Açığa Satış Yapanlar: Mali Krizin Ünsüz Kahramanları
Dean Baker
16 Eylül 2009
Çeviren:
Orhan Akalın
Yazının orijinali için
tıklayınız.
Geçen yıl konut balonu patlayınca Wall Street
sanayi-öncesi bir ekonomiye dönme tehlikesiyle karşı karşıya
kaldığında önde gelen birçok finans yorumcusu erimeden
dolayı açığa satış yapanları suçlamaya başladı. Finans
sektörünün temellerinin aslında sağlam olduğunu öne
sürdüler. Tek sorun, açığa satış yapan kötü oyuncuların Bear
Stearns, Fannie Mae, Freddie Mac, AIG ve diğerlerinin
hisselerinin üzerine sifon çekmek için bir araya gelmiş
olmalarıydı. Bu feveranlara yanıt olarak Amerikan Sermaye
Piyasası Kurulu, mali hisselerin açığa satılmasını
sınırlandıracak adımlar attı.
Geriye dönüp bakıldığında sorunun açığa satılan hisseler
olmadığı ortadadır. Sorun bu kurumları yöneten hödüklerin dünya
tarihinin en büyük varlık balonunu bir şekilde görememesidir.
Çok büyük bahisler oynayıp kaybetmiş ve sonuçta şirketlerini
iflasa sürüklemişlerdir.
Aslında açığa satış yapanlar, söz konusu şirketlerin kötü
mali durumlarına dikkat çekerek değerli bir kamu hizmeti
yapmaktadırlar. FED Başkanı Ben Bernanke ve Hazine Müsteşarı
Henry Paulson’ın her şeyin iyi olduğunda ısrar ettiği ve tahvil
derecelendirme şirketlerinin gördükleri her bir kâğıt parçasına
yatırım notu dağıttıkları bir zamanda açığa satış yapanlar halka
kıyametin kopmak üzere olduğunu söylüyorlardı. Ve tabi ki de
haklıydılar.
Bu hikâyede açığa satanların oynadıkları pozitif rol
yeterince değerlendirilmemiştir. Gerçekte spekülatif oyuna son
veren kişiler onlardı. Açığa hisse senedi satmanın yanı sıra
tahvilleri boşaltarak ve hasta mali devlerin borçlarına karşılık
olarak kredi riski swap’ı (credit default swap) satın alarak bu
şirketlerin izledikleri yola devam etmelerini imkansız hale
getirmişlerdir.
Şüphesiz açığa satışa yapanların derdi kamu hizmeti yapmak
değildi. Onlar para kazanmaya çalışıyorlardı. Ancak kendi
kazançlarının peşinde koşarken FED’in yapmadığını yaptılar:
konut balonunun tehlikeli bir şekilde şişmesine son verdiler.
Bunu anlamak önemlidir çünkü olaylar geçen yıl açığa satış
yapanları tamamen haklı çıkarmış olsa bile adları kötü anılmaya
devam edilmektedir. Açığa satış sık sık hisse senedi
manipülasyonuyla (piyasaları harekete geçirmek için maksatlı
olarak belirli bir yönde alım-satım yapmak) karıştırılmaktadır.
Hisse senedi manipülasyonu yasa dışıdır ve cezalandırılması
gerekir fakat açığa satış yapanların, elinde hisse senedi
bulunduranlara göre daha fazla manipülasyon yaptığını
düşünmemize dair bir neden bulunmamaktadır. Bir başka deyişle
büyük tüccarların [İng.tader] hisse senedi fiyatlarını manipüle
etmek için satın almaktan çok açığa satış yolunu seçtiklerine
inanmamız için hiç bir neden yoktur. Bu sadece bir boş inançtır.
Aşırı-değerli hisse senedi artık düşük-değerli hisse senedinden
daha fazla istenir bir şey değil. Bir hissenin fiyatını
manipülasyon yoluyla şişiren bir tüccar ne kadar zarar veriyorsa
manipülasyon yaparak hissenin değerini düşüren bir tüccar da o
kadar zarar veriyordur. Açığa satışın ekonomisi açısından söz
konusu olan yalnızca açığa satanların imajı değildir. Bernanke,
Paulson ve Geithner tayfası tarafından yürütülen banka kurtarma
operasyonlarının bir sonucu da finans devlerinin hisselerini
açığa satmanın tehlikeli bir iş haline gelmiş olmasıdır. Bu dev
yaratıkları ayakta tutmak için vergi verenlerin paralarını
kullanarak Citigroup, Goldman ve diğerleri üzerinde iddia
oynamayı çok daha fazla riskli hale getirmişlerdir.
Bu kurtarma operasyonlarının bir sonucu olarak eğer bir
tüccar, Goldman defterlerini kötü bahislerle doldurmuş ya da JP
Morgan ticari gayrimenkulde darbe yiyecek bir pozisyon almış
olsa bile, Bernanke ve Geithner’in onlara zararlarını kapatmak
ihtiyaç duydukları nakiti verme olasılığı olduğu için şirketin
hisselerini açığa satmak istemeyebilirler. Bu, kurtarmayla
yaratılan ahlaki tehlike probleminin bir başka yönüdür ve bir
başka tehlikeli balonu önleyecek veya onu sınırlandıracak az
sayıdaki piyasa mekanizmasını baltalamaya yardımcı olacaktır.
Lehman’ın batışı ülkenin finansal sistemini uçurumun kenarına
getirdiğinde hükümetin iki kaygısı vardı. Biri, ekonomiye hasarı
sınırlandırmak için mali sistemi işler halde tutmak, diğeri ise
büyük bankaların ve onların üst yönetimlerinin çıkarlarını
korumaktı. Ülkenin bu kliğin servetini ve gücünü korumak için
bir nedeni yoktu: başımıza bu felaketi getiren bu insanlardır.
Ne yazık ki FED ve Hazine büyük bankaları korumaya odaklandı.
Sonuç olarak, bankalar hâlâ muazzam şekilde zengin olan insanlar
tarafından yönetilmektedir ve gelecekte spekülatif balonları
desteklemek için muhtemelen daha iyi konumlanmış durumda
olacaklardır. Spekülatif fazla oluştuğunda devreye girecek olan
açığa satış yapmak gibi piyasa güçleri ise her zamankinden daha
zayıf durumdadır.
_______________________________________
|