Füze savunma kalkanı:
Çılgınca bir fikir ya da akılcı bir amaç
Immanuel Wallerstein
15 Haziran 2007
George W. Bush, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde füze
savunma kalkanı dediği şeyi kurmakta şiddetle ısrarlı.
Çok az kişi bunun akıllıca bir fikir olduğunu düşünüyor.
Bu iki Doğu Avrupa hükümeti bunu hevesle destekliyor
görünürken kamuoyu yoklamaları kendi halklarının buna
karşı olduğunu gösteriyor. Rusya bunu açıkça ilan etti.
Almanya bunla daha sessiz sedasız mücadele ediyor. İran
ise buna külliyen umursamazlık gösteriyor. Profesyonel
kariyerini nükleer yayılmayla mücadeleye adayan Joseph
Cirincione, Bush’un “varolmayan bir tehdide karşı”, “işe
yaramayacak bir teknoloji”yi dayattığından bahsetti.
Öyleyse bu sadece çılgınca bir fikir, Bush
yönetiminin akıldışı olduğuna ve pek de zeki olmadığına
dair yeni bir delil mi? Aslında değil. Tüm bunların
arkasında akılcı bir amaç var ki bu hiç de sır değil.
Görünüşteki açıklamadan başlayalım. Bush, haydut bir
devletin (İran olarak okunabilir) Avrupa’ya ve nihayet
Amerika’ya nükleer bir saldırı tehditi konuşlandırmasını
önlemek istiyor.
Rusya bu sözde savunma kalkanın aslında kendisini
hedeflediğini söylüyor. Rusya buna yalnızca karşı
çıkmakla kalmıyor, aynı zamanda bu savunma kalkanına
karşı Avrupa’yı hedefleyen füzeler konuşlandırabilir.
Çek ve Polonya hükümetleri ise İran tehdidinden çok da
tedirgin değiller fakat bir Rus tehdidi olduğunu
kesinlikle hissediyorlar. Bu fikri hevesle
benimsemelerinin nedenleri Rusya ile aynıdır: bu
hareketlerin Rusya’yı hedef alması. Aslında, bu
Almanya’nın da üstü kapalı olarak benisediği duruştur.
Yine üstü kapalı olarak muhtemelen tüm diğer Batı
Avrupalı hükümetler bu görüşü paylaşmaktadır.
George W. Bush tüm bunların gerçekdışı olduğu,
Rusların dost olduğu ve onları tehdit etmeye çalışmadığı
konusunda ısrarlı. Çeklerin ve Polonyalıların Birleşik
Devletler ve Rusya arasında seçim yapmak zorunda
olmadıklarını söylüyor. Ona göre her ikisiyle de dost
olabilirler (olmalılar). Bizzat Bush ve hatta neo-conlar
Rusya’yı yirmi birinci yüzyılda yeni bir düşman olarak
karşılarına almak istemeyeceklerinden, Bush bu
söylediklerine gerçekten inanmaktadır. Öyleyse, neler
oluyor?
Donald Rumsfeld olanları bize uzun zaman önce
söyledi. Şimdiki ABD hükümetinin politikası, sözde yeni
Avrupa’yı sözde eski Avrupa’nın politik rolünü
kısıtlamak ve sınırlamak için kullanmaktır. Yani Doğu
Avrupalı hükümetleri Batı Avrupalı hükümetlere karşı
kullanmak… Birleşik Devletler, özellikle de Bush
yönetimi, Birleşik Devletlerden ayrı bir politika takip
edecek güçlü bir Avrupa görmek istemiyor. Bu konuda
Rumsfeld doktrininin makul ölçüde başarılı olduğunu
söylenebilir. Doğu Avrupa’ya füze savunma kalkanlarını
yerleştirme konusu Birleşik Devletleri İran’a ve
Rusya’ya karşı değil Batı Avrupa’ya karşı savunmak
anlamına gelir ki, bu da Almanya’nın tutumunu
açıklamaktadır.
Doğu Avrupa’daki Sovyet hakimiyeti dönemi, uydu
ülkeler için olduğu kadar şimdi bağımsız olan muhtelif
eski Sovyet devletleri için de oldukça olumsuz bir
deneyimdi. Hepsi de travma sonrası stres bozukluğu
yaşamaktalar. Bu ülkelerin dahilindeki sağcı güçler de
bu korkuyu, kendi iç gündemlerini dayatmak için
kullanıyorlar. Bu güçler Rusya’nın doğrudan bir askeri
ve hatta politik baskısından gerçekte korkmuyorlar. Batı
Avrupa’nın Rusya ile politik bir pazarlığa girişmesinden
ve bu pazarlıkta kendilerine söz düşmemesinden
korkuyorlar.
Bu onların açısından bakılırsa tamamen mantıksız
sayılmaz. Son birkaç yüzyılda böyle pazarlıklar yapıldı
ve bugün de bu ciddi bir olasılıktır. Bu sebeple Doğu
Avrupa ülkeleri, Birleşik Devletlere olan (George W.
Bush’un 11 Haziran’daki sekiz saatlik Arnavutluk
seyahatinde coşkulu şekilde sergiledikleri) ölümsüz
aşklarını ilan etmekteler.
Bu abartılı dostluk beyanının iki sebebi vardır: Batı
Avrupalıları zayıflatmak ve Birleşik Devletlerin Doğu
Avrupalı hükümetleri desteklemek zorunda kalacağı bir
durum yaratmak. Bu, daha zayıf ülkelerin daha güçlü
ülkelerle kurdukları ilişkilerde, ideolojik müttefikler
olduklarını göstermekte kullandıkları bir taktiktir.
Küba ve Vietnam bunu Sovyetler karşısında, Kuzey Kore de
Çin karşısında kullanmıştır.
Bu taktik genellikle işe yarar. Fakat belli sınırlar
çerçevesinde… Böyle bir taktiğin Aşil topuğu ise
taktiğin daha güçlü olan oyuncuya; ki bu durumda
Birleşik Devletler hükümetinin ihtiyaçlarına bağlı
olmasıdır. Birleşik Devletler de zaten bunu bekliyor.
Fakat Birleşik Devletler Irak’tan çekildiğinde ve azalan
jeopolitik gücünü dikkate alarak küresel duruşuna
yeniden ayar verdiğinde onu destekleyen Polonya ve Çek
yönetimleri kendisine daha az faydalı görünebilir, hatta
tamamen gözden düşebilir. Bu noktada Doğu Avrupalı
hükümetler, daha güçlü bir Paris-Berlin-Moskova
uzlaşması olduğunda dahi, ya da özellikle de bu
olduğunda –şimdi dudak büktükleri “hakiki Batı Avrupalı”
güçlere ekonomik ve askeri olarak bağımlılaşarak- yalnız
kalırlar.
Öyleyse kısa vadede Doğu Avrupa’ya füze savunma
kalkanlarının yerleştirilmesi Birleşik Devletlerin ve
Doğu Avrupalı hükümetlerin çıkarlarına hizmet eder. Ne
var ki daha uzun vadede Doğu Avrupalıların yanlış ata
oynadıkları görülüyor.
[http://fbc.binghamton.edu/211en.htm adresinden
Açalya Temel tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]
|