MİLİTARİZM VE KADINA YÖNELİK ŞİDDET ARASINDAKİ İLİŞKİ
Lucinda Marshall
21 Şubat 2004
Korkunç bir şekilde
hatalı yönlendirilen ve hasar yaratan “Teröre Karşı Savaş”ın bir
türlü sonunun gelmemesiyle birlikte savaşın kadınlar üzerindeki
etkisinin farkına varmanın aciliyeti giderek artmaktadır.
Militarizmin alabildiğine şiddetlendirdiği bir salgın olan kadınlara
yönelik şiddet salgını devam ettiği sürece gerçek anlamda barış
olamaz. Kadınlara yönelik şiddet ve militarizm arasındaki bağlantıyı
kurmak tüm kadınların yaşadığı şiddet kuşatmasını sona erdirmek için
çok önemlidir.
“Öteki”ne karşı Güç teorisi, askeri harekatlar ve kadınlara
yönelik saldırılar arasındaki bağı kurmamızı sağlar.. Bu teoriye
göre bir birey, etnik grup, hükümet vs.nin istediğini öteki üzerinde
güç kullanarak elde etmesi, izin verilebilir bir durumdur. Patricia
Evans’ın belirttiği gibi, bu metot bizi bir uygarlık olarak insanlar
ve kaynaklar üzerinde çok fazla güç tahayyül edip şimdi dünyayı
toptan silip süpürecek güce sahip olma noktasına getirmiştir.
Bu güç teorisinin geçerli olabilmesi için, halklar, kültürler vb.
arasında farklılıklar yaratarak (ne kadar yanlış olduğunun bir önemi
yok) bir “öteki” tanımlanmak zorunludur. Öteki bir birey, ülke,
etnik grup vs. olabilir. İki grup arasındaki farklılıkları
vurguluyarak bir öteki yaratmaya dayalı olan bu teori, militarizmin
yaşam kaynağıdır. Bu nedenle ötekinin “daha aşağı”da olduğu
savunulur. Bu tanım yapıldıktan sonra öteki korunmalıdır ya da yok
edilmelidir.
Çok iyi bilindiği gibi açıkça veya üstü kapalı bir şekilde
kadınlar “öteki”dir. Sonuç olarak bu, kadınları ve kadınlığın tüm
yönlerini kontrol altında tutmak ve aşağılamak için güç isteyenlerin
gözünde gerekli hale gelir. Pek çok kültürde, kadınların
erkeklerinin mülkü olduğu düşünülür. Bu yüzden, bir kadın tecavüze
uğradığında bu, erkeğinin erkekliğine fiili bir saldırıdır. Bu fikir
yürütmeyi kullanırsak, kadınlar belli bir kültürün, etnik grubun ya
da ülkenin erkeklerinin onuruna saldırmak adına savaşın hedefi
haline gelir. Bu nedenlerden ötürü, tecavüz ve kadına yönelik cinsel
saldırının diğer biçimleri her zaman savaşın veya çatışmanın bir
parçasıdır. Kadınlar saldırılabilecek, çalınabilecek ve leke
sürülebilecek mülk olarak varsayıldıklarında, düşmanı
kadınlaştırmanın ve küçük düşürmenin bir aracı haline gelir.
Kadına yönelik şiddetin pek çok türü, sivil nüfus ve çatışma
sonrası durumlar üzerindeki dolaylı etkisi de dahil olmak üzere,
militarizm tarafından azdırılır. Bunlar şöyledir: Hem ordu içinde
hem de sivil nüfusa karşı tecavüz/cinsel saldırı ve taciz. Ev içi
şiddet. Fuhuş, pornografi ve kadın ticareti.
Ataerkil devrin başlangıcından beri kadınlar savaşın ganimetleri
olarak düşünülmüşler, üstü örtük “ikincil zarar” ifadesinin altında
görünmezleştirilmişlerdir. Ruanda’da, 1994 soykırımında en az
250.000 kadına tecavüz edildi. 1990’lar boyunca 20.000’den fazla
Müslüman kadın Bosna’daki etnik temizlik kampanyasının parçası
olarak tecavüze uğradı. Ve 2003 kadar yakın bir tarihte BM,
Demokratik Kongo Cumhuriyetindeki savaş boyunca binlerce kadın ve
kız çocuğunun tecavüze uğradığını belirtiyordu. Grup tecavüzleri o
kadar yaygın ve vahşiydi ki, doktorlar vajinal tahribi savaşla
ilgili suçlar içinde sınıflandırmaya başladılar.
Askeri eğitim çoğunlukla kadına yönelik düşmanlığı ve kadınları
aşağılamayı teşvik eder. Toplumsal cinsiyete dair hakaretleri
kullanmak, erkekleri hem kendi kültürlerindeki kadınlara karşı hem
de “öteki” kültürün kadınlarına karşı saldırgan davranma yönünde
motive ediyor. Pornografi ve fuhuş her zaman için askerlerin gayri
resmi bir şekilde onaylanmış eğlence biçimleridir. 1999’a kadar
pornografik ürünler Birleşik Devletler askeriye kantinlerinde
çalışan elemanlar tarafından kolaylıkla satın alınabiliyordu ki bu
askerler pornografi malzemelerinin en büyük müşterilerindendi.
Bunların arındırılması kantinlerin en az 10 milyon dolar kaybına
neden oldu.
Fuhuş askeri eylemlerin sürekli etkilerinden bir diğeridir.
Birleşik Devletler’in erkekleri mutlu etmek için her zaman hiç
dillendirilmeyen bir askeri politikası olmuştur. Asker için bir
aktif seks piyasası ve asker Birleşik Devletler yasalarını ve
uluslararası hukuku doğrudan çiğneyerek tutarlı bir şekilde
gelişmesi için izin verilmiştir ve cesaretlendirilmiştir. Kadınlar,
iş vaadiyle yanıltma, aileleri tarafından satılma, kaçırılma gibi
çeşitli yollarla ordu için fiili seks köleleri olarak fuhuşa
zorlanmaktadır. Kadın ticareti güzergahlarının askeri karargâhların
yanına kadar genişleyebilmesi sürpriz değildir. Filipinler ve eski
Sovyetler Birliği’nden 5000’den fazla kadın 1990’ların ortalarında
Güney Kore’de, özellikle Birleşik Devletler askeri üsleri
yakınlarındaki barlarda “eğlendirici”ler olarak çalışmak üzere
satılmıştır.
Ordu içindeki kadınlar da olağan hedefler olarak görülmektedir.
Yakın tarihli bir araştırmada, emekli kadın askerlerin yüzde otuzu
Birleşik Devletler askerleri tarafından kendilerine tecavüz
edildiğini ya da tecavüz girişiminde bulunulduğunu belirttiler. Bir
Savunma Şubesi araştırmasına göre Hava Kuvvetleri Akademisinin her
beş kadın öğrencisinden biri öğrencilik süreleri içinde cinsel
tacize uğradığını belirtti. Ne yazık ki bu saldırıların çoğu,
kurbanlar kariyerlerine zarar gelecek şekilde ya da sadık veya
vatansever olmamakla suçlanarak karşılık görmekten korktukları için
olay zamanında bildirilmedi.
Cinsel taciz uzun süredir ordudaki kadınların başına bela olmuş
durumda. Tailhook skandalı sorunun derinliğini orataya koyuyor. Bu
olayda, elliden fazla subay, kadınları çeşitli cinsel yollarla
saldırıya maruz bırakmakla suçlanmıştı. Bunların dışında altı subay
da soruşturmayı engellemekten suçlandı. En önemlisi ise meclis
oturumlarına ve kitle haberlerine rağmen olaya karışanlardan hiçbiri
askeri veya sivil mahkemelerde yargılanmadı.
Militer kültürde ev içi şiddetin de uzun bir tarihi vardır.
Birleşik Devletler ordusu içinde 1995’ten sonra 218 ev içi cinayet
gerçekleşmiştir. Ev içi şiddet yaşayan asker aileleri için hizmet
servisleri olsa da sistem, asker eşleri için ev içi şiddeti
anlatmayı zorlaştırmaktadır.
Genelde mağdurlar için çok az koruma sağlanır. Şiddet
uygulayanlar aleyhine çok nadir dava açılır ya da mağdur
ettiklerinin yanından bile nadiren uzaklaştırılır. Kendilerine ev
içi şiddet olayları anlatılan komutanların tavrı kurbanı korumak
yerine “bununla ben ilgileneceğim, o benim askerim” şeklinde
olmaktadır. Komutanlar için, askeri görevlerle çeliştiğinde hiddete
hakim olma danışmanlığı konusundaki emirleri ve benzer şeyleri yok
saymak alışılmadık bir şey değildir. Aslında ordu pek çok ev içi
şiddet olayını askeri duruşmalar yerine idari işlerde ele
almaktadır. Tam tersi bir şekilde 1990’da sivil olayların %80’i için
dava açılmıştır.
Çatışma sonrası dönemler boyunca militarizmin etkileri de oldukça
önemlidir. Savaştan dönen erkekler şiddet uygulama haklarını
sıklıkla savaş alanından kendi çevrelerine taşırlar. Mesela,
Afganistan’da bittiği varsayılan savaştan sonra kadınlar için
koşullar oldukça kötüleşti. Tecavüz, zorla yaptırılan fuhuş ve
evlilikler, yakıcı asitler, kız okullarının bombalanması ve
kadınların satılması günlük işkencelerdendir. Burada, Birleşik
Devletler’de, Fort Bragg, Kuzey Carolina’da 3 asker, Afganistan’daki
görevlerinden döner dönmez kendi eşlerini öldürdü.
Eğer kadın düşmanı şiddet kadar küresel kadına yönelik şiddet
salgınının da militarist güç uygulama düşüncesinin önemli bir
bileşeni olduğunu inkâr edemiyorsak artık, zaman gelmiştir. Ama daha
öteye gitmeli ve erkeklerin kadınlara uyguladığı şiddetin ne kadar
yaygın olduğunu da fark etmeliyiz. “Barış” zamanında bile kadınlar
için barış ortamı yoktur Yakın tarihli bir UNIFEM (Birleşmiş
Milletler Kadın Kalkınma Fonu) raporuna göre her üç kadından biri
hayatının bir döneminde cinsel saldırıya uğramaktadır. Birleşik
Devletler Adalet Şubesi’ne göre her 90 saniyede 12 yaşından büyük
bir kişi cinsel saldırıya uğramaktadır. Kurbanların % 89’u kadın,
saldırganların % 99’u erkektir. Bu nedenle, kadın düşmanı şiddete
dair bilinçliliği arttırmak için çalışanların ve militarizmi yok
etmek için çalışanların gündemlerinin kesiştiğini fark etmeleri ve
birlikte çalışmanın yollarını bulmaları çok önemli.
Bu amaç için kullanılabilecek ve kullanılması gereken pekçok araç
var. Bunların arasında International Crime Court’dan (Uluslararası
Suçlar Mahkemesi -ICC) yararlanılması olduğu kadar United Nations
Security Council (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi -UNSC)
1325’in ve Convention on Elimination of all sorts Of Discrimination
Against Women (Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi
Sözleşmesi -CEDAW) işletilmesi de bulunuyor.
2002’deki antlaşmayla kurulan ICC, cinsel şiddeti ve her türlü
toplumsal cinsiyet şiddetini savaş suçu olarak tanımlayarak askeri
çatışma boyunca kadına yönelik işlenen toplumsal cinsiyet-temelli
suçlar için sorumluluğu düzenliyor. Ayrıca bu suçların daha iyi göz
önüne serilmesini kolaylaştıracak ve kurbanlara yasal tavsiyeler
vermenin yanı sıra tanıklarla kurbanların korunmasını sağlayacak
araçlar da içeriyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 Çözümü kadınların
ve kız çocuklarının insan haklarının korunması ve bu haklara saygı
duyulmasını emrediyor ve çatışma ve barış süreçlerinin önlenmesi,
idaresi ve çözümü için kararlarda kadınların temsilinin artması için
çağrı yapıyor. Ayrıca özel temsilciliklere atanan kadınların
sayısının artması için de çağrı yapıyor. Diğer şartlar kadınların
yerel barış inisiyatiflerini desteklemeyi ve kadınların ve kız
çocuklarının hakları ve korunması için uygulanabilecek uluslararası
hukuka saygı göstermeyi içeriyor. Kadınları ve kız çocuklarını
toplumsal cinsiyet temelli şiddetten korumak için özel ölçütleri
kabul etmeye ve Güvenlik Konseyi’nin görevlerinin toplumsal cinsiyet
anlayışlarını ve kadınların haklarını, aynı zamanda yerel ve
uluslararası kadın gruplarına danışarak, hesaba katmasını sağlamaya
çağırıyor.
CEDAW 1979’da BM Genel Toplantısı’nda kabul edildi. Kadına
yönelik ayrımcılık “...cinsiyete dayalı; sonucu ya da amacı
kadınların tanınmasını, beğenisini veya deneyimini zayıflatmak veya
değersizleştirmek olan; kadınların ve erkeklerin, insan hakları ve
politik, ekonomik, toplumsal, kültürel, sivil veya herhangi bir
alandaki temel özgürlükler açısından eşit olduğunu gözardı eden her
türlü ayrımcılık, dışlama ya da engelleme” olarak tanımlanır CEDAW
sıkça kadının insan hakları için referans gösterilmektedir.
Birleşik Devletler’in ICC’de yer almadığını ve UNSC 1325’i
imzalamadığını ve CEDAW’ı onaylamadığını bilmek önemli. Ancak Irak
ve Afganistan üç anlaşmaya da katıldı ve bu nedenle bu ülkelerdeki
olaylara uygulanabilecek bir dava açılabilir. Özelde, şiddetin her
zaman kurbanların insan haklarını ihlal ettiği açık olmalıdır ve bu
nedenle UNSC 1325 ve CEDAW açıkça bu çatışmalara uygulanabilir.
Ayrıca, her iki ülkede de belgelenen salgın şeklindeki tecavüzlere
kesinlikle ICC tarafından ele alınabilir.
Bu araçlardan yararlanılmasını talep etmenin yanı sıra,
erkeklerin cinsiyetçiliği ve şiddetine karşı sesimizi yükseltmemiz
gerekli. Ne olduklarını adlandırmaya ve erkeklik unvanının bu toksik
yönüyle kadınları öldüren militarizm arasındaki bağlantıyı kurmaya
ihtiyacımız var.
Sonuç olarak, yetki elde etmek için farklı yollar bulmalı ve bu
yolları izlemeliyiz. Gücünü, öteki üzerinde güç kullanmaktan değil
içeriden ve birliktelikten alan sürdürülebilir bir sistem yaratmak
için Riane Eisler’in ifade ettiği “ortak düşünme”den yararlanmamız
gerekiyor. Eisler’in dikkat çektiği gibi, eşitlikçi ve demokratik
değerlere dayalı bir ortaklık toplumunda şiddetin derecesi düşüktür
çünkü ataerkide olduğu gibi egemenliği korumak için şiddete ihtiyaç
yoktur. Başka şeylerin yanında, bunun üstesinden gelmek harcama
önceliklerinde bir değişim gerektirir. Mesela, iyi çocuk bakımının
ve iyi eğitimin bir çocuğun yeterli bir yetişkin olmasında büyük
etkisi vardır. Şimdiye kadar eğitimcileri ve çocuk bakımı
sağlayanları eğitmek için harcanan miktar askerleri eğitmek ve
öldürme yetisi kazandırmak için harcananın yanında çok az kalır. Bu
yüzden militarizmin insanların şiddeti ve ataerkiyi norm olarak
kabul ederek toplumsallaşmasında oransız bir rol oynaması mümkün
kılınmıştır. Harcama önceliklerinde değişim yaratarak toplumsal
cinsiyet egemenliğinin yapıcı birliktelikler üzerindeki iktidarına
izin veren toplumsallaşma sürecini değiştirmeye başlayabiliriz.
Lucinda Marshall feminist bir oyuncu, yazar ve aktivisttir.
Feminist Barış Ağı’nın kurucusu ve yardımcı moderatörüdür. www.
feministpeacenetwork.org
Şiddeti Yok Eden Erkekler’den Rus Ervin Funk ve Louisville,
KY’deki Kadın ve Aile Merkezi ile beraber geliştirdiği militarizm ve
kadına yönelik şiddet ile ilgili bir atölyenin yardımcı
kolaylaştırıcısıdır. Bu makale, bu atölyede sunulan materyallerden
bir kısmına dayanmaktadır.
Dipnotlar:
1. Evans, Patricia. The Verbally Abusive Relationship: How to
recognize it and how to respond, Avon Media Corporation, Avon,
Massachusetts, 1996, s. 29. Bu kitabın kişisel ilişkilerdeki güce
vurgu yapması, belirtilmesi gereken ilginç bir nokta.Kitabın başında
özel ve politik arasında bağlantı kuruyor.
2. Women, War, Peace and Violence Against Women,
www.womenwarpeace.org/isues/violence.htm.
3. " Rape So Common In D.R.C., It Is Considered Combat Injury", U.N.
Wire, 27 Ekim 2003 http://www.unwire.org/UNWire/20031027/449_9787.asp.
4."The Pentagon Takes Aim on Pornography", Kentucky Citizen Digest.
Mart, 1999, www.tffky.org/articles/1999/199903dc.htm.
5. Raja, Kanaga. "Women From Philippines And Former USSR Trafficked
Into South Korea For Sex", Third World Network Features, Eylül,
2002, www.twnside.org/sg/title/2396.htm
6.Herdy, Amy and Moffeit, Miles. "Female GIs Report Rapes In Iraq
War: 37 Seek Aid After Alleging Sex Assaults By U.S. Soldiers",
Denver Post, 25 Ocak 2004. Sadece son birkaç ayda, Irak’ın Birleşik
Devletlerce işgali sırasında körfez bölgesindeki askerlerin
bildirdiği, aktif görevden dönerken yardım arayan 37 kadın dahil, 88
cinsel saldırı olayı, gerçekleşmiştir. Kadınlar olay anında gerekli
yardımı bulamadıklarını belirtmişlerdir.
7. Herdy, Amy and Moffeit, Miles. "Betrayal In The Ranks: For Crime
Victims, Punishment", Denver Post, 16 Kasım 2003. Bu çok iyi makale
dizilerinden biridir.Bu hikaye açığa çıktıkça, gazeteciler bu hikaye
den bahsetmeye devam etmişlerdir.
8. "Air Force Academy: Few Cases Resolved", Kansas City Star, 5
Şubat 2003. 2003 Nisanında yeni liderlik başladığından beri Hava
Kuvvetleri Akademisinde 21 cinsel şiddet olayı gerçekleşmiştir.
Sadece dört olay karara bağlanmıştır ve bunlardan sadece biri
aleyhine suç davası açılmıştır. Bu olayda suçlu 100 saat sosyal
hizmetle cezalandırılmıştır.
9. "The Tailhook Scandal", 1994, www.galegroup.com/free.resources/whm/trials/tailhook.htm.
10. Ayrıca Herdy ve Moffeit'in "Betrayal In The Ranks: For Crime
Victims, Punishment"ından.
11. Bildiriler için bkz. www.rawa.org
12. "One In Three Women Worldwide Could Suffer Violence Directed At
Her Simply Because She Is UNIFEM, 24 Kasım 2003
http://www.unifem.org/pressreleases.php?f_page_pid=6&f_pritem_pid=149
13. "Sexual Assault Statistics", www.stopfamilyviolence.org.
14. Jefferson, LaShawn R., "Human Rights Watch World Report 2004, In
War as in Peace: Sexual Violence and Women's Status", Ocak 2004,
http://www.hrw.org/wr2k4/15.htm.
15. Dixit, Promila, Time Out! Women Call Premptive Strike For Peace:
Open Letter to the United Nations Security Council, Bahar, 2003.
WILPF’in bir üyesi olarak Promila Dixit,meşakkatle UNSC 1325’in
uygulanması için çalışıyor.
16. "International Obligations To Protect Women's Rights",
Uluslararası Af Örgütü, Ekim 2003
17. Eisler, Riane, "Work, Values and Caring: The Economic Imperative
For Revisioning The Rules of the Game", Birliktelik Çalışmaları
Merkezi, Pacific Grove, CA, 2003. Eisler’in “The Chalice and The
Blade: Our History, Our Future”u da bu konu üzerine eleştirel bir
okumadır.
Çeviren : Sezin (Feminist Kadın
Çevresi)
|