Kimlik ve İslam

Tanveer Ahmed

10 Şubat 2004


 


 Okullarda türban takılmasına karşı gündeme gelen Fransız yasağı çok kültürlü devlet yapısına karşı daha büyük bir meydan okumanın bir parçasını oluşturuyor. Bir yandan göçmenleri entegre ederken diğer yandan çeşitlilik ve farklılıklar nasıl desteklenebilir.

Türban yasağı Avustralya’yı da kapsasan tüm Batı dünyasında ısrarla sürdürülmekte olan bir sorundur. Esasında sorun, her an değişmekte olan küresel manzarada kimliklerin nasıl şekillendirileceği sorunudur.

Kimlik 21. yüzyılın giderek önem kazanan bir konusu olacak. Büyük göçler, karma evlilikler ve tehlikeli bir hızla karıştırılan eritme potası, ulus aşiretçiliğine duyulan özlem ve ırk ile yeni olanın karşı karşıya gelmesiyle birlikte, daha akışkan kimlik biçimleri modern ruhun esas çatışması olacak.

Dolayısıyla, bu durum çok kültürlü devlet ve zamanımızın meselesiyle ilgili: terörizm

Dünya Ticaret Merkezi’nin bombalanmasının faillerinin bir bölümü Batıda büyüdü ve orada eğitim aldı. Bir Fransız araştırması onlardan birinin, Moussaoui’nin yaşamını inceledi. Fransa’ya çocukken gelmiş ve yoğunlukla Müslüman göçmenlerin bulunduğu Paris’in dışında kalan varoşlarda nispeten normal bir şekilde yetişmiş. Okulda vasat bir öğrenciymiş ve hiçbir anormal davranış işareti göstermemiş.

Aşırı İslamcılığa ilk olarak ilgi göstermesi, işyerinde ve eğlence ortamlarında ayrımcılığa uğramasından sonrasına rastgeliyor. Bir korumanın onu bir Paris gece klübüne sokmadığı bariz bir olay yaşanmış. Koruma ona açıkça bir Arap olduğu için sokmadığını söylemiş. Mousasaoui’nin kardeşi Fransız sosyologlara onun İslam’a ilgisinin bu olaylardan hemen sonra başladığını aktardı. Gerisi ise şu an tarih.

Araştırma bir varsayımla devam ediyor; aşırı İslamcılık ancak, Fransız olmak artık bir ihtimal olarak görünmediğinde bir seçenek haline geliyor.

Wall street Journal gazetecisini kaçıran kişi, Daniel Pearl, Britanya’da doğmuştu. Lüks bir özel kolejde ve hiç de “medrese” özellikleri taşımayan Londra School of Econonomics’te okudu. Ailesi Pakistan göçmeniydi. Ahmed Omar Sheikh ne Britanyalı ne de Pakistanlı olduğunu, sadece bir müslüman olduğunu söylemişti. Hiçbir zaman ırkçı Britanyalılar tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığını belitti.

Bu, benim Sydney’de Arap veya Asyalı kökenli olan genç psikiyatri hastalarımda gördüklerime benziyor.

Bu insanların, ailelerinin ülkelerine karşı derin bağlılık hissetmeleri zor. Duvarda resimler görüyorlar, belki biraz dillerini konuşabiliyorlar; fakat sonuçta orada hiç yaşamamışlar. Ve kendi ülkelerini ziyaret ettiklerinde büyük çoğunlukla kendilerini ilk kez Avustralyalı hissediyorlar.

Fakat Avustralya’da yaşamanın, Avustralya yaşamının tekrarlanan motilerinin – güneş, bira, spor –
göçmen tecrübesiyle bir ilgisi yoktur. Avustralya’nın ıssız bölgelerinin mitleri ve efsaneleri de göçmenler üzerinde herhangi bir çağrışım yaratmaz. İşyerinde veya okulda onların beyaz olmayan görünüşleri hakkında sık sık yorum yapılır. Bunlar genelde ırkçı veya ayrımcı yorumlar değildir; fakat yine de onlara yabancı oldukları duygusunu hissettirir.

Belki yoldaşlık ve eşitlikçilik nosyonları bir etki yaratabilir; fakat Avustralyalı olma hissinin göçmenler tarafından kavranılmasını sağlamaya yetecek kadar değil.

Boşluğu dolduran şey genellikle dindir. Bu onların kimlik arayışlarının karşılık bulduğu bir alandır. Ve bunun ille de İslam olması gerekmez. Hıristiyanlık ve Budizm’in de böyle dönüştürücü bir etkisi olabilir.

Fakat dışlanma ve ayrımcılık hissine maruz kalan gruplar için İslam en derin bağı sağlar. İslam artık mülksüzleştirilmişler, fakirler ve baskıya uğrayanlar için tercih edilen din haline geldi. Afrikalı Amerikalılardan Afgan mültecilere kadar, İslam kopukluk hissini hafifletiyor. Şu an mağlubiyet ve hüsran hissini doğrudan bir karşı koyuşa dönüştürme yeteneğiyle tanımlanan bir din olarak, ait olma talebinde bulunanların kalbini kazanabiliyor.

Sydney’de Müslümanların haftada bir yaptıkları toplantıyı ziyaret ettim ve bir hastamın gruba dahil olmasını sağladım. Toplantı karizmatik bir Mısırlı imam tarafından yönetiliyordu. Hastam Lübnan kökenliydi ve depresyondaydı. Hastalığı derin bir şekilde kopukluk hissine dayanıyordu.

Fakat bu toplantılara katıldıktan sonra düzelmeye başladı.

Grupta 30 yaş altındakiler baskın şekilde çoğunluktaydı. Tanıştığım herkes üniversite mezunuydu ve Avustralya aksanıyla konuşuyordu. Bir ülke olarak Avustralya hakkında söylenebilecek çok şey olmasına ve onlara verilen fırsatlara karşı duydukları minnettarlığa rağmen, birçok genç hiç bir zaman Avustralyalı olarak kabul edilmeyeceklerini, kültürel olarak da hep kenarda köşede kalacaklarını düşünüyorlardı. Onlar Avustralya ile bağlarının ekonominin ötesine geçebileceğini düşünmüyordu.

Bununla beraber aşırılığa dönüş ile ilgili hiçbir kanıt da görmedim. Bunun için dış dünyadan bir itki olması gerekirdi. Moussaoui için bu itki, bir gece kulübü kadar apolitik bir yerden kovulduğunda oluştu. Diğerleri için bu, belki kaçırılmış bir terfi, bir partide alay konusu olma veya polisin haksız bir davranışına maruz kalma olabilir.

Bu durum çok kültürlü devlet yapısını yönetmenin karşısına dikilen esas sorunlardan biri olacak global bir temadır. Nasıl bir yandan çeşitliliğin yeşermesine izin verir, terörizmin kontrol altına alınması için sıkı bir güvenlik uygularken, diğer yandan farklılaşan grupları barındıran ulusal bir kimliği destekleyebiliriz?

Britanya’da Pakistanlı ve Bangladeşlilerin işsiz kalmaları 3 kat daha muhtemeldir. Fransa’da hapishane mahkumlarının yarısı Ortadoğu kökenlidir. En azından Britanyalılar, Güney Asyalı haber spikerleri ve Parlamento üyeleri gibi azınlık gruplarına mensup ve kamuoyunda tanınan bazı şahsiyetlerden bahsedebilirler. Fransa, Avrupa’daki en geniş Müslüman nüfusa sahip olmasına rağmen, bundan bile bahsedemez. Hatta ırkçılık-karşıtlığı üzerine kurulmuş, örneğin Fransız Sosyalist Partisi gibi Fransız partilerinin tek bir siyah lideri yoktur.

Fransa ve Britanya’dan farklı olarak, Avustralya’nın henüz net bir etnik alt sınıfı yok. Aslında, pek çok azınlık grubunun büyüyen servetinin de gösterdiği gibi, Avustralya’da kaydadeğer bir sosyal hareketlilik söz konusu. Bununla birlikte, daha başarılı bir entegrasyon modeli sağlamak amacıyla Avustralya, Fransa ve Britanya’nın farklı yaklaşımlarından bir şeyler öğrenebilir.

Fakat açıkça ırkçı vurguların yer aldığı çok sayıdaki ihtilafla birlikte Sdney’in çeşitli bölgelerindeki tansiyon arttıkça, tehlike de artıyor.

 

tahmed88@yahoo.com 

Tanveer Ahmed Sydney, Avustralya’da yaşayan doktor ve gazetecidir.