Neo-con'ların bir yere gittiği yok!
Ron Jacobs
28 Haziran 2007
2008'deki başkanlık seçimleri sonrasında yeni
muhafazakârların Amerikan dış politikasından
çekileceğini düşünenler yanılıyor: 1980'lerden beri
hüküm süren ve müdahaleciliğe dayanan bu akımı pek çok
Demokrat da destekliyor; zira 'yeni muhafazakârlık'
bizzat kapitalizmin gereği
04/07/2007 (874 kişi okudu)
Ron Jacobs (Arşivi)
Son dönemde yeni muhafazakâr akım için ölüm çanları
çalmak popüler oldu. Ben, iktidar seçkinlerinin bu
kısmını silmeye diğerleri kadar hazır değilim. Fakat
nasıl düşünürsek düşünelim, konuyu ele almak için yeni
muhafazakârların neyi temsil ettiği ve nereden
geldikleri konusunda hafızamızı tazelemeliyiz. Bu
gruptaki siyasetçilerin özelliklerinden biri
gizlenmemeleri; kendi reklamlarını yapmayı seviyorlar.
Amerikalı iktidar seçkinlerinin bu bölümü 1960'lardan
beri ortalıkta ve köklerinin bir kısmı solcuyken
fikirlerini değiştirip, dönüşü hakkında kitap yazan
Norman Podhoretz'in makalelerinde bulunabilir. Bu akımın
tohumlarına bir dönemin anti-komünist liberal gazetesi
Commentary'nin Podhoretz'den önce editörlüğünü yapan
Irving Kristol'un yazılarında da rastlanabilir. Aydınlar
arasındaki örneklerin yanı sıra 1972'de George Stanley
McGovern'in başkanlık seçimi kampanyasında partilerinin
savaş karşıtı kanadına karşı çıkan Demokratlar da öncü
yeni muhafazakârlardan biri.
Amaç hegemonyayı genişletmek Ancak yeni
muhafazakârları gerçek anlamda iktidarın tepesine
çıkaran Ronald Reagan'ın başkanlığıdır. Çoğunun
İran-Kontra skandalına karışmasında bunun kanıtları
görülebilir. Reagan'ın hükümetin ekonomiye müdahalesine
muhalefeti ve Washington sosyal programlara ne kadar az
para yatırıyorsa, askeriyeye o kadar çok yatırması
gerektiği inancı, ideal yeni muhafazakâr hükümetin
sadeleştirilmiş bir tanımı. Yeni muhafazakârların çoğu
bir dönem liberal, hatta hoşlanarak söyledikleri gibi
'yetişkinliğe eren' solculardı. Burada zımnen ifade
edilense, paranın bulunduğu yere doğru yol aldıklarıdır.
Yeni muhafazakârların felsefesine gelince, bunun belki
en iyi beyan edildiği yer mevcut yönetime kılavuzluk
eden 'Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi' adlı belge. Burada
askeri harcamaları artırıp orduyu kullanarak, ABD
hegemonyasını genişletme çağrısı yapılıyor. Bu, her
şeyden önce petrol ve gaz başta gelmek üzere önemli
kaynakların denetiminin sağlanması demek. İkincisi, ilk
amaca karşı çıkacak tüm güçlerin yok edilmesi demek
oluyor ki, 'tüm güçler' derken halk veya hükümet
düzeyinde ayrım yapmıyorlar. Bazı solcular ve yeni
muhafazakâr olmayan sağcılar aslında akımın öncelikle
ABD'nin değil de, İsrail'in çıkarlarına hizmet etmek
için varolduğunu iddia ediyor. Bunlar, İsrail
yanlılarının yeni muhafazakâr liderler ve American
Heritage Institute gibi yeni muhafazakâr kurumlar
üzerindeki görece geniş etkisine işaret ediyor. Bu
kişilerin açıklamaları ve eylemlerinin arkasındaki
saikleri Tel Aviv'e dayandırıyorlar. Bu analize ilişkin
ilk sorun, fiiliyatta ABD iktidar yapısındaki her
unsurun İsrail konusunda aynı felsefeyi paylaşması. Buna
göre İsrail'in, meşru müdafaa adı altında komşularına,
vatandaşlarına ve dünyanın geri kalanına istediğini
yapma hakkı var. Sadece bu olgu bile yeni
muhafazakârların bir tür Siyonist komplosu olduğu savını
çürütmeye yeter. Yeni muhafazakârlar ABD'nin İsrail'e
desteği konusunda daha saldırgan olabilir ama
liberallere ve İsrail'in genişleme hakkı üzerine
açıklamalarına bakıldığında, kimse fark bulamaz. Peki
yeni muhafazakârlar dış politikadaki bir anomali mi?
Yöntemleri ve fikirlerinin ABD tarihinde emsali yok mu?
Amerikan askerleri onların yükselişi yüzünden mi Irak ve
Afganistan'da batağa saplandı? Amerikan ordusu onlar
yüzünden mi dünyanın 130 ülkesinde üs kurmuş durumda?
Tabii ki, hayır.
Kissinger her yerden çıkıyor Yeni muhafazakâr dış
politika kesinlikle müdahaleci. İktidara ilk tırmandığı
günlerde bu anlayış, ABD'nin Vietnam savaşını ve Şili'de
Allende'nin devrilmesini desteklemişti. Reagan'ın
seçilmesi Carter'ın rehinelerin bırakılması için
müzakare girişimini sabote etmeden önce, yeni
muhafazakârlar İran'la yapılan silah karşılığı rehine
pazarlığına yakından dahil oldu. Ardından da
Nikaragua'daki Sandinista hükümetine karşı kontra
gerillaları finanse etmek için yapılan anlaşmalara
karıştılar. Ayrıca bu akım, ABD'nin El Salvador ve
Honduras'taki savaşlarını örgütlemeye yardım etti; yeni
muhafazakâr liderlerden John Negroponte burada işkenceye
göz yumdu. Reagan'ın görevden ayrılmasından sonra
Saddam'ı devirme girişimlerine başladılar, hem de İran'a
karşı yıllarca onu destekledikten sonra. Bunu
Kongre'deki ve ABD yönetiminin diğer birimlerindeki
yandaşları sayesinde yaptılar. Bir anlığına ana konudan
sapıp, Henry Kissinger'a değinelim. Nixon yönetiminde
reel politikanın üstadı olarak tanınan Kissinger, o
dönemden sonra hiçbir yönetimde görev almadı. Buna
karşılık Ağustos 1974'ten sonra kurulan her yönetimde
önemli rol oynadı. Amerikan dış politikasının en
bilgelerinden biri olarak da sık sık haber
programlarında görünüyor. Neden? Farklı bir şey
dediğinden değil de, onun emperyal tavrı ABD'nin küresel
hâkimiyete doğru yürüşüne tarihsel bir güvenilirlik
sağladığından... Kast ettiğim tam da bu; imparatorluk ve
mutlak hâkimiyet arayışı. Bu program biz doğmadan önce
de vardı ve halk farklı bir şey talep etmedikçe de
varlığı sürecek. Kissinger, tıpkı Washington, Wall
Street ve ABD'deki tüm diğer iktidar merkezlerindeki pek
çok kişi gibi bunu biliyor. Yeni muhafazakârların
izlediği politika aslında yeni muhafazakâr değil. Bu
Washington'ın politikası; Washington ve Wall Street;
Boeing ve Bank of Amerika söz konusu.
Karşıtların başka seçeneği yok Fakat biri çıkıp,
Clinton döneminin başkan yardımcısı Al Gore Irak'ı
istila etmezdi diyebilir. Oysa Bill Clinton ve Gore
birkaç kez Irak'a saldırmış, bu ülke üzerinde yasadışı
biçimde uçuşa yasak bölge programı uygulamış ve
yüzbinlerce insanın ölümüne yol açan ambargoya
başvurmuştu. Bu politikalar, Bush ve yönetiminin Mart
2003'te içinde bulunduğu durumu yarattı. Yeni
muhafazakârların yükselişi de ABD'deki yönetici sınıfın
kendisini içinde bulduğu tarihsel durumla ilgili. 2.
Dünya Savaşı'ndan beri en zayıf ekonomik durumda bulunan
Washington, dünyayı rotasına sokmak için güç kullanımına
daha sık başvuruyor. Başka seçkinler yeni
muhafazakârların iktidardaki nüfuzuna karşı çıkıyor ama
hâlâ başarılı bir meydan okumada bulunamadılar. Neden?
Bence bu diğer seçkinlerin yeni muhafazakârların
saldırganlığına karşı elle tutulur bir seçenekleri
bulunmamasından kaynaklanıyor. Yani, yeni
muhafazakârların yöntemlerine karşı çıkan seçkinler,
yine de onların amaçlarını onaylıyor. Kapitalist ABD'nin
içinde bulunduğu kriz yeni muhafazakârların iktidardaki
nüfuzları yüzünden daha da kötüleşti. Ancak 2008'deki
seçimlerde yeni muhafazakârlar Beyaz Saray'a kendi
adamlarını seçtirmeyi başaramasa bile, stratejileri ve
yaklaşımları tüm neoliberal yönetimlerde varlığını
sürdürecek. 'Demokrat Parti'deki Yeni Muhafazakârlar'
başlıklı 2006 tarihli bir makalede Jacob Heilbrunn,
Başkan Truman'ın Soğuk Savaş'a ilişkin talimatlarını
canlandırıp, teröre karşı savaş uygulamak isteyen yeni
nesil Demokrat 'âlimler ve genç ulusal güvenlik
uzmanlarından' bahsediyor: "Solun bu yavru yeni
muhafazakârları, başkanlığını Will Marshall'ın yaptığı
Progressive Policy Institute (PPI) gibi yerlerde
kümeleniyor. Önde gelen siyasetçileri arasında da
Connecticut senatörü Joseph Lieberman gibi başkan
adayları var." Dolayısıyla yeni muhafazakârlar Beyaz
Saray'dan gidebilir ama kaybolmayacaklar. Şu anda
yönetimde olmayan diğer yeni muhafazakârların düşüşünü
kutlamamız gerekse de, dönecekleri uyarısında
bulunmalıyız. Onların amaçları Washington'daki yapının
geri kalanınınkinden farklı değil. Sadece bazen
yöntemleri farklılaşmakta. Pek çok güçlü görevlinin bu
felsefeyi benimsediği Pentagon'da etkinliklerini
sürdürecekler ve sözcülerini medyaya çıkartan düşünce
kuruluşlarını idare etmeye devam edecekler; medya da
onların fikirlerini gerçekmiş gibi haber yapmaya çok
yatkın. Üniversitelerdeki, Cumhuriyetçi ve Demokrat
partinin kesimlerindeki mevcudiyetleri de, yeni
muhafazakârların varlığını teminat altına alıyor. Onlar
gerileme aşamasındaki bir kanser. Fakat onların
kendilerine özgü bu kanser türü gerektiğinde büyük
ihtimalle geri dönecek. Bunun nüksetmemesini sağlamak,
ABD emperyalizmine karşı çıkanlara kalıyor.
Yazının orijinali için
tıklayınız.
Radikal Gazetesi'nin 4 Temmuz
2007 tarihli nüshasında yayınlanmıştır.
|