MASKELENMİŞ BİR GERÇEKLİK
Amira Hass
Ha'aretz (İsrail), 11 Nisan 2004
“Toprakları ayıracak olan dikenli teller”in inşaatının devam etmesine rağmen,
medyanın bu konuya olan ilgisi azalıyor. Baş satırlarda hâlâ Gazze’den gelen uzlaşma
haberleri yer alıyor; fakat bu aşamada bunlar kelimelerin ötesine geçemiyor.
Yükselen ve alçalan menfaat dalgaları arasında iki varsayım ortaya konuluyor.
Birincisi, hükümet ve yönetim prosedürlerindeki tipik İsrail kargaşası yüzünden
“ayırıcı dikenli teller”in bir çözüm oluşturmasıdır.
İkincisi ise, Başbakan Ariel Şaron’un uzlaşma planının bütünüyle, kendisinin ve
oğullarının sebep olduğu yasal engellere bağlı olmasıdır.
Yine de, bu varsayımlar bizim Yeşil Hat’tan bildiğimiz gerçeklikten türetilmiştir.
1967’de işgal edilen Filistin topraklarında, karmaşa kılıfına bürünen, şiddetle
dolu, dikkatle hazırlanmış uzun vadeli bir planlama gerçeği vardır. Bu, mümkün
olduğu kadar çok Filistinliyi kendi topraklarından etme, kuşatılmış kalabalık
bölgelerde toplama, ve saygı duyulacak bir biçimde yaşayabilmelerini mümkün kılacak
olan devlet kurma arzularını engelleme gerçekliğidir.
“Dikenli tellerin inşası” kararını alma mekanizmalarındaki karışıklık neden
Filistinlilere zarar verecek bir rota çizmek zorundadır? Bu karışıklık ve plansızlık
Filistinlileri Kalkilye’deki, Barta'a’daki ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Siapa’da
bulunan küçük köydeki evlerini terk etmeye nasıl zorlar?
Bu dikenli tellerin yarattığı etki, nasıl olur da Afrat, Karni Şamron, Beytar ve
Dugit gibi yerleşim bölgelerinin etrafındaki güvenlik yollarına ve güvenlik
tellerine bu kadar benzer? Filistinliler için olabildiğine az, Yahudiler içinse daha
da geniş yaşam alanları mı? Oslo yıllarındaki karmaşa Şaron’un 80’li yıllardaki
planlarıyla nasıl bu kadar tutarlılık gösterir? O zamanlar inşa edilen yollar,
günümüzde Filistinlileri kuşatılmış yerleşim alanlarını korumaya hapsetmenin başlıca
araçlarıdır.
İsrail işgal yönetiminin olabileceği kadar kaotik, Şaron’un bir politikacı olarak
olabileceği kadar kurnaz ve düzenbazlar -bunların her ikisi de gerçekliğin kendini
her gün daha da fazla ortaya koyduğu, açık ve kararlaştırılmış İsrail ana planı
içinde hareket ediyorlar. Şaron bu gerçekliğin yaratılmasında önemli bir rol oynadı.
O, DNA şifrelerinin bir bölümünün bu plan tarafından oluşturulduğu bir İsrail
iktidarı kuşağını yansıtır.
Kimi zaman bu plan, evrensel siyasi değişimlerin ve Filistinlilerin sonsuza dek
işgal altında bir ulus olarak yaşamayı inatla reddetmesi olgusunun etkisiyle
mutasyona uğrar.
Fakat mantık aynıdır, ve eski Hükümet Savcılığı müdürü Plia Albek’in demecinde
açıkça ortaya konur: “Arapların yaşadığı yerler Filistin devletinin içinde olacak;
ve eğer yerleşim birimleri hiçbir şekilde hiçbir Arap’ın yaşamadığı boş devlet
arazileri üzerine kurulursa, sınır oralarda çizilebilir.” (“Bu yasal kartal,
yavrularının gitmesine izin verecektir”, Aluf Benn, Ha’aretz, 5 Nisan).
Başka bir deyişle, Araplar fiilen sınır dışı edilmeyecekler ve İsrail’in alt
tabakası olmaya zorlanmayacaklar. Hatta biz onların “devlet” kurmalarına bile izin
vereceğiz. Fakat bu devlet açık (üzerinde kimsenin yaşamadığı) topraklara ve sınır
komşuluğuna sahip olmayan bir devlet olacaktır. Bu onların oluşturulmuş (yaşanılan)
alanlarına göre belirlenecek. Çünkü Arapların yaşamadığı bu açık arazilerde, biz
Yahudi devletinin sınırlarını çizecek olan yerleşim birimleri inşa edeceğiz.
Şehirleri etrafında yeşil alanlara, yapılanma için boş topraklara, yayılmaya,
sanayie ve kalkınmaya sadece Yahudiler’in hakkı ve ihtiyacı vardır. Tesadüfen, bu,
Yeşil Hat’tın her iki tarafının da gerçekliğidir.
Amacın ne olduğunu bize, basına yapılan açıklamalar ya da Beyaz Saray temsilcilerine
verilen taahhütler değil, yalnızca gerçeklik göstermektedir.
Gerçeklik, bize bu bölgede amacın Filistinlilerin ulusal bağlılığını mümkün
olduğunca parçalamak olduğunu öğretir. Bu da, bu insanlara geleceği yaratmak ve
geliştirmek için fiziki ve insani kaynaklara (yani toprak, su ve hareket
özgürlüğüne) ihtiyaç duyan bir ulus olarak davranmamamız; bizim yüce
hayırseverliğimizle kendi ailelerinin topraklarında onları özel mülkiyet hakları
olan bir bireyler topluluğu olarak tanımamız anlamına gelir.
Onlar, yola getirilememiş cemaatler topluluğu muamelesi görecektir. Asıl uzlaşma
Gazze ve Batı Şeria arasında gerçekleşeceği için, Gazze’den gelen uzlaşma planı bu
yaklaşıma tekabül etmektedir.
Bu uzlaşma 90’ların başında, intihar saldırıları bile başlamadan önce, kapatma
politikalarının kabulüyle birlikte Labor-Meretz hükümeti tarafından ortaya
atılmıştır. Bu politika Filistinlilerin Gazze Şeridi ve Batı Şeria arasındaki
hareket etmesini yasaklamıştır; Gazzelilerin Batı Şeria’ya yerleşmeleri, Batı
Şeria’da okumaları yasaklanmış ve Batı Şeria pazarında Gazze tüccarlarına ambargo
konmuştur. Asıl şeyler -Batı Şeria’nın büyük bir kısmı, ve onun geniş toprakları,
suları ve gelişme potansiyeli- Yahudi ulusunun çıkarı için korunmuşken, 1.5
milyonluk Filistinli nüfusuyla -şimdiye kadar % 20’lik bir alanı 7000 Yahudi’ye
sunulmuş olan- bu dar şeridin kendisinden çalınanın birazını geri almasını kim
gerçekten dert eder?
Şaron’u ve Şaron’un Albek’in çok güzel tanımladığı milli davaya bağlılığını hafife
almayın. Ve görevleri bu ilkeyi yerine getirmek olan İsrail planlama teşkilâtlarını
hafife almayın.
Çeviren : Aylin (Feminist Kadın Çevresi)
|
|