KOLOMBİYA -II

Noam Chomsky

25 Nisan 2000


Kolombiya’ya sevk edilen silah miktarındaki keskin artış resmi olarak “uyuşturucuyla savaş” gerekçesi öne sürülerek haklı gösterilmektedir. Burada yalnızca bir örneğini gördüğümüz öğretici tarihsel kalıp bir yana, bu iddia az sayıda uzman analist tarafından ciddiye alınmaktadır. Birçok analistin tespit ettiği gibi, ordunun kendisi büyük ölçüde uyuşturucu trafiğine bulaşmıştır ve uyuşturucu trafiğine dayandıklarını açıkça ilan eden paramiliter ortakları planlanan operasyonların hedefleri değillerdir. Hedefler köylülüğe dayanan gerilla güçleridir. Gerillalar, petrol dahil değerli ülke kaynaklarına erişmelerine izin verilen ABD gücünün çıkarlarına bağlı seçkin unsurların egemenliği altında, ABD’nin talep ettiği koşullarla Kolombiya’nın küresel sisteme entegrasyonunu engelleyecek ülke içi toplumsal değişim çağrısı yapmaktadır.

Fakat bu konuları bir yana bırakalım ve başka birkaç soruyu ele alalım.

Neden Kolombiyalı köylüler diğer ekinleri değil de kokain üretmektedirler? Bir zamanlar Kolombiya önde gelen bir buğday üreticisiydi. Bu duruma, ABD tarım işletmelerine vergi ödeyenlerin sübvansiyonunu ve ABD himayesindeki ülkelere genellikle askeri harcamalar ve karşı-ayaklanma amacıyla kullanılan benzer nitelikteki fonları sağlayan ABD’nin “Barış için Gıda” yardımı programıyla 1950’lerde son verildi. Bir yıl önce Başkan Bush büyük bir gösterişle (bir kez daha) “uyuşturucuya karşı savaş” ilan etti ve uluslararası kahve anlaşması ABD baskısıyla “adil ticaretin ihlal edildiği” gerekçesiyle askıya alındı. Sonuç, Kolombiya’nın başlıca yasal ihracatı için iki ay içinde fiyatların yüzde 40’tan daha fazla düşmesi oldu.

Daha ayrıntılı arka planı yakınlarda ölen politik iktisatçı Susan Strange son kitabında tartışmaktadır. 1960’larda, Üçüncü Dünyanın G-77 hükümetleri (şimdi 130’un üzerindedir ve dünya nüfusunun yüzde 80’ini oluşturmaktadır) dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun sorunlarının dikkate alınacağı “yeni bir uluslararası ekonomik düzen” için bir girişim başlattılar. Birleşmiş Milletler tarafından bu tür sorunları ele almak üzere kurulan UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı) spesifik öneriler formüle etti. Ancak çok ender bile olsa, bu planların reddedilmesine gerek duyulmadı. Resmi “küreselleşme” farklı bir kesimin, onu tasarlayanların gereksinmelerine hizmet etmek üzere tasarlanmıştı. Standart dogmada “küreselleşmenin” “hiçbir alternatifi olmayan” karşı konulamaz bir süreç olarak tanımlanması olgusuyla karşılaştırıldığında, bu durumun daha fazla sürpriz içerdiği söylenemez.

UNCTAD’ın ilk önerilerinden birisi metaların fiyatlarını istikrara kavuşturmak için bir programdı. Bu, endüstriyel ülkelerde şu ya da bu sübvansiyon biçimi altında yapılan standart bir uygulamaydı. 1996’da Kongre Amerikan tarımını, Newt Gingrich’in tanımladığı gibi “Yeni Düzenin (New Deal) Doğu Alman sosyalist programlarından” kurtarmak için “Çiftçiliğe Özgürlük Yasasını” kabul etti. Sübvansiyonlar, 1999’da 23 milyar dolarlık bir rekora ulaşarak hızla üçe katlandı. Buna karşın pazar sihirli etkisini göstermektedir: Nicholas Kristof’un NY Times’da doğru biçimde gözlemlediği gibi, vergi ödeyenlerin sübvansiyonları orantısız biçimde girdi ve çıktı tarafına egemen olan büyük tarımsal firmalara ve “kapitalist oligopollere” gitmektedir. (Enerji şirketlerinden restoran zincirlerine kadar) gıda zincirinde pazar gücünü elinde bulunduranlar büyük karlar elde ederken, gerçek bir olgu olan “tarımsal kriz” gıda maddelerini üreten zincirin ortasındaki küçük çiftçiler arasında yoğunlaşmaktadır. Ancak dadı devlet tarafından korunmalarını temin etmek için zenginler tarafından kullanılan mekanizmalar yoksullar için mevcut değildir. UNCTAD girişimi kısa sürede sona erdi ve belirli ölçüde küresel çoğunluğun çıkarlarını yansıtan diğerleriyle birlikte, kuruluş büyük ölçüde marjinalleştirildi ve ehlileştirildi. Strange bu olayları ele alırken, bu durumda çiftçilerin istikrarlı bir pazarın olduğu ürünlere yönelmeye zorlandıklarını tespit etmektedir. Büyük ölçekli tarımsal şirketler geçici zararlarını başka yerlerden telafi ederek, metaların fiyatlarındaki dalgalanmaya dayanabilirler. Yoksul çiftçiler ise çocuklarına “merak etmeyin, belki gelecek yıl yemek yemeniz mümkün” diyemezler. Strange’e göre sonuç, uyuşturucu işletmecilerinin, zengin toplumlarda her zaman hazır bir pazarı olan “koka, hint keneviri veya afyon yetiştirmek için istekli çiftçileri” kolaylıkla bulması oldu.

ABD’nin programları ve hükmettiği küresel kurumlar bu etkileri büyütmek üzere oluşturulmuşlardır. Clinton’ın Kolombiya için mevcut planı, yalnızca alternatif ürünler için göstermelik parasal desteği içermektedir; ABD askeri operasyonlar üzerinde yoğunlaşırken, yapıcı yaklaşımları gözetmesi gerekenler başkalarıdır. Bu arada söz konusu operasyonlar, askeri donanımlar üreten ve silah satışlarının tırmanması için lobi yapan yüksek teknolojili sektörlere yarar sağlamaktadır. Ayrıca, IMF-Dünya Bankası programları ülkelerin sınırlarını (yoğun biçimde sübvanse edilen) zengin ülkelerin tarımsal ürün akışına açmalarını istiyorlar. Bunun da bariz etkisi yerel üretimin altının oyulmasıdır. Ve köylülere “rasyonel” olmaları öğütlenir: İhraç pazarı için üretmeli ve en yüksek fiyatları hedeflemelidirler -ki bu “kokain, hint keneviri, afyon” üretimi diye tercüme edilebilir. Köylüler derslerini gerektiği gibi öğrendiklerinde, ödülleri roket saldırıları olur ve tarlaları kimyasal ve biyolojik savaşla tahrip edilir- işte Washington’un nezaketi.

Başka bir soruyu arka planda keşfetmek çok zor değildir. ABD’nin beğenmediği bir ürünü tahrip etmek için başka ülkelerde operasyonlar gerçekleştirmeye ne hakkı var? Hükümetlerin bu “yardımı” talep ettiği biçimindeki kinik yanıtı bir yana bırakabiliriz; eğer talep etmeselerdi, uzun süre hükümet olarak kalamazlardı. ABD’de üretilen öldürücü uyuşturucular yüzünden hayatını kaybeden Kolombiyalıların sayısı, kokainden ölen Kuzey Amerikalıların sayısını geçmektedir ve nüfuslara oranladığımızda aradaki fark çok daha büyüktür. ABD’de üretilen öldürücü uyuşturucular Doğu Asya’da milyonlarca kişinin ölümüne neden oluyor. Ciddi ticari yaptırımlar tehdidi altında, bu ülkeler yalnızca söz konusu ürünleri kabul etmeye değil, aynı zamanda bu ürünlerin reklamını yapmaya da zorlanıyorlar. Buna karşın Kolombiya kartellerinin, Joe Camel benzeri birinin kokainin mucizelerini göklere çıkarttığı devasa reklam kampanyaları finanse etmelerine izin verilmiyor. Durum böyleyse, Çin’in Kuzey Carolina’da askeri, kimyasal ve biyolojik savaş yürütmeye hakkı var mı? Eğer yoksa, neden yok?

Yine başka bir sorun, uyuşturucu kullanımı hakkında var olduğu iddia edilen endişeyle ilgilidir. Bu endişenin ne kadar ciddi olduğu, bir Temsilciler Meclisi Komitesi Clinton’un önerilerini ele aldığında açıklığa kavuştu. Komite, California’lı demokrat Nancy Pelosi’nin uyuşturucu talebini azaltma hizmetlerinin finanse edilmesini talep eden değişiklik önerisini reddetti. Bu hizmetlerin zora dayalı önlemlerden çok daha etkili olduğu oldukça iyi bilinmektedir. ABD ordusu ve hükümetin uyuşturucu denetimiyle ilgilenen kuruluşları tarafından finanse edilen bir Rand araştırması, ulusal uyuşturucu tedavisine harcanan fonların “kaynak ülke denetiminden” (Clinton’un Kolombiya Planı) 23 kat, yasaklamadan 11 kat ve ulusal yasaların uygulamasından 7 kat daha etkili olduğunu ortaya çıkardı. Ancak bu yol izlenmeyecektir. Bunun yerine, “uyuşturucuyla savaş” dışarıda yoksul köylüleri ve içerde yoksul insanları hedeflemektedir. “Uyuşturucuyla savaş” maliyetinin az bir bölümüyle sorunları hafifletmek için yapıcı önlemler almak yerine, kuvvet kullanımı tercih edilecektir. Uyuşturucu trafiğine karıştıkları bir sır olmadığı halde, neden ABD bankaları ve kimya şirketlerine Delta Force baskınları yapılmadığını da sorabiliriz.

Bir sonraki soru şudur: Neden spesifik biçimiyle “uyuşturucuyla savaş”? Yanıt, sosyal istatistiklere yakından ilgi duyan az sayıdaki senatörden Daniel Patrick Moynihan’ın bir gözleminde örtük olarak bulunmaktadır. Moynihan, bu önlemleri benimseyerek, “azınlıklar arasında yoğunlaşmış şiddetli bir suç sorununa sahip olmayı seçiyoruz” tespitini yapmaktadır. Ve neden bu seçimin “yapısal uyumun” dahili bir biçimi dayatılırken yapılması gerekiyor? Yanıtların bulunması çok güç görünmüyor.

Chomsky sayfası