Zulüm Denemesi / Cenin ve Felluce
Justin Podur
8 Kasım 2004
2002 ilkbaharında, ABD Afganistan’ı Taliban’dan aldıktan ve savaş lordlarına teslim ettikten sonra, İsrail Batı Şeria’nın yeniden istilâsına, “Savunma Kalkanı Harekâtına” girişti. Cenin istilası boyunca, kentte yoğun bir nüfusun yaşadığı bütün betonarme bina blokları yıkılmıştı. Sakat bir adam bir tank tarafından çiğnenmişti. Filistinlilerin cesetlerinin soğutma cihazları bulunan kamyonlara konarak taşınması İsrail medyasında bir gün ılımlı bir şekilde aktarılırdı, daha sonra şiddetli bir şekilde reddedildi. * İsrail ordusu birçok çocuğu vurdu ve öldürdü. Cenin’de ve başka yerlerde, İsrailliler ev ev dolaştılar. Filistinli erkekler “sorgulamaya” ve cezaevine götürüldü. Ailelerinin çoğunluğu – ama hepsi değil – en sonunda onlara ne olduğunu öğrendi. O 2002 bahar operasyonunda, Filistin Kızılay Cemiyeti’ne göre, İsrailler 500 civarında insan öldürdü. 2002 yılı boyunca, İsrailliler 1.000’in üzerinde Filistinli öldürdü.
2002 yazında Cenin’deydim ve İsraillilerin geride bıraktığı moloz yığınlarını gördüm. İsrail istilasını “karşı-terör” operasyonu olarak takdim etti. Ordu sözcüsü, İsraillilere yönelik terörist saldırıları durdurmak için İsrail’in bu binaları yerle bir ettiğini ve bu insanları katlettiğini söylüyordu. Gerçek amaç farklıydı.
İsrailli politikacılar, sağ kanat dini liderler ve bunların ABD’deki bazı destekçileri tarafından gittikçe artan bir arsızlıkla şu belirtiliyor: İsrail’in nihai amacı Filistinlileri işgal altındaki topraklardan uzaklaştırmak ve onların yerine İsrailli yerleşimcileri geçirmektir. Bu potansiyel olarak soykırım sonuçları içeren milliyetçi bir projedir ve kamuoyu dengesi ile güç dengesi uzun süredir bunun aleyhineydi. İsrail toplumunun büyük bir bölümü, belki de çoğunluğu, bu projeye karşıdır. ABD’nin dışında bütün dünya şiddetli bir şekilde karşıdır. Etnik olarak Filistinlileri temizlemek bölgedeki ABD çıkarları ve uzun vadeli planları açısından zararlı olacaktır ve İsrail’in ordu ve ekonomisinin dayanağı ABD desteğidir. Dolayısıyla Filistin halkına karşı İsrail’in bütün askeri gücünü kullanarak gerçekleştirilecek acele bir etnik temizlik planı rafta beklemektedir. “Savunma Kalkanı” Operasyonu, bununla birlikte, bir deneme seferi, bir deney olarak görülebilir. İsrail rejimi toprakları istila ederek, halka saldırarak, kentleri kuşatarak ve yavaş yavaş boğarak ve Yaser Arafat’ın öldürülmesine ilişkin daha fazla kışkırtıcı demeçler vererek, İsrail rejimi bölgede, dünyada ve Birleşik Devletler’de tepkinin ne olacağını kestirebilirdi. Ondan sonra kendi nihai amaçlarına uygun bir şekilde ulaşmak için kendi stratejisini ayarlayabilirdi.
İsrailli gözlemci Tanya Reinhart 2002 Baharını İsrail’in ahlâki düşüş anı olarak adlandırdı, bununla birlikte İsrail o zamandan beri daha da rezilleşti. 2003 sonbaharında, Gıda Hakkı Birleşmiş Milletler Özel Raportörü İsrail’in sürekli Gazze Şeridi’ni kuşatmasının (bu “kapatma” olarak adlandırılıyor, fakat incecik Gazze Şeridi içerisinde 1,25 milyon Filistinli her yandan elektrikli çitlerle kuşatılmıştır, İsrail ordusu tarafından kontrol edilmektedir aynı ordu canı istediği gibi saldırmaktadır) Filistinliler arasında açlığa ve ölüm tehlikesine yol açtığını ve özellikle Gazzeli çocuklarının en azından 1/5’i üzerinde sürekli zayıf düşürücü etkileri olduğunu bildiriyordu. Eylül 2004’de hız kazanan Gazze’deki mevcut cinayet serisinde, Filistin Kızılay Cemiyeti’ne göre İsrailliler 274 Filistinli öldürdü ve bu yıl işgal altındaki toprakların her yanında 800’ün üzerinde Filistinli öldürüldü.
Amerika İsrail’e göre daha fazla rezillik yaptı ve ABD’nin yaptıkları daha aşağılıktı. Yerlilerin soykırımı, kölelik yüzyılları, Küba’nın, Filipinlerin, Haiti’nin istilası, Japonya’da nükleer silah kullanımı, Kore’nin, Vietnam’ın istila edilmesi, Latin Amerika müdahaleleri, birinci Irak savaşı, hepsi korkunç rezilliklerdi. Yıllar boyunca işkenceden öldürülen milyonlarca insanıyla Vietnam, Güney Doğu Asya’nın destabilizasyonu ve yıkımı II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en alçakça olanıydı. Fakat en son tahminlere göre şimdiye kadar 100.000’in üzerinde insanın öldürüldüğü ve Saddam Hüseyin’in Abu Garib’deki işkence hapishanesinin yeniden açıldığı, daha iki yılını tamamlamamış olan bugünkü Irak savaşı Vietnam ve Güneydoğu Asya’da yaşananlara rakip haline gelmektedir.
Örneğin açılış hamlesini ele alın: bir hastaneyi işgal etmek ve kapatmak. Neden? Empire Notes’un New York Times’dan yaptığı alıntıya göre, sivil zayiat konusunda duyulan “öfke” Amerikalıları operasyonu bitirmeden birinci Felluce katliamından geri çekilmeye mecbur etmişti. “Amerikalı komutanlar raporları abartılı olarak değerlendirdi, fakat bağımsız olarak ne kadar sivilin öldürüldüğünü belirlemek imkânsızdı. Hastane ilk hedeflerden biri olarak seçilmişti, çünkü Amerikan ordusu hastanenin ağır kayıplar hakkındaki söylentilerin kaynağı olduğuna inanıyordu. Pazar günü kıdemli bir Amerikan subayı hastanenin ‘bir propaganda merkezi’ olduğunu söyledi.” İstilacı bir ordunun, yine bu istilacı ordunun kendi cinayetinin yol açtığı sivil zayiat konusunda bir hastanenin “propaganda merkezi” olduğunu iddia ederek faaliyetini durdurması ahlâken rezil bir durumdur. Düşmanın dua ederek, dua tespihlerinin arasına ağır silahları gizleyerek geldiğini ve kamuoyuna Felluce’deki savaşçıların yüzünün “İblis’in yüzü” olduğunu söylemek durumu kurtarmıyor. Fakat bu anlatım, ülkenin ahlaki değerleri hakkında bir şeyler ifade etmenin yanı sıra, Amerika’nın Irak’ta savaştığı düşmanlar hakkında da bir şeyler diyor. Bu, yaşananların bir savaş olmadığının, aksine hiçbir şahidin kalmaması için önceden dikkatlice planlanmış olan bir katliam olduğunun en açık kabulüdür. Bu ABD’nin Irak’taki korkusunun – tıpkı İsrail’in Filistinlilerin askeri gücünden korkmaması gibi – Irak direnişinin askeri gücü olmadığını, fakat kendi cinayetleri hakkındaki hakikatin duyulması olduğunun açık bir kabulüdür.
ABD’nin Irak’taki amaçları, İsrail’in Filistin’deki amaçlarından farklıdır. ABD Irak halkını yerinden etmeye ve onların yerine başkalarını yerleştirmeye çalışmamaktadır. Savaşın amaçları savaş başladığı zamanki amaçlarla aynıdır: ABD ordusunun hatırı sayılır varlığı tarafından desteklenen uysal bir rejim kurmak, Irak petrol kaynakları üzerindeki denetimini garanti altına almak ve ABD gücünün ‘güvenirliğini’ kanıtlamak. Bu sonuncusu özellikle önemlidir, zira Irak direnişi ve ABD’nin kendi beceriksizliği ve kibirliliği, bütün gücüne rağmen, ülkeyi kontrol etmeyi ABD açısından imkansız hale getirmiştir (mevcut katliamla ABD’nin düzeltmeye çalıştığı, ‘güvenirliğe’ indirilmiş bir darbe). Fakat İsrail’in Bahar 2002’de Batı Şeria’yı istila etmesi gibi, Felluce’ye taarruz da bir deneme seferidir.
Seçimden sonra, ABD planlamacıları Amerikan halkının arkalarında olduğunu düşünüyor ve Iraklılar ve dünya kamuoyu saldırı konusunda tam tersini düşünse bile, bu desteğin kendilerinin daha ne kadar yol almasına müsaade edeceğini öğrenmeye çalışıyor. Bu ikili stratejiyi açıklar: zaiyat rakamları ve bilginin dünyaya yayınlanmasını önlemek için hastaneleri kapat ve eş zamanlı olarak Birleşik Devletler’de kamu tüketimi için iğrenç katliam kutlamaları yap. Nisan 2004’de** birinci Felluce katliamını iptal etmelerinin nedeni büyük bir katliamı göze almak için Irak’taki kontrolleri, Amerikan kamuoyundaki destekleri ve uluslararası güvenilirliklerinin çok cılız olmasıydı. Bu defa daha güçlü bir durumda olduklarını düşünüyorlar. Yanıldıklarını anlamadıkça durmayacaklardır – asla durmayacaklar.
---------------------------------------
* Bu haberi izleyen ve bu konuda bilgi veren Tanya Reinhart’ın Seven Stories Press’den çıkan “İsrail/Filistin” kitabına bakınız.
** Aslında bu savaştaki ilk Felluce katliamı evvelki senenin (2003) Nisan ayında, ABD ordusu silahsız bir protesto gösterisine ateş açıp 14 insanı öldürdüğünde oldu. Bu katliama kadar, Felluce hiçbir şekilde direnişin merkezi değildi.
Justin Podur Znet’in daimi bir yazarı ve gönüllü çalışanıdır.
|