Cezaevinde Kadınlara Yönelik Taciz

Luke Harding

UK Guardian, 12 Mayıs 2004


Huda Shaker için aşağılanma Bağdat’ın eteklerindeki bir kontrol noktasında başladı. Amerikan askerleri çantasını aramak istediler. Bunu reddettiğinde askerlerden biri silahını onun göğsüne doğrulttu. Bağdat Üniversitesi’nde Siyaset Bilimci olan Prof. Shaker bu olayı şöyle anlattı: “Lazeri doğrudan göğsümün ortasına doğrulttu. Sonra penisini işaret ederek, ‘Buraya gel orospu, seni sikeceğim’ dedi.”

Bu olay, Amerikan askerlerinin Iraklı kadınlara uyguladığı iddia edilen sayısız taciz, korkutma ya da cinsel saldırı olaylarından sadece biriydi.

Prof. Shaker’a göre Ebu Garib hapishanesinde tutuklu bulunan pek çok kadın cinsel tacize uğruyor, bu kadınlar arasında Amerikan askeri polisi tarafından tecavüze uğradıktan sonra hamile kalan bir kadın da var. Bu kadın şimdi ortadan kayboldu. Ebu Garib cezaevinde mahkûmlara yönelik tacizler basında yer alırken çoğunlukla Iraklı erkekler üzerinde yoğunlaşılmış olsa da, cezaevinde azınlığı oluşturan kadın tutukluların pek çoğunun da tacize maruz kaldığını gösteren ikna edici deliller var.

“Kadın meslektaşlarımdan biri tutuklandı ve oraya götürüldü. Salıverildiğinde kendisine ‘Ebu Garib’de neler oldu?’ diye sorduğumda ağlamaya başladı.” diyor Prof Shaker. “Buradaki kadınlar bu tür konular hakkında konuşmaktan korkuyor ve utanıyorlar. ‘Her şey yolunda’ diyorlar. Batıdaki gelişmiş toplumlarda bile tecavüz hakkında konuşmak çok zor. Fakat, bence, bu gerçekleşti.” Tecavüzün utançla özdeşleştirildiği ve kurbanların aile onurunu kurtarmak amacıyla öldürülebildiği Müslüman bir toplumda, salıverilen kadınlardan pek azı öne çıkarak kendi deneyimlerinden bahsediyor.

New Yorker dergisine göre Pentagon’un şimdiye kadar yayılmasına izin vermediği fotoğraflar ve video kayıtları, Amerikan askerlerini “Iraklı bir kadın mahkûmla cinsel ilişkiye girerken” gösteriyor. General Antonio Taguba tarafından bu skandalla ilgili olarak hazırlanan gizli bir raporda, Amerikan muhafızlarının çıplak kadın mahkûmları kameraya çektiği ve fotoğrafladığı doğrulanıyor ve “bir erkek askeri polis muhafızı” bir kadın tutukluyla “cinsel ilişkiye girerken” gösteriliyor.

Bu yıl Uluslararası Af Örgütü için bu konuyu araştırmaya başlayan Prof. Shaker, olaya karışan kadının dün öldüğüne inandığını söyledi. “Kızın adı Nur. Bu yılın başlarında Bağdat’taki evine gittiğimde ortadan kaybolmuştu. Komşuları onun ailesiyle birlikte uzaklara taşındığını söyledi.”

Ocak ayında Amerikan ordusunun tutuklulara yapılan tacizler ile ilgili tahkikat başlatmasından bu yana pek çok kadın mahkûm Ebu Garib’den ve Irak’ta tutukluların bulunduğu diğer Amerikan tesislerinden salıverildi. Fakat beş kadın, hâlâ, Kasım ve Aralık aylarında 1500 kadar fotoğrafı çekilen ve kötü koşullarıyla ünlenen Ebu Garib’in 1A hücre bloğunda, tek kişilik hücrelerde kalmaya devam ediyor.

Amerika’nın atadığı Irak yönetim konseyinde yer alan üç kadından biri olan doğum mütehassısı Rajaa Habib Khuzaai’ye göre, bu beş kadından hiç biri tecavüze ya da cinsel tacize maruz kalmamış. Amerikalı yetkililer, dün, Dr. Khuzaai’ye onları ziyaret etmesi ve onlarla özel olarak görüşme yapması için izin vermiş.

Bu kadınlardan ikisi Dr. Khuzaai’ye, -Aralık ve Ocak aylarında yakalanmalarının ardından Ebu Garib cezaevine transfer edilmeden önce- Bağdat uluslararası havaalanında göz altındayken, Amerikan askerleri tarafından dövüldüklerini söylediler. Dr. Khuzaai Guardian gazetesine “Biraz heyecanlıydılar. Sadece dövüldüklerini ve hepsinin bu olduğunu söylediler” dedi. Ve ekledi: “Şu anda kendileriyle özel olarak ilgileniliyor. Koşullar iyi ve özel hayatlarına kısmen de olsa saygı gösteriliyor.” Fakat, hâlâ, herhangi bir suçlama olmaksızın niçin kilit altında tutuldukları gibi cevaplanmamış sorular mevcut.

Dr. Khuzaai’ye göre, kadınlardan ikisi Baas partisinin, halen kaçak olan, üst düzey yetkilileriyle evliler, diğer ikisi Irak direnişine kaynak sağlamakla suçlanıyorlar ve bir diğerinin ise Irak’ın eski gizli polis teşkilatı olan mukhabaratın yöneticisiyle ilişkisi var.

İnsan hakları savunucuları, Amerikan ordusunun, yağmalamalar sırasında, aradıkları erkek şüpheliler evde olmadığı taktirde, sıklıkla şüphelilerin eşlerini ve kızlarını tutukladığını söylüyorlar.

Amerikalı subaylar, erkek yakınlarını bilgi vermeye zorlamak için bu kadınları alıkoyduklarını kabul ediyorlar ve bu, uluslararası hukuka tamamen aykırı bir strateji.

Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nden Nada Doumani, dün, “Asıl mesele sistemdir” dedi. “Bu, hukuki güvencelerden yoksunluktur. İnsanlar neden olduğunu bilmeksizin hapsediliyorlar. Sistem ne adil ne açık ne de doğru tanımlanmış bir sistem.”

Pazartesi günü, Ebu Garib çevresinde gazetecilere eşlik eden Amerikalı üst düzey subaylar, 19 “çok değerli” erkek tutuklunun da bulunduğu bir hücre bloğunda tecavüz olayının yaşandığını kabul etti. Bunun nasıl gerçekleşebildiği sorulduğunda hapishanenin tutuklama işlemlerinden sorumlu olan Albay Dave Quantock “Bilmiyorum. Bu tamamen liderlikle ilgili. Ve orada liderliğin olmadığı gayet açık.” diye yanıtladı.

Gazetecilerin, üst katta, penceresiz, 2.5 metreye 1.5 metre genişliğindeki hücrelerde tutulan kadınlarla konuşmaları yasaktı. Kadınlar feryat edip bağırıyorlardı.

Albay Quantock’un söylediğine göre, yanlarında sadece Kuran’la, günde 23 saat tek kişilik hücrelerde tutuldular. Araştırılan bir diğer iddia ise 12-13 yaşlarında bir kız çocuğunun hapishane bloğunda çırılçıplak soyulup erkek mahkûmların önünde yürütüldüğü.

Dün Prof. Shaker, Şubat’ta yaşadığı bu sıkıntılı olaydan sonra arkadaşlarının onu çekerek arabaya bindirdiğini ve oradan uzaklaştıklarını söyledi. “Bir daha asla bir Amerikan askeriyle konuşmayacağıma yemin ettim” dedi. Prof. Shaker Amerika ve İngiltere’nin bu meseleden bir şeyler öğrenmiş olmaları gerektiğini söylüyor. “İnsanlara bu şekilde davranamazsınız. Umarım bundan ders çıkartmışlardır.”

Çeviren : Banu (Feminist Kadın Çevresi)