Bir Görevle Dans Etmek: Dans Tugayı’nın 35 Yılı Krissy Keefer ile Söyleşi
Holly Near*
1 Kasım 2009
Çeviren:
Kübra Öztürk
Yazının orijinali için
tıklayınız.
NEAR: Siz bir sanatçı, bir aktivist, bir annesiniz. Kâr amacı gütmeyen bir kurum işletiyorsunuz; San Francisco’da yerel politika alanında çalıştınız. Diğer yandan, Eugene’de (Oregon) Wallflower Dans Kolektifi (Wallflower Dance Collective) ile bir çalışma yürüttünüz. Ben, söyleşimize buradan başlamak istiyorum. 1975’te yaptığınız çalışma dans alanının seyrini değiştirmiş ya da -en azından- Amerika’daki dans üzerinde muazzam bir etki bırakmış görünüyor. Dansta kadın bedenine bakışa meydan okudunuz. Sanatınız danstan tiyatroya, dövüş sanatlarından işaret diline ve jimnastiğe kadar pek çok türü karıştırıp harmanlıyor.
KEEFER: Modern dansın tarihine baktığımızda, duygu ve düşüncelerini bedenleri yoluyla ifade eden güçlü radikal kadınlar görürüz. Kurucu annelerimiz kendi hikâyelerini anlatmak için -sık sık Doğu mistisizmiyle de bezeyerek- mitolojik anlatılara başvurdu. 1930’larda hükümet tarafından finanse edilen ve sosyal adalet temalarını benimseyen radikal bir sanat hareketi vardı. Fakat sanıyorum, biz, yaptığı işi tanımlarken feminist sözcüğünü kullanan ve lezbiyen duyarlılıkları ve kaygıları açıkça dillendiren ilk dans kumpanyasıyız. Bence, bizi özgün kılan da böylesi içerik odaklı çalışmalarımız oldu; bu sayede geniş çapta -hatta normalde dans etkinliklerinde görmeye alışkın olmadığımız çeşitlilikte- insana ulaşabilir hale geldik. Danslarımızda pek çok konuyu ele aldık: çevre sorunu, El Salvador’daki savaş, ırk ve sınıf meseleleri, eşcinsel hakları.. Eugene’deki izleyici topluluğundan, bizi besleyen ve yönlendiren oldukça fazla geri bildirim aldık.
1970’lerdeki Eugene, Oregon’u tasvir edebilir misiniz? Ayrıca bu deneyimle ilgili önemli olan neydi?
Eugene, kadın hareketinin vahşi batısıydı. Kadın kolektifleri ve genel kolektifler olmak üzere iki taraflı bir yapılanma vardı. Amerika’daki toplumsal değişim üzerine antropolojik bir çalışma alanı olarak Eugene’deki kolektiflerle ilgili bir kitap yazabilirdiniz. 90000 kişilik bir kasabada akla gelebilecek her türlü hizmeti sunan muhtemelen otuz beş tane tam kapasiteli kolektif bulunmaktaydı. İşte, bizim de parçası olduğumuz topluluk böylesi bir topluluktu; sorumlu olduğumuz izleyici kitlesi böyle bir kitleydi. Bu, aynı zamanda ulusal bir hadiseydi; her kasabanın pek çok kolektifi vardı.
Eugene’deki WOW Salonu (WOW Hall[1]) sizi nasıl etkiledi?
En önemlisi; bir çember içinde dans ediyorduk. Perde önü sahnesi yoktu. İzleyiciler etrafımızda yarım daire şeklinde oturuyorken biz de ısınma çalışması yapıyorduk. Adeta rodeo dansı ya da ambar dansı[2] yapmaya benziyordu. Ancak burada unutulmaması gereken bir şey var: bizler toplumsal değişimden yana sanatçılar olarak izleyici ve icracı arasındaki engelleri kırmaya çalışıyorduk. Biz, kendimizi kültür işçileri olarak adlandırıyoruz. WOW Salonu, dans-müzik-tiyatro etkinliklerinin yapıldığı bir halk merkeziydi – 1970’lerde San Francisco’daki Halk Kültür Merkezi(Peoples Cultural Center) gibi mükemmel bir buluşma yeri. San Francisco Pandomim Topluluğu (San Francisco Mime Troupe[3]) da orada çıktı; tıpkı Utah Philips gibi ve yine orada çıkan tüm kadın müzisyenler gibi..
Başladığında kumpanyanın olanakları nelerdi?
Çoğumuz çocukluğunda veya üniversitede dans eğitimi görmüştük, fakat hiçbirimiz kumpanya yönetecek veya ona liderlik edecek beceriye sahip değildik. Kolektif oluşumuz sayesinde (ki bu, o zamanlar son derece zor bir işti) gelişme ve keşfetme olanağı bulduk. Her şeyi paylaştık ve tüm fikirlerden yararlanmayı başardık; eğer aramızdan birinin baş yönetmen olmasını bekleseydik bunu asla beceremezdik. Çok gençtik. Wallflower Birliği (Wallflower Order) on yıl sürdü ve bu zaman zarfında tüm ABD, Avrupa ve Kanada’yı dolaştı. Grup Raiz ile birlikte El Salvador, Nikaragua ve Şili’ye yardım için para toplama amacıyla gezdik; ayrıca kadınların müziği ağının parçası olarak Roadwork[4] aracılığıyla düzenlenen bir turneye çıktık.
Sanat ve siyaseti nasıl dengede tuttunuz?
Ele aldığımız konu ne kadar uzaksa, biz de dans alanının o kadar tuhaf bir parçasıydık. O zamanlar basının bize ilgisi çoktu. Village Voice ve New York Times’da bizim hakkımızda yazılar yayınlanıyordu. National Endowment for the Arts (NEA)[5] bize mâli destek sağlamıştı. Her şey çok hızlı gelişti. Basının bizden beklentilerini karşılamak istediğimiz için eğitimimizi çok ciddiye aldık. Ayrıca elimizdeki malzemeye şekil vermemize yardımcı olacak bir yönetmenle çalışmaya başladık çünkü kolektif olduğumuz için ne yaptığımızı her zaman kendi kendimize göremiyorduk. İçerik ve sanatı dengelemeyi bir şekilde başardık. Hislerimizin peşinden gittik. Amacımıza yönelik tartışıp durduk. Anlaşılmak istedik. Çalışmamıza dair kolektif bir yanıt gelsin istedik. İzleyicinin bizimle birlikte aynı ritmi tutturmasını, bizimle bir yolculuğa çıkmasını ve en azından bir yerde “evet, bu beni yansıtıyor; benim niyetimi, benim hayatımı yansıtıyor” demesini istedik.
Ben, hâlâ, bir şekilde benim müziğimi duyan ve kendilerini çok yalnız hissettikleri bir zamanda müziğimin onları değişim için harekete geçirdiğini söyleyen insanlardan mektuplar alıyorum. Siz insanlara, kadınlara yardımcı olduğunuzu düşünüyor musunuz? Amacınız yardım etmek miydi?
Hatırlayacak olursak, bizim bir başka düsturumuz da “kişisel olan politiktir” idi. Kişisel hayatlarımıza toplum ve dünya için birer barometreymiş gibi bakıyorduk. Bunların büyük çoğunluğu kadın olmakla, lezbiyen olmakla ilgiliydi; kendi deneyimlerimizle paslaşan ve ırk/sınıf/taciz/fırsat eşitsizliği etrafında meselelerdi. Acınızla yalnız kaldığınızda, hiçbir şey sizi kendi benliğinize veya kendi hayatınızı değiştirme becerinize kültürden daha fazla yaklaştıramaz. Latin Amerika’nın Yeni Şarkı Hareketi’ni (New Song Movement) veya Pablo Neruda’nın ya da Alice Walker’ın şiirlerini veya El Salvadorlu Roque Dalton’u ve Afro-Amerikan topluluğunun rap müziğini düşünün. Kendi işimizin de benzer etkiye sahip olduğunu söyleyebilirim.
Aktarmak istediğiniz şey veya temel mesajınız nedir?
Sanıyorum başlangıçta bu, güçlü kadınların dans etmesiyle ilgiliydi. Balerinler veya sıska modern dansçılar değil; bacaklarını tıraş etmeyen veya makyaj yapmayan atletik dansçılar, otoritesi, mizah duygusu olan ve kolektif çalışan dansçılar. Pek çok kadın dans etmek istedi, ama dansçı olup da aynı zamanda toplumsal değişim isteyenler için gerçek rol modelleri yoktu. Bir insanı neyin değiştirdiği sorusu çok ilginç bir sorudur. Mesele bazen yalnızca mesaj meselesi değildir; o mesajı çevreleyen enerjiyle de ilgilidir. Ses, ışık, hareket ve müziğin birleşimi, insanların içindekileri ortaya çıkaran, acılarını hafifleten veya düşlerine ayna tutan küçük ve incelikli bir şeydir. Sanatın gücü bu olsa gerek. Ülkenin her yerinde bu deneyim için istekli kadınlar var.
Yapımcılarınız kimlerdi?
Her şehirde kadınların kültürüne adanmış bir yapımcı şirket vardı ve biz de bunun parçası olduğumuz için şanslıydık. Bu iletişim ağında bizden birçok kişi vardı: siz [Holy Near], Sweet Honey in the Rock ve Ferron uzun bir zaman oradaydınız. Aynı zamanda The Berk Women’s Music Collective, Alive ve The Varied Voices of Black Women (Linda Tillery, Mary Watkins, Pat Parkeri Vicki Randle ve Gwen Avery) turnesi de vardı. Yapımcılar ağı, kadınların müziğini ve kültürünü gerçekten harekete geçirdi, hepimizin kariyerini canlandırdı. Tek dansçı bizdik ve ele aldığımız konuların özel içeriğinden dolayı oldukça fazla yer gezdik.
Şu an, Dans Görevi (Dance Mission) adında San Francisco’nun Görev Bölgesi’nde (Mission District) bir halk merkezi işletiyorsunuz. Bu nasıl oldu?
Sanat ve siyaset ile dünyayı değiştirmeye çalışmanın doğal sonucu bu. Bir çocuğum oldu; yoldan ayrılmam ve “gerçek” bir iş bulmam gerekti. Eugene’den ve Oakland’da yaşadığımız tüm o zamanlardan beri başka sanatçılar yetiştiriyorum: kendi birikimlerimizi paylaşmak, daha çokkültürlü bir deneyim sahibi olmak ve çokkültürlü bir topluluk adına. Furious Feet ve Revolutionary Nutcracker Sweetie’yi biz yarattık.
Daha sonra San Francisco’da bir tiyatro kurdum. Burası kısa sürede Afrika dansları ve çocuk dansları üzerine programı olan, yetişkinler için dans dersleri verilen, 140 sandalyeli bir tiyatro salonuna sahip, Dans Tugayı’na ev sahipliği yapan ve aynı zamanda birçok yerel dans kumpanyası ve icracıya prova imkânı sağlayan bir mekân haline geldi. Hiphoptan salsaya ve modern dansa, taiko drumming[6]e kadar her şeyi öğretiyoruz. Tiyatromuz yılın kırk altı haftası rezerve ediliyor. Tugay’da dans eden kadınlar aynı ofiste çalışıyor ve Dans Görevi binasında ve okulda da yardımcı oluyorlar. Onlarsız bunu başaramazdım. Lena Gatchalin ve Tina Banchero, işi ve okulu kurmada ve işletmede büyük rol oynadılar. Biz, sanatçıların yönlendirdiği bir halk merkeziyiz. Ofistekilerin de hepsi sanatçı elbette.
Diğer sanatçılar üzerindeki etkinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Okulda 400 genç insan mevcut ve 70 kız bizim Grrrl Tugayı (Grrrl Brigade) programının bir parçası. Dans Tugayı ve Wallflower Birliği’nin repertuarını öğreniyorlar. Bunun parçası olmak inanılmaz. Emeklerimizin bir sonraki nesle aktarılışını izlemeye bayılıyorum. Kendi hayatlarına ve tüm dünyadaki kadınların ve kızların hayatlarına dair çalışmalar üretiyorlar. Ben, Dans Tugayı’ndaki birçok kadınla dans ettim ve onların bir kısmı artık kendi başlarına birer koreograf oldular. Onların çalışmalarında da Dans Tugayı’nın izlerini görebiliyorum. Kuzey Kaliforniya’da, Wallflower/Dans Tugayı geleneğinden gelen üç toplumsal değişim dans okulu var: Ukiah’taki Gösteri Sanatları Okulu (School of Performing Arts), Oakland’daki Destiny Arts ve Dans Görevi.
Bir koreograf olarak en çok ne ile gurur duyuyorsunuz?
Oldukça yoğun biçimde Irak’taki savaşa karşı durmaya gayret ettim. Benim dans kumpanyam San Francisco’daki savaşa karşı her mitingde yer aldı. Taiko icra ettik, konuşmalar yaptık ve dans ettik. Ayrıca Kuzey Kaliforniya’da dört Savaşa Karşı Kadın Konserleri sahneledik; bu konserler aracılığıyla olan bitene dair kültürün içinden bir ses vermeye çalıştık. 2004’te ayinsel bir parça olan Spell adını taşıyan ve Bush yönetimini değiştirmeye yönelik bir gösteri yaptık. Barbara Higbie ile birlikte küresel ısınmayla ilgili bir parça hazırladık; ayrıca Lichi Fuents ile birlikte Kübalı sanatçılar ve Küba devrimi ile ilgili -içinde Fidel’e bir doğum günü mektubunun da yer aldığı- birçok çalışma yaptık.
Bir sonraki büyük çalışmam savaş gazileriyle ilgili. Irak’ta yaptıklarımız, hâlâ birçok insanın ölmekte olması ve şimdi de Afganistan’ı bombalıyor oluşumuz; bütün bunlar nedeniyle kalbim yaralı. Şu anki başkanımız buna “sadece savaş” gözüyle bakıyor ve sol cenahtan gelen cevaplar da şaşkınlık verici. Obama’nın politikalarına muhalif bir güç olacak tabanı sağlayamıyoruz. Öyle ki; herhangi bir şey söylediğinde sen oyunbozan oluyorsun. Oysa biz, olanlara endişeyle yaklaşıyoruz. Bu savaşların bedeli çocuklarımızdan, toplumdan çıkarılıyor. Örnek olarak, intihar eden, kendi kasabasında suç işleyen, ailesine karşı şiddet uygulayan savaş gazilerini düşünün. Çocuk istismarının en uç noktası ise gençleri iki veya üç kere göreve yollamak. Neyse ki sürekli artan ve tonlarca iş yapan bir savaş gazisi grubu var. Biz, Savaşa Karşı Irak Gazileri’nin San Francisco Sözleşmesi (The San Francisco Charter of Iraq Veterans Against the War) ile işbirliği yapıyoruz.
ZMagazine’in kapağını onurlandırmanızdan bu yana 20 sene geçti. En çok ne değişti?
Artık öyle zıplayamıyorum. Kişisel olarak ben Tibet Budizmi ile ilgileniyorum. Başta öfkem olmak üzere, alışkanlık haline gelen tepkilerimle başa çıkmak için bir yola ihtiyacım vardı. Ön savunma hattım hep kızmak üzerine kuruluydu; şimdi ise sorunlar ve sorunlara verdiğim tepkiler arasına belli bir mesafe koyduğumu söyleyebilirim. Ayrıca iki yakın arkadaşım peş peşe kanserden öldü. Biri Dans Tugayı’nın ortak kurucularından Nina Fitcher. The Tibetian Book of the Dead adlı kitap bana büyük teselli sağladı. Şu anda The Great Liberation Upon Hearing adlı bir kitap üzerine çalışıyorum. Kitapta, ölmüş bir insanın yeniden doğuşa doğru Bardo[7] boyunca yaptığı yolculuk anlatılıyor.
Bunaldığınız veya sıkıldığınız oluyor mu? Veya sanatınızla ilgili - belki de politikanızın bu kadar kamusal olmadığı- başka bir seçim yapmış olmayı dilediğiniz oldu mu?
En az benim kadar siz de toplumsal değişim sanatçısı olmanın çok benzersiz bir deneyim ve sorumluluk olduğunu biliyorsunuz. Ayrıca genelde sanatçı olmak çoğunlukla takdir görmeyen bir görevmiş gibi düşünülür. Sanat bu ülkede gerçekten desteklenmiyor. Hepimiz yoksulluk sınırında yaşıyoruz; etkinlikleri düzenleyen ve bizleri sahneye taşıyanlar bizim toplumsal değişim konusunda diretmekte ne kadar güçlü olduğumuzu kolay unutuyorlar. Toplumsal değişim sanatçıları sık sık -gerçekten başarılı olmadıkları takdirde- kendilerini sudan çıkmış balık gibi hisseder. Kişisel olarak ben, yaşadığım bu inanılmaz hayat nedeniyle çok mutlu ve minnettarım. Kendi geleceğimle, kızımın geleceğiyle ve eğittiğim mükemmel çocukların hepsinin geleceğiyle ilgili ise ciddi kaygılarım var. Şimdilik, bugün, şu dakika, yapabildiğim herşeye sadece ‘Bravo!’ diyebilirim.
_______________________________________
*Holly Near şarkıcı, öğretmen ve 1972’de bağımsız bir şirket olan Redwood Records’u da kurmuş olan bir aktivisttir.
[1] Woodmen of the World Hall: ABD’de Oregon eyaletinin Eugene şehrinde gösteri sanatlarının icra edildiği halk kültür merkezi. Bkz. http://www.wowhall.org/history.php (ç.n.).
[2] ABD’de insanların sosyalleşme amacıyla ambarlarda bir araya gelerek Amerikan folk muzigi esliginde ettikleri dansa verilen isim. Bkz. http://www.seslisozluk.com/?word=barn+dance(ç.n.). ve http://wordnetweb.princeton.edu/perl/webwn?s=barn%20dance
[3] Siyasi hiciv tiyatro topluluğudur. Pek çok parkta ücretsiz gösteriler sergileyen topluluk pandomim yapmıyor ancak her yıl farklı siyasi temalarla melodram oynuyor. Bkz. http://www.sfmt.org/company/index.php (ç. n.).
[4] 1978 yılında kadın sanatçıları teşvik etmek amacıyla kurulmuş bir yapım şirketi (ç.n.).
[5] Bu vakıf tüm sanat dallarında mükemmelliyeti desteklemek için Amerikan Kongresi tarafından kurulmuştur. Ülkede sanat için çalışan en büyük yıllık fon aktarıcısıdır. Bkz. http://www.arts.gov/about/index.html (ç. n.).
[6] Taiko drumming, Japonya’da dinsel festival ve seremonilerde çalınan davullara ve bu türe verilen isim. BKz. http://www.rhythmweb.com/taiko/index.html (ç. n.).
[7] Bardo, “olum” diye adlandirilan gecis aniyla ruhani tecrubeyi birlestirmeyi amaclayan meditasyon sekli. Bardo meditasyon yapan kisiye herseyin aslinda kisinin kendi aklin yansimasi oldugunu fark ettirmeyi hatirlatir. Boylece kisinin korkmasina ya da korunma mekanizmasi gelistirmesine neden olan inanclardan ve ayrilma isteginden kurtarmaya calisir. Bkz. http://www.bardo-meditation.com/ (ç. n.).
|