Filistin Güvernikası ve İsrail’in Mağdur Olduğu Efsanesi
Mustafa Barguti
30 Aralık 2008
Çeviren:
Ali K. Saysel
Yazının orijinali için tıklayınız.
İsrail’in “yukarıdan ölüm” operasyonu 27 Aralık Cumartesi günü sabah saat 11:00 sularında başladı ve bu geceye kadar aralıksız olarak devam etti. Benim bu yazıyı kaleme aldığım Pazar günü itibariyle katliam devam ediyor.
İsrail’in, bunun devlet terörü seferberliğinin “sadece bir başlangıcı” olduğu şeklindeki beyanına bakılacak olursa, Filistin’de 1967 Savaşı’ndan beri yaşanan en kanlı günün sona erdiğini söylemek mümkün değil. Şimdiye kadar en az 290 kişi öldürüldü, fakat enkaz altındaki cansız bedenler çıkarıldıkça, önceki kurbanlar yaralarına yenik düştükçe ve her dakika yeni insanlar öldürüldükçe can kaybı artamaya devam ediyor.
Olup bitenler en hafif tabiriyle bir savaş suçu. Buna rağmen İsrail halkla ilişkiler makinesi tam gaz, her dakika yeni yalanlar sallamaya devam ediyor.
Şimdi, onların yarattığı efsanelerin foyasını meydana çıkarmanın tam zamanı.
1. İsrailliler, Gazze Şeridi’ndeki işgali 2005’te sona erdirdiklerini iddia ediyorlar.
İsrail, yerleşimlerini ince kıyısal Gazze Şeridi’nden çekmiş olsa da işgale kati surette devam etmektedir. Gazze’nin sınırlarını, hava sahasını, su yollarını tümüyle İsrail kontrol etmektedir ve çekilmeden beri sürekli baskınlar ve hedefli suikastlar düzenlemektedir.
Dahası, 2006’da beri İsrail Gazze’ye kapsamlı bir abluka uygulamaktadır. Gazzeliler iki seneden beri açlığın eşiğinde yaşıyorlar ve pişirmek ve ısınmak için yakıt ve ilaç gibi, insan yaşamının en temel ihtiyaçlarından yoksunlar. Abluka zaten insani bir felaket yaratmıştı, İsrail’in askeri saldırılarındaki dramatik artış bu felaketi sadece şiddetlendirdi.
2. İsrail Hamas’ın ateşkesi ihlal ettiğini ve ateşkesten tek taraflı olarak çekildiğini iddia ediyor.
Hamas aslında, İsrail’in Batı Şeria’daki belli başlı saldırılarına karşı yapılan bazı misillemeler dışında, ateşkes ile ilgili kendi sorumluluklarını yerine getirdi. Son iki ay içerisinde ateşkes İsrail’in pek çok Filistinliyi öldürmesiyle ve Hamas’ın buna cevap vermesiyle bozuldu. Diğer bir deyişle, ateşkes boyunca Hamas, İsrail tarafından kışkırtılmadan herhangi bir saldırıda bulunmadı.
Diğer taraftan İsrail, ablukanın sonlandırılması ve yaşamsal önemdeki yardımların Gazze’ye ulaştırılmasına izin verilmesiyle ilgili hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmedi. Her gün sınırı geçmesine izin verilmesi gereken ortalama 450 kamyon yerine, en iyi günde bile sadece 80 kamyona izin verdi. Sınırı günün %70’inde sımsıkı kapalı tutulmaya devam etti. Varsayılan “ateşkes” boyunca Gazzeliler hayvanlar gibi yaşamak zorunda bırakıldılar. 262 Gazzeli doğru düzgün tıbbi müdahale gerçekleştirilemediği için öldü.
Şimdi yüzlerce ölünün ardından ateşkes ile ilgili görüşmelere yeniden başlanmasını reddeden yine İsrail. İddia ettikleri şekilde barışı güvence altına almak gibi bir dertleri yok; asıl dertlerinin –her ne maliyetle olursa olsun– bir rejim değişikliği olduğu giderek daha açık hale geliyor.
3. İsrail “barışsever Filistinliler” ile barış arayışında olduğunu iddia ediyor.
Gazze’de devam eden katliamdan önce ve tüm Annapolis Barış Süreci boyunca, İsrail Batı Şeria’daki işgale devem etti, hatta bunu şiddetlendirdi. 2008 yılında yerleşim yerlerinin genişleme hızı 38 kat arttı. Pek çoğu Batı Şeria’dan 4950 Filistinli daha tutuklandı. Kontrol noktalarının sayısı 521’den 699’a yükseltildi.
Dahası, barış görüşmelerinin başlangıcından beri, İsrail 546 Filistinli öldürdü ve bunlardan 76’sı çocuktu. Bu ürkütücü rakamlar şimdi dramatik bir şekilde artıyor. Yaşanan bu dehşete karşın İsrail’in önceki günahları unutulmamalı.
Bu sabah bile İsrail Batı Şeria’nın Nihlin köyünde genç ve barışçıl bir göstericiyi silahla vurarak öldürdü ve son birkaç saat içinde onlarca Filistinli’yi yaraladı. Şiddet içermeyen gösterilere karşı öldürücü kuvvet kullanmaya devam edecekleri son derece açık ve bunun sonucunda Batı Şeria’da oldukça yüksek kayıpların yaşanacağını tahmin ediyoruz. İsrail’in barış arayışında olduğu “iyi Filistinliler” kim acaba?
4. İsrail nefsi müdafaa içerisindeymiş.
Kıvılcımını kendi tutuşturdukları ve kendi devam ettikleri bir karşılaşmada nefsi müdafaadan bahsetmek çok zor. Nefsi müdafaa tepkiseldir, İsrail’in son iki gündür devam eden eylemleri ise bunun önceden planlanmış olduğunu gösteriyor. İsrail basınının, İsrail’in iç ve dış kamuoyunu saldırıya hazırlamak üzere yürüttüğü halkla ilişkiler kampanyasından yaygın bir şekilde söz etmesi bunun bir işareti. Aynı zamanda İsrail’in geçişleri açarak ve konu hakkında bazı toplantıların yapılacağını beyan ederek Filistinlileri herhangi bir saldırı olmayacağına ikna etmeye çalıştığı da yazılıyor. Bunu, ölü sayısını azamiye yükseltmek için ve Gazze halkını kendilerini bekleyen katliama hazırlıksız yakalamak için yaptılar.
Güçler arasında bu derece muazzam bir dengesizliğin olduğu bir ihtilafta da nefsi müdafaadan söz etmek yanıltıcı. İsrail bölgedeki en büyük askeri güç ve dünyada beşinci. Ayrıca dünyadaki en büyük dördüncü silah ihracatçısı ve ABD ile yarışabilecek büyüklükte bir askeri-endüstriyel komplekse sahip. Diğer bir deyişle, İsrail her zaman kuvvet kullanımı üzerinde kapsamlı bir tekel sahibi oldu ve tıpkı süper müttefiki ABD gibi İsrail de savaşı yeni ölüm araçlarını sergileyebileceği bir reklam sahası gibi kullanıyor.
5. İsrail sadece askeri hedefleri vurduğunu iddia ediyor.
Ölü ve yaralı kadın ve çocuk fotoğrafları televizyonlarımıza yansırken bile İsrail, patlayıcıların sadece askeri yapıları vurduğunu pişkinlikle iddia edebiliyor. Bunun doğru olmadığını biliyoruz, pek çok sivil bölge, bir cami ve bir hastane hava saldırılarıyla vuruldu.
Gezegenin nüfus yönünden en yoğun bölgesine tonlarca bomba yağdırılıyor. İlk yaralı sayısı tahminleri binlerce. İsrail bunların sadece “tali hasar” veya kaza olduğunu söyleyecek. Böylesi bir iddianın içerdiği su katılmamış maskaralık ve gayri insanilik dünya kamuoyunun midesini bulandırmalı.
6. İsrail Filistin halkına değil, Hamas’a saldırdığını iddia ediyor.
En başta, füzeler insanları politik yönelimlerine göre ayırt etmez. Önüne geçen herkesi öldürür. Bunu İsrail’de Filistinliler de gayet iyi biliyor. İsrail’in gayet iyi bildiği fakat açıklamadığı diğer bir şey de kendi son eylemlerinin, direniş ve intikam mesajları hiddet ve öfke duyan herkes tarafından sahiplenilen Hamas’ı aslında güçlendireceği.
Saldırının hedefleri, Hamas militanlarının değil polisin hedeflenmesi, İsrail’in yanlış niyeti hakkında ipucu veriyor. Amaçları Gazze’de hukuk ve düzeni yıkarak anarşi yaratmak.
7. İsrailliler Filistinlilerin şiddetin kaynağı olduğunu iddia ediyor.
Bu noktada açık ve net olalım. İsrail ve Filistin arasındaki şiddetin kökeni Filistin topraklarının 1967 savaşından beri işgal edilmiş olmasıdır. Şiddet işgalin sona ermesi ve Filistinlilere ulusal ve insani haklarının tanınmasıyla sona erdirilebilir. Hamas Batı Şeria’yı yönetmiyor ama biz de işgal altındayız, bizim de haklarımız ihlal ediliyor, çocuklarımız öldürülüyor.
Bu efsaneleri anladıktan sonra, gelin hava saldırılarının ardındaki gerçek nedeni anlamaya çalışalım; göreceğimiz şey eylemlerin kendisinden çok daha mide bulandırıcı olabilir.
İsrail liderleri siyah, gömlek kolları yukarı sıvanmış giysilerle basın toplantıları düzenliyorlar.
“Savaş zamanı... kolay olmayacak” diyorlar.
Ne kadar zor olduğunu göstermek için Livni, Olmert ve Barak basın toplantısına makyajsız çıktılar. Barak Gazze’ye yoğunlaşmak için seçim kampanyasına son verdi. Ne kahraman insanlar... Ne liderler...
Hepimiz gerçeği biliyoruz: seçim kampanyasının askıya alınmasının kendisi aslında bir seçim kampanyası.
Tıpkı John McCain’in mali krizle uğraşmak üzere başkanlık kampanyasına ara verip Washington’a dönmesi gibi bu eylem de aslında bir reklamdan başka bir şey değil.
Adayların “önderlik edebilecek kadar sert” olmaları gerek ve görünüşe bakılırsa bunun en iyi yolu Filistinlilerin kanında banyo yapmak.
Livni siyah giysilerinin içinden, yapılmamış saçlarıyla sahne alarak “bana bakın” diyor. “Ben bir savaşçıyım, tetiğe basabilecek kadar kuvvetliyim. Şimdi kendinizi bana oy vermekte daha rahat hissetmiyor musunuz? Şimdi Bibi Netanyahu adar acımasız olduğumu görebiliyor musunuz?”
Bilmiyorum hangisi daha rahatsız edici, Livni ve Barak mı yoksa onların memnun etmeye çalıştıkları seçmenler mi?
Sonunda yaptıkları ortalama bir İsrailli’nin güvenliğini hiçbir şekilde artırmayacak. Aslında, katliamların yeni bir intihar bombacıları kuşağını harekete geçirmesiyle birlikte, güvenliğin ileride çok daha kötü olacağı tahmin edilebilir.
Yaptıkları Hamas’ı da zayıflatmayacak. Üç şapşalın, Barak, Livni ve Olmert’in daha “sert” görünmelerini de sağlamayacak. Bu hesapsız girişimleri muhtemelen, vahşet açısından benzer nitelikteki 2006 Lübnan işgalinden sonra olduğu gibi yüzlerinde patlayacak.
Kapatırken, bu saldırıya nasıl izin verildiğinin ardında, İsrail iç politikasının ötesinde başka bir neden olduğunu da belirteyim: Uluslararası toplumun suç ortaklığı ve sessizliği.
İsrail, Avrupa’daki ekonomik müttefiklerinin veya ABD’deki askeri müttefiklerinin iradesine karşı harekete geçmez ve geçemezdi. İsrail bu hafta yüzlerce belki binlerce yaşamı sona erdirmek üzere tetiğe basabilir, fakat buna izin veren, dünyanın kayıtsızlığı ve Filistinlilerin çektiği acılar karşısında gösterilen insanlık dışı müsamaha.
“Kötü sadece iyi sessiz kaldığı için varolur.”
İşgal edilmiş Filistin’den...
|