FELAKET ÇANLARI ÇALIYOR
Uri Avnery*
16 Eylül 2003
Evet şimdi resmiyet kazandı: İsrail hükümeti Yasser Arafatı
öldürmeye karar verdi.
Artık ne “sürgün”, ne “kovmak ya da öldürmek”. Yalnızca “çıkarmak”.
Elbette, amaç Arafat’ı başka bir ülkeye çıkarmak değil. Hiçkimse
gerçekten Yaser Arafat’ın ellerini yukarıya kaldırıp götürülmesine
izin vereceğine inanmıyor. O ve arkadaşları “çatışma sırasında”
öldürülecekler. Bu da ilk defa olmayacaktır.
Arafat’ı başka bir ülkeye göndermek mümkün olsaydı bile, İsrail
yönetiminden hiç kimse böyle bir şeyi düşünmezdi. Nasıl? Nasıl Putin,
Schröder ve Chirac’la turlar yapmasına izin verirdi? Allah korusun.
Böylece de plan onu öteki dünyaya göndermek oldu.
Hemen değil. Amerikalılar yasaklar bunu. Belki Bush’u
sinirlendirebilir de. Şaron Bush’u sinirlendirmek istemez.
Kimi insanlar bunun boş bir karar olduğunu düşünerek kendilerini
rahatlatıyorlar. Bu kararın verilir verilmez uygulanacağını
zannediyorlar. Ancak bu bir hüsnü kuruntu, tehlikeli bir rahatlıktır.
Öldürülmesini meşrulaştıran karar kendisi dahil bir çok şeyi
etkileyecek siyasi bir eylemdir. Kararın açıklanması ile
İsraillilerin ve uluslararası kamuoyunun bu fikre alışması
amaçlanıyor. Bir zamanlar aşırı fanatikler tarafından düşünülen ve
çılgınca bir plan gibi gelen şey şimdilerde meşru siyasal sürecin
havasına girdi, yalnızca zamanı ve uygulamanın şekli halen belirsiz.
Ariel Şaron’u iyi tanıyan herkes bundan sonra olayların nasıl
gelişebileceğini görebilir. Öldürmek için fırsat bekleyecek. Bu her
an olabilir, ya da bir hafta, bir ay, bir yıl sonra. Şaron
sabırlıdır. Bir şey yapmaya karar verdiğinde, beklemeye hazırdır,
ancak hedefinden sapmayacaktır.
Peki, planlanan suikast ne zaman gerçekleştirilecektir? İsrail’de
büyük bir intihar saldırısı yapıldığında, öylesine büyük ki bunun
karşısında verilecek aşırı tepki Amerikalılar tarafından bile
anlaşılabilecek. Ya da dünyanın dikkatlerini ülkenin dışına
çevirecek, herhangi bir yerde herhangi bir şey olduğunda. Ya da
dramatik bir olayda ya da İkiz Kulelerin yıkılmasıyla
karşılaştırılabilecek ve Bush’u aşırı derecede öfkelendirecek bir
şey olduğunda..
Sonrasında ne olacak?
Arap liderleri “hesaplanamayacak sonuçlar” olacağını söylüyorlar.
Ancak, gerçekte, sonuçlar açık bir şekilde peşinen hesaplanabilir.
Arafat’ın öldürülmesi İsrail ve Filistin halkı arasındaki
ilişkide tarihi bir değişikliğe neden olacak. 1973 savaşından beri,
her iki halk da iki büyük ulusal hareket arasında bir uzlaşma
fikrini kabul etmekteydiler. Yaser Arafat tarafından hemen hemen tek
başına başlatılan süreç sonrasında, Oslo anlaşmasında, Filistinliler
1948’den önce Filistin diye adlandırılan ülkenin %78’inden
vazgeçtiler. Kendi devletlerini kalan %22’lik kısmında kurmaya karar
verdiler. Yalnızca Arafat, gerekirse halkını kendisiyle taşıyacak
ahlaka ve siyasi duruşa sahipti, her ne kadar Ben- Gunion halkımızı
bölünme planı için ikna etme yeteneğine sahiptiyse de.
O süreçten sonraki keskin krizlerde bile, her iki halk da bu işin
ancak bir uzlaşmayla sona ereceği inançlarından vazgeçmediler.
Arafat’a suikast belki de sonsuza dek buna bir son verecektir.
“Ya hep ya hiç” evresine girebiliriz: Yahudileri denize atan ya da
Filistinlileri çöle gönderen Büyük İsrail ya da Büyük Filistin.
Filistin Yönetimi yok olacak. İsrail, tüm ekonomik ve insani
sıkıntılarıyla bütün Filistin topraklarını ele geçirecek. İsrail’e
topraklarda istediğini yapmasına izin veren “lüks işgal” bedelini
ödeyen dünyayla birlikte sona erecek.
Şiddet, saltanatını en üst düzeyde sürecek. Bu iki ülke
halklarının da yegane dili olacak. Kudüs’te ve Ramallah’da, Hayfa’da
ve Hebron’da, Tulkarim’de ve de Tel Aviv’de caddelerde korku
dolaşacak. Çocuğunu okula gönderen her anne çocuğu eve gelene kadar
üzüntüden kahrolacak. Bu tarafta ya da o tarafta terör, sürekli
yayılan bir şiddet, otomatik ve ardı arkası kesilmeden yükselecek.
Deprem yalnızca Akdeniz ile Ürdün arasındaki bölgede sınırlı
kalmayacak. Tüm Arap dünyası patlayacak. Bir şehit, bir kahraman,
bir sembol olacak olan Arafat tüm Arap ve tüm Müslüman dünyasının
mitolojik bir figürü haline gelecek. İsmi Endonezya’dan Fas’a tüm
devrimcilerin savaş narası, tüm dindar ve ulusal yer altı
örgütlerinin bir sloganı olacak.
Yeryüzü Arap rejimlerinin ayakları altında titreyecek. Son
kahraman Arafat’la karşılaştırıldığında, tüm krallar, Emirler ve
devlet başkanları korkaklar, hainler ve çıkarcılar gibi gözükecekler.
Bir tanesi düştüğünde domino taşları gibi hepsi bir birinin ardından
düşecek.
Kan dökme dünyanın her yanına yayılacak. Her İsrail hedefi, her
uçak, her turist grubu, her İsrail kurumu sürekli tehlike içinde
olacak.
Amerikalıların suikastı veto etmelerinde kendilerine göre
nedenleri var. Onlar Arafat’ın öldürülmesinin Arap ve Müslüman
dünyasındaki kendi pozisyonlarını temelden sarsacağını biliyorlar.
Irak’ta her gün büyüyen gerilla savaşı Arap ve diğer Müslüman
ülkeler ve oradan da tüm dünya boyunca yayılacak. Her Arap ve
Müslüman, her ne kadar cılız bir şekilde sözlü karşı çıkmalar olmuş
olsa da, Şaron’un Amerika’nın izniyle ve teşvikiyle hareket ettiğine
inanıyorlar. Öfke onlara yönelecek. Bir sürü yeni Bin Ladin intikam
planları yapacak.
Şaron bunları bilmiyor mu? Elbette ki biliyor. Hükümeti oluşturan
siyasi kimseler burunların ucunu görmekten acizdirler, tıpkı tek
çözümleri öldürmek ve yıkmak olan gözlerinde flaş patlayan
generaller gibi. Ancak Şaron muhtemel sonuçları bilmekte ve
bunlardan zevk almaktadır.
Şaron, Siyonizm ile Filistin halkı arasındaki tarihsel çatışmayı
kesin bir kararla sonlandırmak istiyor: tüm ülkede katı İsrail
kontrolü ve Filistinlileri göç etmeye zorlayan bir durum. Yaser
Arafat gerçekten, hükümet kararında tarif edildiği gibi, tasarının
uygulanmasında “tam bir engel”. Ve anarşi dönemi ve kan dökme
döneminde bunun uygulanması iyi olacaktır.
Ya İsrail halkı? Yoksul, beyinleri yıkanmış, umutsuz ve kayıtsız
İsrail halkı karışmaz. Sessiz ve kanayan çoğunluk, bu olanlar onları
ve onların çocuklarını ilgilendirmiyormuş gibi davranırlar.
Çocukların benekli kavalcıyı nehre kadar izledikleri gibi, onlar da
aynı şekilde Şaron’u izlerler.
Bu büyük sessizlik felakettir. Felaketi önlemek için, bu sessizliği
kırmak bizim görevimizdir.
• İsrailli bir yazar ve eylemci. İsrail barış hareketi “Gush
Shalom’un” başkanı.
Çeviren: Bahadır Çetinay
|