Tortilla Savaşları ve Dünya Düzeni
Noam Chomsky
18 Haziran 2007
Kaynağını dünya düzeni denen şeyden alan kaos, eğer o
düzenin yapısını belirleyen güce maruz kalan
taraftaysanız, acı verici olabilir. Dönen entrikaların
içine kimi zaman tortillalar bile dahil oluyor.
Son zamanlarda, Meksika'nın pek çok bölgesinde
tortilla fiyatları, yüzde 50'nin üzerinde artış
gösterdi. Ocak ayında Mexico City'de onbinlerce işçi ve
çiftçi, tortilla fiyatlarının inanılmaz bir hızla
yükselmesini protesto etmek üzere kentin merkezindeki
Zocalo Meydanı'nda bir gösteri yaptı. Buna karşılık
olarak, Devlet Başkanı Felipe Cal-deron yönetimi,
tortillaların ve mısır ununun fiyatını sınırlandırmak
üzere Meksikalı üretici ve satıcılarla anlaşmaya vardı;
çok büyük olasılıkla geçici bir çare...
ETİL ALKOL ETKİSİ...
Meksikalı işçilere ve yoksullara yönelik, gıda
hammadelerinde fiyat artışı tehdidine, bir bakıma, etil
alkol etkisi diyebiliriz. ABD'nin, ana kaynakları hiç
kuşkusuz dünya düzenine daha sertçe kafa tutan
bölgelerde bulunan benzinin yerine kullanılabilecek bir
enerji alternatifi olarak mısırdan elde edilen etil
alkole hücum etmesinin sonuçlarından biri. Etil alkol
etkisi, ABD'de de diğer tahıllar, çiftlik ve kümes
hayvanları dahil olmak üzere geniş bir yelpazede gıda
fiyatlarının yükselmesine neden oldu.
TERAZİ HEP GÜÇLÜDEN YANA...
Ortadoğu'daki istikrarsızlık ve Amerika kıtasında bir
ailenin beslenme gereksinimlerini karşılamanın bedeli
arasındaki bağlantı, doğrudan değil elbette. Ancak
uluslararası ticaretin her alanında olduğu gibi, terazi
güçlüden yana ağır basıyor. ABD'nin dış politikasının en
önde gelen hedeflerinden biri, uzun zamandır, ABD
şirketlerinin pazarlara, kaynaklara ve yatırım
fırsatlarına serbestçe ulaşabileceği bir küresel düzen
yaratmak. Bu hedefe genellikle "serbest ticaret"
deniyor; inceleme altına alındığında çabucak sönen bir
balon. Dünya egemenliğinde ABD'nin selefi İngiltere'nin,
ulusun tüm rakiplerinden çok daha büyük bir endüstriyel
güç elde etmesine yardım eden ve 150 yıl süren devlet
müdahalesi ve zorbalığın ardından, 19. yüzyılın ikinci
yarısında serbest ticareti benimserken hayal ettiğinden
çok da farklı bir şey değil bu. ABD, aşağı yukarı aynı
yolu izledi. Genel olarak güçlü devletler, kendi
korumaları altında bulunan ekonomik çıkarların zarar
görmeyeceğine ikna olduklarında sınırlı bir düzeyde
serbest ticarete girmeye isteklidir. Bu, dünya düzeninin
başlıca niteliklerinden biri olageldi ve bugün de öyle.
Etil alkol piyasasındaki patlama bu şablona uyuyor.
Foreign Affairs dergisinin son sayısında tarımsal
ekonomi uzmanları C. Ford Runge ve Benjamin Senauer'in
belirttiği gibi, "biyolojik yakıt endüstrisi, uzun
zamandır piyasa hükümleri tarafından değil iyaset ve
birkaç büyük şirketin çıkarları tarafından yönetiliyor,"
özellikle de en büyük etil alkol üreticisi olan Archer
Daniels Midland tarafından. Etil alkol üretimi, bol
miktarda devlet sübvansiyonu ve çok daha ucuz, daha
verimli olan şeker bazlı Brezilya etil alkolünü uzak
tutan çok yüksek gümrük vergileri sayesinde oldukça
kârlı.
BUSH, LULA'YLA ANLAŞTI AMA...
Mart ayında, Başkan Bush'un Latin Amerika gezisi
esnasında elde edilen tek müjdeli kazanım, Brezilya ile
ortak etil alkol üretimi gerçekleştirilmesi konusunda
anlaşmaya varılmasıydı. Ancak Bush, bir yandan
başkalarına serbest ticaret konusunda nutuklar atarken,
ABD'li üreticileri koruyan yüksek gümrük vergilerinin
sabit kalacağını ve tabii ki devletin bu endüstriyi
çeşitli biçimlerde sübvanse etmeyi sürdüreceğini de
ısrarla vurguladı. Büyük miktarlardaki, vergi
mükelleflerinin desteğiyle elde edilen tarımsal
sübvansiyonlara rağmen mısır -ve tortilla-fiyatları
hızla tırmandı. Buna yol açan etkenlerden biri, ithal
edilen ABD mısırının endüstriyel tüketicilerinin,
giderek daha büyük oranlarda, tortilla yapımında
kullanılan ve daha ucuz olan Meksika kaynaklı mısır
türlerini satın alması. Aynı zamanda 1994 tarihli, ABD
destekli NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması)
Anlaşması da bu durumda kayda değer bir rol oynuyor ve
bu rol, büyük olasılıkla giderek büyüyecek. NAFTA'nın
yarattığı eşitsizlik etkisinin tahmin edilen
sonuçlarından biri, ziyadesiyle sübvanse edilen tarım
ihracatçılarının Meksika'yı basması ve Meksikalı
üreticileri topraklarından sürmesiydi.
Meksikalı ekonomist Carlos Salaş, 1993'e kadar süren
istikrarlı bir yükselişin ardından, NAFTA'nın yürürlüğe
girmesiyle tarımsal istihdamın, özellikle mısır
üreticiliği alanında düşüşe geçtiğini gösteren verileri
inceliyor. Onun ve diğer ekonomistlerin vardığı sonuç,
bu durumun NAFTA'nın doğrudan sonuçlarından biri olduğu.
Meksikalı tarımsal işgücünün altıda biri, NAFTA'nın
yürürlükte olduğu süreçte yer değiştirdi ve bu halen
süren, ekonominin diğer sektörlerindeki ücretleri
azaltan ve ABD'ye göçü teşvik eden bir süreç.
Central Campesina Cardenista grubunun genel sekreteri
Max Correa'nın hesaplarına göre, "yabancı üreticilerden
satın alınan her beş ton karşılığında bir tarım işçisi,
göçmen adayı haline geliyor." Başkan Clin-ton'ın, daha
önce oldukça serbest olan Meksika sınırına 1994'te,
NAFTA'nın uygulanmaya başlanmasıyla beraber askeri
güçler yerleştirmesi, herhalde, tesadüften öte. "Serbest
ticaret" rejimi Meksika'yı gıda bakımından kendi kendine
yeter olmaktan çıkarıp ABD ihracatına bağımlı olmaya
doğru sürüklüyor. Ve ABD'de mısırın fiyatı, büyük
şirketlerin ve devlet müdahalelerinin kam-çılamasıyla
arttıkça, hammadde fiyatının Meksika'daki keskin
yükselişini sürdüreceğini öngörebiliriz. Runge ve
Senauer'e göre biyolojik yakıtlar, büyük olasılıkla
dünya çapındaki yoksulları giderek daha da artan biçimde
açlığa sürükleyecek, çünkü hamma-deler, ayrıcalıklı
sınıflar için etil alkol üretiminde kullanılıyor -kötüye
alamet örneklerden biri Afrika'daki Sahra Çölü'nde
bulunan manyot bitkisi. Bu arada, Güneydoğu Asya'da
tropikal ormanlar, biyolojik yakıt elde etmek üzere
kullanılan yağlı palmiye ağaçları için temizlenip
yakılıyor ve mısır bazlı etil alkol üretiminin ABD'de de
bazı tehditkâr çevresel etkileri mevcut.
ACİLEN ADİL TİCARET
Tortillaların yüksek fiyatları ve dünya düzeninin
başka, daha zalim kaprisleri, olayların Ortadoğu'dan
Ortabatı'ya nasıl da birbirleriyle bağlantılı olduğunu
gözler önüne seriyor ve açlıkları, insanî bedeli ne
olursa olsun, kâra, büyük ölçüde egemen oldukları devlet
tarafından korunan ve sübvanse edilen şirket çıkarlarına
yönelik ekonomik hayata hâkim gruplar arasında değil
halklar arasında yapılacak gerçek anlamda demokratik
anlaşmalara dayanan ticaret anlayışını yerleştirmenin
aciliyetini ortaya koyuyor.
Makalenin orijinali için
tıklayınız.
Çeviren: Filiz Ülgüt
www.gazeteport.com adlı siteden alınmıştır.
|