Yeniden İnşa Soygunu

Naomi Klein

26 Haziran 2004



Bağdat’tan iyi haberler var: Amerika’nın yeniden yapılandırma işi için 18.4 milyar doların gerekli olduğunu öngören Proje Yönetim Ofisi (PYO) sonunda gerçekleştirebileceği bir amaç belirledi. Hiç şüphe yok ki, elektrik savaş öncesi seviyesinin altında, sokaklar lağım nehirlerine dönmüş durumda ve öldürülen Iraklıların sayısı iş bulanlardan daha da fazla. Ama şimdi, PYO, çalışanlarını “suikast, kaçırılma, yaralanma”dan ve -dikkatinizi çekerim, “utanç duymak”tan- koruması üzere ünlü İngiliz firması Aegis ile anlaştı. Aegis PYO çalışanlarını şiddetli saldırılardan korumayı başarabilecek mi bilemiyorum, peki ya utanç duymaktan? Aslında bu görevin çoktan tamamlandığını söylemeliyim. Irak’ın yeniden yapılandırılmasından sorumlu insanlar utandırılamazlar; çünkü açık bir biçimde utanç duygusuna sahip değiller.

Haziran’ın 30’unda Irak yönetiminin el altından devredilmesine kadar geçen süre zarfında (üzgünüm buna yetki devri diyemeyeceğim), Amerikan işgal güçleri savaştan zarar görmüş insanlara yardım için gönderilen paraları hasır altı etmeye çalışırken hiç de utanmadılar.

Dışişleri bakanlığı içme suyu projesi için 184 milyon dolar tahsis etti, sonrasında da bunu Saddam Hüseyin’in eski sarayında bulunan yeni savurgan Amerikan elçiliğinin bütçesine aktardı. Dışişleri bakan yardımcısı Richard Armitage büyükelçilik için 1 milyar dolara ihtiyaç duyunca, Paul’e vermek üzere kendi emrindeki Peter’dan çalınabileceğini söyledi. Public Citizen adlı tüketici grubunun yaptığı yeni bir araştırmaya göre, Armitage’ın soyduğu aslında, kirli su içtikleri için “kolera, ishal, bulantı ve böbrek taşı” gibi salgın hastalıklarla karşı karşıya olan Irak halkıydı.

Eğer işgal kumandanı Paul Bremer ve ekibi utanma yetisine sahip olsalardı kongrenin tahsis ettiği 18.4 milyar doların yalnızca 3.2 milyar dolarını harcamış olmaktan dolayı biraz mahcubiyet duyarlardı -yeniden yapılanma bu yüzden planlanan tarihin çok uzağına düşmüştü. Bremer önceleri paranın Irak egemenliğini kazandığı zaman harcanacağını söylüyordu, ama anlaşılan başka birinin daha iyi bir fikri vardı: harcamaları beş yıla böl ki, Büyükelçi John Negroponte söz konusu parayı iktidarını güçlendirmek için kullanabilsin. Ortada ödenmemiş bir 15 milyar dururken, Iraklı politikacıların Amerika’nın askeri üsler ve ekonomik reformlar ile ilgili taleplerini reddetmeleri ne kadar mümkün olabilir ki?

Paralarının gitmesini istemeyen bazı utanmazlar Iraklılara ait fonlara sulanırken hiç de kaygı duymadılar. İşgal güçleri yetki devriyle birlikte Irak’ın petrol rezervlerinin kontrolünü elde tutmak için giriştiği savaşı kaybettikten sonra gelirlerin 2,5 milyar dolarına el koydu ve şimdi bu parayla Amerikan dolarlarıyla teminat altına alınmış projelere yatırım yapıyor.

Ama eğer mali skandaller sizi utandırıyorsa, Irak’ın bütünüyle yeniden yapılandırılması da hayli alçaltıcı gelecektir. Projenin mimarları başından beri olaya Iraklıların ülkelerini geri istemelerini sağlayabilecek türden bir New Deal bayındırlık projesi olarak bakmayı reddettiler. Onun yerine buna, özelleştirme üzerine yapılan ideolojik bir deneymiş gibi yaklaşıldı. Çoğu Amerikalı olan çokuluslu şirketlerin rüyası, Iraklıların arasında yayılmak ve hızları ve verimlilikleri ile onların gözlerini kamaştırmaktı.

Iraklılar başka bir şey gördüler: ümitsizce ihtiyaç duydukları işler Amerikalılara, Avrupalılara ve Güney Asyalılara gidiyordu; Irak’taki fabrikalara acil durum jeneratörleri dahi sağlanmamışken, yollar yabancı fabrikalarda üretilmiş stokları nakleden kamyonlarla dolmuştu. Sonuç olarak yeniden inşa, savaşın yaralarını sarmak olarak değil, işgalin kapsamının genişletilmesi, başka bir yabancı istilası türü olarak görüldü. Ve böylece direniş büyüdükçe, yeniden inşanın kendisi birincil hedef haline geldi.

Müteahhitlerin cevabı daha da fazla işgalci bir ordu gibi davranmak oldu: yeşil alan içine özenle kaleler inşa ettiler -şehrin içine surlarla çevrili bir şehir daha kurarak işgal güçlerine mesken tuttular- ve etraflarını paralı askerlerle çevirdiler. Ve nefretin maliyeti de büyüktür. Son tahminlere göre, güvenlik harcamaları yeniden inşa sözleşmelerinin % 25’ini oluşturuyor -bu, hastanelere, su arıtma tesislerine ya da telefon santrallerine harcanmayan paradır.

Bu sırada, Irak’taki müteahhitlere ani ölüm poliçeleri satan sigorta acentelerinin primleri, toplam ücretlerin %30’una varan sigorta bedelleri sayesinde iki katına çıkmış durumda. Bu şu anlama geliyor: Irak’taki insanlara yardım için bölgeye giden şirketler bütçelerinin yarısını yine bu insanlardan korunmak ve onlara karşı silahlanmak üzere harcıyorlar. Ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nden Charles Adwan’ın Amerikan Ulusal Radyosu’ndaki Marketplace (Pazaryeri) adlı programda yaptığı açıklamaya göre, Amerika’nın Irak için yaptığı harcamaların en az % 20’si yolsuzluklar yüzünden kayboluyor. Gerçekten yeniden inşa için kalan nedir? Hesaplamaya kalkışmayın.

Müteahhitler, hızları ve verimlilikleri açısından bir örnek teşkil etmekten çok, oluşmasında pay sahibi oldukları düşmanlığın yarattığı korku yüzünden zorlukla hareket edebilen, pahalı, yetersiz, hantal yük hayvanlarına benziyorlardı. Sorun yedek lastik taşımadıkları için 85.000 dolarlık kamyonları yolda bırakan Halliburton şoförlerini konu alan en son haberleri aşıyor. Özel müteahhitler Ebu Garip’teki mahkumlara yapılan işkencelerde de başrolde olmakla suçlanıyorlar. Anayasal Haklar Merkezi, Titan ve CACI International şirketlerine açtığı çok önemli bir kamu davasında, bu şirketleri “sorgulama servisleri”ne talebi arttırmak için “aşağılama, işkence ve tecavüz” gibi yöntemlerin uygulanmasında işbirliği yapmakla suçladı.

Ve işte Aegis; Proje Yönetim Ofisi’ni utançtan kurtarmak üzere 293 milyar dolar ödenen şirket. Aegis’in yönetim kurulu başkanı Tim Spicer’ın da utandırıcı bir geçmişi var gibi görünüyor. Kendisi 90’larda Papua Yeni Gine’de isyanların bastırılmasına ve darbe yapılmasına yardım etti, ve Sierra Leone’de silah ambargosunun kırılması için bir plan hazırladı.

Irak’ı işgal edenler utanma yetisine sahip olsalardı, daha katı kısıtlamalar getirerek de karşılık verebilirlerdi. Fakat aksine, Cumhuriyet senatosu üyeleri yakın bir tarihte yapılan özel müteahhitlerin mahkumları sorgulamasını engelleme girişimini başarısız kıldı, ve çok yüksek fiyat isteyen müteahhitlere ağır cezalar verilmesine dair bir öneriyi de veto etti. Bu arada Beyaz Saray da Irak’taki Amerikan müteahhitlerle ilgili soruşturmalar karşısında dokunulmazlık elde etmeye çalışıyor, ve yeni Başbakan Iyad Allawi’den soruşturulmaların dışında tutulmayı talep ettiler bile.

Allawi, kendisi de bir nevi Amerikalı müteahhit sayılabileceği için bunu onaylayacak gibi görünüyor. Kendi savunma bakanı direnişçilerden ”Kafalarını keseceğiz, boyunlarını vurduracağız" şeklinde bahsederken, eski bir CIA ajanı olan Allawi sıkıyönetim ilan edeceği tehdidinde bulundu bile. Irak yönetiminin son taşeronculuk başarısı da, daha da acımasız olan vekillerle yan sözleşmeler yapmaktı. Bir diktatörlüğü devirmek üzere yapılan bir işgalden sonra bu utanç verici mi? Hiç de değil, bu tam da işgalcilerin “egemenlik” dedikleri şey. Aegis’tekiler rahatlayabilirler -utanç söz konusu bile olmayacak.

Bu makalenin başka bir versiyonu ilk önce Nation’da yayınlandı.

Çeviren : Özlem (Feminist Kadın Çevresi)