Hint-Amerikan anlaşmasına taş koymalı
Noam Chomsky
9 Ekim 2007
Çeviri:
Filiz ÜLGÜT
Yazının orijinali için
tıklayınız.
Nükleer silahlara sahip devletler, suç işleyen
devletlerdir. Nükleer Silahların Yayılmasını Önlenme
Antlaşması’nın (NPT) 6. maddesine uygun hareket etmek
gibi Uluslararası Adalet Divanı tarafından onaylanmış
bir yasal zorunlulukları var ve bu madde onları nükleer
silahları tamamen ortadan kaldırmak için iyi niyet
müzakereleri gerçekleştirmeye davet ediyor. Nükleer
silah sahibi ülkelerden hiçbiri buna riayet etmedi.
Antlaşmaya aykırı hareket edenlerin en başında ABD,
özellikle de kendilerinin 6. Madde’ye tabi olmadığını
bile ifade etmiş olan Bush yönetimi geliyor.
27 Temmuz günü Washington, Hindistan’la NPT’nin ana
fikrini hiçe sayan bir anlaşma yaptı; her iki ülkede de
buna yönelik ciddi bir muhalefet süregidiyor. İsrail ve
Pakistan gibi (ama İran’dan farklı olarak) Hindistan,
NPT’nin imzacıları arasında değil ve şimdiye dek bu
anlaşmanın dışında kalarak nükleer silahlar geliştirdi.
Bu yeni anlaşmayla Bush yönetimi bu yasadışı tutumu
fiilen destekliyor ve kolaylaştırıyor. Anlaşma ABD
hukukuna aykırı ve nükleer silahların yaygınlaşmasından
kaynaklanacak tehlikeyi azaltmak üzere katı kurallar
getiren 45 ülkeyi, yani Nükleer Tedarikçileri Grubu’nu
devre dışı bırakıyor.
Silah Denetim Derneği’nin başkanı Daryl Kimball,
anlaşmanın Hindistan’ın daha fazla nükleer test
yapmasının önünde engel teşkil etmediğini ve “inanılmaz
bir biçimde, ... Washington’ın Hindistan testlere devam
etse bile Yeni Delhi’nin başka ülkelerden yakıt tedarik
etmesini garanti altına almaya yardımcı olmakla sorumlu
kıldığını” ifade ediyor. Bu anlaşma aynı zamanda
Hindistan’ın “bomba üretimi için kendi sınırlı yerel
kaynaklarını serbestçe kullanabilmesine” olanak tanıyor.
Tüm bu adımlar, uluslararası nükleer silahların
yaygınlaşmasının önlenmesi antlaşmalarını doğrudan ihlâl
ediyor.
Hint-Amerikan anlaşması başkalarını da yasalara karşı
gelmeye teşvik edecektir büyük olasılıkla. Pakistan’ın
nükleer silahlar için bir plütonyum reaktörü inşa ettiği
söyleniyor; anlaşılan silah tasarımının daha gelişmiş
bir evresine geçiyorlar. Bölgenin nükleer süpergücü
İsrail, Hindistan’ınkine benzer ayrıcalıklar elde etmek
için bir süredir Kongre’de kulis faaliyetleri yapıyor ve
Nükleer Tedarikçileri Grubu’na bu grubun kurallarından
muaf tutulmak yönünde taleplerle başvurdu. Şimdilerde
Fransa, Rusya ve Avustralya, Hindistan’la nükleer
ticaret anlaşmaları yapmanın peşine düştü; tıpkı Çin’in
Pakistan’la yaptığı gibi –küresel süpergüç bu kapıyı
açtıktan sonra bunlar artık sürpriz değil zaten.
Hint-Amerikan anlaşması askeri ve ticari motivasyon
kaynaklarını iç içe barındırıyor. Nükleer silah uzmanı
Gary Milhollin, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın
Kongre’deki demecine dayanarak anlaşmanın “özel sektör
hiç akıldan çıkarılmadan gerçekleştirildiğini”
belirtiyor; özellikle de hava araçları ve reaktörler ve,
Milhollin’in vurguladığı gibi, askeri uçaklar. Anlaşma,
nükleer savaşın önündeki engelleri zayıflatarak, diye
ekliyor Milholllin, yalnızca bölgesel gerilimi
artırmakla kalmıyor aynı zamanda “nükleer bir patlamanın
bir Amerikan kentini yok edebileceği günü de
yakınlaştırıyor.” Washington'ın mesajı, “ihracat
denetimi ABD açısından paradan daha önemsiz”. Söz konusu
olan Amerikan şirketlerinin kârları – potansiyel tehdit
ne olursa olsun.
Kimball, ABD’nin Hindistan’a NPT’nin “tüm yükümlülük
ve sorumluluklarını yerine getiren ülkelerinkinden daha
lütufkâr nükleer ticaret koşulları” sağladığına işaret
ediyor. Dünyanın büyük bir bölümü ortadaki bu kinizmi
görmekten aciz değil. Washington, bir yandan bilindiği
kadarıyla NPT’yi ihlal etmemiş olan İran’ı savaşla
tehdit ederken bir yandan da NPT yasalarını bütünüyle
gözardı eden müttefiklerini ve müşterilerini
ödüllendiriyor. Üstelik İran’a yönelik olağanüstü
tahrikler var: ABD, İran’ın komşularından ikisini işgal
etti ve 1979’da Amerika’nın kontrolünden çıktığından bu
yana açıkça İran rejimini yıkmanın yollarını aradı.
Son birkaç yıl içerisinde Hindistan ve Pakistan, iki
ülke arasındaki gerilimi azaltmak yönünde adımlar attı.
Halklar arasındaki temas arttı ve hükumetler, iki ülkeyi
bölen pek çok önemli mesele üzerinde görüşüyor. Bu umut
vadeden gelişmeler, Hint-Amerikan nükleer anlaşması
yüzünden tersine dönebilir.
Bölgede güven tesis etmenin araçlarından biri,
İran’dan gelip Pakistan’dan geçerek Hindistan’a ulaşacak
bir doğal gaz boru hattı kurulmasıydı. “Barış boru
hattı” bölgeyi birbirine bağlayabilir ve daha kapsamlı
bir barışçıl entegrasyon için olanak yaratabilirdi. Boru
hattı ve onun vadettiği umut, Washington’ın Hindistan’a
İran gazına karşılık nükleer güç sunup böylelikle
düşmanı İran’ı tecrit etmek için alınacak önlemlerden
biri olarak gördüğü Hint-Amerikan anlaşmasının
zayiatlarından biri haline gelebilir – oysa Hindistan bu
şekilde İran’ın kendisine sağlayabileceğinin yalnızca
çok az bir kısmını elde edecek aslında.
Hint-Amerikan anlaşması, Washington’ın İran’ı tecrit
etmek için her türlü önlemi alma planının bir parçası.
ABD Kongresi 2006’da, ABD hükümetinin, “Birleşik
Devletler’in, kitle imha silahları elde etme
çabalarından dolayı İran’ı caydırma, tecrit etme ve eğer
gerekliyse yaptırıma tabi tutup bölgedeki nüfuzunu
kontrol altına almaya yönelik çabalarında Hindistan’ın
tam ve aktif katılımını sağlama”sını özellikle talep
eden Hyde Act yasasını geçirdi.
Amerikalıların - ve İranlıların - büyük bir
çoğunluğunun İran ve İsrail de dahil olmak üzere
bölgenin tamamını nükleer silahlardan arındırılmış hale
dönüştürmeyi tercih etmesi kayda değer. Ayrıca
Washington’ın Irak işgalini haklı gerekçelere dayandırma
arayışında olduğu sırada sürekli başvurduğu Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi’nin 3 Nisan 1991 tarihli ve
687 numaralı kararının, “Ortadoğu’nun kitle imha
silahlarından ve atış sistemlerinden arındırılması”
çağrısı yaptığını da hatırlamakta fayda var.
Kuşkusuz mevcut krizleri yatıştırmanın yolları
tükenmiş değil. Bu Hint-Amerikan anlaşması, taş
koyulmayı fazlasıyla hak ediyor. Nükleer savaş tehlikesi
son derece ciddi ve giderek de büyüyor; bunun kısmi
nedeni de nükleer silah sahibi devletlerin - bunların
başını Birleşik Devletler çekiyor - yükümlülüklerine
uygun davranmayı reddetmesi ya da bunları açıkça ihlal
etmesi. Bu son çaba da felakete doğru atılmış bir başka
adım.
ABD Kongresi, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve
Nükleer Tedarikçileri Grubu’nun veto etmesinin ardından
bu anlaşmaya müdahale etme şansı elde etti. Belki de
nükleer silahlar üzerinden avantaj sağlayıp oyunu
kazanmaya bakanlardan bıkan halkın hislerine tercüman
olup anlaşmayı reddedebilir. İlerlemek için en iyi yol,
türlerin devamlılığının risk altında olduğunu görüp
küresel nükleer silahsızlanma gereksiniminin peşine
düşmek.
Gazeteport'tan
alınmıştır.
|