Noam Chomsky, Tarık Ali ve Gilbert Achcar
(Bu söyleşi 14 Aralık 2002’de NTV muhabiri Işın Eliçin
tarafından yukarıda adı geçen aydınların Türkiye’yi ziyareti
sırasında yapıldı)
Soru: Güncel bir konuyla başlamak istiyorum. Avrupa Birliği,
Türkiye’nin erken kabul edilmesi için baskı yapan Amerika’yı
tersledi. Bundan yola çıkarak, A.B.D. ile Avrupa Birliği gibi iki
büyük güç arasındaki mesafeden, belki de bir rekabetten söz etmek
mümkün olabilir mi?
Tarık ALİ
Avrupa Birliği ile A.B.D. arasındaki fikir ayrılığından ziyade,
Avrupa Birliği içindeki büyük ülkelerle A.B.D. arasında bir
ayrılıktan söz edilebilir. Bu ülkeler savaşa karşı. Büyük bir risk
olduğunu düşünüyorlar. O ülkelerin savaşa karşı olan büyük
nüfuslarından söz edebiliriz. Almanya’da nüfusun yüzde 70’i Irak’ta
bir savaşa karşı. İtalya’da yüzde 50’nin üzerinde. İngiltere’de
yüzde 50’nin üzerinde. Savaş karşıtlığı felsefesinin tarihinde böyle
bir şey yok. İnsanlar savaştan uzak duruyordu. Sonra ortaya A.B.D.
çıktı. Türkiye’yi savaşta yer almak istediği için ödüllendirmek
istedi. Avrupa Birliği üyeliğini kolay elde etmenizi sağlayacağız,
dediler. Avrupalılar bunu kısmen kullandı. Türkiye’yi zaten
istemiyorlar. Ama bunu bahane ederek, biraz daha bekle, dediler.
Bunu sonra tartışacağız. A.B.D. hangi aşamada kimi kabul edeceğimizi
söyleyemez. Bunu sonra düşüneceğiz. Türkiye’deki bazı insanlar,
Irak’ta bir savaşa destek verilirse Avrupa Birliği’ne daha çabuk
girilebileceğini sanıyor, ama bu doğru değil. Çok daha fazlasını
yapmaları gerek.
Soru: Pekâlâ. Daha geniş bir perspektiften baktığımızda, iki
güç arasındaki soruna dönersek, Avrupa Birliği ne yapmaya çalışıyor?
Bir taraftan demokrasi ve barışçılık gibi değerlere sahip, diğer
taraftan da eskisinden farklı bir yoldaymış gibi görünmeye çalışıyor.
Gilbert ACHCAR
Doğrusunu isterseniz, ben ABD ile Avrupa Birliği arasıda temelde
bir ayrılık olduğuna inanmıyorum. Avrupa Birliği, İkinci Dünya
Savaşı’ndan beri ABD’nin politikalarını sürdürmesinde bir araç
olmayı Kabul ediyor. Bu hâlâ devam ediyor. Örneğin NATO’nun
kapsamının soğuk savaştan sonra daraltılmadığını, hatta
genişletildiğini görüyoruz. A.B.D.’nin müdahaleleri sırasında bu
güçlerden yardım aldığını, bunu bir yardım aracı olarak gördüğünü
biliyoruz. Son anlaşmazlık Alman ve Fransız hükümet sözcüleri
tarafından dile getirildi. Almanya’nın tepkisi Tarık Ali’nin de az
önce belirttiği gibi Alman halkının müthiş tepkisi sayesinde ifade
edilebilmiştir. Dünyanın en barışçı tepkilerinden biriydi. Fırsatçı
bir anlayışla yapılmış, gizli çıkarlara yönelik bir savaş olacaktı.
Çok tartışmalı bir konu ve durumun böyle olduğunu biliyoruz, çünkü
Schroeder’in tekrar seçildikten sonra savaşa çok da fazla tepki
göstermediğini görüyoruz. İkinci olarak, Almanya, Irak’ta yapılması
muhtemel savaşta taraf olacak. En azından A.B.D.’nin savaşta
kullanacağı NATO güçleri arasında askerleri olacak. Fransa konusuna
gelince, yine Jacques Chirac ile George W. Bush arasında felsefi bir
anlaşmazlık olduğunu sanmıyorum. Mesele çıkar çatışmasıdır. Fransız
hükümeti, şimdiki Irak hükümeti ile çok önemli anlaşmalar yaptı.
Irak’ta bir rejim değişikliği yaşanmasını istemiyor. Birleşmiş
Milletler ambargosunun kaldırılmasını istiyorlar ama rejimin kalması
gerekiyor çünkü o rejimle yaptıkları anlaşmalar var. Sorun bu. Bu
Fransa’nın savaşa neden karşı olduğunu açıklıyor. 1990-91’de olduğu
gibi, baskı altında kalınca taraf değiştiriyorlar. Çünkü Amerika, bu
savaşı yapacağını söylüyor. Pastadan dilim istiyorsanız, savaşa
katılacaksınız, diyor.
Soru: Sayın Chomsky, sizin eklemek istediğiniz birşey var mı?
Noam CHOMSKY
Kısa vadeli bir bakışla, konuşulanlara katılıyorum. Ancak uzun
vadede, hatta daha öncesine baktığımızda, A.B.D. ile Avrupa Birliği
arasında potansiyel bazı sorunlar vardı. Avrupa Birliği’nin, dış
politikada A.B.D.’den bağımsız bir yön çizip çizmeyeceği tartışma
konusuydu. A.B.D. bunu çok önemsiyordu. 1940’lı yılların sonlarında
Avrupa Birliği içinde A.B.D.’ye tabi olmak isteyen bir kitle vardı
ve sonunda bu kitle kazandı. Ancak kalıcı olmadı. Avrupa’nın
çıkarları farklı. Potansiyel olarak, Avrupa Birliği’nin dış
politikada, A.B.D.’ninki gibi bir gücü var. Ekonomisi iyi, nüfusu
birçok açıdan daha gelişmiş, eğitimli bir nüfusu var. Silahları
dışında, A.B.D. gibi bir güç. Silahlar da zaten tek kıstas değil.
Tıpkı Asya gibi farklı yönlere gidebiliyorlar. Japonya ve Orta Asya
gibi. A.B.D. bunu kesinlikle istemiyor. Bunu engellemek için sürekli
olarak müdahale ediyor. A.B.D.’nin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne
girmesini desteklemesinin sebeplerinden biri de, sözünü ettiğim şey.
Savaş için ödüllendirmek. Ama bunu istemelerinin bir nedeni daha
var. Türkiye’nin A.B.D.’nin Truva Atı olmasını bekliyorlar. Avrupa
Birliği içerisinde Amerika’nın çıkarlarını desteklemesini. Amerika,
Doğu Avrupa ülkelerin birliğe alınmasını da aynı sebeple
desteklemiştir. Birliğin, Alman çıkarlarına yönelik, bağımsız bir
yön çizmesini önlemeye çalışıyor. Bu çok uzun zamandır geçerli bir
durum. Türkiye’nin bu şartlar altında birliğe girmesi bir felaket
olur. Avrupa Birliği’ne girecekse bunu kendi çıkarları, genel
çıkarları için yapmalı. A.B.D.’nin casusu gibi davranmamalı.
Soru: Bay Achcar, Barbarlıkların Çatışması isimli kitabınızda
“Amerika’nın 11 eylül saldırılarının kurbanları için dünya çapında
anma programları yaptığını, ama serebrenidza katliamı kurbanları
için 1 dakikalık saygı duruşunu bile yapmadığını yazmışsınız. Bunu
biraz açar mısınız?
G. ACHCAR
Bu örneği, Avrupa ile ilgili bir örnek olarak vermiştim aslında.
Emperyalist kölelik düzeni ile ilgili bir örnek. Kitabımda bu durumu
narsist merhameti olarak adlandırdım. Batı Avrupalılar, kendilerini
özdeşleştirebilecekleri kurbanlar karşısında daha yoğun duygular
yaşıyorlar. Sadece şunu düşünün. Her gün Afrika’da AIDS’ten ölen
insanların sayısı, 11 eylül saldırılarında ölenlerin iki katına
ulaşıyor. Bu benzetmeyi farklı küresel sorunlarla ve hastalıklarla
da yapabilirsiniz. Ama batı dünyasının umurunda değil. Bu mantığın
arkasında skandala imkân veren bir yaklaşım var. 11 eylülün ilk
yıldönümünde bunu hepimiz gördük. Ben Fransa’daydım ve bütün medya
organları arasında 11 eylül hakkında kim daha çok şey yapacak diye
bir yarış vardı. Tam 24 saat! Bütün gün böyleydi.
Soru: Peki, tarihte bu kadar büyük bir savaş karşıtlığı
görmediğinizi söylediniz. Öyleyse insanlar örneğin Iraklılara
kendilerini nasıl yakın mı hissetmeye başladılar. Nasıl oldu bu?
N. CHOMSKY
Sadece A.B.D. hakkında konuşabilirim. A.B.D.’de son 40 yıldır
gaddarlığa ve saldırganlığa karşı, giderek artan bir muhalefet var.
Hükümet bunu biliyor. İlk Bush hükümeti 1989’da kurulduğunda, her
yeni hükümetin eline dünya siyasetiyle ilgili istihbarat bilgileri
verilir. Bunlar 40 yıl sonra devlet sırrı kapsamından çıkarılır. Bu
defa bu bilgilerin bir kısmı basına sızdırıldı. Pentagon’daki
bazıları bundan rahatsız olmuştu. Bölümde kabaca şöyle yazıyordu:
Zayıf bir ülke ile karşılaşmamız durumunda, yani savaşabileceğimiz
herhangi bir ülke ile karşı karşıya gelmemiz durumunda, onları
kararlı ve acil bir şekilde yok etmek zorundayız. Aksi halde siyasi
destek azalıp yok olur. Gaddarlığa ve saldırganlığa imkân veren
ortam ortadan kalkar. Kennedy, Güney Vietnam’ı bombalamaya
başladığında , milyonlarca insanı toplama kamplarına yolladı ve
kimyasal savaş yürüttü ama onu protesto eden kimse olmadı. Ne A.B.D.
içinde, ne de Avrupa’da vardı. Batı’nın siyahlara karşı tavrı da bu
şekildeydi. Umursamadılar. Ama bu durum yıllar içinde değişti.
Ülkeler daha uygar hale geldi. İnsanlar saldırganlığı ve gaddarlığı
kabul etmiyor. Ondan sonraki her müdahalede bu modeli takip ettiler.
Önce insanları korkutmak için, onları yok etmek üzere olan bir
canavar imajını yaratmak zorundasınız. Sonra çabucak o canavarı yok
edeceksiniz. Canavar çok uzun süre yaşamamalı. Bu durumda insanlar
unutuyor. Afganistan’da olanları unuttular bile. Kimse ne olduğunu
hatırlamıyor. Sonra bir sonrakine geçtiler. Artık sadece bu şekilde
savaşabilirler ve bunu biliyorlar.
Soru: Peki... tırnak içinde “terörizme karşı savaş”ı nasıl
yorumluyorsunuz? Kısacası... nedir bu?
T. ALİ
Savaş... artık komediye dönüştü. Teröre karşı verilen savaş, Bush
yönetimi ve müttefikleri tarafından, onlara direnen herkesi ezmek
için bir mazeret olarak kullanıldı., Filistinlilerle mücadele eden
Ariel Şaron’un terörle savaştığı söylendi. Moskova’daki General
Putin, herkesin inanabileceğinden çok daha fazla Çeçen öldürdü. 20
bin insan öldü. Grozni şehri yerle bir edildi. Hastahaneler, okullar
yıkıldı. Miloseviç’in Kosova’da yapabileceklerinden çok daha fazla.
Teröre karşı verilen savaştaki bu çifte standart öyle aleni ki
insanlar bu yalanlardan bıktı. Artık onlara inanmıyor. Daha savaş
patlak vermeden savaş karşıtları toplanmaya başladı çünkü insanlar
savaşın temel mantığına karşı çıkıyor. Batının bu savaş için öne
sürdüğü sebeplerin yalan olduğunu biliyorlar. İnsanlar bunları
görmeye başladı. Artık inanmıyorlar. Sebebin petrol olduğunu, Orta
Doğu’yu tekrar şekillendirmek olduğunu biliyorlar. Kitle imha
silahlarına inanmıyorlar çünkü... Avrupa ve A.B.D. halkını kanatlı
melek gibi görüyorlar. İnsanları yalanla besleyen ve onları kabul
ettiren küçük melekler gibi. Ama insanlar direnmeye başladı. Soğuk
savaştan sonra üç savaş yaşadık. Bence Irak’taki savaş önemli. Orta
Doğu’da olacakların sonuçları şimdiden belli değil. Karmaşa olacak
ama Avrupa’da daha büyük bir muhalefet yaratacak. Avrupa’da halkın
isteklerine cevap vermeyen hükümetler olduğu sürece, her şey mümkün.
N. CHOMSKY
Ekleyebileceğim tek şey, bu insanların terörle savaşı 11 eylülde
ilan etmiş olmadıkları. 20 yıl önce ilan ettiler. Aynı insanlar. Şu
anda Washington’da olan insanlar, Reagan hükümeti döneminde de
oradaydılar ve yaptıkları ilk şey teröre karşı savaş açmaktı.
Terörle mücadelenin Amerika’nın dış politikasının merkezinde
olacağını söylediler. Özellikle de Orta Amerika’da ve Orta Doğu’da.
Bütün bu insanlar tekrar görev başında. Aynı söylem. Uygarlığın
dejenere temsilcileri savaşı salgın gibi yayıyor. Barbalığa dönüş
yaşanıyor. 80’li yıllarda terörle savaşlarında başarılı oldular.
Orta Amerika’da arkalarında birkaç yüz bin ceset bıraktılar. Orta
Doğu’da yıkıma ve felaketlere yol açtılar. Güney Afrika’da
müttefiklerine destek vermek uğruna o bölgedeki savaşlarda 1,5
milyon insanı daha öldürdüler. Terörle mücadeleleri böyleydi.
Dünyanın dört bir yanındaki katliam gibi müdahaleler için bir
mazeret. terörle aynı savaşı yapan aynı insanlar, aynı sonuca yol
açacaklar.
Soru: A.B.D.’nin bu tavrı nerede sona erecek? Örneğin siz, bunun
emperyalizm olduğunu ama Amerika’nın adını bu şekilde telaffuz
etmediğini söylüyorsunuz. Yine de açık bir şekilde “bunun böyle
olmasını istiyorum, böyle yapacağım”, diyor. Sonu ne olacak?
T. ALİ
Sonuçta A.B.D. dünyanın tek imparatorluğu. Tarihte ilk kez dünya
üzerinde başka hiçbir imparatorluk yokken, tek bir imparatorluk
yaşıyor. İstediklerini yapıyorlar. Bush’un etrafındaki insanlar
kendilerini Roma’yla karşılaştırıyor. Oysa tarihte Roma’nın hiç
olmadığı kadar güçlü bir konumdalar. “Evet, İmparatorluğuz, neden
böyle davranmayacakmışız? Bir ülke yaptıklarımızı kabul etmezse
gidip haddini bildiririz” diyebiliyorlar. California’da Cumhuriyetçi
Partinin sticker’larında “Tekmele kıçını, al petrolünü” yazıyor. Son
derece dürüst ve açık sözlü davranıyorlar. Savaşın gerçek sebebini
açıklıyorlar. Sebep enerji ve petrol. Ancak A.B.D., rakipsiz
olduğunu hissediyor.
Soru: Immanuel Wallerstein örneğin Amerikan imparatorluğunun
çökmekte olduğunu söylüyor. Kapitalizmin ilk gerçek krizini
yaşadığını ifade ediyor. Bu görüşe katılıyor musunuz?
T. ALİ
Umarım öyledir.
N. CHOMSKY
Sürekli bir kriz var. Kriz her zaman devam ediyor. Şu anda çok
ciddi bir kriz var. Nereye varacağını, kaldırıp kaldıramayacağımızı
bilmiyoruz. Temel faktör halkların neler yapacağı. Bunu tahmin
edemiyoruz ve bir şeyler yapılması gerekiyor. 40 yıl önce bir savaş
karşıtlığı hareketini tahmin edemezdiniz. Mümkün görünmezdi.
Feminist bir hareketi, çevreci bir hareketi bekleyebilirdiniz.
Bunları bekleyemezdiniz. Çağdaş küresel adalet hareketi,
küreselleşmenin anlamsızlığını ifade ediyor. Bunu kim tahmin
edebilirdi? Dünya tarihinde böyle bir şey yok. Büyük, güçlü, uluslar
arası bir hareket ve büyük bir etkisi olacak. İktidardaki insanlar,
orada tutunmalarının ne kadar zor olduğunu biliyor. Örneğin, dünya
ekonomik forumu bu konuda çok endişeli. Bunun var olduğunu, büyük
bir tehdit olduğunu biliyorlar. Bu tepkiyi yumuşatmak için bizleri
aralarına çekmeye çalışıyorlar. Bize dünya bankasının uluslar arası
konferanslarına katılım davetiyeleri yollamalarının anlamı bu.
Sisteme zarar verecek kuvvetli bir tepkiyi, bizim gibi insanları
aralarına alarak yumuşatmaya çalışıyorlar.
Soru: Eklemek ister misiniz?
G. ACHCAR
Evet. A.B.D.’nin çökeceği teorisi, geride bıraktığımız 30-40 yıl
içinde pek çok kez tekrarlandı. 70’li ve 80’li yıllarda çok güçlüydü.
Reagan, Amerika’nın çöküşünü tersine çevirecek bir programı olduğu
için başa geldi. O dönemdeki çöküş de çok büyüktü. Ancak çöküş
teorisini destekleyenlerin unuttuğu bir şey var. A.B.D., tehditle
karşı karşıya kaldığı her seferinde askeri ve siyasi gücünü
kullanarak yeni konumlar alıyor. Bu Reagan döneminde çok belirgindi.
Dünya hükümdarlığı konusunda ülkesini istediği konuma getirdi. Bush
yönetiminin tavrında, soğuk savaş sonrasında yakalanmış olan
üstünlüğü korumak ve geliştirmek olduğunu ve bu yönde bir gidiş
olduğunu görüyoruz. Bu Amerikan dış siyasetinin önceliği olmuştur.
A.B.D. bu üstünlüğü bütün diğer alanlarda tekrarlamak istiyor.
Askeri ve siyasi üstünlükle ilgili olan her alanda.
T. ALİ
Eklemek istediğim şuydu. Amerikan imparatorluğunun gücünün
altında, gerçek demokrasiyi küçümsemesi yatıyor. Sadece A.B.D.’nde
değil, bütün dünyada böyle. Çünkü o ülkelerde hükümetlerinin
A.B.D.’nin egemenliği altına girmesine karşı çıkan kitleler oluşmaya
başlayınca, kitlelerin oy ve ifade özgürlüklerini kısıtlamak zorunda
kaldılar. İnsanlar şu aşamada oy vermeye hiç gitmeyerek bu
tepkilerini gösteriyorlar. Batı Avrupa’da bile oy verme oranı her
seçimde düşmeye başladı. Çünkü alternatifleri olmadığını görüyorlar.
Eskisinden çok daha demokratik bir ülke olmaya başlayan Türkiye’de...
-çünkü ordu tarafından yönetildiğini bildiğimiz bir ülke bu. Uzun
zamandır böyle- ... bununla yüzleşme şansını yakaladı. Tam da
demokratik olmaya çalıştığı bir dönemde Amerika bu ülkeyi savaşa
sokmaya çalışıyor. Muhtemelen toplumun bazı kesimlerinin tepkisiyle
karşılaşacak. Ya sonra? Ya halk savaşa karşı çıkar ve hükümet de
savaşı istemezse? Ordu devreye girecek. İmparatorluğun sürdürmeye
çalıştığı bu durum, doğrudan doğruya demokrasiyi yok saymak ile
bağlantılı. Örneğin, Afganistan’a demokrasi gelecek dendi, ne
olduğunu görüyorsunuz. İşgal ettikleri bütün ülkelerdeki gibi.
Türkiye ve Türk düşünürleri bunu çok dikkatli değerlendirmeli. Kendi
geleceklerini belirlemeliler. Soğuk savaş döneminden beri Amerikan
güdümlü bir ülkede yaşıyorsunuz. Bu sonsuza dek devam mı edecek?
Soru: Evet, ama şöyle söyleyenler de var. “Elimiz kolumuz
bağlı. Paraya ihtiyacımız var.” Bu tür söylemler oluyor.
N. CHOMSKY
Paraya ihtiyacınız olduğu doğru. Bu Amerikan Hazine Bakanlığı’nın
dikte ettiği politikalar yüzünden Türkiye, Brezilya ve benzeri
ülkeler artık Hazine Bakanlığı’nın kontrolüne girmiş durumda. Bu
politikaları sürdürmek zorunda değilsiniz.
T. ALİ
Biliyorsunuz, hayat kadınları bile böyle söylüyor. Paraya
ihtiyaçları olduğu için çalıştıklarını söylüyorlar. Bu bireysel bir
ölçekte iken insan anlayış gösterebiliyor. Ancak bir devlet bu
şekilde davranmaya başlayınca, ne oluyor, yanlış olan ne, diye
sormak gerekiyor.
Soru: Son sorumu her üçünüze de sormak istiyorum. Yakın
gelecekten umutsuz olduğunuza dair bir duyguya kapıldım. Bu
emperyalist düşüncenin devam edeceğini ve bütün dünyayı
kapsayacağını düşünerek geleceği nasıl görüyorsunuz? Aynı zamanda,
bir karşıt gücün oluştuğunu söylüyorsunuz. Sizce çıkış nerede?
T. ALİ
Bence yeterli olmasa da emperyalizme karşı bir direniş var. Henüz
devletler bu direnişe katılabilmiş değil. Vietnamlıların A.B.D.’ne
direndiği şekilde bir direniş yok. Devlet kademesinde değil. Şu anda
böyle bir devlet bulunmuyor. Gelecekte, belki 15-20 yıl içinde böyle
bir devlet çıkacak, bilmiyoruz. Ancak bunu kendi çıkarları için
yapıyor olacaklar. Bir şey daha var. Bu yeni bir şey. Dünyanın
farklı bölgelerinde bu imparatorluğa direnmek isteyen büyük ve
önemli bir kitle var. Bu çok olumlu. Yeterli olacağını,
kazanabileceklerini söylemiyorum. Ancak var olmaları bile özellikle
Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da emperyalizme kısmen ayak bağı oluyor.
Bu da bir umut işaretidir. Her şeyin harika olacağını, büyük
zaferler kazanacağımızı söyleyecek değiliz. Ancak yaptıkları şeyin
aşağıdan herhangi bir direniş gelmeden devam edebileceğini de
söyleyemeyiz. Bu direniş şekilde devam ederse önünde sonunda bazı
etkileri olacak.
Soru: Aynı konu ile ilgili sizlerden de yorumlarınızı alabilir
miyim?
N. CHOMSKY
Katılıyorum. Geride bıraktığımız yıllarda bu konuda yaşanan
gelişmeler çok olumlu. A.B.D.’de direniş gösterileri önceki dönemle
kıyaslanamayacak kadar büyük ve etkili. A.B.D.’de sadece bu konuda
değil, bütün konularda hükümetin politikalarına karşı çıkan büyük
bir topluluk var. Devletler bunun için sürekli olarak halklarını
korkutmaya çalışıyor. Artık insanları sadece korkutarak kontrol
edebiliyorlar. Direnişi kırmanın tek yolu bu. A.B.D.’de oy
oranlarındaki düşüş artık bir komediye dönüştü. Son seçimden önce,
2000’deki seçimde... nüfusun yüzde 75’i, olan biteni büyük bir
maskaralık olarak nitelendirdi. O gün yapacak hiçbir şeyi olmayanlar
oy verdi. Bunlar, politikalara karşı çok güçlü bir direniş olduğunu
gösteriyor. Uluslar arası ekonomik politikalara, NAFTA’ya, serbest
ticaret anlaşmalarına. Toplumda güçlü bir direniş var. Baştan beri
vardı. Bu nedenle seçim döneminde böyle şeyler konuşulmadı. Şimdi
mesele bu direnişlerin organize edilmesi ve değişikliklere yol
açabilecek şekilde güçlendirilmesi. O aşamadan sonra ne kadar
başarılı olabileceğine dair ise bir şey söyleyemem.
Soru: Son olarak siz...
G. ACHCAR
A.B.D’.nin askeri alandaki üstünlüğü öyle bir aşamaya geldi ki...
şiddete başvuran bütün çözümler başarısızlığa mahkum oldu. Terörizm
gibi güç dengesizliğinin olduğu durumlarda bile böyle. 11 eylülün
George W. Bush için büyük bir fırsat olduğunu gördük. Onun için daha
güzel bir şey olamazdı. Çünkü bundan sonuna kadar faydalandı. Bu
imparatorluğa karşı savaş verebilecek tek asimetrik güç, popüler,
demokratik, toplumsal bir direniştir. Bu anlamda, bugün 5 yıl
öncesine göre çok daha iyimser olabiliriz. Özellikle genç nesil
arasında yeni liberal küreselleşmeye ve savaşa karşı çıkan radikal
güçlerin sayısındaki artış olağanüstü boyutlardadır. Bu gelecek için
çok umutlu bir gelişme.
|