Böyle Bir “Savaş”
Justin Podur
15 Ocak 2009
Çeviren: Mustafa Yıldız
Yazının orijinali için tıklayınız.
Gazze’deki mevcut kriz, İsrail’in 4 Kasım 2008’te Hamas’la
olan ateşkesi bozmasıyla başladı. Beş aylık ateşkes iki nedenden
ötürü sürdürülemezdi. Birinci ve en önemli neden bu ateşkesin
Gazze’deki Filistinlileri azap verici, yavaş bir ölüme mahkûm
ediyor olmasıydı: ateşkesin bir koşulu, İsrail’in Gazze
ablukasını sürdürmesiydi. Bu ablukanın bir sonucu olarak
Filistinliler bölgeyi terk edemiyordu. Bunların arasında, daha
göze çarpan örnekler olarak, yurtdışında okumak için vizeleri ve
gerekli izinleri olan öğrenciler vardı; ama kanser ya da diğer
tıbbi sorunlarına yönelik tedavi göremedikleri için ölen
insanlar da vardı. 360 kilometrekarelik Gazze şeridinde 1,5
milyon insanın yaşadığını hatırlayın. İnsanların yetenekleri,
güçlü toplumsal bağları ve misafirperverlik gelenekleri var;
fakat bölge kendi kendine yetemiyor ve ürünler serbest şekilde
Gazze’e girip çıkmadan ekonomi işleyemez. Filistinlilerin meşru
müdafada bulunmak üzere silah tedarik etmelerinin
engellenmesiyle ortaya çıkan hukuki ve ahlaki haklarının ihlal
edilmesini bir yana bırakalım (bu ihtimali belirtmek bile bir
tabuyu kırmaktır). Hayatın bütün diğer safhaları ablukayla
birlikte altüst olmuştu. İsrail’in kalem, mürekkep, kitap ve
diğer gereçlerin girişini yasaklamasıyla eğitim de aksamıştı.
Sağlık hizmetleri de yine İsrail’in tıbbi malzeme geçişine izin
vermemesinden ötürü aksamıştı. İsrail’in yiyecek malzemelerinin
geçişine izin vermemesi, İsrail Hava Kuvvetleri’nin halkı
korkutmak için ses bombaları kullanması ve periyodik olarak
yapılan bombalamalar ve katliamlardan ötürü çocukların normal
gelişimi ve beslenmesi de zarar görmüştü.
İsrail’in, Filistinlilere bölgeden ayrılma imkânı vermediğine
bakarak en azından şimdilik onları yerinden etmek gibi bir amaç
gütmediğini söyleyebiliriz. Öte yandan, ölü sayısı binlere, on
binlere yükseldiğinde, İsrail, Filistinlilerin daha fazla
soykırım yaşamamak için kaçmasına izin verebilir ve bu durumda
uluslararası toplum tarafından cömertliğinden ötürü övülebilir.
Ateşkesin sürdürülemez olmasının ikinci nedeni ise daha
derinlikliydi. İsrail, siyasi bir uzlaşıya varmaya ve toprakları
paylaşmaya gönülsüz olduğu, ABD ile aynı tarafta yer aldığı ve
akan Filistin kanı İsrail toplumunda siyasi bir itibar kaynağı
olduğu sürece, Filistinlilerin direnmekten başka çareleri
yoktur. Fiistinliler açlıktan kırılmasa ve bombalanmasa,
yerlerinden edilmelerine ve sömürgeleştirilmelerine karşı daha
etkili biçimde direnebilirler. İsrail’in Filistin direnişini
kırmaya yönelik olarak attığı her bir adım, bir soykırım
mantığını da beraberinde getiriyor. Filistinliler abluka
altındaydı. Şimdiyse bombalanıyorlar ve toprakları işgal
ediliyor. Filistinliler topraklarından dışarı atıldıklarında ve
komşu ülkelere yerleştiklerinde, bu defa da oradaki mülteci
kamplarında saldırya uğradılar. Aslında Gazze halkı çoğunlukla,
bugün İsrail olarak bilinen topraklardan sürülmüş olan
mültecilerden oluşuyor. Eğer bu insanlar Gazze’den Mısır’a
kovulursa, İsrail’i bu kez Filistinlilere Mısır’da saldırmaktan
ne alıkoyacak? İki kere yerinden edilmek, bir kere yerinden
olmaya göre daha mı fazla güvence sağlıyor?
Ateşkes bittiğinde, İsrail artık savaştaydı. Bu, tercih
edilerek girişilen bir savaştı ve kapsamlı diplomatik ve askeri
hazırlıklara dayanıyordu.
Diplomatik senaryo birçok açıdan İsrail’in yararınaydı.
Filistin daha da çok bölünmüştü. Filistin Yönetimi’nin (FY)
İsrail’le işbirliği içinde olduğu Batı Şeria, Mahmut Abbas’ın
kontrolündeydi. FY iktidarda tutuluyordu, çünkü seçilmiş Hamas
milletvekilleri ya FY ya da İsrail hapishanelerinde tutuluyordu;
çünkü İsrail güvenlik güçleri ve FY, Batı Şeria’da her hafta çok
sayıda insanı tutukluyordu. Gazze ise seçilmiş Hamas yönetimince
idare ediliyordu. İsrail tek bir düşmana odaklanabilir ve Batı
Şeria’daki Filistinlilerin bastırılması işini FY’ye
bırakabilirdi. İsrail son haftalarda Batı Şeria’da yüzlerce
çocuğu tutuklamış ve çok sayıda göstericiyi vurarak öldürmüştür.
Fakat bu ihlaller artık rutinleşti ve bir kerede bir düzine
insanın öldüğü Gazze’deki daha görkemli katliamların yanında pek
anılmaz oldu. Lübnan’daki Hizbullah’ı –ki 2006’da İsrail’in
Gazze’de sürdürdüğü bir dizi katliamı ve boğma harekâtını (“Yaz
Yağmurları”) kesintiye uğratabilmişti– Filistinlilere yardım
etmekten alıkoyan iç sebepler var. Hizbullah’ın tepki
göstermesi, İsrail’in yeni bir hava saldırısıyla Lübnan’da daha
binlerce can kaybına yol açabilir ve Hizbullah’ın buna karşı
hiçbir savunması yok. Mısır ise İsrail’le hiç olmadığı kadar
sıkı bir işbirliği içerisinde; Refah geçiş noktasını kapalı
tutuyor ve resmi olarak Hamas’ı kendi halkının katledilmesine
yol açmakla suçluyor. Hamas’a göre, Mısır, İsrail’in bir saldırı
planlamadığını bildirdi ve bu sayede İsrailliler sürpriz bir
saldırı düzenleyerek hava saldırısının daha başlangıcında, tek
bir gün içerisinde 200’den fazla Filistinliyi katletme fırsatı
bulabildi. İsrail, her zaman olduğu gibi, ABD’nin kayıtsız
şartsız siyasi desteğine sonuna kadar güveniyor ve bu destek
dünyadaki herhangi bir gücü somut bir müdahalede bulunmaktan
caydırmak için yeterli görünüyor. Venezuela ve Bolivya gibi en
ilerici ülkelerinde de aralarında bulunduğu birçok ilerici
hükümet bu vahşeti kınadı; ancak İsrail’e karşı hiçbir
diplomatik tecrit girişiminde bulunmadı ya da İsrail’i
durduracak stratejinin bir parçası olabilecek boykot/yatırımları
geri çekme/yaptırımlar üçlüsünden herhangi birisini
desteklemedi. Dünyanın bazı yerlerinde daha önce görülmemiş
büyüklükte sokak gösterileri yapıldı. Fakat Irak işgaline karşı
yapılan 15 Şubat 2003 protestoları nasıl küçümsenip görmezden
gelindiyse, resmi ağızlardan politik bir beyanatta
bulunulmadıkça bu gösteriler de aynı şekilde sonuçlanacak.
Askeri açıdan bazı temel noktalar var: Mevcut ihtilafı
“savaş” olarak adlandırmak bir tanımdan çok, analoji kurmak
olur; çünkü “savaş” kelimesi halihazırda orduların savaş
alanında çarpışıp bir toprak üzerinde hak iddia etmesi fikrini
çağrıştırıyor. İsrail tüm savaş gereçlerine sahip, ama
karşısında savaşacağı bir ordu yok. İstediği yeri ele
geçirebilir ve buna karşı koyan herkesi öldürebilir. İstediği an
Filistinlilerin yaşadığı yerleri vurabilir, yok edebilir ya da
hedef alabilir. Gazze’deki El Mezan Merkezi’nin 31 Aralık 2008
tarihli listesine göre, o tarihe kadar (41’i çocuk) 315 kişi
öldü; (85’i çocuk) 939 kişi yaralandı ve 112 ev, 7 cami, 38 özel
sanayi ve tarım işletmesi, 16 okul, 16 hükümet binası, 9 yardım
kuruluşu bürosu ve 20 güvenlik tesisi vuruldu. 31 Aralık 2008
tarihli Filistin İnsan Hakları Merkezi rakamlarına göre ise
(33’ü çocuk) 334 kişi öldü; (218’i çocuk) 966 kişi yaralandı; 37
ev, 67 güvenlik merkezi, 20 atölye vuruldu. Diğer yandan Batı
Şeria’ya yönelik 40 İsrail saldırısı sonucunda 3 Filistinli öldü
ve daha yüzlercesi tutuklandı veya kaçırıldı.
Uluslarası Ortadoğu Medya Merkezi’nin internet sitesini
gözden geçirirsek, aşağıda İsrail’in saldırılarını başlattığı
günden bu yana yok ettiği bazı hedefleri görebiliriz:
27-28 Aralık 2008
-Filistin polis merkezi
-Refah polis karakolu
-Saraya güvenlik karargahı
-Beyt Hanun belediye binası
-Refah valilik ofisleri
-Gazze şehrindeki bir polis cipi
-Filistin Mahpuslarla İlgili İşler Bakanlığı
- El Karara’daki seralar
-Gazze’deki yardım ofisleri
-Bir tıbbi malzeme deposu
-Refah’taki bir benzin istasyonu
-Refah’taki bir akaryakıt kamyonu
-Gazze şehrindeki bir polis karakolu (El Şucaya)
-Gazze şehrindeki El Şifa hastanesi
-Gazze şehrindeki evler ve Cebaliya mülteci kampı
-Hamas'ın Gazze şehrindeki El Aksa TV istasyonu
-Hamas'ın Han Yunus’daki Asda basın bürosu
-Refah’taki tüneller
-Gazze/ Tel El Hava’da bir apartman
-Nuseyrat mülteci kampındaki bir araba
-Gazze’deki İslam Üniversitesi (kız öğrenci yurdu dahil birkaç
bina)
-Cebaliye’de bir cami
-Gazze sahilindeki bir balıkçı iskelesi
29 Aralık 2008
-Cebaliye’de bir ev (5 kız çocuğu öldü, evdeki çocukların tümü)
-Gazze şehri El Zeytun mahallesinde bir demir atölyesi
-Han Yunus’ta bir ev
-Abasan kentinde bir ev
-Gazze’deki İçişleri Bakanlığı
30 Aralık 2008
-Bakanlıklar
-Gazze şehrindeki Halk Direniş Komiteleri merkezi
-Beyt Lahiya’da bir ev
-Gazze’nin kuzeyinde başka bir yakıt kamyonu
-El Karara’daki BM Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma
Örgütü’ne ait okul
-Refah’ta evler
-Cebaliye’de bir ev
-Tel El Hava’da bir spor kulübü
-Beyt Hanun’da bir polis karakolu
-Beni Suheyla Belediye Meclisi
-El Kassam Tugayları’nın eğitim sahaları
-El Bureyc’deki Ömer Bin El Hattab Camii
-Gazze’nin kuzeyindeki El Hulafa Camii
-Gazze’nin kuzeyindeki valilik bürosu
-Gazze/ Tel El Hava’daki bakanlıklar tamamen yok edildi.
(Maliye, İçişleri ve Eğitim Bakanlıkları dahil)
-Önceden Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a sadık 17. Kuvvet
tarafından kullanılan bir askeri kamp
-Gazze şehrinde bir süthane
-Beyt Lahiya’da bir atölye
-Gazze’nin kuzeyinde başka bir ev (iki çocuk öldü)
-Refah-Mısır sınır geçiş noktası
-El Miğraka’da bir El Fetih liderinin evi
-Beyt Hanun’da bir ev (iki çocuk öldü)
-El Mağazi mülteci kampındaki bir ev
31 Aralık 2008
-Gazze şehrindeki ambulanslar (bir doktor, şoför ve sağlık
görevlisi öldü)
-Gazze şehrindeki oksijen dolum tesisi (Gazze’deki hastahaneler
tarafından kullanılmakta)
1 Ocak 2009
-Gazze şehrindeki Filistin Yasama Konseyi
- Gazze şehrindeki Eğitim Bakanlığı
-Gazze şehrindeki Adalet Bakanlığı
-Nuseyrat mülteci kampındaki bir ev
-Refah’ta bir atölye
-Refah’ta bir piknik alanı
-Refah'taki tüneller
-Refah’ta bir klinik
-El Mağazi’de bir ev
-Nizar Rayan'nın evi. Karısı, çocukları ve kendisi öldü. (16
kişi)
2-3 Ocak 2009
-El Karara’daki bir apartman
-Cebaliye’de bir ev (iki çocuk öldü)
-El Bureyc mülteci kampındaki bir ev
-Cebaliye’de bir cami
-Gazze şehrindeki Amerikan Okulu
-El Şucaya’da bir ev
-Gazze şehrinde bir ev
-Gazze şehrindeki balıkçı tekneleri
-Gazze Vadisi köprüsü üzerindeki bir araba
-Gazze’de bir polis karakolu
-Gazze’de en az 20 ev
İsrail’in bombalama stratejisi, aynı hedefleri tekrar tekrar
vurmaktır. Bu, sadece altyapı üzerinde daha kalıcı bir hasar
yaratmakla kalmıyor; daha önceki saldırıda yaralanan mağdurlara
yardım etmeye çalışan sağlık görevlileri ve bölge sakinlerinin
de ayrıca kayıplar vermesine neden oluyor.
İsrail’in hamlelerini karşı tarafın ordusu değil, iki siyasal
kaygı kısıtlıyor: İlk olarak, İsrail diplomatik tecrite uğrama
tehditiyle karşılaşmadan kaç kişiyi öldürebilir? İsrail bu
sorunu, ABD’nin Irak’ta yaptığı gibi, gazeteci ve gözlemcileri
bölgeye sokmayarak çözmeye çalışıyor. İsrail, kara harekatıyla
birlikte İsrailli muhabirler de dahil kimseyi Gazze’ye
sokmayarak tam bir karartma stratejisi uyguladı. Yoğun
istihbaratını ve kullandığı silahların hassasiyetini düşünürsek,
İsrail’in ölü sayısını belirli bir kesinlikle belirleyebilecek
bir güce sahip olduğunu söyleyebiliriz. En azından şu anda
meydana gelen ölümlerden bazıları, sınırları zorlayıp İsrail’in
hiçbir ciddi tepki çekmeden ne kadar ileri gidebileceğini görmek
için planlanmışa benziyor.
İsrail’in ikinci kaygısı ise şu: İsrail ordusunun askeri
kayıpları, İsrail halkının savaşa olan desteğini ortadan
kaldırmayacak kadar düşük bir seviyede tutulabilir mi? İsrail bu
ikinci soruna çözüm olarak, uzak mesafeden hasar verebilmek için
hava gücünü ve toplarını kullanıyor. Kara harekatını da bu
nedenle gece gerçekleştirdi. İsrail, Gazze’nin elektrik
altyapısını çok uzun süre önce ortadan kaldırdığı için
kızılötesi gözlükleriyle gece görüş yeteneğine sahip olan İsrail
askerleri karşısında Gazzeliler, ister siviller isterse
sivilleri savunmaya çalışan başka birileri olsun, tam bir
karanlık içindeler.
İsrail’in aktif haldeki ordusu yaklaşık 170.000 kişiden
oluşuyor. Tam bir seferberlik halinde, 17-49 yaş arasında askeri
hizmete uygun 2,4 milyon insana sahip oluyor. Ayrıca herkes
belli bir miktar askeri eğitim görmüş durumda. İsrail’in askeri
bütçesi, mevcut gayri safi milli hasılasının yüzde 9’unu
oluşturuyor; bu da yaklaşık 18,7 milyar doları buluyor. ABD’den
İsrail’e, yıllık 3 milyar dolara yakın para geliyor. İsrail,
1.000 kadar ana savaş tankına, 1.500 adet düşük nitelikli tanka,
1,000’in üzerinde topa, 500’ün üzerinde savaş uçağına, 200 kadar
helikoptere, 13 savaş gemisine ve 3 denizaltıya sahip. Son
derecede gelişmiş insansız hava araçları var; ayrıca havadan
çekilen fotoğraflar ve uydular sayesinde çok kesin istihbarat
elde edebiliyor.
Hamas temel olarak siyasi bir örgüt olmasına karşın, roket ve
patlayıcı üretip militanlarını hafif silahlarla eğitebilecek
kapasitede bir askeri kola sahip. Hizbullah, 2006’da Lübnan’da
İsrail kara birliklerine karşı belirli bir başarı sağlamıştı;
ancak bu kısmen sahip olduğu silahlar sayesinde gerçekleşmişti.
İsrail tanklarına anti-tank füzelerle hasar verebilmiş ve gece
görüş gözlükleri sayesinde İsrail askerleriyle gece
savaşabilmişlerdi. Ancak Hamas’ın bu tür silahlar elde
edebilmesinin neredeyse hiçbir yolu yok. 2002’de Filistinli
militanlar Cenin’i İsrail kuvvetlerine karşı savunurken bazı
patlayıcılar üretebilmişlerdi; ama mühimmat ve erzakları bitti
ve sonunda İsrail, kampın merkezini buldozerlerle dümdüz edince
tamamen yenilgiye uğradılar.
Mevcut durumu “savaş” olarak adlandırmak temelde mecazi bir
anlam taşıdığı için, sivil kaybın zıttı olan “askeri kayıp”
kavramı Filistin tarafı düşünüldüğünde pek bir anlam
taşımamaktadır. Eğer bir asker, hatta bir militan savaşta
öldürülürse, askeri kayıp sayılır. Eğer aynı asker kendi evinde
kilometrelerce uzaktan fırlatılmış bir füze ya da top mermisi
yüzünden ölürse, bir suikast kurbanı haline gelir. Eğer söz
konusu askerin tüm ailesi ve başkaları sırf bu askerin yakınında
oldukları için ölürse, o zaman bu insanlar cinayet kurbanı olur.
Bunu tanımlayacak başka sözcükler bulunabilir; mesela: “yan
hasar. Ancak cinayet en uygun sözcüktür ve eğer Filistinlilere
karşı bu kadar yaygın bir ırkçılık olmasaydı cinayet işlendiği
gayet açık olurdu.
İsrail, kurbanların kaçının “militan”, kaçının “sivil” olduğu
üzerine tahminler yürüterek bizleri insanlıktan çıkmaya davet
ediyor. Bu oyunda, İsrail öldürdüğü herkesin militan olduğunu
iddia ediyor ve militan olmayanları da sivillerin arasına
saklanan militanların kurbanları olarak tanımlıyor. BM ise
öldürülenlerin beşte birinin sivil olduğu tahmininde bulunarak
oynanmakta olan bu oyunun kurallarını kabul etmiş oluyor.
Ardından detaylar üzerine ayrıca tarşılabilir. Ancak
öldürülenler Filistinli olmasaydı, hiç kimse bu oyunu kabul
etmezdi. Hiç kimse Hamas roketlerinin ya da önceki yıllardaki
intihar saldırılarının kurbanlarını sınıflandırmaya çalışmıyor.
Şüphesiz bunların birçoğu aktif görevde olmayan askerlerdi,
çünkü İsrail’de sürekli bir seferberlik hali var. Ama herkes
onların sivil olduğunu ve öldürülmelerinin suç (en azından
terörist bir eylem) olduğunu biliyordu. Çoğu kişi takdir eder
ki, bir kafeteryada meydana gelen intihar saldırısının
kurbanlarını aktif veya yedek asker olarak gruplandırmak iğrenç
bir şeydir. Ancak aynı mantığı, pazaryerindeki, okuldaki,
hastahanedeki veya üniversitedeki Filistinlileri kapsayacak
şekilde genişletmeye kalktığınızda başarısız olursunuz. Bu
Filistinlilerin hepsi –aksi kanıtlanana dek– meşru cinayet
hedefleridir (ve İsrail aksini kanıtlamak için başvurulabilecek
kanıtları hiçkimsenin görmesine izin vermemektedir).
Hamas’ın askeri yeterliliği belirsiz olsa da, Gazze işgali
hiç de 2006’da Lübnan’da yaşananların bir tekrarı olacağa
benzemiyor. Filistinliler savaş için hazır olabilirler veya
kaybedecek çok az şeyleri olabilir; ancak İsrail’in silahlarıyla
asla baş edemezler. Aslına bakarsanız İsraillilerin Lübnan’da bu
kadar şaşkına dönmesinin sebebi, o güne kadar hep hafif
silahlanmış ve çaresiz düşmanlarla savaşmaya alışmış
olmalarıydı. İsrail Gazze’yi nasıl işgal etmesi gerektiğini
biliyor. 2005’teki “geri çekilme”den önce İsrail kuvvetleri
tahkim edilmiş yerleşimlerden harekete geçerek faaliyet
gösteriyordu ve kuzey-güney yönündeki üç ana yolu zırhlılarla
kapatarak Gazze’yi üç parçaya bölmüşlerdi. Gazze’nin her
karışını gözetlemek ve isterlerse çocuklar dahil halkı keskin
nişancılarla vurabilmek için kapsamlı hava gözetleme araçlarını
ve kulelerdeki kameraları kullandılar. Önce top atışları ve hava
saldırıları düzenliyor, sonra evleri ve mahalleri yıkmak üzere
hava desteği ve ahır zırhlı kuvvetler eşliğinde üslerinden
çıkıyorlardı. Savaş helikopterleri –Hizbullah’ın tersine
herhangi birisini vurma kapasitesine sahip olmayan– hafif
silahlı militanların adım atmasına izin vermiyordu. Misket
bombalarıyla istedikleri gibi yasak bölgeler yaratıp mayınlı
alanlar oluşturabiliyorlardı. Bu saldırılar, incecik Gazze
şeridinin büyük bir kısmını yaşanmaz duruma getirdi ve bu
toplama kampını iyice sıkışık hale soktu.
Eğer her şey şu an olduğu gibi İsrail’in istediği şekilde
giderse, diğer soru şu olacak: İsrail kazanırsa ne yapmaya karar
verecek? Muhtemelen birçok tüneli yok edecek ve bölgeyi işgal
ederek roketleri susturacak. Ayrıca büyük ihtimalle tek tek
evleri arayıp katliamlar yapacak ve seçilmiş Hamas liderlerini
yakalama veya öldürme girişimlerinde bulunacak. Çoğu ülke Hamas
hükümetini tanımayı reddediyor ve İsrail’in Hamas’ın bir terör
örgütü ilan edilmesi talebine boyun eğiyor. Böylece ortada Hamas
liderlerinin yaşamlarını koruyacak hiçbir engel kalmıyor; aynı
şey, onlara oy veren (ya da vermeyen) insanların hayatı için de
geçerli. İsrail, Gazze’yi yeniden işgal eden askerleri sayesinde
yüce görevine geri dönebilecek: altyapısı bu kez çok daha büyük
bir hasara uğramış olan Filistin halkının aç bırakılması. Alex
de Waal’ın Darfur hakkında söylediği gibi “aç bırakmak” geçişli
bir fiildir, bir insanın bir diğerine yaptığı bir şeyi belirtir.
|