Nükleer Politika ve Bush’un İkiyüzlülüğü
Robert JENSEN
9 Mart 2004
Başkan Bush’un nükleer ekipman satışı üzerine uluslararası
kuralları değiştirme çağrısı, 1970 Nükleer Silahların Yayılmasını
Önleme Antlaşması’nın nükleer silah üretmeyeceğini garanti eden
ülkelere atom enerjisi üretme izni veren özel maddesinin iptal
edilmesini sağlayacaktır.
Bush Antlaşma’daki bu değişikliği şöyle savunmaktadır: Nükleer
silahların yayılmasına karşı dünyanın ulaştığı konsensüs “ancak
uygulnadığında bir anlam taşır. Kitle imha silahlarının yayılmasını
önlemek her uygar ülke için bir görevdir.”
Fakat, bu uluslararası konsensüsün Birleşik Devletler’in imzaladığı
Önleme Antlaşması’nda da yer alan başka bir önemli yönü vardır:
“Antlaşma’nın tüm tarafları, erken bir tarihte nükleer silahlanma
yarışının durudurulması ve nükleer silahsızlanmayla ilgili sonuç
alıcı ölçülere, ve kesin ve etkili bir uluslararası denetim altında
gerçekleştirilecek genel ve eksiksiz silahsızlanma için yapılan bir
Antlaşma’ya bağlılıkla müzakereleri yürütme yükümlülüğü taşırlar.”
Bunun anlamı, antlaşmanın halihazırda nükleer silahlara sahip olan
ülkelerin nükleer silahları azaltmaya ve nihayette ortadan
kaldırmaya yöneltmesidir.
Sovyetler Birliği ile Birleşik devletler arasındaki eski “silahlanma
yarışı” sona ermiş olabilir, ama Birleşik Devletler – dünyanın
nükleer devi, ve öyleyse lider rolünü üstlenmek için en güçlü
pozisyona sahip ulus – kendi nükleer silahlarını ortadan kaldırmak
ve başkalarını da buna teşvik etmek için samimiyetle hareket etti
mi? Birleşik Devletler’in antlaşmanın yürürlüğe girdiği 1970’ten
itibaren yaptıkları yükümlülüklerini yerine getirdiğini gösteriyor
mu?
Ne yazık ki yanıt hayır’dır. Aksine, konvansiyonel ya da nükleer,
ezici askeri üstünlüğe sahip Birleşik Devletler nükleer silah
üretimini ve bu silahları kullanma tehdidini ısrarla sürdürmüştür.
Jacqueline Cabasso, ABD’nin nükleer silah programlarını gözleyen ve
analiz eden bir kamu çıkarı kuruluşu olan Western States Legal
Foundation Başkanı şöyle bir sonuca varmaktadır: “ABD hiç olmadığı
kadar nükleer silah araştırma ve geliştirmesine para harcamakta,
nükleer cephaneliğine yeni işlevler kazandırmakta, saldırgan ve tek
yanlı “ulusal güvenlik” politikasında nükleer silahların rolünü öne
çıkarmaktadır. Cabasso ABD’nin nükleer silahlanmayı ortadan kaldırma
değil sürdürme niyetini göstermek için, “Sağlam Nükleer Yer
Delicisi”[*] gibi silahlar üzerinde yürütülen çalışmalara işaret
etmektedir.
Belki daha da korkutucu olan, Bush yönetiminin Ocak 2002’deki Resmi
Nükleer Tutum Raporu’nda ortaya koyduğu nükleer politika ile yapılan
çağrıdır: “mini-nük”[**] denilen düşük güçte nükleer bombaların
geliştirilmesi ve nükleer silah kullanımının konvansiyonel
çatışmalara dahil edilmesi. Raporda nükleer silahların ilk-kullanımı
tartışılmaktadır. Nükleer gücü olmayan bir ülke söz konusu olduğunda
bile durum değişmez – ABD’nin o ülkenin kendisine ve müttefiklerine
karşı kimyasal ya da biyolojik silah kullanabileceğine inanması
yeterlidir. Rapor’un dilinin dünyayı sinirlendirmesi şaşırtıcı
değildir: “ABD nükleer güçleri güvenlik ortaklarına emniyet
sağlamayı sürdürecektir – özellikle bilinen ya da şüphe edilen
nükleer, biyolojik, ya da kimyasal saldırı tehditleri ya da sürpriz
askeri gelişmeler varsa.”
En iyisi Bush’un kendi sözlerine kulak vermesidir – örneğin geçen
hafta yapılan basın toplantısındaki şu yoruma: “Bakın, hür toplumlar
kitle terör silahları geliştirmeyen ve dünyaya şantaj yapmayan
toplumlardır.”
ABD’nin neredeyse dünyanın tümünün karşı çıktığı ve hiçbir yasallığı
olmayan Irak işgalinin hemen ardından, ABD vatandaşları şu hoş
olmayan olgu ile yüzleşmek durumunda kaldı: En büyük kitle terör
silahları cephaneliğine sahibiz ve dünyanın büyük çoğunluğu bu
silahların nasıl kullanılacağı hakkında endişeliler.
ABD vatandaşları genelde bu silahlara sahip olan ülkelerinden
kötülük gelmeyeceğine inanmaktadır (oysa atom bombası kullanan tek
ülkenin ABD olması acı bir gerçektir). Dünyanın duyduğu korku tabii
ki irrasyonel değildir. Bush’un 2002’de West Point’deki konuşmasında
belirttiği gibi: “Büyük bir ciddiyetle nükleer silahların
yayılmasını önleme antlaşmalarını imzalayıp sonrasında sistematik
olarak bu antlaşmaları çiğneyen tiranların verdiği sözlere inanmamız
mümkün değildir.”
Her “uygar ulus”, yalnızca kitle imha silahlarının yayılmasını
önleme değil, nükleer güçleri Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme
Antlaşması’na uymaları ve hiçbir ulusun kıyamet tehdidinde
bulunamayacağı daha emniyetli bir dünya oluşturmak için sıkıştırma
sorumluluğu da taşır. Hükümetimizi bu uygar politikayı uygulamaya
zorlamak ABD vatandaşlarının görevidir.
* Robust Nuclear Earth Penetrator (RNEP). RNEP yer altında çok
derinlerde gizlenen biyolojik ve kimyasal silahları yoketmek için
tasarlanmıştır. Patlama gücü bir megatondur (Hiroşima’da patlatılan
bombadan yaklaşık yedi kat daha güçlü). İddia edilenin aksine
“temiz” bir silah değildir. Şehir yerleşiminin olduğu bir bölgede
kullanıldığında, yirmidört saat içinde 10.000 ile 50.000 arasında
insanın ölümcül miktarda radyasyona maruz kalacağı tahmin
edilmektedir.
** Mini-nük RNEP’le benzer amaçlara sahiptir, ama patlama gücü çok
daha küçüktür (beş kilotonun altında).
|