Amerika Gücünü Kaybederken
Noam Chomsky
6 Ağustos 2011
Çeviren: Taylan Doğan
Yazının orijinali için tıklayınız.
Political Science Quarterly dergisinin bu sayısında
Giacomo Chiozza şöyle yazıyor: “Sadece birkaç sene önce
benzersiz bir güç ve eşsiz bir cazibeyle dünyayı dev bir
heykel gibi birkaç adımda dolaştığı için şapka çıkarılan”
Birleşik Devletler’in “uğursuz bir şekilde nihai çöküş
ihtimaliyle yüzleşerek gerilemekte olduğu çokça konuşulan
bir temadır.”
Aslında bu tema konuşulmakla kalmıyor sadece, insanlar ona
yaygın şekilde inanıyorlar. Ve inanmalarının haklı sebepleri
var. Bununla birlikte, bazı açıklamalar yapmak yerinde olur. İlk
olarak, gerilemenin, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan
kudretinin en yüksek noktada olmasından bu yana sürdüğünü
söylemeliyiz. 1990’larda Körfez Savaşı sonrasındaki görkemli
zafer kazanmışlık duygusu ise büyük ölçüde kendini
kandırmacaydı.
En azından bile bile gözüne perde indirmeyenlerin bir başka
ortak teması ise, Amerika’nın gerilemesinde ülkenin kendisinden
kaynaklanan nedenlerin hiç de azımsanmayacak bir rolü olduğudur.
Bu yaz Washington’da sahnelenen ve ülkeyi iğrendirip dünyayı
şaşkına çeviren komik operanın, parlamenter demokrasi
kayıtlarında bir benzeri olmayabilir.
Manzara, maskaralığın sponsorluğunu yapanları bile korkutmaya
başladı. Şirketler iktidarı, şimdi kendi zenginlik ve
ayrıcalıklarının dayandığı o büyük yapının, çıkarlarına hizmet
eden güçlü Dadı Devletin, yönetime gelmesine bizzat katkıda
bulunduğu aşırılık yanlıları tarafından yıkılabileceğinden
endişe duyuyor.
Artık büyük ölçüde finansal bir nitelik taşıyan şirketler
iktidarının, siyaseti ve toplumu gölgede bırakması öyle bir
noktaya ulaştı ki şu aşamada artık geleneksel partilerle bir
alâkası kalmayan her iki siyasi örgütlenme de [Cumhuriyetçi
Parti ve Demokrat Parti –ç.n.] tartışılan belli başlı
meselelerde toplumun çok sağında kalıyor.
Halka göre ülke içindeki öncelikli sorunu işsizlik oluşturuyor.
Mevcut koşullar altında bu krizin üstesinden ancak, yakınlarda
ilan edilen paketin çok ötesine geçen kayda değer bir hükümet
teşvik paketiyle gelinebilir. Mevcut paket eyalet harcamaları ve
yerel harcamalardaki kesintiyi ancak karşılayabilmişti; fakat bu
sınırlı inisiyatif bile muhtemelen milyonlarca kişinin işsiz
kalmasını önlemiştir.
Finansal kuruluşlar içinse ülke içindeki birinci mesele, bütçe
açığı. Dolayısıyla sadece bütçe açığı tartışma konusu yapılıyor.
Washington Post ile ABC News’in ortaklaşa yaptığı bir
kamuoyu araştırması, toplumun büyük çoğunluğunun (yüzde 27’ye
karşı yüzde 72) bütçe açığına süper zenginleri vergilendirerek
çözüm bulunmasını desteklediğini bildiriyor. Sağlık
programlarında kesintiye gidilmesine ise ezici bir çoğunluk
karşı çıkıyor (yüzde 69 Medicaid, yüzde 78 Medicare sistemleri
için). Bu demektir ki muhtemel netice, bunun tersi olacak.
Uluslararası Politika Tutumları Programı (PIPA) halkın bütçe
açığını nasıl ortadan kaldırmak istediğini araştıran anketler
düzenledi. PIPA müdürü Steven Kull, “Açıkça görülüyor ki gerek
yönetim gerekse Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Temsilciler
Meclisi, halkın bütçeye ilişkin değerleri ve öncelikleriyle
uyuşmuyor” diye yazdı.
Anket, bu derin uçurumu şöyle örnekliyor: “Harcamalarda ortaya
çıkan en büyük ayrılık, halk savunma harcamalarında büyük
kesintiler yapılmasını isterken, yönetimin ve Temsilciler
Meclisi’nin ılımlı artışlar önermesi. Ayrıca halk meslek
ayabilmişti; fakat bu sınırlı inisiyatif bile muhtemelen milyonlarca kişinin işsiz kalmasını önlemiştir.
yönetimin veya Temsilciler Meclis’inin yapmış olduğundan daha
fazla harcama yapılmasını destekliyor.”
En son varılan “uzlaşma” –daha doğrusu aşırı sağa teslimiyet–
baştan aşağıya halkın tercihlerine ters düşüyor. Bu “uzlaşma”,
büyük olasılıkla daha yavaş bir büyümeye yol açacak ve uzun
vadede, rekor kârların tadını çıkaran zenginler ve şirketler
dışında herkesin zararına olacak.
İktisatçı Dean Baker’ın gösterdiği gibi, ABD’de özel sektörün
elindeki işlevsiz sağlık sisteminin yerine, kişi başına maliyeti
yarı yarıya daha düşük, tedavi sonuçları ise aynı veya daha iyi
olan başka endüstriyel toplumlardakine benzer bir sisteme
geçirilirse bütçe açığı ortadan kalkacak. Ancak bu seçenek
tartışma konusu dahi yapılmıyor.
Her ne kadar bu düşünce pek ütopik sayılamazsa da, finansal
kuruluşlar ve büyük ilaç endüstrisi bu tür seçeneklerin dikkate
alınmasını dahi engelleyecek güçteler. Finansal işlemlerden
küçük bir vergi alınması gibi başka makul seçenekler de benzer
nedenlerle gündemin dışında tutuluyor.
Bu arada düzenli olarak Wall Street’e müsrifçe yeni hediyeler
sunuluyor. Temsilciler Meclisi Ödenekler Komisyonu, finansal
sahtekârlığın önündeki öncelikli engel olan Menkul Kıymetler ve
Borsa Komisyonu’nun talep ettiği bütçede kesintiye gitti.
Tüketicileri Koruma Kurumu’nun faaliyetlerini eskiden olduğu
gibi sürdürmesi pek mümkün değil.
Gelecek kuşaklara karşı savaşında Kongre başka silahlar da
kullanıyor. New York Times’ın yazdığına göre, önemli bir
kamu hizmet kurumu olan American Electric Power,
Cumhuriyetçilerin çevre korumasına karşı muhalefetiyle
karşılaşınca, “bir termik santralden çıkan karbon dioksitin
tutulması için ülkenin başlattığı en önemli girişimi” rafa
kaldırdı; “böylece küresel ısınmadan sorumlu olan karbon
emisyonlarını dizginleme çabalarına ciddi bir darbe vurdu”.
Ülkenin kendi kendine vurduğu darbeler, her kadar giderek daha
güçlü hale geliyorsa da, yeni bir icat değil. Ulusal siyasi
ekonominin büyük dönüşümler geçirdiği ve genellikle (devlet)
kapitalizminin “Altın Çağı” olarak bilinen dönemin sonuna
gelindiği 1970’lere kadar geriye gidiyor.
Bu dönüşümün iki belli başlı unsurundan birisi finansallaşmaydı
(yatırım tercihinin endüstriyel üretimden finans, sigortacılık
ve gayri menkul alanlarına kayması)[i].
İkincisi ise, üretimin başka ülkelere kaydırılmasıydı. “Serbest
pazar doktrinleri”nin ideolojik zaferi –ki bu, her zamanki gibi
epeyce “seçici” bir “serbestlik”ti– başka darbelerin de
uygulanmasına yol açtı. Bu doktrinler, deregülasyon (ekonominin
kuralsızlaştırılması), yönetim kurulu başkanlarının (CEO’lar)
mükâfatlarını kısa vadeli kârlara endeksleyen şirket yönetimi
kuralları ve buna benzer başka politika kararlar olarak
karşımıza çıktı.
Böylece zenginliğin belirli ellerde yoğunlaşması, daha büyük bir
siyasi kudrete yol açtı ve toplumun yüzde 1’lik bir kesimi için
olağanüstü servetler yaratan bir kısır döngüyü ivmelendirmiş
oldu. Bu yüzde 1’lik kesim, büyük şirketlerin CEO’larından,
hedge fonların yöneticilerinden ve buna benzer kişilerden
oluşuyor. Diğer yandan, toplumun büyük çoğunluğunun gerçek
gelirleri neredeyse sabit kaldı.
Bu gelişmeye koşut olarak seçim kampanyalarının maliyetleri
tavan yaptı, böylelikle her iki partiyi şirketlerden daha fazla
finansman çekmeye yönlendirdi. Siyasi iktisatçı Thomas
Ferguson’ın Financial Times’da belirttiği gibi, her iki
parti de Kongre’de önde gelen mevkileri açık arttırmayla satan
kurumlara dönüştükçe, siyasi demokrasiden geriye kalan
unsurlarının altı daha fazla oyuldu.
Ferguson, “büyük siyasi partilerin, Walmart, Best Buy veya
Target gibi büyük ölçekli perakendecilerden bir uygulamayı ödünç
aldığı”nı yazıyor. “Gelişmiş dünyadaki meclislerde bunun bir
benzeri yoktur. ABD Kongresi’nde yer alan partiler şimdilerde
yasa yapma sürecindeki kilit mevkiler için fiyatlar belirliyor.”
Partiye en fazla finansman katkısı sağlayan milletvekili bu
mevkileri elde ediyor.
Fergunson’a göre bu durumun şöyle bir sonucu oluyor: Siyasi
tartışmalar büyük ölçüde bir avuç sloganın sürekli
tekrarlanmasına dayanıyor ve bunlar, parti liderliklerinin
kaynaklar için bel bağladığı ulusal yatırımcılara ve çıkar
gruplarına cazip geldikleri test edilerek kanıtlanmış olan
sloganlar”. Ülkenin ise canı cehenneme!
Altın Çağ sonrası yeni finansal kuruluşlar, büyük ölçüde sorumlu
oldukları 2007 krizi öncesinde toplam şirket kârları içindeki
paylarını üç kattan fazla arttırarak göz alıcı bir ekonomik güç
kazandılar. Krizden sonra bazı iktisatçılar, tamamen ekonomiye
faydası açısından bu kuruluşların işlevini araştırmaya başladı.
Nobel ödüllü iktisatçı Robert Solow, söz konusu finansal
kuruluşların genel etkisinin negatif olabileceği sonucuna vardı:
“Elde edilen başarılar reel ekonominin verimliliğine muhtemelen
ya çok az katkıda bulunuyor veya hiç bulunmuyor, meydana gelen
felaketler ise servetin vergi mükelleflerinden finansçılara
aktarılmasına yol açıyor.”
Finansal kuruluşlar, siyasi ekonominin arta kalan unsurlarını da
paramparça ederek ölümcül sürecin daha da ileri noktalara
taşınmasının zeminini hazırlıyor –kurbanları sessizce acı
çekmeye razı oldukları sürece buna devam edebilecekler.
_____________________________________________
[i] İngilizcede bu üç alan için FIRE
(yangın) kısaltması kullanılıyor: finance, insurance and
real estate
|