Halk Ayaklanması ve Ulusal Devrim:
Bölgesel ve Tarihsel Bağlamda Bolivya
Forrest Hylton
31 Ekim 2003
"Köle başı/masa döndü/Tutuşup/yanacaksın"
Bob Marley
17 Ekim Ulusal Onur Günü’nde – şehit sosyalist Marcelo Quiroga
Santa Cruz’un en büyük başarısının, 1969’da Gulf Oil’in
(Körfez Petrol adlı şirket) ulusallaşmasının kutlandığı
gün – eski başkan Gonzalo Sánchez de Lozada, ailesi ve yakın
çevresi (Savunma Bakanı Carlos Sánchez Berzaín, Devlet Bakanı
Yerko Kukoc, ve İçişleri Bakanı Jose Luis Harb), şüphesiz
Bolivya Merkez Bankası’ndan 85 milyon doları iç ederek,
Miami’ye uçtular. Bolivya’da neoliberalizmi projelendirip
uygulayan parti, Ulusal Devrimci Hareket (MNR), çok kuvvetli,
şiddet içermeyen bir halk hareketiyle, çok sayıda insan
hayatı pahasına yıkıldı. Bir aydan kısa bir zaman içersinde,
MNR’nin komutası altındaki askeri birlikler 84 sivilden
ve silahsız protestoculara ateş açmayı reddeden 15 genç
askerden daha fazlasını katletti. MNR yaklaşık 40 insanı
kaybetti, 500’den fazlasını yaraladı ve iktidarını sürdürmek
ve neoliberal statükoyu korumak için gözü dönmüş bir çabayla
sayısız insanı gözaltına aldı. ‘Gringo’, Sànchez de Lozada,
evine gitti. Zekice yazılmış bir grafiti parçası gerçek
oldu ve Bolivya’nın çoğunluğu – çok uluslu şirketler ve
onların küçük komprador azınlığı hariç – Latin Amerika’daki
en büyük ikinci doğal gaz rezervinin kaderini belirlemeye
karar verdi. 1545’te Potosi’deki Cerro Rico’nun İspanyollar
tarafından ‘keşfi’nden bu yana emek harcayan Bolivyalılar,
başkalarının yararına doğal kaynaklarının dışarıya ihracı
ve yağmasından acı çektiler. Anıları oldukça eskiye dayanmakta,
sabırları artık tükendi ve her felaketten sonra kendilerini
toparlayabilme güçleri kelimelerle tarif edilemez.
Plaza San Fransisco’ya, ülkenin başkentinin sembolik kalbine
karanlık çökerken kamyonlar dolusu madenciyle Oruro ve Potosi’den
Quechua-Aymara köylüleri alana ulaştılar ve zaferlerini
kutladılar. Şarkılarını söylediler: “Evet yapabildik!” –Sànchez
de Lozada’nın kampanya sloganı “Si se puede!”nin parodisi–
ve “Goni! Seni alçak! Halk seni yendi!” Öğle sonrasının
ilk saatlerinde, Plaza San Fransisco’da Alteños (La Paz’ın
üst tarafına konumlanmış El Alto’nun Aymara şehrinden insanlar;
madenciler, öğretmenler, öğrenciler, pazarcı kadınlar, kasaplar,
fırıncılar, kamyoncular ve taksi şöförlerinin yanı başındaki
La Paz’ın dik yamaçlarındaki mahallelerden gruplar) Bolivya
tarihindeki en büyük mitingi düzenlediler. Katılım yaklaşık
500.000 kadardı. Wiphala (ezilenlerin, Bolivyalı yerlilerin
bayrağı olarak nitelendiriliyor), Bolivya bayrağı ile yan
yana dalgalandı. İsyancılar, kolektif emek, toprak kullanımı
ve doğal kaynakların akılcı idaresi üzerine temellenen ekonominin
politik anlamda eşitleri ve koruyucuları olarak kendilerine
bir yurt olmayı hiç bir zaman istememiş ülkeye fiilen sahip
çıktılar ve baskın ırk/sınıftan ulusal sembolleri tekrar
alıp yeniden kendilerine mal ettiler.
18 Ekim’de, kamyonlar dolusu madenci ve Aymara-Quechua köylü
topluluğu La Paz’dan çıkıp kendi evlerine gitmek için El
Alto’dan geçerken, binlerce Alteños onları kutlamak, onlara
yıpratıcı yolculukları için yemek ve su vermek ve gösterdikleri
dayanışmaya minnettarlıklarını belirtmek için yollara dizilmişlerdi.
Sermayeyi hareketsiz kılan 11 günlük genel grevin mimarları
olan Alteños (özellikle Colomb tarafından başlatılan soy
kırımın 511. yıl dönümünü olan 12 Ekim’de 26 Alteños’un
katledilmesi üzerine dayanışma çağrısıyla yapılan genel
grevden sonra), Titicaca bölgesindeki Aymara köylü topluluklarından
kardeşleriyle beraber kendilerinin, yani proleterleşmiş
köylülerin ülkenin geri kalanındaki toplumsal hareketlerin
pratik desteği olmadan hükümeti alaşağı edemeyeceklerini
bilmekteydi. Bu hareketler ortaya çıkan duruma etkilerine
göre sıralanırsa: 1) Chapare’nin doğusundaki ovalardan koka
yetiştiricileri, 2) Güneydeki dağlık arazilerle Potosi ve
Sucre vadilerinden Quechua-Aymara köylü toplulukları 3)
Oruro, Huanuni’den madenciler, 4) Ekim’in 14’ünde ve 15’inde
Cochabamba, Sucre, Potosi ve Oruro’yu kapatan birbirinden
farklı etnik ve sınıfsal yapılardan oluşan kent hareketleri,
5) Öne çıkan orta-sınıf aydınlar, insan hakları savunucuları,
profesyoneller, öğrenciler ve 15 Ekim’de açlık grevi başlatan
yurttaşlar.
Pek çok analizci, son olayları, 1999’da Ekvator’da ortaya
çıkan ve yeni bin yılda Arjantin ve Peru’da tekrar eden,
neoliberal model ile onunla ilişkili politik partilere ve/ya
politikacılara karşı örgütlenen, alternatif bir ekonomik
bir modeli ve bir dizi yeni politik düzenlemeyi ortaya koyma
yetisine sahip olmaksızın hükümetleri alaşağı eden gevşek
halk hareketleri koalisyonları örneğinin bir parçası olarak
gördü. Akla yakın görünse de, bu tür karşılaştırmalar Bolivya’daki
isyan geleneğinin derinliğini ve kaynaklarını gözden kaçırmakta,
her bir ülkedeki silahlı güçlerin ayırt edici özellikleri
sorusunu hasır altı etmekte ve ‘Ekim Günleri’nin Bolivya’nın
geleceği için potansiyel önemini yakalayamamakta. Aymara-Quechua
köylü ayaklanması 18. yüzyılın sonlarına dek uzanır ve bu
gelenek, 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında kolektif
toprak hakkı ve öz-yönetim için yürütülen başarılı mücadeleler
yoluyla dönüşmüştür; tarihçi Adolfo Gilly’nin son olarak
La Jornada’da işaret ettiği gibi, bu durum çevre ülkelerle
paralel olmayan bir şekilde halk ayaklanması geleneğinin
kökenlerini biçimlendirir.
Bolivya halkı, 1952 Ulusal Devrimi’nden bu yana cumhuriyet
tarihinin en radikal uğrağında bulunmakta. 1952 Devrimi’nde,
Troçkist eğilimli bakır madeni işçilerinin tetiklemesiyle
başlayan ve Bolivya ordusunu yenilgiye uğratan (akabinde
hızlı bir şekilde çözülen) şehir ayaklanması sonucunda köylü
milisler batıdaki dağlık bölgelerde ve özellikle Cochabamba
vadilerindeki toprak ağası düzeninin kökünü kazımış, toprak
yönetimini üzerlerine almış ve böylelikle iktidarı MNR’ye
uzatmıştı. MNR’nin pek çok lideri gibi Cochabamba’lı bir
orta sınıf aydını olan Başkan Victor Paz Estenssoro, toprağa
el konulmasını onayladı (bu onay, MNR’ye kırda onlarca yıl
derin bir oy potansiyeli sağladı) ve Siglo XX ve Cataviri
gibi ülkenin ana bakır madenlerini ulusallaştırdı. MNR,
tüccar-maden sahibi-toprak ağası bileşiminden oluşan oligarşi
ve emperyalizme karşı isyan hareketinin kontrolünü kendi
çıkarları için kendine tabi kıldı, ancak bunun yanı sıra
önemli yapısal reformları uygulamaya koydu. Ekonomiyi modernize
etme, bir ulusal pazar yaratma ve zorunlu eğitim ve askeri
hizmet yoluyla Aymara-Quechua köylü topluluklarını “uygarlaştırma”
amacını güttü. Bunlar devrimin nihayette üzerine inşa edildiği
geleneklerin hafızasını silmeye yardım etti. ABD’nin yükselen
emperyal baskısı ile Troçkist ve Stalininst partiler tarafından
yönlendirilen bakır madencileri sendika hareketi –sivil
toplumun birleşmiş hali olan Bolivya İşçileri Merkezi’nin
(COB) ağırlık noktasını oluşturmakta- arasında kapana kısılan
MNR, yukarıda birbiriyle savaşan hiziplerle, aşağıda köylü
sendikalarının patronaj ilişkileri yoluyla kontrol altına
alınması arasında bölündü. MNR, hem ABD hükümeti hem de
COB karşısında derece derece zayıfladı ve René Barrientos,
Amerikan hükümetinin yardımıyla, devrime silahlı darbe yoluyla
el koyarak Bolivya’nın ilk askeri lideri oldu. Akıcı bir
şekilde Quechua dili konuşan Barrientos geniş bir etki yaratmak
için klasik popülist demagoji biçimlerini uygulamaya koydu.
Böylelikle sadece kendisine sadık olan kırda patronaj ilişkilerini
sıkılaştırdı ve böylelikle “asker-köylü” ittifakı olarak
bilinen durumu yaratarak köylü milisleri madencilerin grevini
kırmak için seferber etti. Juan Jose Torres ve Halk Meclisi
(1969-71) yönetimi altında proleteryanın yönlendirdiği radikalizm
kısa bir yükseliş göstermesine rağmen, köylü-asker ittifakı
asıl olarak neofaşist diktatör Hugo Banzer Suarez (1971-78)
döneminde ortadan kalktı ve Aymara ve Quechua köylü toplulukları
için kendi kaderini tayin hakkı talebi yükselmeye başladı.
1979’da radikal Aymara köylü sendikası federasyonunun (CSUTCB)
yeraltından çıkışı COB’u tazeledi. COB, Sol politik partilerle
birlikte, kısa sürelerle iktidarda kalsalar da oldukça kanlı
olan iki diktatörlüğü devirdi, “tamamlanmamış devrim”in
ötesine, devlet-güdümlü refah kapitalizminin (o günlerde
socialismo olarak bilinen) bir türüne ulaşmak için 1982’de
merkez-sol koalisyonu (UDP) seçti. Artık yeni bir talep
söz konusuydu: Aymara-Quechua köylü topluluklarının kendi
kaderlerini tayin hakkı.
Buna karşılık olarak, MNR ve MIR’ın (Devrimci Solcu Parti)
Sol muhalefet partilerine karşı Parlamentoda savaş açması
ve madencilerin hareketinde artan militanlık ve radikalizmin
ortaya çıkardığı durum itibarıyla UDP’nin ülkeyi yönetemeyeceği
kanıtlanmış oldu ve ulusal egemenliğe dair halkın umutları
–MNR’nin diğer liderleriyle birlikte Marcello Santa Cruz
tarafından 1970’ler boyunca alevlendirilen- sönüp gitti.
Enflasyonun 1985’te yıllık %24.000’e çıkmasıyla, Victor
Paz Estenssoro son kez iktidara geldi ve bağımlı devlet
kapitalizmini yürürlükten kaldırarak Amerika'da eğitim görmüş
genç bir teknokratı -Gonzalo Sánchez de Lozada’yı- Devlet,
toplum ve ekonomi arasındaki ilişkileri yeniden düzenlemek
için ülkeye davet etti. Bu davet, neoliberal bir taslak
olan DS 21060’la sonuçlandı. Bakır madenleri tek bir hareketle
özelleştirildi, madencilerin hareketi devlet terörüyle kırıldı
ve 20.000 madencinin “başka yerlerde istihdam edildi” (gerçekte
üzerlerine ateş açıldı ve yerlerinden edildiler). Proletaryanın
hareketinde güçlü müttefiklerin yoksunluğu ve iç bölünmeler
ve sekterlikten dolayı parçalanma CSUTCB’yi düşüşe soktu.
Bu arada, Chapare’nin doğu ovalarındaki köylü koloniciler
olan koka yetiştiricileri hareketi (önderliği eski madenciler
tarafından yönlendirilen) Bolivya toplumsal hareketleri
içinde, George H. W. Bush And’lardaki ‘uyuşturucuyla savaşın’
şiddetinin çarklarını döndürmeye başladığı dönemde en militan
ve en sarsıcı hareket haline geldi. Daha önce ateşe olarak
çalışan CIA ajanı, bugünkü Amerikan büyükelçisi David Greenlee,
zorunlu koka ekimi çerçevesindeki ayaklanma karşıtı stratejiyi
oluşturdu.
Sanchez de Lozada’nın başkanlığının ilk dönemi boyunca,
özelleştirme programının bütünlüğünden dolayı IMF ve Dünya
Bankası Bolivya’yı “Az Gelişmiş Ülkeler” için dünya çapında
bir model olarak gösterdiler ve 2000’e dek neoliberal siyasi
partiler -MNR, MIR, CONDEPA, UCS, NFR – model olmanın getirdiği
meşru temsiliyet tekelinden yararlandılar. Ancak, halk hareketleri
Cochabamba “su savaşları”nda özelleştirmeye karşı mücadeleleriyle
yaklaşık 20 yıllık dönem boyunca ilk kez bir zafer kazandı.
Bu zafer, Felipe Quiespe ve daha savaşkan CSUTCB yönetimi
altında dağlık bölgedeki Aymara’nın yeniden yaşama dönüşü
ile güçlenmiş oldu. Başkan Hugo Banzer Suarez (bir önceki
diktatör) yönetimi altında neoliberal görünüm çatlamaya
başladı, devlet terörü arttı ve siyasi partiler meşruiyetlerinin
erozyona uğrayışını izlemeye başladılar. Koka yetiştiricileri,
Aymara dağlık bölgesi köylüleri, El Alto ve La Paz’daki
proleterleşmiş köylüler, memnuniyetsiz orta sınıf profesyoneller
ve aydınlarla birlikte oylarını iki yeni muhalefet partisine,
Sosyalizm Yönünde Hareket (MAS) ve Devrimci Yerli Hareketi’ne
(MIP) verdiler. Bu iki parti, tarihsel olarak ilk kez, parlamentodaki
sandalyelerin 42’sini aldı. Koka yetiştiricileri sendikasının
ve onun siyasi aracı MAS’ın lideri Evo Morales başkanlık
seçimini sadece %1.5’ten daha az bir oy farkıyla kaybetti.
Ekim’de El Alto’nun proleterleşmiş Aymara köylüleri, yani
batıdaki dağlık bölgelerdeki Aymara köylü toplulukları yeni
bir ayaklanmaya ön ayak oldu. Doğu ovalarından Quechua dilinde
konuşan mestizo koka yetiştiricileri ve koloniciler kadar,
güneydeki dağlık bölgelerden ve vadilerden Quechua-Aymara
köylü toplulukları, yolları ve radyo kanallarını zapteden
La Paz, Cochabamba, Santa Cruz, Traija ve Oruro’nun şehirli
orta sınıfı tarafından da desteklenen ayaklanmanın bu eski
ve seçkin geleneği bu yeni uyanışın tadını çıkardı.
Dağlık Aymara bölgesindeki isyan, 1899’daki Federasyon Savaşı’ndan
bu yana Bolivya’daki en önemli ayaklanmaydı. İsyan şiddet
içermeyen bir ayaklanma olarak ülke çapına yayıldı; ulusal
bir devrim ilerlemekteydi. Sánchez de Lozada’nın MNR’sini
isyancı madencilerin ve köylü milislerin sırtında iktidara
taşıyan 1952’deki ulusal devrimden farklı olarak, bu isyan,
Bolivya cumhuriyetini başlangıçtan bu yana yapılandıran
sömürge ilişkileri bağlamındaki çelişkilerin -ekonomik sömürünün,
yerli köylülerin ve proleterleşmiş çoğunluğun üzerindeki
siyasi tahakkümün ve ırkçı baskının- en sonunda çözüleceği
ümidini vermektedir. Ancak bu noktada, neoliberal emperyalizme
karşı geçmişe dönük, ayrılıkçı ve ırksal olarak dışlayıcı
bir yeni milliyetçiliğin varlığının altını çizmek önemlidir.
Makro düzeydeki devlet ve kamusal politika bağlamında bu
yeni devrim, eğer halk egemenliği ve öz-yönetim taleplerini,
bu taleplerden çıkan sendikal formları ve yerlilerin topluluk
örgütlerini benimserse, Latin Amerika’nın, Afrika’nın, Hindistan’ın
ve Güneydoğu Asya’nın bütünündeki yansımalarıyla birlikte
dünya tarihinde bir ilk olacaktır. Orta Asya ve Ortadoğu’da
yeni bin yılda sömürgeci terörün mirasının devam etmesine
rağmen, Güney Amerika kıtasının bu en fakir, en fazla yerli
halktan insanın yaşadığı ve coğrafi olarak en yalıtılmış
ülkesi dünyanın geri kalanının yolunu aydınlatan bir fener
olabilir.
Şüphesiz sonuçları itibarıyla garanti edilmiş olmaktan çok,
henüz belirsiz olan yeni devrimci süreç çok uluslu şirketlerin
ve Amerikan emperyal egemenliğinin sonlanmasını talep etmekte,
FTAA’ya (Güney ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması)
karşı çıkmakta, doğal kaynakların kullanımının Bolivya’nın
zenginliğini üreten çoğunluğun yararına düzenlenmesi ve
kontrolü olduğu kadar, koka yaprağının üretimi ve ticareti
hakkının tanınmasında da ısrar etmekte. Bu aynı zamanda
gayri liberal ve hatta gayri kapitalist toplumsal yeniden
üretim ve politik mücadele formuna sahip olan dağlık bölgelerle
ovalardaki yerli gruplar için politik otonomi, temsiliyet
ve öz-yönetim talebini de içermekte.
Bugün için en azından tek bir şey kesindir: MNR güdümlü
koalisyonlar ve böylelikle de 1985-86 döneminde yürütülmeye
başlayan neoliberal politik-ekonomik sistem bitmiştir. Devletin
ekonomi ve toplumla olan ilişkileri değişecek. Ancak bunun
nasıl ve ne zaman olacağını söylemek için henüz çok erken.
Ne Evo Morales’in ne de Felipe Quispe’nin “Ekim Günleri”
mücadelesini yönlendirdiği söylenemez. Savaşanlar, özellikle
de El Alto’da, kendi inisiyatifleriyle ne yapabileceklerini
göstermişlerdir. Bu, ikili iktidarın, dolayısıyla iki Kurucu
Meclisin olacağı anlamına gelir: Biri, delege olarak seçilmiş
politik temsilciler arasında parlamentoda, diğeri sokaklarda,
mahallelerde, sendikalarda, yerli köylü topluluklarında;
madenciler, koka yetiştiricileri, öğrenciler ve hatta belki
de orta sınıftan aydınlar ve bireyler arasında. Henüz dünyanın
tümü olmasa da kazanılacak bir ülke var.
Çeviren : İlker Kabran
CONATUS çeviri dergisinin 1. sayısında basılmıştır
|