikleri için açıkça hiçbir yeni "Doha Toplantısı"
olmadı. Şu anda Cenova'daki ticaret görevlilerinin yasal işi sadece
TRIPS’in ve Tarım Anlaşması’nın zorunlu olan gözden geçirilmesine
dayanan DTÖ reformudur. DTÖ' nün Cancun' daki başarısızlığının ve
bakanlar düzeyinde hiçbir resmi anlaşma olmamasının sonucunda,
ticaret gündemini genişletecek hiçbir yeni mesele yasal olarak
gündeme gelemez.
Gelişmekte olan ülkeler, yatırım, devlet desteği, rekabet
politikası ve ticareti kolaylaştırma gibi yeni konuların
dayatılmasını açıkça reddetti. Bu gündemler ABD ve AB tarafından ilk
defa DTÖ'nün Singapur'daki bakanlar düzeyindeki ilk toplantısına
getirildiği için "Singapur" meseleleri olarak adlandırılmaktadır.
Zengin ülkeler artık bu meseleleri DTÖ aracılığıyla Güney'e
dayatmaya çalışmayı bırakmalılar. Fakat Seattle başarısızlığı
sonrasındaki Cancun başarısızlığı da; tarım ve fikri mülkiyet gibi,
ulusal sistemlere bırakılmaları ve ticaret meseleleri olmaktan çok
temel ihtiyaçlar ve geçim kaynağı meseleleri olarak ele alınmaları
daha yerinde olan meselelerin serbest ticaret anlaşmalarının
gündemlerini oluşturmamasının gerekliliğine işaret ediyor. Ekonomik
demokrasi sadece; yerel eko-sistemlerdeki, yerel kültürlerdeki ve
yerel ekonomilerdeki kökleriyle, güçlü ve canlı ulusal ekonomileri
destekleyen gövdesiyle, ve sürdürülebilirlik, adalet ve tarafsızlık
ilkelerine dayanan uluslararası ticareti besleyen ve onun tarafından
beslenen yapraklarıyla bir ağaç gibi yukarı doğru büyüyebilir.
Cancun’un başarısızlığı, hepimizin dünyayı ve onun bütün
halklarını korumak için yaratmaya çabaladığı alternatifler açısından
bir zafer olabilir.
--------------------
1 Navdanya: Dr.Vandana Shiva’nın tarımsal çeşitliliği korumak
için kurduğu Bilim,Teknoloji ve Ekoloji Araştırmaları Vakfı
tarafından kurulmuştur. Dünyanın ekolojisinden vücutlarımızın
ekolojisine kadar her düzeyde çeşitliliği içeren bir ekolojik
dengeyi ifade eder (ç. n.).
2 Genellikle tahıl ölçmede kullanılan ve yaklaşık 36,5 litreye
karşılık gelen bir ölçektir (ç.n.)
Çeviren: Sinem (Feminist Kadın Çevresi)
|