Chomsky ile Söyleşi
(Bu söyleşi 13 Aralık 2002’de Noam Chomsky’nin Türkiye’yi
ziyareti sırasında NTV muhabiri Işın Eliçin tarafından yapıldı)
Gündemdeki konudan başlayalım, Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin
üyeliğine ilişkin kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kişisel olarak hata yaptıklarını düşünüyorum. Daha yakın bir
tarih verilmeliydi. Tabii koşullu olarak. Gerçi koşul da getirilmiş
durumda. Kağıt üstünde duran reformların hayata geçirilmesi
isteniyor Türkiye’den. Kararı ben veriyor olsaydım, Türkiye’ye
örneğin 2003 gibi bir müzakere tarihi verirdim, yine tabii
Türkiye’nin de kendinden istenenleri yerine getirmesi koşuluyla.
ABD Türkiye’nin birliğe üye olmasını neden bu kadar çok
istiyor. Gerçekten Amerikalıların söylediği gibi bu, Bush yönetimi
için stratejik önem mi taşıyor, yoksa, Washnıgton bu desteğin
karşılığında Türkiye’nin de Irak savaşına el vereceğini mi umuyor?
Evet, her ikisi de. Amerika’nın bununla ilgili kısa ve uzun
vadeli çıkarları var. Kısa vadede Bush yönetimi Irak’taki savaşa
Türkiye’nin de katılmasını istiyor ve karşılığını ödemeye hazır. O
nedenle, Türkiye’ye destek veriyor, borçlarını ödemeyi vaad ediyor,
benzer hediyelerle bir anlamda Türkiye’ye rüşvet veriyor ki, Türkiye
savaşa girsin. Uzun vadeli çıkarları açısındansa, Türkiye’nin
üyeliğini desteklemesiyle Doğu Avrupa ülkelerinin birliğe girmesini
istemesinde benzer nedenler etkili. Yıllardır Avrupa ile Amerika
arasında ihtilaf potansiyeli var. Eğer Avrupa Birliği dünya
meseleleri açısından bağımsız bir güç haline gelirse, Amerika’nın
karşısına bir ağırlık olarak çıkar. Yani Amerika dünyanın egemen
gücü olmaktan çıkar. Avrupa potansiyal olarak önemli bir rakip.
Askeri anlamda değil, ama ekonomik açıdan, sosyal ve kültürel açıdan
alternaif bir güç. ABD de bu potansiyalin gerçekleşmesini istemiyor,
engel olmak isityor. Doğru ya da yanlış, inanıyorlar ki, Doğu Avrupa
ülkeleri ve Türkiye Avrupa Birliği’ne girerse, bu durum Avrupa
Birliği’nin ilerlemesini kısıtlar. Bir tür truva atı olarak görüyor
yani.
Hem Clinton yönetimi hem de Bush yönetimi, Türkiye’yi diğer
Müslüman ülkeler için potansiyel bir örnek olarak görmek
istediklerini söylüyor. Türkiye’den nasıl bir model olmasını
istiyorlar?
ABD, Türkiye’nin diğer ülkelere model olmasını isteseydi, bu
ülkelerde demokratikleşme için bastırırdı. Bunu yapmıyor. Amerika
daima, sert, baskıcı, zalim rejimleri desteklemiştir. Hala da öyle
yapıyor. Orta Asya’daki diktatörlükleri, Pakistan’da Müşerref’in
askeri diktatörlüğünü destekliyor. Mısır’daki, Körfez bölgesindeki
zalim ve yolsuz rejimleri destekliyor. Daha yeni Cezayir’le anlaşma
imzaladı. Demokrasi böyle mi desteklenir? ABD’nin demokrasiyi
desteklemek için Türkiye’ye ihtiyacı yok. İsteseydi, örneğin Latin
Amerika’da bunu yapardı. Amerika, sadece sınırlı bir demokrasiyi
kabul eder, yani katılımcılığın şeklen uygulandığı, seçim yapmakla
sınırlı bir demokrasi. Amerika geleneksel iktidar yapılarının
muhafaza edilmesini ister. Nitekim şu anda bunu Brezilya’da
görebiliriz. Brezilya Türkiye’ye uzak bir ülke ama iyi izlemek gerek.
Batı yarıkürenin tarihindeki en demokratik seçimlerinden birine
sahne oldu Brezilya. Amerikan seçimlerinden çok daha demokratikti.
İnsanlar gerçekten katıldı sürece ve ne istediklerini açıkça
söylediler. Ama ABD bu politikaları izlememekte kararlı. Finans
piyasaları, Hazine Bakanlığı ve IMF, Brezilya’nın boynuna bir ilmik
geçirdi adeta, sırf seçmenlerin oy verip desteklediği politikaları
uygulayamasın diye. Tam tersine halkın reddettiği programları
izlemeye zorluyorlar. Bu demokrasiye ilginin göstergesi midir, tabii
ki hayır.
Amerika geçmişte desteklediği bir başka baskıcı rejimi,
Irak’taki rejimi, şimdi değiştirmek istediğini söylüyor. Neden şimdi
ve bu sadece petrolle ilgili bir savaş mı?
Sadece petrol meselesi değil. Amerika, İngiltere, Fransa ve
başkalarının da yer aldığı uzunca bir liste Saddam Hüseyin’i, en
korkunç zulümleri işlerken bile, başından sonuna desteklediler.
Amerika ve İngiltere Irak’a kitle imha silahları üretmesine
yarayacak araçlar sağlamaya devam etti, İran- Irak savaşından sonra
bile. Bunu neden yaptıklarını da açıklıyorlar. Amerikan Dışişleri
Bakanlığı belgelerine bakarsanız göreceksiniz: Şöyle yazar orada:
Amerikalı ihracatçıları desteklemek bizim öncelikli, asli
görevimizdir. Saddam Hüseyin’in Kürtleri gazla öldürmesi, insanlara
işkence yapması bizim sorumluluğumuz değil. Saddam Hüseyin Amerikan
yönetiminin gözündeki ilk suçunu 1990 Ağustosu’nda işledi. Amerikan
Dışişleri Bakanlığı, Saddam Hüseyin’e Kuveyt sınırında değişiklik
yapma, petrol yataklarını kontrol etme ve hatta petrol fiyatlarını
yükseltmekle ilgili biraz gürültü çıkarma izni vermişti ama Saddam
Hüseyin fazla ileri gitti, emirlere uymadı. Emirlere uymazsanız
cezalandırılırsınız. O günden beri Saddam Hüseyin’den kurtulma
girişimlerine tanık oluyoruz. Ama bunu halka işkence ederek
yapıyorlar, 10 yıllık ambargo rejimi halka, topluma yıkım getirdi
ama Saddam Hüseyin’i güçlendirdi. Şimdi dünyanın ikinci büyük petrol
rezervini yeniden kontrol etmek ve Amerika’nın emirlerine uyulduğunu
görmek isityorlar. Ama neden 6 ay önce değil de, şimdi yapıyorlar
bunu, bunun yanıtı da iç politikayla ilgili. Şimdiye kadar, bu yaz
boyunca, Saddam Hüseyin bir canavardı, ama Eylül ayında birden
Amerika’nın varlığını tehdit eden büyük bir tehlikeye dönüştü. Biz
onu bu kış durdurmazsak, o bizim kafamıza nükleer silahlar atacak
deniyor. Bu propaganda malzemesinin Kongre’deki ara seçimler
öncesinde Amerikalıların kulaklarını yıkamak üzere zamanlandığına
dikkatinizi çekerim. Çok da başarılı oldular. Halk korku içinde oy
verdi. Şimdi de bir başkanlık seçimi yaklaşıyor, o seçimden önce de
sahiplenecek iyi bir zafere ihtiyaçları var. Şu andaki Amerikan
yönetiminin kadrosu, 20 yıl önceki 1980’lerdeki kadronun neredeyse
aynısı. Hepsi de Reagan ve ilk Bush döneminden ve hala aynı
politikaları izliyorlar. Bu program halka büyük zarar veriyor:
Zenginler için vergi indirimi, federal bütçenin sosyal servislerden
keserek yükseltilmesi, maaşların durması, emeklilik paralarının
kaybı, işsizlik... Halkın hoşuna gitmeyecek şeyler ve bunları
yapabilmenin tek yolu var o da halkı korkutmak. Korkutmak içinse
sürekli düşmanlarınız olmalı, canavarlar yaratıp yok etmelisiniz.
1980’lerde de yaptıkları buydu. Şimdi ne olup bittiğini anlamak
istiyorsanız dönüp 20 yıl önce olanlara bakın. 11 Eylül bir bahane
yaratmadı değil ama bu baheneyi bütün ülkeler kullanıyor. Halklarını
baskı altına almak kontrol etmek için kullanıyor. Ruslar
Çeçenistan’daki zulmünü artırdı, gayet iyi biliyorlardı ki, terörle
savaş kisvesi altında Amerika’nın desteğini de alacaklar. Orta
Asya’dan Amerika ve İngiltere’ye tüm ülkeler, halklarını dizginlemek
için bahane olarak kullanıyor 11 Eylül’ü.
Türkiye’de bazı çevreler, “Amerika’nın Irak’a savaş açması
kaçınılmaz, bu durumda Amerika’nın yanında yer almak Türkiye’nin
çıkarınadır” yorumu yapıyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?
Türkiye’nin çıkarlarını nasıl tanımladıklarına bağlı. Eğer
Türkiye ABD’nin emirlerini yerine getiren bir maşa devlet olmak
istiyorsa, o zaman çıkarınadır. Yok eğer bağımsızlığını, özsaygısını
korumak istiyor, Türk halkının çıkarlarına hizmet etmek istiyorsa,
bu zarar verir.
|