NATO İşgali ve Köktencilik
RAWA’dan Mariam’la Bir Röportaj
Justin Podur
14 Ağustos 2008
Çeviren:
Rümeysa Çamdereli (Feminist Kadın Çevresi)
Yazının orijinali için tıklayınız.
İSLAMABAD – Afganistan Kadınlarının Devrimci Birliği (RAWA) gizli okullar kuran ve birçok alanda projeler üreten, Afgan kızlarını eğiten, süreli bir dergi çıkaran, kadın hakları, insan hakları, laiklik ve sosyal adalet için mücadele veren bir kadın kuruluşudur. 1979’daki Sovyet istilasından 2006’da kampların kapatılmasına kadar olan sürede milyonlarca Afgan mülteci Pakistan’da yaşamıştır ve hala çok sayıda mülteci burada yaşamaya devam etmektedir. RAWA’nın çalışmaları öncelikli olarak Afganistan temelli olmakla birlikte, Pakistan mülteci topluluğu içerisinde de önemli ölçüde varlık göstermiştir. Temmuz 2008’de İslamabad’dayken Rawa’dan Mariam’la görüştüm.
JUSTIN PODUR (JP): Öncelikle, sanırım RAWA ve RAWA’nın Afganistan ve Pakistan’daki çalışmalarından bahsederek başlayabilirsiniz.
MARIAM (RAWA): RAWA 1977’de, Kabil’de, insan hakları ve kadın-erkek eşitliğini savunan bir Afgan kadın birliği olarak kuruldu. Sovyet istilasından sonra, bazı RAWA üyeleri Kabil’de hapse atıldı ve çok sayıda mülteci Pakistan’a kaçtığından RAWA da faaliyetlerinin odak noktasını bir ölçüde değiştirerek Peşavar’daki (Afgan sınırının yakınında, Pakistan’daki Kuzey Batı sınır bölgesinin başkenti) kadın ve çocuk mültecilerle ilgili çalışmalar yürütmeye başladı. Afgan kadınlarına insani yardım hizmetleri ve bazı sosyal destekleri sağlamaya başladık ve bu yolla ayrıca onları sahip oldukları haklarla ilgili eğitmeye çalıştık. Politik faaliyetlerimize devam ettik, ancak Afganistan’daki güvenlik sorunundan ötürü bu kolay olmadı. Bazı Afgan şehirlerinde çalışmalarımızı gizli olarak yürüttük. Sovyet işgalinin önce köktencilerin kanlı yönetimi ve sonrasında da Taliban rejimi tarafından takip edildiği süreçte de biz hem Afganistan’da hem de Pakistan’da çalışmalarımızı yürütmeye devam ettik. Afganistan’da okur-yazarlık programları yürüttük, yetimhaneler ve okullar kurduk, ancak kamusal ve politik beyanlarımızın büyük bir kısmı Pakistan’dan yapıldı. Payam-e-Zan (Kadınların Mesajı) adında bir politik bir dergi yayınlıyoruz. Şu anda NATO işgali altındayken ve mülteci kamplarının da kapatılmasının ardından, politik faaliyetlerimizin çoğunu artık Afganistan’da da sürdürüyoruz. Ancak yaptığımız işlerin büyük bir çoğunluğu hala ciddi güvenlik sorunları nedeniyle yarı-gizli durumda.
JP: RAWA’nın nasıl yönetildiği, nasıl örgütlendiği, RAWA liderlerinin nasıl seçildiği konusunda bir şeyler söyler misiniz?
RAWA: Okur-yazarlık programlarımız, yetimhanelerimiz ve okullarımız sayesinde RAWA geçtiğimiz 15-20 yıl içerisinde birçok genç kadınla iletişime geçti. Savaşı, Taliban yönetimini, köktencileri görmüş bir Afgan kadının gündelik hayat tarzı ile RAWA tarafından yetiştirilen veya RAWA’da çalışmış genç kadınların hayat tarzı arasında önemli bir fark var. İkinci gruptaki kadınlar farklı bakış açılarına, fikirlere ve düşünce sistemlerine sahipler: Haklarının farkındalar ve onları elde edebilmek için savaşmaları gerektiğini biliyorlar. Bazıları büyüdükten sonra da RAWA’yla çalışmaya devam ediyor. Bazı yetişkin kadınlar aileleriyle birlikte bize katılıyorlar. Bazı genç kadın ve erkekler bize katılıyor. Özellikle RAWA üyelerinin yaşadığı, çalıştığı ve toplumun bir parçası oldukları kırsal kesimlerde, henüz okuma yazma bilmeyen ama RAWA’ya bağlanan bazıları da bize katılıyorlar.
JP: Peki günümüzde Afgan mültecilerin Pakistan’daki durumu nedir?
RAWA: Genelde, Pakistan’ın, İran veya diğer komşu ülkelere nazaran Afgan mültecilere tutumu daha iyi olmuştur. Bazı kısıtlamalar oldu şimdiye kadar. Mülteci kamplarında yaşam çok zordu ve çok temel kaynaklarla devam edebiliyordu. Kampların büyük bir kısmı kısıtlamalarını mültecilere zorla uygulatan köktenci partilerin kontrolündeydi. RAWA gibi demokratik amaçları olan gruplar için çalışmak çok zor ve riskliydi. Birçok Afgan özgürlükçü, cihad yanlısı gruplar tarafından Pakistan istihbarat teşkilatının da yardımıyla öldürüldü. RAWA’nın kurucusu Meena da onlardan biri. Fakat tüm bu problemlere karşın, RAWA bazı kamplarda varlığını sürdürdü; Pakistan yönetimi tarafından birkaç ay önce zorla tahliye edilene kadar Peşavar’ın kenar mahallerinde 20 yılı aşkın süredir bir mülteci kampı yönetiyorduk.
2001-2002 yıllarında, ABD saldırısı ve işgalinden sonra, çok fazla sayıda Afgan geri döndü. Peşavar mülteci bölgeleri tamamen boşaltıldı, ancak kötü koşullardan ötürü Afganistan’a dönmek hala birçok mülteci için hiç de çekici olmayan bir seçenek.
2006’da hükümet bazı mülteci kamplarını kapatma kararı aldığında, bu kararın çok büyük etkisi oldu. Çoğu mülteci Afganistan’daki her şeylerini kaybetmiş olmalarına rağmen gitmeye zorlandı: İşleri, kalacak yerleri, geri dönmelerine neden olabilecek hiçbir şeyleri yoktu. Ve gerçekten de onlara ne olduğunu hiç kimse bilmiyor. Afganistan’a dönen aileler işsizlik ve şartların kötülüğünden dolayı çok büyük hayal kırıklığına uğradılar ve büyük bir kısmı ikinci kez mülteci olmayı denemek için Pakistan’a döndü.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) göre, mülteciler Pakistan’a geri dönüyorlar ve şehirlerde kendilerine yer bulmaya çalışıyorlar. Afganistan ve Pakistan hükümetleri arasında bir gerginlik olduğunda bundan en çok zarar görenler Afgan mülteciler oluyor. Pakistan, Afganistan’a dönmeleri için mültecilere baskı uyguluyor. Hâlbuki sınır bölgelerindeki insanlar kendileriyle aynı; aynı dili, kültürü, giyim tarzını, gelenekleri paylaşıyorlar. Otuz yıl sonra bile birçok mülteci Pakistan’ı ikinci ülkeleri olarak görüyor. Afganlar Pakistan’ın Taliban’a ve Afganistan’daki köktencilere destek verdiğini biliyor, ancak bu politik kriz sınırın iki tarafındaki insanlar arasındaki ilişkiyi zayıflatmıyor.
JP: Sanırım röportajın giriş kısmını sizin Afganistan’daki politik ve askeri durumla ilgili analizinizle tamamlayabiliriz.
RAWA: Bu karmaşık bir durum. NATO işgali ve hepsi de geçmiş yıllarda farklı köktenci gruplara destek vermiş olan Pakistan, İran, Suudi Arabistan, Tacikistan, Rusya vb. gibi komşu ülkelerin müdahaleleri var şu anda üzerimizde. Bazı bölgeler Taliban kontrolünde; son aylarda Kabil sınırlarına kadar dayandılar. Pakistan’daki bazı çevreler de Taliban’ı destekliyor. İran rejimi bile Taliban’a asker gücü ve cephane gönderiyor. Afgan siviller Taliban’ın intihar saldırılarını da kapsayan acımasız uygulamalarının birincil kurbanları. Taliban’ın iman-kardeşi Kuzey İttifakı şu anda güçlü durumda ve ABD hükümeti tarafından da cömertçe destekleniyor. Afganistan’ın kuzeyinin büyük bir kısmı Kuzey İttifakı’nın yerel diktatörleri tarafından yönetiliyor. Hamid Karzai yönetiminin o bölgede elle tutulur bir hakimiyeti yok. Taliban ve diğer İslami hareketler Afgan halkının düşmanı. ABD ve Batı tarafından da destekleniyorlar. Köktencilere dışarıdan yapılan destek Afgan halkının direnmesini zorlaştırıyor. Diğer yandan sıradan halk ABD/NATO’nun bilinçsizce yapılan bombardımanlarının etkisiyle ciddi acılar çekerken ve biz gündelik yaşamda sivil ölümlerinin korkunç trajedilerine tanıklık ederken, onlar Taliban ve El-Kaide ile Tom ve Jerry oyunu oynuyor.
JP: Batı tarafından desteklense de, NATO’ya karşı savaşsa da tüm bu İslami politik hareketleri insanların düşmanı olarak tanımladınız. Burada Pakistan ve Afganistan’ın son derece dindar ülkeler olduğu ve herhangi bir politik hareketin bununla mücadele etmek zorunda olduğu iddiasını duydum. Sonuç olarak da, RAWA gibi grupların laiklik ve din ile ilgili uzlaşmadan uzak durmalarından ötürü kendilerini izole ettiklerini duydum. Laikliğin sizi rağbet görmeyen bir konuma ittiğini düşünüyor musunuz?
RAWA: Bu, Batı medyasının Afgan toplumuyla ilgili oluşturduğu izlenim. Onların gözünden bu doğru olabilir. Biz Afgan’lar bu durumun üstesinden geldik. Kendini ifade etme biçimi sosyal, kültürel ve ekonomik faktörleri de kapsayan birçok faktöre bağlıdır. En “geri kalmış” denebilecek, en dindar, kadın haklarının pek de tanınmadığı yerlerde çalıştık. Ancak bir süre sonra, hatta bazen çok kısa bir zaman diliminde, haftalar ve aylar sonra yaptığımız işleri sevmeye başladılar, bize katıldılar, hatta aileler olarak bile aramıza katılanlar oldu. Bunu bazı bölgelerde gördük. Dolayısıyla ülkenin tümünün demokratik hakları ve laik değerleri kabul etmediği düşüncesine katılmıyorum. Sosyal ve politik farkındalık inşa etmek zaman ve çalışma ister ve son yıllarda insanların böyle bir fırsatı olmadı.
Köktencilerin öne sürdüğü İslam anlayışı, Afgan insanlarında hâkim olan anlayıştan farklı. Onların İslam’ı politik bir İslam ve her parti bir diğeriyle çelişen kendi İslam anlayışına sahip. Molla Ömer’in İslam’ı Burhaneddin Rabbani ya da Resul Sayyaf’ınkinden farklı ve bu gruplar gerçek Müslümanlar oldukları iddiasında olmalarına rağmen senelerdir savaşıyorlar. Son 20 yılı aşkın süredir köktenci gruplar İslam adı altında benzeri görülmemiş suçlar işliyorlar. Afganlar bu durumdan o kadar bıktılar ki çoğu, köktencilere karşı yükselen her sesi destekliyor. Malalai Joya, Loya Jirga’da (Aşiretler Konseyi) sadece iki dakikalığına onlara karşı bir konuşma yaptığında, sesi kısa sürede büyük yankı buldu ve ülkenin her yerinden milyonlarca Afgan tarafından desteklendi. Sessizlerin sesi ve kahraman olarak adlandırılmaya başlandı. Köktenciler hakimiyetlerini silahlarının, dış güçlerin ve paranın yardımıyla elde ediyorlar. Bunlar olmasa Afgan toplumu içerisinde hiçbir dayanakları yok.
JP: NATO işgali Afganistan’a zarar mı veriyor yoksa yardım mı ediyor? Bu durum bir şekilde ilerici güçlerin güçlenmesi için kullanılamaz mı? Bu işgal aslında şimdiki durumdan daha da kötü olan bir Taliban zaferini engelliyor olabilir mi?
RAWA: Yedi sene önce ABD saldırdığında durum farklıydı. Birçok Afgan varlıklarından memnundu ve Taliban’ın baskıcı yönetiminden kurtulduğu için mutluydu. Taliban’ın ortadan kaldırıldığını, uluslar arası birliğin işe yaradığını, daha iyi bir yaşama, demokrasiye ve özgürlüğe sahip olacaklarını ve köktenci grupların sonlandırıldığını düşündüler. Birkaç ay içinde, ABD’nin Afganistan’daki köktencilere destek verme yönündeki yanlış siyasetini sürdürdüğü açıkça ortaya çıktı. ABD’nin Kuzey İttifakı’nın köktencilerine bir diğer köktenci grup olan Taliban’la savaşması için bel bağladığını gördük. Taliban’la mı yoksa “terör”le mi savaştıkları önemli değil. Kuzey İttifakını destekliyorlar ve Afgan’lar için ikisi de aynı şey- ikisi de Batı, Pakistan, Iran, Suudi Arabistan ve başka herhangi bir ülke hükümeti tarafından desteklenen terörist ve köktenciler. Belgelediğimiz üzere, insan haklarına aykırı davranışlarda bulunuyorlar, kadınları taciz ediyorlar, yolsuzluk, dolandırıcılık ve kaçakçılık yapıyorlar.
En başından beri RAWA, ABD ve Batı’nın burada bulunma sebebinin Afgan insanlarının özgürlüğü değil, kendi çıkarları olduğunu duyurdu. ABD/NATO’nun demokrasi adı altında yaptıklarının aslında bir kandırmacadan ibaret olduğunu söyledik. Bu bizim için çok açık. Bugün NATO bombalamaları artıyor, daha çok sivil öldürülüyor ve ABD ve NATO tarafından daha başka birçok şiddet eylemi gerçekleştiriliyor. Ve artık Taliban ve Gülbeddin Hikmetyar’ın terörist partisiyle bile güç paylaşımını deniyorlar. Bu planın gerçekleşmesi, Afganistan ve insanları için, tüm düşmanlarının tek bir çatı altına toplanarak Afgan halkını, özgürlükçü bireyleri ve güçleri paramparça edebilecekleri, yeni bir trajedi anlamına gelecektir.
Mafya sisteminde, silahların ve yerel diktatörlüğün gölgesinde, ne yazık ki ilerici güçlerin ortaya çıkma ve açık bir şekilde çalışma şansı yok. Herhangi bir ciddi ve sağlam köktencilik ve işgal karşıtı güç hala gizli bir şekilde mücadele etmek zorunda ve hala desteklenmiyor ya da cesaretlendirilmiyorlar. Aslında, ABD Afganistan’da güçlü bir ilerici hareketin ortaya çıkmasını görmekten korkuyor. Hükümeti ve yerel diktatörleri açıkça eleştirenler tehdit, hapis ve yasaklarla karşı karşıya kalıyor. Biz de Taliban yönetimi altında da yüzleştiğimiz benzer problem ve risklerle yüzleşiyoruz bugünlerde.
2001’den bu yana Afganistan’da uygulanan özelleştirme ve serbest piyasa sistemi Afganistan’da neoliberalizmin yolunu açıyor ki bu da insanlarımız için yeni bir kâbus. Bu değişimin Afganistan’daki yoksullar üzerinde feci bir etkisinin olacağını hissediyoruz. Afganistan’daki yoksulluk ve mahrumiyet derecesi hayal edilebileceklerin ötesinde. Zengin ve yoksul arasındaki uçurum gün geçtikçe artıyor. Afgan toplumunun yüzde 70’inden fazlası açlık sınırının altında yaşıyor. Resmi istatistiklere göre, toplumun yüzde 42si ayda sadece 10 dolarla yaşıyor. Birdenbire hızla artan fiyatlar geçtiğimiz aylarda Afgan toplumunun büyük bir kısmının hayatını işkenceye çevirdi.
JP: Eğer NATO çekilirse Afganistan’ın çok kısa sürede Taliban’ın eline düşeceği iddiasına ne diyorsunuz? Hangisi daha kötü olurdu?
RAWA: Taliban rejiminin daha kötü olabileceği doğru. Ama en azından dış bir gücün işgali altında olmayacağız. Şuanda iki problemimiz var: yerel köktenciler ve dış güçler. Eğer NATO çekilirse iki değil bir problemimiz olacak.
RAWA birçok kere ne ABD’nin ne de başka güçlerin Afgan toplumunu köktencilerin zincirlerinden kurtarma gibi bir amacının olmadığını açıkladı. Afganistan’ın özgürlüğünü ancak Afgan toplumunun kendisi kazanabilir. Bir düşmanı yenmek için diğer bir düşmana güvenmek Kuzey İttifakı’nın ve liderlerinin halkımız üzerindeki hâkimiyetini artıran yanlış bir politikadır.
JP: Eğer NATO geri çekilirse, Taliban’ın kendini milli bir kurtuluş hareketi olarak göstermekte daha fazla zorlanacağı ve aslında işgalin sürmesinin onlar için bir prestij kaynağı olmaya devam edeceği de iddia edilebilir.
RAWA: Aslında iki taraf da birbirine bağlı. Eğer ABD Taliban’ı ortadan kaldıracak olsaydı, burada olmaları için bir gerekçesi olmayacaktı. Dürüst değiller. Stratejik amaçlar için buradalar: İran, Rusya ve Çin’i kontrol edebilecek merkezi bir konum, Pakistan hükümeti ve halkı üzerinde etki, Orta Asya Cumhuriyetleri üzerindeki hakimiyetlerini güçlendirme ve bunun gibi bir sürü hedef. Buradaki askeri varlıklarını arttırmalarının sebebi bu. NATO büyük ihtimalle gidecek, ancak ABD gitmeyecek. ABD burada bulunmak için bir neden arıyordu ve bu altın fırsatı kaçırmayacak.
JP: NATO’nun “gelişim girişimi” şu ana kadar sosyal hizmetler sağlamış birçok sivil toplum örgütünü içeriyor. RAWA bunlardan biri olarak görülüyor mu?
RAWA: RAWA asla kendini bir sivil toplum örgütü olarak tanıtmadı. RAWA, kadın ve insan haklarını savunan politik bir organizasyondur. Ancak, doğrudan ihtiyaçları karşılamaya çalışıyoruz ve sosyal programlar yürütüyoruz. Sivil toplum örgütleriyle olan ilişkilerimizi zedeleyen ve dış ödenek alamamamıza neden olan şey politik duruşumuz ve etkinliklerimiz aslında. Elçilikler RAWA’ya fon vermek istemiyor, çünkü biz politiğiz. Bu durum 6-7 yılı aşkın süredir Afganistan’da kurulan sivil toplum örgütleriyle bir karşıtlık oluşturuyor. Sivil toplum örgütü güzel bir iş. Birkaç İngilizce bilen ve bilgisayarı olan aileniz olur, onlar sermayeleri, belgeleri ve evde hazırlanmış önerileri ile bir sivil toplum örgütü haline gelirler. Daha geniş çaplı ve büyük yardım kuruluşları olan sivil toplum örgütlerine hükümet tarafından fon sağlanır ve onlar da bu hükümetlerin etkisi altında olurlar. Daha küçük çaplı olanlar ise çoğunlukla yolsuzluk ve dolandırıcılıkla beslenir- Afgan insanları için değil sadece kendi amaçları uğruna çalışırlar. Sivil toplum örgütlerine aktarılan milyonlarca dolar fon genel masraflar, maaşlar, ofis harcamaları ve başka birçok şey adı altında boşu boşuna harcanıyor. Yüksek maaşlar alıyorlar, uzun dönem projeleri yok ve güvenlik harcamalarına ve araçlara çok büyük paralar harcıyorlar.
Sivil toplum örgütçülüğü Afganistan’da Batı tarafından uygulanan bir politika, Afgan toplumunun isteği değil. Sivil toplum örgütleri insanların ve özellikle de entelektüellerin dikkatini işgal karşıtı direnişlerden farklı bir yöne çekmek için iyi bir araç. Sivil toplum örgütleri politik öfkeyi azaltıyor ve insanları bağımsız dilenciler haline getiriyor. Afganistan’da insanlar, ABD’nin onları Talibanizm’den sivil toplum örgütçülüğüne yönlendirdiğini söylüyor!
JP: Politik duruşunuz sebebiyle hükümetler size para vermek istemiyor. Peki, sizin nerelerden bağış kabul edip etmeyeceğinize dair bir kriteriniz var mı?
RAWA: Herhangi bir hükümetten fon önerisi almadığımız için böyle bir soru ortaya çıkmadı. Ama her türlü kaynaktan koşulsuz desteği kabul edebiliriz. Bireylerden ve zaman zaman da RAWA’ya destek veren, başka ülkelerdeki feminist gruplardan destek alıyoruz. Gelir getirici projelerle kendi ürünlerimizi satıyoruz, halılar, el sanatları, CD’ler, posterler, vs. Diğer ülkelere konuşmalara gittiğimizde bağış topluyoruz. Bu şekilde ayakta kalıyoruz. 11 Eylül’den sonra RAWA’ya karşı bir ilgi oluştu ve 1-2 yıl boyunca iyi miktarda fon aldık. Bugün Afganistan da benzer maddi sorunlarla uğraşıyor ve biz de etkinliklerimizin ve yetimhanelerimizdeki çocukların sayısını azaltmak zorunda kaldık, maddi yetersizlikten ötürü bazı projelerimizi sonlandırdık. RAWA şu anda etkinliklerinin boyutunu etkileyen ciddi maddi sorunlarla karşı karşıya.
Batı hükümetleri ve toplumları arasında temel bir farklılık görüyoruz. Bu insanların çoğu hükümetlerinin Afganistan ile ilgili yürüttükleri politikadan memnun değiller. ABD’de özgür bir medyanın olduğunu duydum, ancak aynı zamanda insanların kendileri dışındaki dünya ve yöneticilerinin uyguladıkları politikalar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarını da duydum. RAWA, üzerinde baskı kuracak hükümet kaynaklarından değil; bireylerden, örgütlerden, hükümetlere bağlı olmayan gruplardan yardım almaktan gurur duyuyor. Bizi kontrol etmeye çalışmalarındansa, böyle bir paradan vazgeçmeyi tercih ederiz. Problemlerle karşı karşıya kalsak da, bireylerden gelen yüz dolar, hükümete bağlı bir kurumun binlerce dolarının bize verebileceğinden daha çok cesaret veriyor ve desteklendiğimizi hissettiriyor.
JP: RAWA’nın yürüttüğü bu projeler gizli mi olmak zorunda?
RAWA: Projeler yarı gizli ancak Taliban yönetimindeyken olduğu gibi değil. Eğitim projeleri yürütebiliyoruz, toplantılar ve buluşmalar düzenleyebiliyoruz. Ancak kayıtlı değiliz. Öyle olsak bile bizi durdurmaya çalışacaklarını biliyoruz. Projelerimizde asla RAWA ismini kullanmıyoruz. İnsanların büyük çoğunluğu RAWA’yı biliyor ancak resmen RAWA olarak kayıtlı değiliz. Etkinliklerimizin tamamı bireysel etkinlik, inisiyatif olarak yürütülüyor ve bölge insanları tarafından kontrol ediliyor.
JP: Afganistan’ın birincil basın kaynağı radyo. RAWA’nın radyoya çıkması mümkün mü? RAWA’nın basın stratejisi nedir?
RAWA: Bir kısım maddi nedenlerden (aslında İtalya’dan bazı destekçilerin bunun için bağışlarını arttıracaklarını belirtmelerine rağmen) ve asıl olarak da güvenlik probleminden ötürü şu an mümkün değil. Ama gerekli para ve malzemeyi elde edebilirsek bir radyo istasyonu kurabiliriz. Ancak bunu sadece radyonun RAWA’ya ait olduğunu gösterecek hiçbir iz olmadan yapabiliriz ve bakış açımızı web sitemize ve dergimize aktardığımız kadar net ve açık şekilde ortaya koyamayız. Çünkü eğer bunu yaparsak, ertesi gün radyo personeli yerel diktatörler tarafından öldürülür.
JP: Son zamanlarda savaş ve göçün sonucu olarak Afganistan ve Pakistan’da kadınlar da dahil olmak üzere afyon bağımlılarının sayısında bir artış olduğunu okudum. RAWA bu konuyla ilgili bir sosyal hizmet yürütüyor mu?
RAWA: Yaklaşık yirmi milyon kişiden kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere bir milyonu aşkın kişi bağımlı ve bu sayı gittikçe artıyor. Haşhaş tarlalarında çalışanların çoğu zamanla bağımlı hale geliyor: Tüm gün tarlalarda çalışan ve kendi sağlığı zaten iyi durumda olmayan bir anne çocuğunu uyutamıyor ya da ağlamasını durduramıyor, bu yüzden çocuğa da biraz afyon verebiliyor. Ayrıca hapishanelerde çok fazla kadın var ve büyük çoğunluğu hapishanede bağımlı hale geliyorlar.
JP: RAWA’nın uyuşturucuya bakışı nedir?
RAWA: Afganistan’daki haşhaş üretimi, ABD’nin bu 3. büyük küresel ürünü (maddi kazanç anlamında) kontrol etmek için uyguladığı bölge stratejisinin bir parçası. Bu yeni bir şey değil. 80’lerdeki Sovyet-Afgan savaşının başlangıcından beri CIA’nın bölgedeki örtülü operasyonları dahilindeki bir proje. Bugün ABD/NATO bile çiftçileri haşhaş üretmeye teşvik ediyor. ABD birliklerinin bile uyuşturucu trafiğine girdiği ve ABD hükümetinin Afgan uyuşturucu piyasasından milyarlar kazandığı yolunda raporlar var. İngiltere ordusu Taliban’la Helmand’da uyuşturucu pazarlığı yapıyor.
2001’den beri afyon üretimi yüzde 4,400 oranında arttı. ABD ve NATO yönetiminde Afganistan dünya afyonunun yüzde 93’ünü üreterek dünyanın en büyük afyon üreticisi haline geldi. Bu kirli işlere bulaşanlar Afgan kabinesine kadar varıyor ve geçen günlerde Karzai Bey bile ABD yetkilileri tarafından uyuşturucu satıcılarını desteklemekle suçlandı. Kardeşi Veli Karzai Kandahar’daki en büyük uyuşturucu ağını yönetiyor. İçişleri bakanlığı narkotik departmanı başkanı Komutan Davud’un kendisi ünlü bir uyuşturucu tüccarı! Kuzey Afganistan’daki yerel diktatörlerin her biri Orta Asya Cumhuriyetleri’ne yapılan uyuşturucu kaçakçılığının rotasını kontrol ediyor.
Kimse ABD’nin Afganistan’ı işgalinin bu korkunç yönünden bahsetmiyor. Bir narko-ülkede yaşıyoruz ve uyuşturucu şimdiden Afganların hayatında korkunç sonuçlar doğurmaya başladı.
JP: Politik bir kuruluş olarak, RAWA’nın Afganistan’daki diğer partilerle ilişkisi nasıl?
RAWA: Bazılarıyla iyi ilişkiler içindeyiz. Ama ne yazık ki çoğu politik, demokratik grup, insan hakları, kadın hakları ve entelektüeller aktif değil. Otuz yıl önce bu tür grupların birçok etkinliği olurdu ve RAWA da bunlardan sadece biriydi. Sovyet istilasından ve Kuzey İttifakı’ndan, Taliban’dan ve Pakistan’dan sonra birçok aktivist tutuklandı, suikaste kurban gitti veya ülkeden kaçmaya zorlandı. Kurucumuz Meena ve daha birçoğu, burada Pakistan’da, Rusya kuklalarının ölüm bölgelerinde ve başka yerlerde öldürüldü. Son otuz yıl, Afganistan ilerici güçleri birçok kayıp yaşadı ve her zaman baskı altındaydı. Ve günümüzde de sivil toplum örgütçülük politikalarıyla marjinalleştirilmeye ya da etkisizleştirilmeye çalışılıyorlar.
Yani politikanın en güçlüleri ya köktenciler ya da onlara bağlı olanlar, onları temsil edenler ve onları korumak için kendi makamlarını kullananlar. Sol gruplar ve entelektüeller çok güçsüzleşti. Ancak birçok ilerici ve özgürlükçü birey var ve onları ortak bir güç altında toplamak için daha uzun bir yolumuz var. Bazı küçük çaplı gruplar da var ve onlarla da bağlantıdayız. Birbirimizi desteklemek zorundayız.
ABD/NATO ve yerel diktatörlere karşı ülkenin bazı bölgelerinde oldukça küçük direnişler oldu. Eğer ABD/NATO işgali ve zulmü daha uzun süre devam ederse, Afgan toplumu daha güçlü bir direniş oluşturacak.
RAWA’ya bağışlarınız için, bkz. www.afghanwomensmission.org
RAWA’nın web sitesi www.rawa.org
Justin Podur Toronto’lu bir yazar ve aktivisttir. Haziran 2008’de Pakistan’daydı. Blogu: www.killingtrain.com
|