Elena Molinari’nin İtalya’nın Günlük Gazetelerinden Avvenire İçin Michael Albert İle Yaptığı Röportaj

9 Ekim 2003




1) Birçok iktisatçı ve tarihçi 21. yüzyılda yaşayabilir ve kendi ayakları üzerinde durabilen sadece tek bir ekonomik sistemin olduğunu ve bunun da kapitalizm olduğunu iddia ediyor. Katılımcı ekonomi sistemi hem kapitalizme hem de sosyalizme alternatif midir? Eğer alternatif ise nasıl ve neden alternatiftir?

Geleceğe dair sadece tek bir yol olduğunu söylemek bu yolu savunanlar açısından, elbette son derece uygundur. Bu yolun ne kadar çirkin olabileceğinin önemi yoktur, hepimiz bununla bir şekilde meşgulüzdür. Fakat gerçekte, hiçbir alternatifin olmadığını (TINA)1 iddia etmek -bunu iddia eden ister Margaret Thatcher, ister Bill Gates ister Berlusconi olsun- koca bir yalandır.

Evet, katılımcı iktisat hem kapitalizme hem de sosyalizm olarak adlandırılan şeye bir alternatiftir. Farklı değerleri uygulamayı ve farklı kurumlar önermeyi hedefler.

Katılımcı iktisat, ihtiyaçları karşılamak ve potansiyelleri tam olarak geliştirmek için ekonomi ilkelerini başarıyla yerine getirirken, dayanışmayı, farklılığı, eşitliği ve öz yönetimi ön plana çıkarır.

Başka bir deyişle, katılımcı ekonomi insanların rekabet ederek birbirlerini kazıklamalarından ziyade karşılıklı olarak birbirlerinden faydalanmaları için çalışır. Katılımcı ekonomi homojenleşmeden ziyade farklılığı teşvik eder. Katılımcı ekonomi güç ve mülkü ödüllendirmekten çok aktörlere gösterdikleri çaba ve ortaya koydukları özveriye göre adil paylar verir. Ve katılımcı ekonomi bazılarına sınırsız yetkiler verip diğerlerine hiç vermemektense, her işçi ve tüketiciye kararları, kararlardan etkilendikleri oranda, belirleyebilme hakkı verir.

Peki, varolan kurumlar ne olacak? Değerlerini geliştirmek için katılımcı ekonomi, aşırı merkezileştirilmiş şirket ve hükümet bürokrasilerinin yerine ademi merkeziyetçi ve taban hareketlerine dayalı işçi ve tüketici konseylerini tercih eder.

Katılımcı ekonomi mülkiyet ya da pazarlık etme gücü ya da ürün karşılığında ödeme yapmak yerine ne kadar çalıştığımız, ne kadar sıkı çalıştığımız, ve işimizde ne kadar güçlüğe katlanmak zorunda kaldığımıza göre ödüllendirmeyi tercih eder.

Katılımcı ekonomi nüfusun yaklaşık yüzde yirmisine işlerin belirlenmesi konusunda bir tekel vermek yerine işin belirlenmesi koşullarını eşit biçimde paylaştıran iş düzenlerini tercih eder. Katılımcı bir ekonomide, bazı insanların iş yapması ve bazılarının da işi yoldan çıkarması yerine, şartların eşit biçimde dağıtılması için her birimiz, bütünün yetkilendirilmesi ve yaşam kalitesi üzerinde göreli etkileri olan bir görevler bileşimini uygularız. Burada çoğu insanı pasif itaate sevk eden iş bölümü terk edilmiştir.

Katılımcı ekonomi, birkaç aktörün diğerlerine kendi kararlarını dayattığı hiyerarşik düzen yerine her aktörün üzerindeki etkileriyle orantılı olarak söz söylediği öz yönetime dayalı karar almayı tercih eder. Hiçbir diktatör halka tuvalete gitmesi için izin istemesi gibi bir gerekliliği tasarlamamıştır, yine de bu büyük şirketler içerisinde son derece yaygındır. Katılımcı ekonomide adil ve yerinde söz hakkı yoluyla kararları etkileriz.

Ve son olarak, katılımcı ekonomi gerek piyasa gerekse de merkezi planlamanın yerine bölüşüm ve tahsisatın karşılıklı müzakerelerle belirlendiği bir sistemi tercih eder. Artık alıcı üzerindeki etkilerine aldırmadan malları satmaya kalkışmayız. Diğerlerini soyup soğana çevirmek artık ulusal meşgale değildir. Artık kendimizi kaybedene kadar alış veriş etmeyiz, ölürcesine çalışmayız. Artık israf kar kapısı olamaz. Ve artık çevre mahfedilecek bir hedef olmaktan çıkar.

Kapitalizmde yöneten, sahip olan egemen bir kapitalist sınıf vardır. Sosyalizm olarak adlandırılan şeyde örgütlü olarak egemen olan yönetici koordinatör sınıf vardır. Katılımcı ekonomide sınıfsızlık söz konusudur.

2) Herhangi bir biçimde, katılımcı ekonomi dünyanın herhangi bir yerinde denendi mi ya da uygulandı mı? Ve sonuçları ne oldu?

Çeşitli kurumlar katılımcı ekonomik norm ve yapıların bazı kısımlarını -bazen açıkça bütün modelin farkında olarak ve bazen de olmayarak- bünyelerine dahil ettiler. ABD’de katılımcı ekonomi yanlısı bir yayınevinin –South End Press- kuruluşuna yardım ettim. Yayıncılıkta, müzikte, mağazalarda vb. başka girişimler bu normları uyguladı. Brezilya’daki Porto Alegre ve Sao Paulo ve başka kentlerdeki katılımcı bütçe de tam bir katılımcı ekonomi değildir, hatta ona yakın bile değildir -fakat katılımcı ekonomi ile ilişkili bir hatta ilerlemektedir. Aynısı Arjantin’deki işgal edilen fabrikalar ve mahalle konseyleri ve Hindistan-Kerala’daki, demokratik katılıma dayalı taban hareketleri vb. için söylenebilir.

Bütün hayatı içine alan ahlaksız bir ticarileştirme denizinde yüzerken gerçekten katılımcı olan değerleri ve yöntemleri kurumsallaştırmak zordur –ancak bu imkansız değildir. Bu tarz bir tasarının nasıl yapılacağına ilişkin deneyimler öğreticidir ve ürünler ile bu işe katılanlar açısından da faydalı olmuştur.

3) Eğer katılımcı bir ekonomiyi bir ülke, ya da şehir ya da cemaat içerisinde uygulamaya koyacak olsaydınız, nereden başlardınız?

Kurumlar yaratabiliriz –dengeli iş düzenlerini ve çaba ve özveriye göre ödüllendirmeyi ve öz yönetime dayalı karar alma yöntemlerini kullanan yayınevleri, müzik kayıt şirketleri, restoranlar ve mağazalar, hatta bana anlatılan bir diş hekimi muayenehanesi var. Hareketlerimizin ve örgütlerimizin içerisinde bu tarz anti-otoriter ve sınıfsız yapıları kapsamaya (içermeye) çalışabiliriz.

Bir kasaba ya da cemaatin tam olarak katılımcı ekonomiye dayanması başka bir meseledir, çünkü geniş bir ekonominin küçük bir kısmında katılımcı planlamanın nasıl kurulacağı açık değildir. Bizim ekonomilerimizde piyasa bulunmaktadır, katılımcı ekonomide piyasa yoktur.

Katılımcı ekonominin bütün bir toplum içerisinde başarılı olması yeterince güçlü hareketlerin inşa edilmesi meselesidir. Böylece işçi ve tüketici konseyleri ekonomik yaşamın esas kurumları olana kadar, giderek daha fazla hakimiyet kazanır. Bunun, Arjantin’deki hareketlerin henüz bu açık özleme ya da yeterli güce sahip olmamasına rağmen, Arjantin’i de içine alan geniş bir yol olduğu görülebilir.

4) Katılımcı ekonominin başarılı olması için öncesinde hangi koşulların var olması gerekir? Bu koşulları mevcut kapitalist toplumlarda görüyor musunuz?

Kapitalist toplumlarda katılımcı ekonominin başarılı olması için bazı şeylerin gerekli olduğunu düşünüyorum: (a) adil gelir dağılımı, daha kısa çalışma haftası, bütçeler üstüne kamuoyunun daha fazla söz söyleme hakkı vb. üzerine kazanımları hedefleyen daha geniş ve kitlesel değişim hareketlerinin ortaya çıkması. (b) arzu edilen bir ekonomide gerekli olanı öğrenmek ve deneyimli olmak için ve aynı zamanda arzuyu yaygınlaştırmak için katılımcı ekonomiyi hayata geçiren örgütlenmelerde kurumsal deneyimlerin ortaya çıkması. Ve (c) yeni bir ekonominin alt yapısının ortaya çıkması – ki bu dayanışmacı iletişim ve mücadele içerisine yerleşmiş işçi ve tüketici konseyleridir. Tüm bunların örneklerini görmek mümkün. Daha fazla çalışma gerekiyor.

5) Katılımcı ekonomi nereden, hangi tarihsel ve felsefi görüşlerden çıkmaktadır? Herhangi bir öncülü var mı?

Sanırım katılımcı ekonomi anti-otoriter mücadelelerin mirasından çıkmaktadır. Katılımcı ekonomiye dayalı işçi ve tüketici konseyleri tarihte tekrar tekrar ortaya çıkan taban hareketleri yapılarıyla ve hatta şu anda Arjantin’de bulunanlarla bağlantılıdır. Örneğin İspanyol Anarşistlerinin deneyimlerinde olduğu gibi her ne zaman işçiler işlerini kendi denetimleri altına alsa katılımcı ekonominin ödüllendirme ölçütleri genel olarak artış göstermiştir. Dengeli iş düzenleri fikri kapsam ve açıklık açısından büyük ölçüde yenidir –yine de sınıf ayrımını ve sınıf yönetimini ortadan kaldırmak için, iş gücünü yeniden kavramlaştıran tarihsel arzularla uyum içindedir. Aynı zamanda katılımcı planlama da yenidir, bununla birlikte geçmişte defalarca ve şu anda şirket karşıtı küreselleşme hareketi yoluyla dile getirilen işçi ve tüketicilerin istekleriyle uyum içindedir.

6) Katılımcı ekonomi kolaylıkla farklı kültürlerde uygulanabilir mi yoksa sadece Batı’ya özgü müdür?

Katılımcı iktisat ekonomik bir sistemdir ve talip olduğumuz bütün toplumlarda, elbette bir politik sistem, kültürel ilişkiler, aile ve akrabalık ilişkileri vs. olacaktır. Katılımcı ekonomi gibi arzulanan bir ekonomi, toplumsal hayatın başka boyutları içerisinde arzulanan yapılarla uyumlu olmak zorunda kalacaktır.

Eğer bir toplum bir dinin ya da kültürel grubun veya toplumsal cinsiyetin mensuplarına diğerlerine göre daha fazla mükafat dağıtarak ya da daha fazla yetki dağıtarak veya daha iyi koşullar tahsis ederek ekonominin gelişmesine yardımcı olmayı uman ve halkın bir kesimini başka kesim üzerinde yücelten bir kültüre sahipse, katılımcı ekonomi buna uyum sağlayamaz. Katılımcı ekonomi basitçe yetki ve ödül açısından bu türden hiyerarşi önermez.

Bu özelliğin ne gibi yükümlülükler getirdiğini kestiremiyorum ancak katılımcı ekonomi için Doğu’nun Batı’dan daha fazla engel koyduğunu düşünmüyorum. Örneğin, ABD’de ekonomi açısından katılımcı bir ekonomi hayal etmek zordur, ancak toplumun geri kalan ırkçı ya da cinsiyetçi yapıları içerisinde bunu hayal etmek daha da zordur. Katılımcı bir ekonomiyi tercih etmek toplumun her kesimindeki hiyerarşik yetki ve ödüllere karşı olmayı tercih etmekle aşağı yukarı aynıdır.Tıpkı sağlıklı, duyarlı ve ortalama olarak özgür bir gençlik üreten aile ilişkilerini tercih eden anlayışın, insanları hükmeden ya da hükmedilen olarak sınıflayan bir işgücüne katılmak için çocuk yetiştirme anlayışının tersine ve aleyhine işlemesi gibi…

 

(1) There is no alternative.