Irak Bir Deneme İdi
Chomsky Söyleşisi
Noam Chomsky ve VK Ramachandran, Frontline Hindistan, 2 Nisan 2003
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü profesörü, modern dilbilimin
kurucusu ve politik eylemci Noam Chomsky, bugün ABD’de anti-emperyalist
aktivizmin esin kaynağıdır. 21 Mart’ta kalabalık ve tipik –ve
tamamen Chomskyvari- bir politik protesto ve bilimsel akademik
araştırma gününde ofisinde V.K. Ramachandran ile yarım saat konuştu.
VK Ramachandran: Irak’a karşi mevcut saldırı son yıllardaki ABD
uluslararası politikalarının bir devamı mı, yoksa bu politikada
niteliksel olarak yeni bir evreye mi karşılık geliyor?
Noam Chomsky: Bu önemli bir yeni evreyi temsil ediyor. Daha önce
benzeri görülmemiş değil, ama yine de önemli yeni bir aşama.
Bu bir deneme olarak görülmelidir. Irak son derece kolay ve tamamen
savunmasız bir hedef olarak görülmektedir. Büyük olasılıkla doğru
bir tahminle toplumun çökeceği, askerlerin ilerleyeceği, ABD’nin
denetim kuracağı ve kendi istediği doğrultuda bir rejim kuracağı ve
askeri üsler oluşturacağı kabul edilmiştir. Daha sonra bunu takip
edecek daha zor işlere girişecekler. Bir sonraki iş And Dağları
bölgesi olabilir, Iran ya da diğer yerler olabilir.
Deneme, uluslararası ilişkilerde ABD’nin “yeni bir norm” olarak
adlandırdığı şeyi denemek ve kurmaktır. Bu yeni norm “önleyici
savaştır” (yeni normların yalnızca ABD tarafından kurulduğuna dikkat
edin). Öyle ise, örneğin Hindistan Doğu Pakistan’ı korkunç
katliamları sona erdirmek üzere işgal ettiğinde, bu yeni bir insani
müdahale normu oluşturmamıştır, çünkü Hindistan yanlış ülke idi;
bunun yanısıra, ABD bu eyleme şiddetle karşı çıkıyordu.
Bu önalıcı savaş değildir, önemli bir fark var. Önalıcı savaşın bir
anlamı vardır. Örneğin, eğer uçaklar ABD’yi bombalamak üzere
Atlantik’i aşıp da geliyorsa, ABD’nin onları havada vurmasına, hatta
geldikleri hava üslerine saldırmasına izin verilebilir. Önalıcı
savaş süregiden ya da beklenen bir saldırıya karşı bir tepkidir.
Önleyici savaş doktrini tamamen farklıdır. ABD’nin – yalnızca
ABD’nin, zira başka hiçbir ülke bu hakka sahip değildir – kendisine
meydan okuma potansiyeli olduğunu iddia ettiği herhangi bir ülkeye
saldırma hakkına sahip olduğu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ABD
eğer ne nedenle olursa olsun bir ülkenin bir süre için bir kendisini
tehdit ettiğini iddia ederse bu ülkeye saldırabilir.
Önleyici savaş doktrini geçen Eylül ayında Ulusal Güvenlik
Raporu’nda açık bir biçimde ilan edildi ve bu, ABD’de savaşa karşı
muhalefetin alışılmışın dışında yüksek olduğu düzenin anaakım
unsurları da dahil tüm dünyada ürperti yarattı. Ulusal Güvenlik
Raporu, sonuç olarak, ABD’nin dünyayı kuvvet kullanarak yöneteceğini
söylüyordu, ki bu ABD’nin mutlak üstünlüğe sahip olduğu bir boyuttur
–tek boyuttur. Dahası bu politikayı belirsiz bir geleceğe kadar
güdecektir, çünkü bir potasiyel meydan okuma yükselmeye başladığında,
ABD bunu bir meydan okuma haline gelmeden yok edecektir.
Irak bu doktrinin ilk alıştırması idi. Eğer bu şartlarda başarıya
ulaşırsa, -ki ulaşacağını kabul edebiliriz, çünkü düşman çok
güçsüzdür- uluslararası hukuk uzmanları, Batılı aydınlar ve
diğerleri uluslararası ilişkilerde yeni bir normdan bahsetmeye
başlayacaklar. Eğer dünyayı belirsiz bir geleceğe dek güç kullanarak
yönetmeyi kabul ediyorsanız böylesi bir normu oluşturmak önemlidir.
Bunun daha önce örneği görülmemiş değil, ancak bu son derece
olağandışı. Politik yelpazenin ne kadar dar olduğunu göstermek için
bir örnek vereceğim. 1963’de Kennedy yönetiminde kıdemli danışman
olan saygın ve olgun devlet adamı Dean Acheson Amerikan Uluslararası
Hukuk Birliği’nde Küba’ya karşı ABD harekatını haklı göstermeye
çalışan önemli bir konuşma yaptı. Kennedy yönetiminin Küba’ya
saldırısı büyük ölçekli bir terörist saldırı ve ekonomik savaştı.
Zamanlama ilginçti -dünyayı nihai bir nükleer savaşın eşiğine
getiren Füze Krizi’nden hemen sonra idi. Konuşmasında “Birleşik
Devletler, gücü, konumu ve prestijine” karşı meydan okumalara
karşılık verirse bunun bir “hukuk sorunu” yaratmayacağı söylüyordu.
Bu Bush yönetiminin de dile getirdiği bir ifadedir. Acheson önemli
bir şahsiyet olduğu halde söyledikleri savaş sonrası dönemde resmi
hükümet politikası olmamıştır. Şimdi resmi politikayı
oluşturmaktadır ve Irak bunun ilk örneğidir. Gelecek için bir örnek
oluşturması amaçlanmıştır.
Bu “normlar” bir Batılı bir güç birşey yaptığında oluşmaktadır,
diğerleri yaptığında değil. Bu Batı kültürüne ait derin ırkçılığın
bir bölümüdür, emperyalizmin yüzlerce yıllık tarihine dayanmaktadır
ve öylesine derindir ki, artık bilinçdışı bir hale gelmiştir.
Dolayısı ile bu savaşın önemli bir adım olduğunu ve böyle olmasının
amaçlandığını düşünüyorum.
Ramachandran: ABD’nin diğer ülkeleri peşine takmayı başaramaması
açısından da yeni bir evre mi oluşturuyor?
Chomsky: Bu yeni birşey değil. Örneğin Vietnam savaşında ABD
uluslararası destek sağlamayı denemedi bile. Yine de, bunun
alışılmadık birşey olduğu konusunda haklısın. Bu, ABD’nin politik
nedenlerle dünyayı kendi konumunu kabul etmeye zorlamadığı ve
başaramadığı bir durumdur, bu son derece alışılmadık bir durumdur.
Dünya genellikle boyun eğmekteydi.
Ramachandran: Dolayısıyla bu durum “diplomasinin başarısızlığını” mı
yoksa yeniden tanımlanmasını temsil ediyor?
Chomsky: Bunu hiç bir şekilde diplomasi olarak adlandıramayız, daha
ziyade boyun eğdirmeye çalışıp da başaramamaktadır.
Bunu ilk Körfez Savaşı ile kaşılaştıralım. İlk Körfez Savaşı’nda
dünyanın çoğunluğu karşı olduğu halde ABD kendi pozisyonunu kabul
ettirmek için Güvenlik Konseyi üzerinde baskı kurdu. NATO ABD’nin
peşinden gitti, ve gitmeyen tek ülke –Yemen- hemen ve ciddi bir
şekilde cezalandırıldı.
Ciddiye alınabilecek herhangi bir hukuk sisteminde baskı ile kabul
edilen yargılar geçersiz kabul edilir, ancak güçlüler tarafıdan
yürütülen uluslararası ilişkilerde baskı ile kabul ettirilen
yargılar iyidir –bu diplomasi olarak adlandırılır.
Bu örnekte ilginç olan baskının işe yaramamış olmasıdır.
Nufüslarının büyük çoğunluğunun görüşüne inatçı bir şekilde sahip
çıkan birçok ülke vardı –gerçekte çoğu bu konumu korudu.
En dramatik örnek Türkiye’dir. Türkiye zayıf yönleri fazla olan bir
ülkedir, ABD’nin cezalandırmalarına ve tahriklerine karşı hassas bir
konumda olan bir ülkedir. Yine de hükümet herkesi şaşırtacak bir
şekilde nüfusunun %90’ının görüşüne sahip çıktı. Türkiye burada
nufüslarının büyük çoğunluğunun görüşüne sahip çıkan Fransa ve
Almanya ile birlikte şiddetli bir şekilde kınandı. Övgü ile
sözedilen ülkeler, liderleri nüfusun belki de %90’ının muhalefetine
rağmen Washington’dan gelen emirlere uymayı kabul eden İtalya ve
İspanya gibi ülkelerdir.
Bu başka bir yeni adımdır. Demokrasiye karşı duyulan nefretin ve
küçümsemenin yalnızca hükümet tarafından değil, liberal yorumcular
ve diğerleri tarafından da bu kadar açık bir şekilde dile
getirildiği başka bir örnek düşünemiyorum. Şimdi sözde “eski
Avrupa’nın” yani Fransa ve Almanya’nın, Türkiye’nin ve diğerlerinin
neden ABD’nin altını oymaya çalıştığını açıklamaya çalışan geniş bir
literatür oluştu. Bu üstatlar için, bu ülkelelerin demokrasiyi
ciddiye aldıkları ve halkın büyük çoğunluğunun bir fikri varsa
hükümetin buna uyması gerektiğini düşündükleri için bu şekilde
davranmaları kabul edilemez birşeydir.
Bu demokrasiye karşı duyulan gerçek bir küçümsemedir, tıpkı BM’de
olan bitenin uluslararası sistem için büsbütün bir küçümseme olması
gibi. Gerçekte şu anda BM’nin lağvedilmesi için –Wall Street
Journal’dan hükümetten ve başka yerlerden gelen-çağrılar var.
Dünya’da ABD’den duyulan korku olağandışı boyutlara ulaşmıştır. O
kadar aşırı bir hale gelmiştir ki anaakım medyada bile tartışılmaya
başlanmıştır. Newsweek’in son sayısındaki kapak haberi neden
dünyanın ABD’den bu kadar korktuğu ile ilgilidir. Washington Post da
bir kaç hafta önce bu konu ile ilgili bir kapak hikayesi yapmıştır.
Tabii ki bu dünyanın hatası olarak değerlendirilmiştir, dünya ile
ilgili yanlış olan birşeyler var ve bununla başa çıkmalıyız, ama
aynı zamanda bunun farkında olmalıyız.
Ramachandran: Irak’ın açık ve mevcut bir tehlike oluşturduğu fikri
tabii ki temelsiz bir iddia.
Chomsky: Bu suçlamayı, ilginçtir, ABD halkı dışında kimse dikkate
almıyor.
Son birkaç ayda hükümet-medya propagandası kamuoyu yoklamalarında
açık bir şekilde görülebilen gözkamaştırıcı bir başarı elde etti.
Uluslararası kamuoyu yoklamaları savaşa verilen desteğin ABD’de
diğer ülkelerden daha fazla olduğunu göstermektedir. Ancak bu
yanıltıcıdır, çünkü daha yakından bakıldığında ABD’nin başka bir
açıdan da dünyanın geri kalanından farklı olduğu görülür. Eylül
2002’den beri ABD, halkın %60’ının Irak’ın yakın bir tehdit
oluşturduğunu düşündüğü dünyadaki tek ülkedir –ki Kuveyt ya da
İran’da bile halk buna inanmamaktadır.
Dahası, bugün halkın %50’si Dünya Ticaret Merkezi’ne düzenlenen
saldırılardan Irak’ın sorumlu olduğuna inanıyor. Bu durum Eylül
2002’den sonra ortaya çıktı. Gerçekte 11 Eylül saldırılarından sonra
bu rakam %3 cıvarındaydı. Hükümet-medya propagandası bu rakamı %50
cıvarına çıkarmayı başardı. Şimdi eğer halk içtenlikle Irak’ın
ABD’ye karşı büyük terörist saldırılar düzenlediğine ve tekrar
düzenlemeyi planladığına inanıyorsa bu durumda savaşı
destekleyecektir.
Bu durum söylediğim gibi Eylül 2002’den sonra ortaya çıktı. Eylül
2002 hükümet-medya kampanyasının ve ara seçim kampanyasının
başladığı tarihtir. Bush yönetimi, eğer toplumsal ve ekonomik
meseleler gündemde ön sıralarda yer alacak olursa seçimlerde
hezimete uğrayacaktı, ancak bu meseleleri güvenlik ile ilgili
meseleler lehine geri plana itmeyi başardı –ve halk gücün koruması
altında kümelendi.
1980’lerde de ülke tam olarak bu biçimde yönetiliyordu. Mevcut
yönetimde yer alanların aşağı yukarı Reagan ve Baba Bush
yönetimlerindekilerle aynı insanlar olduğunu aklımızda bulunduralım.
1980’ler boyunca halka zarar veren iç politikalar gütmüşler ve
kapsayıcı kamuoyu yoklamalarından bildiğimiz üzere halkın muhalefeti
ile karşılaşmışlardır. Ancak halkı korkutarak denetimi korumayı
başarmışlardır. Nikaragua ordusu Texas’a iki günlük yürüyüş
mesafesinde idi ve ABD’yi fethetmek üzereydi, Ruslar Granada’daki
hava üssünden kalkan uçaklarla bizi bombalayacaktı. Ardarda her yıl
ayrı bir hikaye, hepsi de gülünç. Reagan yönetimi 1985’de Nikaragua
hükümetinin ABD’nin güvenliği için oluşturduğu tehdit nedeniyle
ulusal acil durum ilan etti.
Eğer Mars’tan birisi bunları izliyorsa ağlasın mı gülsün mü karar
veremeyecektir.
Şimdi de tam olarak aynı şeyi yapıyorlar, ve başkanlık seçimi
kampanyasi için de aynı şeyi yapacaklar. Öldürülmesi gereken yeni
bir canavar olacak, çünkü eğer yönetim iç meselelerin gündemin ön
sıralarına oturmasına izin verirse başı büyük belaya girecek.
Ramachandran: Bu saldırgan savaşın uluslararası terörizm ve nükleer
savaş tehdidi açısından tehlikeli sonuçları olduğunu yazdınız.
Chomsky: Bu görüşün kendi orijinal görüşüm olduğunu iddia edemem.
Yalnızca CIA’den ve uluslararası ilişkiler ve terörizm alanındaki
neredeyse tüm uzmanlardan alıntı yaptım. Foreign Affairs ve Foreign
Policy dergileri Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi’nin çalışması,
ABD’ye yönelen terörist tehditlerle ilgili yüksek düzeyli Hart-Rudman
komisyonu, tümü bu savaşın terörizmi ve kitle imha silahlarının
yayılmasını hızlandırabileceği konusunda fikir birliğindedir.
Nedeni basit: kısmen intikam amacıyla, kısmen de kendini savunma
amacıyla.
Kendinizi ABD saldırısindan korumak için başka yol yok. Gerçekte
ABD, meseleyi çok açık bir şekilde ortaya koyuyor ve dünyaya çok
çirkin bir ders veriyor.
Kuzey Kore ile Irak’i karşılaştırın. Irak savunmasız ve güçsüzdür:
gerçekte, bölgedeki en zayıf rejimdir. Korkunç bir canavar
tarafından yönetilse bile kimseye bir tehdit oluşturmamaktadır.
Diğer yanda Kuzey Kore bir tehdit oluşturmaktadır. Ancak Kuzey
Kore’ye basit bir nedenden ötürü saldırılmamaktadır: caydırıcı bir
gücü vardır. Seul’e yöneltilmiş ciddi bir topçu gücü vardır, ve ABD
tarafından saldırıya uğrarsa Güney Kore’nin önemli bir bölümünü
yerle bir edebilir.
Dolayısı ile ABD dünyadaki ülkelere şu mesajı vermektedir: Eğer
savunmasızsanız size istediğimiz zaman saldıracağız, ancak caydırıcı
gücünüz varsa geri duracağız, çünkü yalnızca savunmasız hedeflere
saldırırız. Başka bir ifade ile ülkelere terörist şebekeler, kitle
imha silahları ya da başka türden dikkate alınır bir caydırıcı güç
geliştirmeleri, yoksa “önleyici savaşa” karşı hassas bir konumda
olacakları söylenmektedir.
Yalnızca bu nedenle bile, bu savaş hem terörizmin hem de kitle imha
silahlarının yayılmasına neden olacaktır.
Ramachandran: ABD’nin savaşın insani sonuçları ile nasıl başa
çıkacağını düşünüyorsunuz?
Chomsky: Tabii ki kimse bilmiyor. İşte bu nedenle dürüst ve aklı
başında insanlar şiddete başvurmuyor, çünkü kimse bilmiyor.
Irak’ta çalışan yardım kuruluşları ve tıbbi gruplar sonuçların çok
ciddi olacağına işaret ettiler. Herkes bunun böyle olmamasını ümit
ediyor, ancak milyonlarca kişi etkilenebilir. Böylesi bir olasılık
varken şiddete başvurmak suçtur.
Halihazırda –yani savaştan önce bile- bir insani felaket vardı.
Onlarca yıllık yaptırımlar en iyimser tahminlerde bile yüzbinlerce
insanı öldürdü. ABD eğer biraz olsun dürüst davranacaksa yalnızca
yaptırımlar için tazminat ödemelidir.
Bu Afganistan’ın bombalanmasına benzer bir durumdur. O zaman
bombalamanın erken aşamalarında bunu konuşmuştuk. ABD’nin bunun
sonuçlarını araştırmayacağı açıktı.
Ramachandran: Ya da gereksinim duyulan parayı vermeyeceği.
Chomsky: Tabii ki hayır. Herşeyden önce bu soru hiç sorulmadı ve
bombardımanın ülke için ne gibi sonuçlara yol açacağı konusunda
kimsenin fikri yoktu. Sonra hiç bir yardım gitmedi. En sonunda
haberlerin gündeminden düştü ve artık bunu kimse hatırlamıyor.
Irak’ta ABD bir insani yeniden inşa şovuna girişecek ve demokratik
olarak adlandırılan, yani Washington’dan gelen emirlere uyan bir
rejim yerleştirecek. Daha sonra neler olacağını unutacak ve bir
sonraki işine girişecek.
Ramachandran: Medya bu sefer propaganda modeli oluşturma konusundaki
kötü şöhretini nasıl pekiştirdi?
Chomsky: Şu anda evsahibi takım için tezahürat yapıyor. CNN’e bakın,
iğrenç. Her yerde durum aynı. Savaş zamanında bu beklenen birşeydir,
medya güçlü olan için dua eder.
Daha da ilginç olan savaştan önceki hazırlıktır. Hükümet-medya
propagandasının insanları Irak’ın yakın bir tehdit oluşturduğuna ve
Irak’ın 11 Eylül saldırılarından sorumlu olduğuna inandırması büyük
bir başarıdır ve bu dört ay içinde başarılmıştır. Eğer medyadaki
insanlara soracak olursanız şöyle diyeceklerdir: “Bunu hiç bir zaman
söylemedik”, ve bu doğrudur, söylememişlerdir. Irak’ın ABD’yi işgal
edeceği ya da Dünya Ticaret merkezine yapılan saldırılardan sorumlu
olduğu hiçbir zaman beyan edilmemiştir. Bu yavaş yavaş ve gizlice
kafalara yerleştirilmiştir, en sonunda insanlar buna inanmaya
başlamışlardır.
Ramachandran: Direnişe bakacak olursak, propagandaya ve BM’nin
itibarını sarsma çabalarına rağmen günü kurtaramadılar.
Chomsky: Bunu hiç bir zaman bilemezsiniz. BM son derece tehlikeli
bir konumdadır.
ABD BM’yi lağvetmeye kalkışabilir. Bunu gerçekten de beklemiyorum,
ancak önemini azaltmaya çalışabilir, çünkü emirlere uymuyorsa ne işe
yarar?
Ramachandran: Noam uzun bir dönemdir emperyalizme karşı direnişe
tanıklık ediyorsun Vietnam, Orta Amerika, Birinci Körfez Savaşı. ABD
saldırganlığına karşı mevcut direnişin karakteri, kapsayıcılığı ve
derinliği hakkındaki izlenimin nedir? Tüm dünyadaki olağanüstü
seferberlik cesaret verici.
Chomsky: Tabii, bu doğru. Eşi benzeri yok. Dunya çapında muhalefet
muazzam ve eşi görülmemiş. Aynı şey ABD için de geçerli. Örneğin dün
Boston şehir merkezinde Boston Common cıvarındaki gösteriye katıldım.
Orada katıldığım ve konuşma yapacağım ilk gösteri Ekim 1965’de idi.
Bu, ABD Güney Vietnam’ı bombalamaya başladıktan dört yıl sonra idi.
Güney Vietnam’ın yarısı yok edilmişti ve savaş Kuzey Vietnam’a
yayılmıştı. Gösteri yapamadık, çünkü fiziksel saldırıya uğradık,
saldırganların çoğu öğrenci idi ve Amerika’nın savaşını protesto
etmeye cesaret edenleri lanetleyen liberal basın ve radyonun da
desteğini almışlardı.
Ancak bugünkü durumda savaş resmi olarak başlatılmadan ve başladığı
ilk gün kitlesel protestolar vardı ve hiç karşı gösteri yoktu. Ve
eğer bahsettiğim korku faktörü olamsaydı daha fazla muhalefet
olacaktır.
Hükümet Vietnam’daki gibi uzun vadeli bir saldırganlık ve imhayı
yürütemeyeceğini, çünkü halkın buna müsamaha göstermeyeceğini
biliyor.
Bugün bir savaşı yürütmenin tek yolu var. Herşeyden önce çok daha
zayıf ve savunmasız bir düşman seçin. Saldırganlığa girişeceği ya da
yakın tehdit oluşturduğu yolunda propagandayı tırmandırın. Sonraki
aşamada yıldırım hızıyla bir zafere ihtiyacınız var. İlk Bush
yönetiminin 1989’da hazırladığı ve basına sızan önemli bir belgede
ABD’nin bir savaşı nasıl yürütmesi gerektiği tanımlanmıştır. Burada
ABD’nin kendisinden çok daha zayıf düşmanlarla savaşması, zaferin
sonuç alıcı ve hızlı olması yoksa kamuoyu desteğinin eriyeceği
söylenmektedir. Durum bir savaşın hiçbir muhalefet olmadan yıllarca
yürütüldüğü 1960’lardaki gibi değildir.
Birçok yönden 1960’ların ve takibeden yılların aktivizmi, bu ülke de
dahil dünyanın önemli bir bölümünü birçok alanda daha uygar hale
getirmiştir.
|