Gazze Felaketi
Nafeez Mosaddeq Ahmed
14 Ocak 2009
Çeviren: Mustafa Yıldız
Yazının orijinali için tıklayınız.
İsrail Gazze’deki savaşın Hamas’ın roket saldırılarını
durdurmak amaçlı olduğunu iddia ediyor ve bu saldırıların devam
etmesi altı aylık ateşkes süreci için apaçık bir ihlal teşkil
ediyor. Yani askeri harekatın hedefi, roket saldırılarını sona
erdirmekten ibaret. Aslına bakarsak, iki taraf arasında patlak
veren bu şiddet olaylarını şunları analiz ederek anlayabiliriz:
askeri mücadelenin asimetrileri, İsrail işgalinin özellikleri
bağlamında ihtilafın dinamik yapısı, Gazze’de azımsanamayacak
miktardaki doğal gaz rezervi keşfinin oynadığı ana rol, kazançlı
(ve stratejik) enerji kaynakları üzerinde tekel oluşturabilmek
için Mahmud Abbas’ın El Fetih Partisi’nin kontrolündeki
yozlaşmış Filistin Yönetimi’yle bağlantılı bir siyasi süreç
içerisinde yürütülen girişimleri. Ancak Hamas’ın 2006
seçimlerinde elde ettiği görülmemiş zafer bu planları temelinden
sarstı. İsrail’in eş zamanlı askeri girişimi olan Kurşun Dökme
Operasyonu, 2008’in başlarında bir savaş planı olarak faaliyete
geçirilmişti. Bu operasyonun detayları, İsrail askeri
istihbaratı tarafından 2001 yılı gibi bir tarihte
oluşturulmuştu. Aralık 2008’in sonlarından Ocak 2009’un
başlarına doğru gerçekleştirilmesinin amacı ise, sadece İsrail
yerel seçimlerini değil, ama daha önemlisi belki de Hamas’ın
iktidarını güçlendirecek yaklaşmakta olan demokratik Filistin
seçimlerini engellemektir. Böylece İsrail, jeopolitik ve
ekonomik güçlerin dengesini daimi olarak kendi tarafına
çevirebilecek. Uzun vadede amaç ise İsrail saldırılarını
sıklaştırarak en sonunda Filistinli göçünü artırmak için işgal
edilmiş toprakları küçük parçalara bölmek.
Orantısız Şiddet: 700’e 4
Şiddetin ilk sorumlusu kim? Kararı siz verin:
Yaklaşık 700 Filistinli öldü ve 3.000 kadarı da yaralandı.
Yarısını çocukların oluşturduğu en az 13.000 sivil, şu anda
moloz yığınına dönen evlerini terk etmek zorunda kaldı.
(Çocukları Koruma Birliği, 02.01.09) Kudüs merkezli B’Tselem
(İşgal Edilmiş Topraklardaki İnsan Haklarını Koruma İsrail
Merkezi) gibi İsrailli insan hakları grupları, kasıtlı olarak
Gazze’deki sivil nüfusu hedef alarak İsrail ordusunun savaş suçu
işlediğini onaylıyorlar.
Söylediğim gibi işte örnek haberler: The London Guardian’ın
bildirdiğine göre “Gazze’deki BM okuluna atılan İsrail topları
onlarca insanı öldürdü”. “Cebaliye mülteci kampındaki BM
okulunun dışında patlayan iki İsrail tank mermisi” kırktan fazla
Filistinlinin ölümüne neden oldu, “yüzlerce insan devam eden
İsrail saldırılarından bu okula sığınmıştı.” Düzinelerce insan
yaralandı. Yetkililere göre tam olarak okul hedef alınmıştı.
Ayrıca başka bir yerde “yedisi küçük çocuk olmak üzere bir
ailenin oniki üyesi, Gazze şehrine düzenlenen hava saldırısı
sonucunda kendi evlerinde yaşamını yitirdi.” Saatler önce ise
“Gazze şehrindeki başka bir BM okulu olan Esma ilkokulunun
İsraillilerce bombalanması sonucu hepsi kuzen olan üç genç adam
öldü.” Bu okulda “Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’daki
evlerini terk edip sığınak arayan” 400 kadar Filistinli
bulunmaktaydı.
Yabancı gazetecilerin Gazze’ye girişi hiçbir makul sebep
olmadan yasaklandığı için İsrail kuvvetlerinin kasıtlı olarak
neden olduğu toplu sivil katliamları ve altyapı hasarlarıyla
ilgili B’Tselem gibi İsrailli insan hakları grupları yoğun
biçimde rapor vermekteler. B’Tselem’in bildirdiğine göre
İsrailli yetkililer, tüm Filistin halkının Hamas’a yardım ağı
oluşturabileceğini bu yüzden de meşru hedefler haline
geleceklerini söylüyor. Ancak daha kötüsü B’Tselem’in gün
ışığına çıkardığı öyküler çok daha korkunç. Bunların çoğu ana
akım medya uzmanlarınca görmezden geliniyor, işte bazı örnekler:
1 Ocak 2009’da İsrail kuvvetleri Cebaliye mülteci kampında
dört kadın ve onbir çocuğu öldürdü. B’Tselem şu yorumda
bulunuyor: “Bu derece büyük sivil kayıplar, ciddi anlamda
uluslararası savaş hukuku ihlali anlamına geliyor ve askeri
açıdan hiçbir şekilde haklılaştırılamaz.” (B’Tselem, 04.01.09)
İsrailli insan hakları grubu, olanları teyit eden onlarca görgü
tanığının belgelerine sahip. 4 Ocak’ta “Gazze şehrinin dışındaki
bir taksiye askerler tarafından bir tanktan ateş açıldı. Aracın
içindeki dört çocuk, annelerinin ve başka bir kadının ölümüne
tanık oldular.” 27 Aralık’ta “üç ve altı yaşlarında iki küçük
Filistinli çocuk bahçedeki tavukları beslemek için evlerinden
dışarı çıktılar. Daha kümese varamadan yanlarındaki evin
bombalanması sonucu evleri vuruldu.” Üç yaşındaki çocuk yaşamını
yitirdi.
Bunlar yaşanmakta olanların daha çok az bir kısmı. Diğer
İsrailli insan hakları grupları, BM yetkilileri, Uluslararası Af
Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Çocukları Koruyalım ve
daha onlarca güvenilir bağımsız örgüt; İsrail’in ayrım
gözetmeksizin tüm Filistin halkını hedef aldığını doğruluyor.
İsrail, yerleşim bölgelerini bombalıyor, enerji santrallerini
yok ediyor, kanalizasyon sistemlerini havaya uçuruyor,
hastahaneleri imha ediyor ve yolları tahrip ederek herşeyi kanlı
bir moloz yığınına dönüştürüyor.
Aralıkta başlayan ihtilafta, yüzlerce Filistinli yaşamını
kaybetti, binlercesi yaralandı ve on binlercesi evsiz kaldı; bu
rakamları Hamas’ın roket saldırılarını sonucu ölen sadece dört
İsrailliyle karşılaştırın. (Guardian, 03.01.09) Tabii ki de bu
ölümler çok korkunç ve sert bir şekilde kınanmalı. Ancak bu
ölümler sistemli bir biçimde uygulanmış toplu katliamlar değil.
Bu katliamlar, İsrail’in devlet terörü üzerine kurulu hükmü
altındaki Filistinlilerin son on yıldır yaşamakta oldukları
şeylerin ta kendisi.
Uzun Vadeli Manzara: 5000’e 14
Şu örneği düşünelim: İsrail Savunma Kurulu, 19 Eylül 2007’de
oy birliğiyle tüm Gazze Şeridi’ni sadece devam etmekte Hamas’ın
roket saldırıları yüzünden “düşman bölge” olarak ilan etti. Buna
karşı roket saldırıları, bugün olduğu gibi o zaman da, ayrım
yapmadan devam eden İsrail bombardımanlarına bir karşılıktı.
Ocak 2007’de İsrail Savunma Kuvvetleri, üç gün süren bir hava
saldırısı düzenledi ve 30 Filistinliyi öldürdü. 17 Ocak’ta ise
Gazze Şeridi tam bir ablukaya alındı. Buna karşılık olarak
İsrail’e bu ayın 15’i ve 18’inde Hamas tarafından 150’den fazla
roket ve havan topu atıldı. Bunlar hiçbir İsraillinin ölümüne
veya yaralanmasına neden olmadı ancak aynı dönem içerisinde
yaklaşık 700 Filistinli (78’i çocuk 224 sivil) İsraillilerin
yargısız infazları sonucu öldürüldü.
Aslında yedi yıla aşkın ihtilaf sürecinde Hamas roketleriyle
öldürülen İsraillilerin toplam sayısı ondört. Gelişmiş Amerikan
ve İngiliz destekli askeri ekipmanlara sahip İsrail
kuvvetlerinin öldürdüğü Filistinli sayısı ise tahminen beş bin.
(Guardian, 30.12.08) The Guardian’ın bildirdiğine göre “ilk
dalga saldırılarda ölenler arasında otobüs bekleyen sekiz küçük
öğrenci ve Cebaliye’den aynı ailenin üyesi yaşları birle oniki
arasında değişen dört kız var.”
Ateşkesi Kim Bozdu?
Altı aylık geçici ateşkesin İsrail tarafından ihlal edilmesi
tarihi kayıtlarla ilgili bir konu. 4 Kasım 2008’de İsrail
kuvvetleri gece vakti Gazze’ye saldırarak altı Filistinliyi
öldürdü ve Hamas roketlerini susturdu. (Guardian, 05.11.08) Son
aralık ayında İsrail misilleme saldırıları için 48 saatlik bir
ateşkes ilan etti. BM Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma
Örgütü’nden bir yetkili bildirdiğine göre İsrail, Hamas hükümet
binaları üstüne yüzlerce ton bomba atma fırsatını ele geçirerek
bu durumu ihlal etti. (Ha'aretz, 30.12.08)
Filistin Direnişinin Ana Nedeni: İşgal Edilen Topraklarda
Uygulanan Yapısal Soykırım
Hamas’ın demokratik seçimlerle iktidarı elde etmesinden
sonra, İsrail 2005’te 1.5 milyon Filistinlinin elektrik, yakıt,
yiyecek, ilaç ve yaşamsal bakım malzemesi ve yedek parça
ihtiyacını gözardı ederek Gazze’ye acımasız bir kuşatma
uyguladı. Su ve sağlık hizmetleri kötüleştikçe açlık ve
hastalıklar arttı. Bunun sonucunda ölüm oranları yükselmeye
başladı. Oxfam gibi uluslararası yardım kurumları büyük bir halk
sağlığı krizine yönelik uyarılarda bulundu.
BM Filistin Bölgesi İnsan Hakları Özel Raportörü Richard
Falk’a göre tüm bir sivil nüfusun yaşamını tehdit eden İsrail’in
Gazze kuşatması bir soykırım amacını açığa çıkarıyor:
“Filistinlilere uygulanan muameleyi Nazi vahşetine
benzetirsek olanları sorumsuzca abartmış mı oluruz? Bence hayır.
Gazze’deki son gelişmelerin bu derece ürpertici olmasının nedeni
şudur: yaşanmakta olan şeyler, İsrail ve müttefiklerinin tüm bir
insan topluluğunun yaşamını ölüm tehdidiyle dolu, son derece
korkunç koşullar içine sürükleme amacını apaçık ortaya
çıkarmıştır. Yaşananların bir soykırım olduğu iddiası, dünya
hükümetleri ve uluslararası kamuoyunu mevcut soykırım
amaçlarının tam bir felakete dönüşmesini bir an önce
engellemeleri için yapılan bir çağrı anlamıma gelmektedir...
Ancak ABD’nin İsrail’e verdiği desteği ve Avrupa hükümetlerinin,
Hamas’ın Filistin’deki siyasi iktidarını yok etmeye
odaklandıklarını düşünürsek, BM’nin bu krize karşı bir şey
yapmasını beklemek hiç de gerçekçi olmayacaktır.”
"İşte bu da önceden hazırladığım..."
Kuşatma, “Kurşun Dökme Operasyonu” olarak bilinen uzun süreli
askeri harekat için zemin hazırlayan bir stratejiydi. Hamas’ın
roket saldırılarını durdurmak amaçlı olduğu ileri sürülse de, bu
operasyon 2008’in sonunda başlatılmasından altı ay önce
planlanmıştı.
Ottawa Üniversitesi’nden Kanadalı analizci Michel
Chossudovsky, Kurşun Dökme Operasyonu’nun aslında “ilk defa
2001’de Başbakan Ariel Sharon hükümetince düzenlenen daha geniş
bir askeri istihbarat programının” sonucu olduğunu ortaya
çıkardı. Bu programla, “planlanmış bir insanlık felaketi”
yaratmak amaçlanıyordu. Ayrıca direnişi kırıp İsrail kontrolünü
artırmak ve Filistinlilerin göçünü hızlandırmak için toplu sivil
kayıpları ve korku ortamı oluşturmak isteniyordu. İsrail
yetkililerinin her zaman iddia ettiğinin aksine askeri
hedeflerin vurulması bahsedilen amaca göre ikinci planda
kalıyor.
Bu hususta Aralık 2008’de başlayan operasyon, aslında 2001’de
“Dagan Planı” olarak bilinen Haklı İntikam Operasyonu’nun hayata
geçirilmesi anlamına geliyor. Bu operasyon, ismini kurucusu olan
emekli general ve şu anki Mossad şefi olan Meir Dagan’dan
alıyor. Bu operasyonun amacı “Filistin yönetiminin altyapısını”
yok etmek, ayrıca “Filistinli birçok silahlı kuvvetin
silahlarını ele geçirip liderlerini defetmek veya öldürmekti.”
Bu stratejinin nihai etkisi Gazze’nin İsrail işgaline karşı
siyasi ve askeri direnişinin ortadan kalkması olabilir. Bu ise
siyasi olarak asimile olmuş El Fetih partisinin sözde kontrolü
altındaki işgal edilmiş toprakların zorla “küçük parçalara
bölünmesine” izin verecek.
Şu ana kadar binlerce Filistinlinin ölümüne ve yaralanmasına
yol açan bu operasyonun boyutlarının tahmin edilenden çok daha
büyük olacağına dair birçok göstergeler var. Savunma Bakanı
Yardımcısı Matan Vilnai’nin İsrail Askeri Radyosu’na söylediği
şu sözler de bunları doğruluyor: Filistinliler, “başlarına daha
büyük bir felaket örecekler, çünkü kendimizi tüm gücümüzle
savunmaya devam edeceğiz.”
1999’dan Sonra: Kaynak Çatışmasının Yeri, Gazze
Şimdiki soruysa tabii ki: neden? Uzmanlar, yaklaşan İsrail
seçimleriyle olan çarpıcı tesadüfe işaret ediyor. Güney
Lübnan’daki korkunç Hizbullah yenilgisinin ardından bir güven
tablosu yaratabilmek için Olmert hükümetinin, bu şeçimlerde yeni
yöntemler bulması gerekiyor. Yurt içindeki skandalların
etkisinden söz etmiyorum bile. Ancak bundan daha önemli olan ise
yakın tarihteki Filistin seçimlerinin oynayacağı rol. Eylül 2008
itibariyle İsrail’in politik gözlemleri, işgal edilen
topraklarda patlamakta olan bir “anayasa krizine” dikkat
çekiyor. Bu kriz, “Hamas ve El Fetih’in bir sonraki Filistin
seçimlerinin tarihi konusunda düştükleri anlaşmazlıktan”
kaynaklanmakta. Hamas yetkilileri, “Ocak 2009’dan sonra Ebu
Mazin’i (Mahmud Abbas) Filistin Yönetimi’nin meşru başkanı
olarak tanımayacaklarını belirtiyor, Hamas bu tarihi, görev
süresinin bitimi olarak kabul ediyor.” Hamas’a göre “yeni
seçimler 9 Ocak’ta yapılmalı çünkü Filistin Temel Kanunu’na
(aynı zamanda geçici anayasası) göre Ebu Mazin, dört yıllık
başkanlık süresinin sonuna geldi.” Aksi takdirde başkanlık
koltuğu, “geçici olarak Meclis Başkanı Abdülaziz Duveyk’e
geçecek.” Ancak Duveyk, İsrail hapishanelerinde tutuklu olduğu
için Hamas, “kendisi de Hamas üyesi olan” Duveyk’in vekilini
göreve getirmek durumunda kalacak. Abbas’ın giderek güç
kaybettiğini ve Hamas’a artan desteği düşünürsek, Filistin
Yönetimi, sert suçlamalar ve içeride oluşacak itirazlarla
karşılaşmadan, daha önce yapmak istediği gibi seçimleri Ocak
2010’a kadar ertelemeyi başarabilecek bir durumda değil. Bu
yüzden hem başkanlık hem de parlamento seçimlerinin 2009’da
yapılması muhtemeldi ve bu da Hamas’ın işgal edilen
topraklardaki iktidarını kuvvetlendirmesini sağlayacaktı.
İsrailli askeri ve siyasal planlamacılar, böyle bir durumun
İsrail’in işgal edilmiş topraklara yönelik planları açısından
mühim sıkıntılar doğuracağını kabul ediyorlar. On yıl önce
İngiliz petrol şirketi BG International, Gazze sahili
açıklarında çok büyük bir doğal gaz yatağı tespit etti. Bu
rezerv, yaklaşık 35 milyar metreküp doğal gaz içeriyor ve değeri
4 milyar doların üzerinde. Gazze çevresinde havadan ve denizden
güvenliği sağlayan İsrail, Gazze doğal gazına ucuz fiyatla sahip
olabilmek için BG ile çabucak pazarlık koltuğuna oturdu.
The Telegraph’ın bildirdiğine göre İsrail’in nedenleri çok
açık: “Gazze deniz sahasının kuzeyinde bulunan İsrail’in kendi
doğal gaz yatakları birkaç yıl içerisinde tükenebilir ve uzun
vadeli tek kaynağı komşu Mısır’dan gelen bir boru hattı olacak.”
İngiltere Dışişleri Bürosu, rezervleri “Filistin’in bugüne
kadar bulunan en değerli doğal kaynağı” olarak tanımlıyor. Tel
Aviv muhabiri Arthur Neslen, konuyla ilgili bilgi sahibi bir
İngiliz kaynağından şöyle aktarıyor: “Bu pazarlıktaki en büyük
taraflar İngiltere ve ABD, bunu Filistin Yönetimi ve İsrail
arasındaki ilişkileri iyileştirmek için kullanabilecekleri bir
araç olarak görüyor. Bu pazarlık malzemelerinden biri.” Bu
proje, Mısır’dan gelecek gazın yaklaşık yarı fiyatına İsrail’in
enerji ihtiyacının yüzde onluk kısmını karşılayabilir. Gaz
rezervi, deniz üzerinden doğrudan İsrail’deki Askalan’a
pompalandığında, Gazze Şeridi etkili bir biçimde abluka altına
alınmış olacak. Neslen’in belirttiğine göre başka bir bilgi
kaynağı, BG-İsrail pazarlığı ve “Olmert-Abbas siyasi sürecini
destekleme girişimleri” arasında “açık bir bağlantıya” dikkat
çekiyor. Ancak bu süreç özellikle Filistin halkını tecrit etme
amaçlı ve Neslen’in bildirdiğine göre “dört milyar dolarlık
gelirin üçte dörtlük kısmı Filistinlilerin eline geçmeyebilir.
Filistin Yatırım Fonu resmi olarak oranlara itiraz etse de halk
tepkisinden çekindiği için başkasını da öngöremeyecek. İngiltere
ve ABD’nin “tercih ettiği seçenek” ise gaz gelirlerinin
“Abbas’ın kontrolü altındaki uluslararası bir banka hesabında
tutulması.” Bunun üzerine tabii ki de Hamas Ekonomi Bakanı Ziad
Thatha anlaşmayı “Filistin gazını Sionist işgalcilere satan bir
soygun” olarak nitelendirdi.
Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Aslına bakılırsa daha hiçbir
anlaşmaya varılmadan Hamas 2006’da Filistin Yasama Kurulu
seçimlerini kazandı. Bu sonuç Hamas ve batı yanlısı El Fetih
arasındaki sert mücadeleyi daha fazla kışkırttı. ABD ve
İsrail’in El Fetih’e silah yardımında bulunmasının da bunda
büyük bir etkisi vardı. Sonuç olarak Filistin Yönetimi 2007’de
ikiye bölündü. Gazze Hamas’ın kontrolünde, Batı Şeria ise El
Fetih. ABD ve İngiltere’nin aracı olduğu İsrail ve Filistin
Yönetimi arasındaki doğal gaz anlaşmasından hariç tutulunca,
Hamas seçimleri kazanır kazanmaz ilk olarak anlaşmanın
geçersizliğini ve tekrardan masaya oturulması gerektiğini
bildirdi.
Hamas’ın, seçimlerin anayasa uyarınca 2009’da ve eğer
mümkünse hemen ocak ayında yapılması gerektiğini söylemesiyle,
İsrailli askeri ve siyasal planlamacılar tüm politik
olasılıklarıyla beraber muhtemel bir Hamas zaferini kabul
ettiler. Zamanında İsrail’i 1967’deki sınırlarıyla tanıma
istekliliğini dahi gösteren, Gazze’nin doğal kaynaklarını elinde
tutan Hamas hükümetinin güçlenmesi, bölgedeki dengelerin kökten
değişmesine neden olabilir. Çünkü bu durum, Filistinlilere
sürdürülebilir bir ekonomik büyüme, yabancı yatırımı, daha önce
görülmemiş altyapı gelişmeleri ve böylece İsrail’le çok daha
eşit konumda bir ilişki imkanı sağlayacak. Önümüzdeki yıllarda,
İsrail’in artan bir şekilde enerji kaynaklarını değiştirme
ihtiyacı duyacağını göz önünde tutmak gerekiyor. Bu arada
İsrail’in işgal edilmiş topraklar için hazırladığı İngiliz ve
Amerikan destekli orijinal planları da suya düşmüş olacak. Bu
plan içinde ılımlı El Fetih yönetimindeki işgal edilmiş
topraklar, İsrail kontrolündeki doğal kaynaklarının kazancı
İngiliz ve Amerikalılara akan, az gelişmiş ve ufak parçalara
ayrılmış gettolar anlamına geliyor.
İsrail’in Askeri Hedefleri
Uzmanlar ise İsrail savunma kaynaklarının sözlerini körü
körüne tekrarlıyor. Onlara göre İsrail, Hamas’ın roket
saldırılarını durdurmaya çalışıyor ve operasyonu da Hamas’ı bir
daha İsrail’e roket atamayacak hale getirene kadar devam
ettirecek. Durumun belirsizliğine ve yapılan hesapları kabul
etmeyen yapısına dikkat çeken uzmanlar, bu amacına ulaşamaması
durumunda İsrail’in hedeflerinin boyutu hakkında kararsızlar.
Bu analiz düşünülürse İsrail’in resmi savaş amacını ciddiye
almak çok zor. Ancak aksine, Kurşun Dökme Operasyonu’yla
Hamas’ın Filistin topraklarındaki işler durumda siyasi ve askeri
direnişini yok etmenin hedeflendiği konusunda çok az şüphe var.
Böylece Hamas yaklaşan 2009 seçimleriyle toplumsal ve siyasi
gücünü kuramadan, Filistin’in Abbas liderliğindeki yozlaşmış
Filistin yönetimi altında “küçük parçalara ayrılmasına” fırsat
doğmuş olacak. Yani operasyonun iki ana hedefi var:
1. Kısa vadeli hedef olarak; Gazze’nin gaz rezervlerini
tartışmasız İsrail, İngiltere ve ABD tekelinde toplamak. Ayrıca
bölgedeki ayrımcı hakimiyetin devamını sağlamak.
2. Uzun vadede ise İsrail’in bölgeye tekrar saldırılarda
bulunmasını kolaylaştıracak devamlı koşullar yaratmak. Bu
koşullar, Filistinlileri evlerini terk etmeye ve göçe
zorlayacak. Boşalan topraklara ise İsrailli yerleşimcileri
yerleştirerek yeni koloniler oluşturulmaya devam edilecek.
Bu demek oluyor ki Gazze’deki savaş; demokrasiye, halkların
kendi kaderini tayin etme ve kendi öz kaynaklarını kendi
yararları için kullanabilme hakkına karşı verilen bir savaş.
İsrail 1948’den beri işgal edilen topraklarda uygulanan baskı ve
ayrımcılık politikalarını yaymaya devam ediyor. 1948’de
Filistinlilerin “Felaket” olarak adlandırdığı göç olaylarında
750.000 Filistinli evlerini terk etmek zorunda bırakılmıştı ve
yüzlercesi İsrail kuvvetlerince öldürülmüştü. O günden beri
İsrail, BM’nin çözüm önerilerini ihlal etmeye devam etti ve
Filistinlilerden mümkün olduğunca çok toprak ele geçirmeye
çalıştı. İsrail, Filistinlilerin devlet kurma ve kendi
kaderlerini tayin etme haklarını ellerinden aldı ve ırkçı
yasalar uygulayarak Filistinlileri kişisel özgürlükler ve insan
haklarından mahrum bıraktı. İsrail’in iç güvenlik örgütü Şin
Bet’in emekli başkanı Ami Ayalon gibi yetkililer bile izlenen
politikaları “ırk ayrımcılığı” olarak tanımlıyor: “Bir
Filistinlinin sabah işe giderken bile maruz kaldıkları,
aşağılanma ve çaresizlik dolu, uzun ve bitmeyen kabus... En kısa
sürede burada ne çeşit bir demokrasi istediğimize karar
vermeliyiz. Şu anki model ayrımcılık anlamına geliyor ve
Musevilikle bağdaşmıyor.” (Ma'ariv, 05.12.00)
ABD, İngiltere ve Batı Avrupa maddi yardımlar, büyük miktarda
silah ve askeri malzeme tedariği ve diplomatik destekle
İsrail’in yasadışı Filistin işgaline arka çıkıyor. Küresel
sosyal adalet hareketi, gösteri ve yürüyüşler düzenlemek dışında
Gazze’ye olan desteğini artırmalıdır. Medyaya, kamu ve sivil
toplum örgütlerine Gazze krizinin uzun vadeli politikaların bir
sonucu olduğunu kabul etmeleri için baskı yapmalılar. Bu krizi
anlayabilmek için İsrail’in İngiltere ve ABD destekli ayrımcı ve
sömürgeci bir rejim olduğu gerçeğini kabul etmek gerekir.
Bu demek oluyor ki küresel sosyal adalet hareketi, küresel
emperyalist sistemin modern konjonktürü dahilinde mevcut krizin
kaynaklarının kamuoyu tarafından anlaşılırlığını genişletmeye ve
derinleştirmeye yönelmelidir. Güney Afrika’daki ırkçı ve ayrımcı
düzen, uluslararası toplu diplomatik savaşımlar ve ekonomik
boykotlarla alaşağı edilmiştir. Aynı şekilde İsrail’in ayrımcı
ve sömürgeci rejimi de kapsamlı bir diplomasi mücadelesi ve
ekonomik boykotlar gerektirmektedir. Böylece İsrail’in İngiltere
ve ABD’yle olan bağlantılarını zayıflatılabilir; Yahudi ve
Yahudi olmayan herkese demokrasi ve eşitlik getirecek anlamlı
bir ihtilaf çözümüne doğru ilerlenebilir.
Peki nerden başlayabiliriz? Göze çarpan bir örnek, BM
Sözleşmesi 22. madde uyarınca Uluslararası İsrail Savaş Suçları
Mahkemesi’nin (UİSSM) kurulması için çağrı yapılması. Bu çağrı,
BM Ekonomik ve Sosyal Komisyonu’nda Özel Danışmanlık statüsüne
sahip Londra merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan İslami
İnsan Hakları Komisyonu (İİHK) tarafından destekleniyor. İİHK
Başkanı Massoud Shadjareh’in gözlemleri şöyle: “Böyle bir
mahkemenin kurulması çok gecikmeli olmuştur ve Gazze’deki mevcut
saldırılar dışında Lübnanlılara ve Filistinlilere karşı önceki
savaşlarda işlenen savaş suçlarıyla ilgili olarak son derece
büyük önem taşımaktadır. Uygun prosedür ve emsaller mevcut.
Artık sıra BM’de, eğer dünyadaki bunca öfkeli insanın zerre
kadar güvenini kazanmayı umuyorsa harekete geçmeli.” İİHK’nin
mahkeme çağrısına bağımsız İsrail savaş suçları uzmanlarından
birçok yorum geldi. Onlardan biri de Illinois Üniversitesi’nde
Uluslararası Hukuk Profesörü olan Francis Boyle:
“UİSSM’nin kurulması, İsrail savaş ve insanlık suçları
kurbanları ve soykırıma uğrayan Lübnan ve Filistin halklarına
nispeten bir adalet sağlayabilir, tıpkı Yugoslavya Savaş Suçları
Mahkemesi’nin Balkanlarda yaptığı gibi. Bunun dışında BM Genel
Kurulu’nun UİSSaM’yi kurması Başbakan Olmert, Dışişleri Bakanı
Livni, Savunma Bakanı Barak, Genel Kurmay Başkanı Aşkenazi gibi
İsrail liderleri ve diğer üst rütbeli İsrail generalleri
üzerinde caydırıcı olabilir. Çünkü böyle bir durumda Lübnan ve
Filistin halklarına karşı işledikleri uluslararası suçlarla
ilgili haklarında davalar açılacak.”
BM Sözleşmesi 22. Madde uyarınca İsrail’in işlediği savaş
suçları için bir mahkeme kurulması talebinizi BM Genel Kurulu
Başkanı’na ileten bir yazı yazarak siz de UİSSM’nin hayata
geçirilmesi için bir şeyler yapabilirsiniz.
|