Doha’nın Kamikaze Kapitalistleri ve Büyümenin Tanrısı

Naomi Klein

The Globe and Mail
7 Kasım 2001



Kurtuluş vaadinin katı kurallar yoluyla gerçekleşeceğine sıkıca inanan ve bu kuralları yaymak için kendi hayatını riske atmaya istekli olan birisine ne dersiniz?

Dinsel bir fanatik? Kutsal bir savaşçı? Peki ya bir Birleşik Devletler ticaret delegesi?

Cuma günü, Dünya Ticaret Örgütü, Doha’da (Katar) görüşmelere başlıyor. ABD güvenlik açıklamalarına göre, İran körfezinde çokça taraftarı olan, El-Kaide örgütünün, bir patlayıcı uzmanını da içeren bazı üyelerini ülkeye sokmayı başaracağına inanmak için nedenler var. Hatta bazı teröristler Katar ordusuna sızmış bile olabilirler.

Bu tehditlere bakarak Birleşik Devletlerin ve DTÖ’nün buluşmayı iptal edeceklerini düşünebilirsiniz. Ama buna gerçekten inanalar böyle yapmadılar.

Bunun yerine, ABD delegasyonu gaz maskeleri, iki yönlü radyolar ve bioterörü altetmek için ilaçlarla donatıldı. (Kanada delegasyonuna da ilaçlar dağıtıldı.) Görüşmeciler tarımsal destekleme üzerinde tartışırken- yumuşak ağaç kerestesi ve ilaç patentleri ile ilgili- helikopterler, ABD delegelerini Batman tarzı bir kaçış yoluyla, İran körfezinde bekleyen uçak gemilerine uçurmak için hazır bekleyecek.

Doha’nın ortalama bir ticaret görüşmesi olmadığını söylemek gerek; bu yeni bir şey. Buna Kamikaze Kapitalizm diyelim.

Geçen hafta, ABD Ticaret Temsilcisi Robert Zoellick delegasyonunu, bazı “kesin riskler” karşısında “özveride” bulunmaya istekli oldukları için övdü. Bunu niçin yapıyorlardı? Muhtemelen bir dava için hayatlarını ortaya koyan insanlarla aynı nedenden dolayı: Aşkınlık vaat eden bir kurallar kümesine inanıyorlar.

Bu durumda, tanrı ekonomik büyüme oluyor ve bize küresel durgunluktan kurtulmayı vaat ediyor. Girmek için yeni pazarlar, özelleştirmek için yeni sektörler, yıkmak için yeni kurallar – bunlar televizyon ekranlarımızın köşesindeki okların bir kez daha cennet yolunu göstermesini sağlayacak.

Tabi ki büyüme bir buluşmada yaratılamaz ama Doha bir şeyi başarabilir, ekonomiden daha dinsel bir şeyi. Pazara bir “işaret” gönderebilir, büyümenin yolda olduğunu gösteren bir “işaret”, genişlemenin hemen köşede olduğunu gösteren. Ve tutkulu bir yeni tur DTÖ görüşmesi, bu dua ettikleri işaret.

Bizim ki gibi zengince ülkelerde, herkes gözü dönmüş bir şekilde bu işaret için bir heves duyuyor. Zengin ülkeler kendininkileri korurken onları ticari engelleri azaltmaya zorlayan bir sistemden bıkan, çoğunlukla yoksul ülkeler tarafından dile getirilen sorunlardan, şu andaki DTÖ kuralları ile ilgili her türlü olası sorundan daha acil.

Yani yoksul ülkelerin bu yeni tur görüşmelerin en güçlü karşıtları olması sürpriz değil. DTÖ’nün kapsam alanını esaslı bir şekilde genişletmeyi kabul etmeden önce, birçoğu zengin ülkelerin geçen turdaki görüşmelerden kalan vaatlerini yerine getirmesini istiyor.

Tarımsal desteklemeler ve damping, tekstildeki gümrük tarifeleri, ve yaşam biçimlerinin patente tabi kılınması etrafında büyük tartışmalar dönüyor. En tartışmalı konu ilaç patentleri. Hindistan, Brezilya, Tayland ve Afrika ülkeleri koalisyonu toplum sağlığını korumak için patentlerin hiçe sayılabileceğini belirten açık bir dil istiyorlar. Birleşik Devletler ve Kanada sadece direnmekle kalmıyor—Katar’a giden kendi delegelerinin patlatacağı Cipros indirimine bile, Bayer’den güç alarak kendilerinin adaletsiz ticaret uygulamaları dedikleri baskı taktiklerinin aynısını kullanarak, karşı çıkıyorlar.

Bu sorunlar bakanlar deklarasyonu taslağına yansıtılmadı. Bu nedenle ki, Nijerya, DTÖ’ye “tek taraflı” ve “gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelerin görüşlerini önemsemediğini” söyleyerek patladı. Hindistan’ın DTÖ temsilcisi geçen hafta, taslağın, “gelişmekte olan ülkelerin önem verdiği konuların ana tartışma konuları arasına taşınmasına ilişkin ciddi bir çaba olmadığı yolunda rahatsız edici izlenim verdiğini” söyledi.

Bu protestolar Cenova’da çok az etki bıraktı. Bu görüşmelerde büyüme tek tanrıydı ve karları biraz da olsa azaltacak önlemler - ilaç şirketlerinin, su şirketlerinin, petrol şirketlerinin- , inananlar tarafından hainlerin ve günahkarların tarafındaymış gibi muamele gördü.

Tanıklık ettiğimiz şey, ticaretin, teröre karşı savaşın “ya bizimlesin-ya da karşısın” mantığının içine “paketlenmesi”dir. Geçen hafta Zoellick, “DTÖ’nün gündemini ilerleterek... bu 142 ulus terörizmin moral bozucu yıkıcılığına karşı çıkabilirler” dedi. “Açık pazarlar” teröristlerin “şiddete dayalı inkarcılığının “panzehirdir” dedi. (Gayet uygun bir şekilde, bunlar uyduruk sözcüklerle birbirine yapıştırılmış argüman bile olmayan sözlerdir.)

Daha sonra DTÖ üyesi ülkelere büyük yoksulluk ve AIDS ile ilgili küçük endişelerini bir tarafa bırakmalarını ve Amerika’nın savaşının ekonomik cephesine katılmaları çağrısını yaptı. “Doha’da buluşan temsilcilerin daha önemli çıkarları göreceklerini umuyoruz” dedi.

Ticaret görüşmelerinin hepsi güç ve fırsatlarla ilgili, ve Doha’nın Kamikaze Kapitalistlerine göre terörizm ekonomik büyüme için sadece bir başka fırsat.

Belki de düsturları, “bizi öldürmeyen şey bizi daha da güçlendirecektir. Çok daha fazla güçlendirecektir” olabilir.