İç Savaş Nasıl Durdurulur?
Irak Anayasası için Amerika değil, Nikaragua ve Güney Afrika Esin Kaynağı Olmalı

George Monbiot

30 Ağustos 2005


Düşünce ve gerçekliğin arasına işgalin gölgesi vuruyor. Irak’ta parlementerler toptan çöküşü önlemek için ne yaparlarsa yapsın, iktidarlarının bir başkasının silahının namlusuyla büyüdüğü gerçeği çabalarına gölge düşürüyor. George Bush görüşmecilere anayasayı acele imzalamaları için geçen hafta telefon ettiğinde, Iraklılara temsilcilerinin – seçilmiş olmalarına rağmen – ABD’nin denetiminde bulunan bir ülkenin yöneticileri olduğunu hatırlattı. Amerikan ve Britanya askeri birlikleri Irak’ta kaldığı sürece, hiçbir hükümet meşruluğunu tartışmasız bir şekilde ileri süremez. Ordularımız ayrılmadığı sürece bu ülkede hiçbir şey çözülemez.
Bu kesinlikle Irak anayasası taslağını hazırlayan insanların karşı karşıya kaldığı tek sorun değil. Kürtlerin ve Şiilerin federalizmden ciddi tavizler vermeyi reddetmesi – ki bu Sünnilerin çoğunlukta olduğu bölgeleri petrol gelirlerinden yoksun bırakmakla tehdit ediyor – Sünnilere Ekim’deki referandum anlaşmasını reddetmekten başka seçenek bırakmıyor. Eğer bu olursa, sonuç iç savaş olabilir.
Bir şeyler yapılabilir mi? Şu an çok geç olabilir. Ama bana öyle geliyor ki geçiş meclisinin son bir zar atma şansı var. Bu da imzaladığı anayasadan, Bush’un kendi işine gelen zaman çizelgesinden vazgeçmek ve farklı bir demokratik tasarımla yeniden işe başlamaktır.
Irak anayasasının oluşturulmasında ortaya çıkan sorun neredeyse tüm dünyanın demokratik süreçlerine musallat olan bir sorunudur. Tartışmalar olması gerekenin tersi bir yol izledi. İlk önce, Yeşil Bölgeye kapanan anayasa komitesi üyeleri ilk önce her şeyi noktası virgülüne kadar tartışıyorlar; sonra da tümünü (İngilizce çevirisiyle 25 sayfa tutuyor) evet ya da hayır demeleri için halka sunuyorlar. Sorulan soru ve istenilen cevap anlamsız.
Belli çıkarlara sahip, politik açıdan bilinçli ve politikada mükemmeliyetin imkansız olduğu bilen tüm insanlar, bunun gibi karışık bir belgeyi okuduktan sonra bazı yerlerinin iyi, başka yerlerinin ise kötü olduğunu görecektir. Bazı maddelerin kendileri için kötü olduğunu, fakat toplumun geneli için iyi olduğunu anlayabilirler; başka maddelerin ise hemen hemen herkes için iyi ya da de kötü olduğunu fark edebilirler. Peki o zaman evet ya da hayırın ne anlamı olabilir?
Daha açık olalım. Örneğin, sırasıyla 2. ve 19. maddelerin her ikisi birden nasıl kabul edilebilir? “İslam, devletin resmi dinidir ve yasamanın temel kaynağıdır: İslam’ın tartışmasız kurallarıyla çelişen hiçbir kanun kabul edilemez.” (Başka bir deyişle, hukuktaki en yüksek otorite Tanrı’dır.) “Yargı bağımsızdır; yargının üzerinde kanundan başka hiçbir güç yoktur.”? *
Ya da sırasıyla 14 ve 18. maddeler aynı anda nasıl kabul edilebilir: “Iraklılar kanun önünde cinsiyet, etnisite, milliyet, köken, ırk, din, mezhep, inanç, fikir veya toplumsal ya da ekonomik statülerine bakılmaksızın eşittirler.” Ve “Başkanlık Konseyi Üyeleri, eğer üyesi iseler, yıkılışından en az on yıl önce feshedilen partiden (Baas’dan) ayrılmış olmak zorundadır.”
Bu tür çelişkilerle karşı karşıya kalan hiçbir düşünceli seçmen bu belgeyi ne tamamen destekleyebilir ne de tamamen reddedebilir.
Elbette Avrupa anayasasını oylamamız istenseydi, (Irak anayasasına göre on kat daha uzun ve yüz kat daha karmaşık) bu anayasa karşısında biz de bu imkansız seçimle karşı karşıya kalırdık. Bize sorulacak evet ya da hayır soruları aynı şekilde aptalca ve afallatıcı olurdu. Bizi aptal yerine koyuyor ve cevaplarımızı netleştiremediğimiz için bizi aptallara indirgiyor. Fakat bizim için bu, sadece Avrupa projesinden kaynaklanan yabancılaşma hissini arttıracakken, Iraklılar için sorunun anlamsızlığı bir ölüm kalım meselesi olabilir. Eğer ülkenin siyasi süreçlerine ilişkin kamuoyunda geniş bir sahiplenme ve politik farklılıkların anlamlı bir şekilde demokratik araçlarla çözülebileceğine ilişkin yaygın bir hissiyat yoksa, bu durum sorunları başka yöntemlerle çözmek isteyenleri güçlendirir.
Geçen hafta George Bush, Guardian’da Clinton’un eski istihbarat danışmanı Philip Bobbitt’in** görüşlerini tekrarlayarak, Bağdat’ta taslağın hazırlanma sürecini Amerikan anayasasının(*3) yapılışıyla karşılaştırdı. Eğer karşılaştırmanın Irak halkına bir tavsiye niteliğinde olduğuna inanıyorlarsa, Irak gerçekliğine benim düşündüğümden bile daha uzaklar demektir. Fakat şimdilerde daha kuşkucu zamanlarda yaşadığımız da açık olmalı. ABD anayasasının taslağı oluşturulduğunda, temsili demokrasi radikal ve heyecanlandırıcı bir düşünceydi. Şimdilerde ise temsili demokrasi şüphe duyulan, hatta küçük görülen bir şey. Dünyanın her yanından insanlar temsili demokrasinin bize şirketi değil, sadece yönetimi değiştirmeye izin verdiğini biliyor. Ve kamuoyunda en fazla şüphecilik yaratan faktörlerden biri, bize yaşamımız boyunca sorulan ve sorulacak olan sorularının anlamsızlığı. Geçen seçimlerden önce İşçi Partisinin manifestosunu okudum ve içinde hem iyi hem de kötü yanlar buldum. Fakat bu manifestoya karşı ister evet, isterse hayır oyu kullanmış olsaydım, neyi beğendiğimi, neyi beğenmediğimin açıklamasını yapabilecek araçlardan yoksun kalırdım.
Anlamsız mutlaklıklar arasında yaptığımız seçim ile liderlerimizin geliştirdiği Manici dünya görüşü arasındaki bağlantıyı görmek için çok mu fazla hayal gücü gerekiyor? Seçimlerde seçeneklerin doğru veya yanlış olduklarına karar vermemiz bekleniyor. Sonradan liderler iyi ile kötü, dost ile düşman, onların yanında olma veya onlara karşı olma gibi şeyler hakkında konuşmaya başladıklarında çok mu şaşırmalıyız?
Hemen hemen iki yıl önce, bir demokrasi mühendisliği(*ç.n.) danışmanı olan Troy Davis, Irak’taki anayasal süreç güven ve ulusal bir bağlılık yaratacaksa, “demokratik tartışma kültürünü teşvik etmesi” gerektiğinin altını çizdi(*4). Sussex Üniversitesi’nden Prof. Vivien Hart gibi o da Irak’taki anayasa hazırlık sürecinin 1986’da, 100.000 insanın anayasa taslağının incelendiği halk toplantılarına katıldığı Nikaragua deneyimine dayanması gerektiğini söyledi. Aynı şeyi, halkın anayasa sürecine iki milyon öneride bulunduğu Güney Afrika deneyimi konusunda da söylediler(*5). Her iki durumda da, bu sürecin teşvik ettiği halkın sahiplenme hissi uzlaşma sürecini hızlandırdı. Bu halk tartışmalarında sadece kendi sesinizi değil başka insanların seslerini de duymalısınız. Onları duydukça, uzlaşma ihtiyacı da duyarsınız.
Fakat müzakereler Yeşil Bölge’nin kara kutularıyla sınırlandırılırsa, Iraklılar sürecin kendilerine ait olduğunu hissetmez. Onlardan sürece katılma göstermeleri istenmediği için, başka insanların çıkarlarının nerede yattığını anlamaları ve bu çıkarlara nasıl uyum sağlayacaklarını kavramaları de istenmiyor. Ve her şey başarısız olduğunda, bu bir başkasının sorumluluğu olacak. Irak önümüzdeki birkaç yılda paramparça olup çökerse, başka faktörlerin yanı sıra, Davis ve Hart’ın dikkate alınmadığı konusunda suçlama getirmek haksızlık sayılmayacaktır. Demokratik sürecini tasarlayan insanlar için, tarih 1787’de durdu.
Tartışma süreçlerine dayalı demokrasi tüm sorunları çözen bir yol değildir. Sahte temsilcileriniz olabileceği gibi sahte katılımcı süreçleriniz de olabilir.(*6) Fakat temsiliyetin neden katılım yoluyla yumuşatılmasının mümkün olmadığını anlamak zordur. Neden politikaları seçmekten men edilmeliyiz? Neden sadece partileri ya da tüm metinleri seçebiliyoruz? Bize güvenilmiyor mu? Öyle değilse, o zaman seçimlerin anlamı ne? Tamamen temsili demokrasinin geçerli olduğu çağ kesinlikle bitti. Zaman insanların söyleyeceklerini söyleme zamanıdır.

www.monbiot.com


Referanslar:
*Kullandığım çevirilerden biri BBC tarafından yayınlandı: http://news.bbc.co.uk/1/shared/bsp/hi/pdfs/24_08_05_constit.pdf 
** Philip Bobbitt, 25 Ağustos 2005. Bir dönüm Noktası olan Anayasa Nasıl Yıkılır, Guardian
(***) Basın Sekreterliği Ofisi, 24 Ağustos 2005. Başkan Asker Ailelerine Hitap Ediyor, Teröre karşı Savaşı Tartışıyor. http://www.whitehouse.gov/news/releases/2005/08/20050824.html 
(*4) Troy Davis, 24 Ekim 2003. Irak için Daha iyi bir B Planı: Demokratik Anayasa Hazırlama. http://www.oneworld.net/article/view/71239/1/ 
(*5) Vivien Hart, Haziran 2003. Demokratik Anayasa Hazırlama, Özel Rapor 107. Birleşik Devletler Barış Enstitüsü. http://www.usip.org/pubs/specialreports/sr107.html 
(*6) Üçüncü kısmında Tutsak Devlet’in ilgi çekici bir durumunu belgeliyorum: Britanya’nın şirketler tarafından ele geçirilmesi.

(*ç.n.) 2002’de yeni bir alan olarak ortaya çıkan demokrasi mühendisliği demokrasinin insan icadı olduğu ve demokrasinin geliştirilebileceği fikrine dayanır. –ç.n.