Libya’nın Kitle İmha Silahları
Kaddafi’yi Yeniden Keşfetmek
Robert Fisk
22 Aralık 2003 ,UK Independent
Tüm bu Kaddafi efsanesi ile ilgili şöyle bir problemim var: benim
bildiğim Libya, bir lağım onarma veya bir otele çalışan bir tuvalet
yapma işini bile zar zor yapabilir.
Yine de aynı Libya, onlarca yıl süren yaptırımlardan sonra bile
alenen nükleer bir bomba yapmaktaydı. Libyalı nükleer mühendisler.
Şu üç kelimeyi tekrar tekrar söyleyin. Gerçekten mi? Ve Downing
Street açıklamasındaki o acayip kelime de neydi ki? “Programlar”? Bu
tam olarak da sayın Blair’in, bize bahsettiği kitle imha
silahlarının aslında hiç var olmadığı ortaya çıktıktan sonra, Irak’ı
geliştirmekle suçladığı şey değil miydi? Her gün Amerikan
gazetelerinin ön sayfalarını süsleyen, şu bildik isimsiz “ABD’li
yetkililer”e gore; Libya aslında nükleer bir bombaya sahip değildi
ama “bir tane geliştirmeye yaklaşmıştı”. Fakat bu ne anlama geliyor?
Yakın dedikleri şey ne kadar yakın? Bir yıl? On yıl? Herhangi bir
zaman?
Elbette, Kaddafi silahlar tarafından büyülenmiş biriydi. Auden’in
muhteşem şiirindeki diktatör gibi, “Onun icat ettiği şiirin
anlaşılması kolaydı… ordularla ve filolarla çok fazla ilgileniyordu”.
Trablusgarp’taki o çılgın, yapış yapış geceyi hatırlıyorum; o
zavallı adam, tek bir tanesi bile hiçbir zaman kullanılmamış olan
tankların ve füzelerin ardarda geçtiği yedi saatlik bir askeri geçit
töreniyle kendi devrimini kutlayacaktı. Hatta, 300 kara giyisili
balıkadamdan oluşan bir manga bile vardı. O boğucu gece yarısı
sıcağında şnorkelleriyle nefes nefese önümüzden geçtiler, dev
paletleri sıcak asfalta yapışıyordu.
Ve şuna inanabilirim ki; Libya’nın geniş ve büyük oranda bakımsız
askeri üslerini çöplüğe çeviren, Sovyet döneminden kalma her tarafı
dökülen tanklar, toz içindeki Sukhoisler ve Mig 23’lerden oluşan
hesapsız, kullanışsız donanmanın içinde bir miktar eski kimyasal
cephane de vardı.
Rabta, “ABD’li yetkililerin” yakın akrabaları olan “istihbarat
kaynakları”na dayanan binlerce hikayenin merkeziydi. Bu kaynaklar
biyolojik ajanların, kimyasalların, santrifüjlerin ve diğer kötü
şeylerin üreticisi olan bir fabrikanın buradaki varlığını doğruladılar.
Fakat tüm bu silahlar – ya da programlar – kimi dünya yüzeyinden
silmek üzere dizayn edilmişti? Mısır’ı mı? Sicilya’yı mı? Cezayir’i
mi? Veya bu silahlar teröristlere satılacak olsaydı Kaddafi’nin
aklında kimler vardı? Bu durumda Kaddafi’nin yapabileceğinin en
iyisi, Kraliyet Donanması tarafından takip edilen bir gemi dolusu
eski silah iken, bu silahlar IRA’ya mı satılacaktı? Ya da
Kaddafi’nin (kendi ülkesindeki vahşet gibi) Saddam’la birlikte infaz
ettiği aşırı İslamcılara mı satılacaktı; ki onlar için toplu
mezarlar açılmayacağı da kesin. Eğer Kaddafi bize El Kaide
operasyonlarının detaylarını anlatırsa bu şaşırtıcı olmaz. Onlar
Saddam için olduğu kadar Kaddafi için de bir tehlike; ancak bizim
için yazılan hikaye bu değil.
Aslında hayır. Diğer bir küçük despotik katil olmak şöyle dursun,
Jack Straw’a göre Albay Kaddafi şu an, “bir devlet adamı gibi ve
mert”. Ve sayın Blair, Irak’taki sefiller sirki Kaddafi’yi
silahsızlanmaya ikna ettiğinden – Libyalıların bunu tümden
reddetmesine rağmen – yakındığı sürece, bize Saddam’ın 45 dakikalık
tehtidi hakkında Başbakan tarafından söylenen tüm yalanlar
unutulabilir. Ya da bunu ummak zorunda.
Kaddafi devlet adamıdır. Arapların kendileri bu yeni Strawizm
konusunda ciddi şeklide düşünüp taşınmalı. Mısır Devlet Başkanı
Mübarek – sabırlı bir adam, böyle biri kaldıysa eğer – kılıksız
başkanlarını korumaya çalışan öncü askeri birlikleriyle dünyayı
dolaşan bu bıktırıcı Libyalıya olan öfkesini dile getirebilirdi.
Bir keresinde, bir bağlantısız ülkeler konferansı için, zafer
kazanmış komutan edasıyla beyaz bir süvari atıyla Sırp başkentine
girmeyi planladığı Belgrad’a gitti. Yugoslav yetkilileri atı
reddettiler fakat Belgrad’ın en büyük otellerinin birinin önünde,
içinde özel olarak şehre getirilen üç büyük hecin devesinden taze
süt içebileceği bir çadır kurmasına izin verdiler. Bizim yeni
‘devletadamımız’ işte bu adam.
|