EZELİ MANTIKSIZLIK
Amira Hass
25 Temmuz 2003, Haaretz
Bir Filistinlinin gün içinde ne zaman evden çıkmaya ve ne zaman
eve dönmeye izinli olduğuna dair keyfi bir şekilde saat saptamaktan
daha mantıklı bir şey yoktur. Ürünlerini pazara götürmek için bir
kamyonetle tarlasından ayrılmasını yasaklamaktan daha mantıklı bir
şey yoktur. Misafir ağırlamasını, eşek katarı sürmesini, bisiklete
binmesini, birkaç kilometre ötedeki anne babasını ziyaret etmesini –
veya çocuklarına taze süt sağlamak için “koordinasyon kurmaksızın”
eve bir keçi getirmesini yasaklamak mantıklıdır.
Filistinliyi bir elektronik bariyerle köyüne, mahallesine,
toprağına hapsetmek; sonra da dışarı çıkması için bir yaş alt sınırı
belirlemekten daha mantıklı bir şey yoktur. Bazen zamanında açılan
bazen açılmayan geçiş kapısını gözetlesinler ve 29 yaşındakiler
geçemez, 30 yaşındakiler geçebilir; hamile kadınlar geçebilir,
hamile olmayanlar geçemez gibi
kuralları uygulasınlar diye 19 yaşındaki askerleri atamak
mantıklıdır.
Shin Bet aniden gerek gördü diye, 1,5 kilometre öteden bir şey
almak için dışarı çıkmış 65 yaşındaki bir adamı veya diş tedavisine
gitmiş bir genci, ya da sadece 21 yaşın altındaki çocukların
çıkışına izin verildiği için çocukları evde kalmış bir anneyi
dışarıda bırakarak tüm giriş çıkışları yasaklamak mantıklıdır.
Bir Filistinlinin evinin 300 metre uzağındaki plaja gitmesini
yasaklamak ve civar kasabalarda yaşayan yarım milyon insanı da plaja
gitmekten alıkoymak o kadar mantıklıdır ki. Çok mantıklı.
Komutanların ve askerlerin Gazze’de, kuzeydeki Siafa bölgesinde ve
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Mawassi’de her gün, her saat
yaptıkları budur işte.
Mantıklıdır; çünkü İsrail Savunma Gücü'nün Gazze’nin göbeğindeki
görevi, - ki Gazze’yi Oslo efsanesine rağmen 1994’te de terk
etmemişlerdi - işgal altındaki sınırlara taşınmak için hükümetleri
tarafından cesaretlendirilen İsraillilerin hayatlarını,
güvenliklerini ve asayişlerini garanti altına almaktır. Mantıklıdır;
çünkü 70’lerden beri İsrail hükümetleri, Labor ve Likud, Yahudileri
Gazze Şeridi yakınındaki başlıca açık alanlara, kumulların en güzel
oldukları yere ve en muhteşem kumsala - Gazze bölgesinin geri
kalanına kıyasla içme suyuyla kutsanmış sayılan bu bölgesine -
yerleştirmeye karar vermiştir.
İnsanları evlerine ve köylerine hapsetmek ve tarım alanlarını
sabote etmek mantıklıdır; çünkü Gush Katif’in atalarının
topraklarındaki ve Gazze'nin kuzeyindeki Yahudi yerleşimlerine mali
destek sağlamak mantıklıdır. Filistinli komşularının elektrik
şebekesine, su ve kanalizasyon hatlarına bağlanmalarını yasaklarken,
Yahudi yerleşimcilerin evlerine elektrik ve su bağlamak mantıklıdır.
İnsanları evlerine hapsetmek, ve yetiştirmek için on yıllarını
harcadıkları koruları ve meyve bahçelerini köklerinden sökmek kulağa
zalimlik gibi geliyor. Ancak; eğer başkalarının zalimliklerini
engellemek içinse; mesela silahlı bir Filistinlinin bir anaokuluna
veya fidanlığa saldırmasını ya da anaokulunu ve fidanlığı korumak
için etrafta dolanan bir tankın rotasına mayın koymasını engellemek
içinse, bunun mantıklı bir zalimlik olduğuna İsrail zaten ikna olmuş.
Oslo yılları boyunca iyi niyetli birçok İsrailli “eninde sonunda”
Gazze’deki yerleşim yerlerinin boşaltılacağı mantıklı fikri ile
yetindi. Mantık ve politika iki ayrı şeydir. Bu sırada daha Eylül
2000’deki katliam patlak vermeden önce, Gazze’deki Yahudi
yerleşimleri genişledi, altyapıları geliştirildi; ve güvenliğinin
sağlanması ordunun bir milyon Filistinlinin hareket etmesini
engelleyecek çeşitli Drakonyen yasaklar koymasını gerektirdi.
Küçük yerleşimlerle birlikte Kuzey Gazze Şeridi, şeridin geri
kalanından ayrılmıştı ve aslında İsrail’e eklenmişti. Filistinli
temsilciler uzlaşma masasında İsrailli meslektaşlarının mantıklarına
seslenmeye çalıştılar. İşe yaramadı. Aksine Gazze’deki yerleşimlerin
sayısı artmaya devam etti.
Mali yardımlar, gelişen altyapı tesisleri, iyi yollar ve kurtsuz
marullar için gelişen bir pazar -neden gitsinler ki? Ve
Filistinliler Yahudi yerleşimlerin boşaltılmasını gerektirmeyen
anlaşmaları kendileri imzalamışken, hükümet neden boşaltsın ki?
Birçok Filistinlinin çoğu zaman sürdürdüğü sessizliği İsraillilere
yerleşimlerle de barışın sürdürülebileceğini kanıtladı.
Bu sessizlik İsraillileri bu ezeli mantıksızlıkla, ezeli
zalimlikle - yerleşimler kurma - uğraşma sorumluluğundan kurtardı.
Hükümetler yerleşimleri genişletmeye devam etmek için
Filistinlilerin sessiz kalmasını kullandı. Ve Eylül 2000’den sonra
mantığa yakarışların başaramadığını tabii ki silahlı saldırılar da
başaramayacaktı. Bununla birlikte İsrail asla terörden vazgeçmezdi.
Sderot’ta Kassam füzeleri ateşlenmeden önce bile ordu
yerleşimlere ve onları koruyan takviye kuvvetlere yaklaşmaya cesaret
edenlere ateş açtı. Bazıları silahlıydı, ama bir çoğu basit çobanlar,
köylüler ve onların taş atan çocuklarıydı. Yerleşimlerin
çevresindeki tarım arazisinin tamamı hiçbir şey kalmayıncaya kadar
tıraş edildi – yerleşimlerini koruyan askerlerin görüş açısını açmak
için tarandı, düzleştirildi ve yıkıldı. Ne kadar mantıklı!
|