MERHAMETİN NİTELİĞİ
Mary La Rosa
25 Temmuz, 2003
Eğer merhametin niteliği gökyüzünden yağan tatlı bir yağmursa,
İsrail kuru ve kavrulmuş bir topraktır.
Tükenen ve susayan ise Daoud Dirawi’dir.
Kendisi Kudüs’te 21 Şubat 2003’te, 2 yaşındaki kızına ilaç alırken
gözaltına alınan 29 yaşında bir avukat. Sınır muhafızları tarafından
tekmelenip dövüldükten sonra, gizli polis tarafından tutuklandı.
Daha fazla dövülmeye ve işkenceye maruz kaldıktan sonra, çenesi
çıktı, ilaç tedavisinden yoksun bırakıldı, dolayısıyla çok zor yemek
yiyebiliyordu.Şimdi o, açık bir suçlama ya da bir duruşma olmaksızın
Şubattan beri askeri cezaevinde tutulmakta.
O bir terörist değil. İsrail ve Filistin tarafından ‘ellerinde
kan olmayanlar’ olarak nitelendirilen politik suçlular tanımlamasına
giriyor. Onun ellerinde hiç kan olmadı. Ama ellerinde, İsrail ordusu
tarafından süresiz alıkonan çocukların tanıklık sözleri oldu... Ve o
kederli tutukluluklar geçiren ve gücün kötü kullanımına tanıklık
eden bu Filistin’li çocukların sözlerini duymaya çalışıyordu.
Tutuklanmasından önce Daoud, Çocuklar İçin Uluslararası Koruma (DCI)’nın
Filistin şubesinde çalışıyordu. DCI, bir devlete bağımlı olmayan
sivil bir organizasyondur ve çocukların haklarını sağlamak ve
korumak için Uluslararası Çocuk Yılı’nda (1979) kurulmuştur.
Bu, Daoud Dirawi’nin ilk göz altına alınışı değildi. Geçmişte
yaşananlar ve o anki koşullar düşünüldüğünde, bu insan hakları
savunucusu avukatın birden çok kere hedef alınması rastlantı gibi
görünmüyor. Yasal uzmanlığıyla İsrail ordusu tarafından alıkonup her
türlü zorluğa, yokluğa ve insanlık dışı muameleye maruz kalan
Filistinli çocukların durumunu araştırdı, yansıttı ve onlara
gösterilen bu muameleye karşı çıktı. Otoritenin ve gücün kötü
kullanımını deşifre eden bu durumun kayıtlı örnekleri arasında
dövülmeler, banyodan yoksun bırakılmalar ve rahatsız bir pozisyonda
sürekli durmaya zorlanmak şeklinde uygulanan fiziksel bir işkence
yöntemi olan “ shabom” var.
3 Temmuz 2003 tarihinde IDF’den edinilen rakamlara göre ‘resmen’
Yönetimce Göz Altına Alınmış olan 763 Filistinli var. IDF bu
Filistinlileri henüz mahkeme tarafından resmi olarak onaylanmamış
olan “ yönetimce göz altına alma kuralları” ile alıkoyuyor. Resmi
olarak ya da olmayarak bu insanlar ordu tarafından süresiz
alıkonuyor. Bazı çocuklar yıllarca alıkonabiliyor. İşleyişe dair
bazı rakamlar şöyle:
8 Temmuz 2003 tarihine göre;
- İsrail tarafından tutulan Filistinli tutuklu sayısı: 5892
- 18 yaş altı tutuklu sayısı: 351
- İsrail ordusuna göre en küçük tutuklanma yaşı: 12
- Bir Filistinlinin yönetim kurallarına göre alıkonabileceği
maksimum süre: 6 ay
- İsrail yasaları tarafından izin verilen ‘yönetimce göz altına alma
kuralları’ sayısı: SINIRSIZ
- Yönetimce göz altına alma kurallarının onaylanması için gerekli
İsrailli hakim sayısı: 0(sıfır)
- Göz altına alınan Filistinli tutuklulardan gerçekten yargılanan
kişi sayısı:1
- 3 Haziran 2003 itibariyle İsrail tarafından serbest bırakılan
Filistinli tutuklu sayısı: 121
- 3 Haziran 2003 itibariyle İsrail tarafından serbest bırakılan
çocuk sayısı: 0. Suçlama ya da yargılama olmadan bu tür bir alıkoyma,
uluslararası yasalara uygundur. Ama kişisel haklar için potansiyel
bir tehlike içerdiğinden kullanımı kısıtlıdır. Uluslararası yasaya
göre sadece şiddet eylemlerini engellemek için ya da güvenlik
açısından açık tehlikeler varolduğunda kullanılabilir. Hiçbir zaman
cezalandırma yöntemi olarak kolektif olarak uygulanmaz. Yalnızca
daha az şiddetli tedbirlerin etkili olmadığı kanıtlandığında son
çare olarak uygulanır.Uluslararası yasaya göre tutuklu avukat isteme
ve mahkemeye çıkma hakkına sahiptir.
Israil’e göre Yönetimce Göz altına alma kuralları yasaldır ve
işgal edilmiş topraklarda ve yerel İsrail yasası altında
uygulanabilir. 1998’e dayanan asıl ordu emri 1229, Batı Şeria’daki
orduya insanları 6 aya kadar alıkoyabilme yetkisi verir ve sınırsız
sayıda Yönetimce Göz Altına Alma kuralı ile genişletir.
Sivil Haklar konusunda Uluslararası Sözleşme’nin gözlemciliğini
üstlenen bir yapı olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Komisyonu’nun koyduğu standartlara göre İsrail’in Uluslararası Yasa
yorumu, kabul ettiği ve onayladığı bu standartlara göre oldukça sıra
dışı bir yerde duruyor. Bunun da ötesinde (bu yorumu) Dördüncü
Cenova Anlaşmasını ve buna ek olarak İnsani Yasaları özellikle
çocuklara yönelik bir biçimde doğrudan ihlal ederek uluslararası
kanuna muhalefet ile birleştirir. Çocuklar da yetişkinlerle birlikte
acı çekmeye zorlanıyor. İşte Daoud Dirawi’nin araştırdığı bu
çocuklardı.
Şu anda, İsrail hükümeti, ordusuna, (bir kısmı çocuk olan)
kişileri ve grupları herhangi bir suçlama, kanıt, duruşma, belirsiz
uzunluktaki süreler içinde tıbbi bakım olanakları olmadan, bazen
yıllar süren alıkoyma hakkı veriyor.
Ben, demokratik özgürlüklerin olduğunu varsaymayan biri olarak,
var olan durumu, bir tek kişinin, Daoud Dirawi’nin nasıl
etkilendiğine bakarak anlamaya çalışıyorum. İçinde çocuklar da olan
5892 tutuklu için durum, yüzkarasının da ötesinde. Bu durum, Cenova
Kongresinde düzenlenen Uluslararası Yasa ve İnsani Yasalara katılan
ve taahütlerini yerine getiren uluslararası topluluğun utanç verici
bir ihmalidir.
1989’da bir grup önde gelen akademisyen, avukat, gazeteci ve
Knesset üyesi tarafından, İsrail’deki herkes için bir insan hakları
kültürü yaratmak amacıyla kurulan B’Tselem’e, İşgal Edilmiş
Topraklarda İsrail İnsan Hakları Merkezi’ne göre yönetimce gözaltına
alma kuralları genelde Uluslararası Yasalar bir yana hiçbir yasayı
dikkate almadan ordu tarafından belirleniyor.
B’T selem kanuna aykırılığı ve hoşnutsuzluğu şöyle belirtiyor:
“Oslo Süreci deneyimimiz, insan haklarını sağlamayan bir barış
süreci’nin sağlam olmayacağını kanıtladı. Süreç, iyimser bir ruh
halinde, özellikle IDF(1)’nin Filistin bölgesinden çekilmesiyle birçok
yönden insan haklarında gelişmelerle başlamıştı. Ama diplomatik
müzakerelerin yanında insan haklarının suiistimali devam etti. Süreç
düşünüldüğünde bu suistimaller (büyük çapta iskan inşaları, yaygın
duruşmasız alıkoymalar, Filistin hareketinin kısıtlanması, evlerin
tahrip edilmesi, şiddetin İsrail ve Filistin otoritelerince
sistematik kullanımı) Oslo sürecinin başarısızlığının bir nedenidir.”
Yol haritası İsraillilerin ve Filistinlilerin temel haklarından
yararlanabilmelerini sağlayacak birçok önlem içerirken, bu önlemler
yasal olarak bağlayıcı sorumluluklar olarak değil, ‘ diplomatik
jestler’ olarak ifade edilebilir. Örnek olarak İsrailin korkunç
insan hakları ihlalleri ( sivillere saldırılar, sürgünler, evlerin
tahribi gibi kollektif cezalandırmalar) İsrail’in ve Dördüncü Cenova
Anlaşmasının Anlaşma Taraflarını bağlayıcı yasal sorumluluklarının
ihlali olarak değil, ‘güvenin altını oyan’ ölçüler olarak ifade
ediliyor.
Kuşkusuz İsrail’de bazılarının, tabi ki iktidarda olanların değil,
kalıcı barışı beslemek için insan hakları ile ilgili olarak birtakım
idealleri ve perspektifleri var. Bu gençlerin büyüklerinin elleri
altında hangi amaçla ve neden ibret alarak çalıştıklarını da
eklemeliyim. Filistin için müstakbel adalete inanmak ve bunu anlamak
için daha iyi bir alternatif öğreniyorlar mı?
Şu da oldukça açık ki bir Amerikalı olarak, Amerika’da olan
bitenlerle ilgili olarak zihnimi kurcalayacak çok şey var. Devletin
sekreteri Colin Powell, 31 Mart 2003’teki Amerikan-İsrail Toplum
Olayları Komitesi’nin Yıllık Politika Konferansı’ndaki sunumunda, bu
konulardan hiç söz etmedi. Uluslararası barış çalışanlarından ya da
bunlardan Rachel Corrie’nin 17 Mart 2003’te daha çok yeni olan
ölümünden de bahsetmedi. Bunun yerine İsrail’e, Başkan Bush’un
direktifleriyle, yabancı yardımı kapsamında daha fazla para sözü
verdi:
“Başkan Bush, İsrail’in ordusunu ve sivil savunmasını
güçlendirmesi için, henüz kongreye giden ek bütçe talebine, $1
trilyon yabancı ordu finans fonunu eklediği için çok mutluyum. Ve bu
sadece başlangıç. Başkan ayrıca $9 trilyon borç garantisi istiyor.
Bu garanti İsrail’e çatışmalardan doğan ekonomik sorunlarla baş
edebilmesi için yardım edecek ve İsrail’in ekonomisini yola sokması
için gereken kritik ekonomi ve bütçe reformlarını tamamlamasını
sağlayacak.”
AIPAC yemeğinde Birleşik Devletler Tennessee Senato Çoğunluğu
lideri, cumhuriyetçi Bill Frist vardı. O da tiranlığa karşı yaptığı
konuşmasını, barış aktivisti ve Birleşik Devletler vatandaşı Rachel
Corrie ya da ‘yönetimce gözaltına alma’ şeklinde ortaya çıkan
İsrail’in kavgacı milliyetçiliğinin mağdurları adına yapmadı.
Bebeklerden ve çocuklardan bahsetti, bunlar Filistinli bebekler ve
çocuklar değildi. Dedi ki;
“Bir ahlaki şeffaflık zamanında yaşıyoruz. Uluslar, açık seçimler
yapmalılar. Ve onların liderleri ileri bir adım atmalı ve bir duruş
belirlemelidir.Diktatörlüğe mi inanıyorlar demokrasiye mi? İnsanları
tiranlıkta mı yaşamalı özgürlükte mi? Karışıklığı mı yayacaklar,
yoksa barış için mi çalışacaklar? Bu sorulara doğru yanıtlar ve
yanlış yanıtlar var. Amerika, İsrail ve diğer müttefiklerimiz doğru
olanı yapıyor.”
Amerikalı bir vergi mükellefi olarak, ben, böyle para vaatlerinin
ve desteğin, İsrail’in suçlarının ciddi bir şekilde göz ardı
edilmesi demektir diye düşünüyorum. Bu, yönetimce gözaltına alınan
yetişkinlerin ve çocukların da haklarını içeren Uluslararası ve
İnsani Yasaların gün gibi ortada olan ihlalinin, kör ve duygusuz bir
şekilde güçlendirilmesidir. Bu tür vaatlerden anlaşılan, bu
yönetimin, gücünü ve etkisini yabancı desteği yoluyla Orta Doğu’ da
kalıcı barışı desteklemek için kullanmaktansa, İsrail’in
Uluslararası ve İnsani yasaları bozmasına kalkan olmayı ve
desteklemeyi istediğidir.
Şunları düşünün: Uluslararası Yasa ve İnsani Yasalar müzakere
EDİLEMEZ. Ve bunların ihlali ödüllendirilmemelidir.
(1) IDF:İsrail Savunma Gücü, ç.n.
Mary La Rosa July 21, 2003
REFERENCES:
B'Tselem : http://www.btselem.org/
Defence For Children International-Palestine
http://www.dci-pal.org/first.html
Gönüllü DCI avukatı, Daoud Dirawi:
http://www.dci-pal.org/free/free.htm l
İnsan Hakları Savunucuları için Gözlemevi:
http://www.omct.org/default.asp?Language=EN
“Daha da ötesi, İsrail’deki İşkenceye Karşı Halk Komitesine ve
B’Tselem’e göre işkence henüz bitmemiş. Yönetimce Gözaltına
alınanların yaklaşık yüzde 85’i hâlâ işkenceye maruz kalıyor.
İşkence metotları : uyutmama, sandalyede acı verecek pozisyonlarda
oturtma, dayak, tokat, tekme, tehdit, sözlü taciz ve aşağılama,
vücudu uç noktalarda acı verecek pozisyonlarda tutma, kelepçelerin
bilerek sıkılması, kelepçelere basmak, vücudun farklı bölgelerine
baskı uygulamak, tutukluyu acı verecek bir pozisyonda çömelmeğe
zorlamak (kambaz), nefesini kesmek ve diğer şiddet ve aşağılama
türleri (saç çekme, tükürmek vs.), (uykunun engellenmesi ,aşırı
sıcak ve soğuğa maruz bırakılma, sürekli olarak yapay ışığa maruz
bırakılma, insani olmayan koşullarda hapsedilmeyi içeren tek başına
kapatılma.”
~Michael Tarazi (amtarazi@nsu-pal.org ) PLO (Müzakere İşleri Bölümü.)
http://www.nsu-pal.org/index.htm
BM Çocuk Hakları Sözleşmesi
“Çocukları içeren eylemler içinde.....çocuklar için en iyi olacak
şey ilk düşünülmelidir.” (madde3)
"Masumiyet karinesi (ç.n.: tersi kanıtlanıncaya kadar her şahsın
suçsuz ve iyi niyetli olduğuna dair karine), suçlamaların tebliğini
alma hakkı, sessiz kalma hakkı, temsil edilme hakkı, bir ebeveynin
ya da koruyucunun varlığını isteme hakkı, tanıklarla yüzleşme ve
çapraz sorgu hakkı ve daha yüksek bir otoriteye başvurma hakkı gibi,
sürece dair temel teminatların muamelelerin her düzeyinde garanti
edilmesi" (madde 7.1)
"Kurumlardaki gençler yaşları, cinsiyetleri ve kişilikleriyle bir
bütün olarak tüm gelişimlerini ilgilendiren ihtiyaç duydukları
toplumsal, eğitimsel, mesleki, psikolojik, tıbbi ve fiziksel her
türlü yardımı almalıdır." (madde 26.2)
"Kurumlardaki gençler yetişkinlerden ayrı tutulmalı ve ayrı bir
kurumda ya da yetişkinlerin yer aldığı bir kurumun ayrı yerlerinde
alıkonmalıdır.” (madde 26.3)
Özgürlüğünden Yoksun Gençlerin Korunması için Birleşmiş Milletler
Kuralları
"18 yaşın altındaki her kişi bir gençtir. Bir çocuğun özgürlüğünden
yoksun bırakılabilmesinin yaş sınırı yasayla belirlenmelidir.
Zorunlu okul yaşındaki her gencin kendi ihtiyaçlarına ya da
yeteneğine uygun ve onu topluma döndürmek için tasarlanmış bir
eğitime hakkı vardır." (madde 38)
"Her genç hem önleyici hem tedavi edici, diş, göz ve akıl sağlığı
bakımı ile tıbben önerilmiş ecza ürünlerine ve özel diyetlere uygun
tıbbi yardıma sahip olmalıdır." (madde49) Savaşta Sivillerin
Korunmasına ilişkin Cenova Anlaşması ya da Dördüncü Cenova Anlaşması
Madde 76:
"Belirli bir suçla suçlanan koruma altındaki insanlar bulunduğu
ülkede alıkonmalıdır. Eğer mahkum edilirse verilen hükümleri de
orada yerine getirmelidir. Sağlık durumlarının gerektirdiği sağlık
bakımını almalıdırlar. Azınlıklara yönelik özel muameleye gerekli
saygı duyulmalıdır. Korunma altına alınmış alıkonan insanların
Koruyan Güçler ve Uluslararası Kızıl Haç Komitesinin temsilcileri
tarafından madde 143’ün hükümleri ile uyum içinde ziyaret edilme
hakkı vardır."
ABD Senatörü, Bill Frist, M.D.
http://frist.senate.gov/press-item.cfm?id=191928
Mary La Rosa New York’a 20 mil uzaklıkta yaşayan bir sanatçı ve
kütüphanecidir ve daha iyi hükümetler için insanlar tarafından,
insanlar için vatandaşların katılımını ve oy kullanmalarını aktif
bir biçimde cesaretlendirmeye çalışmaktadır.
mddalton@optonline.net
|