AFGANİSTAN’DAKİ BİR MUCİZE Mİ YOKSA BİR MASKARALIK MI?


21 Kasım 2005


RAWA



Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü’nün sponsor olduğu Afgan seçimlerinin gözlemcisi ve cumhuriyetçi kongre adayı Bayan Diane Tebelius, belki de, izlenimlerini 4 Ekim 2005 tarihli The Seattle Times’a anlatmaya vakit harcamayan, Afganistan’daki tek seçim gözlemcisi. (bkz. http://www.rawa.org/seattletimes.htm)

Birkaç gün önce Bayan Tebelius, Kabil’den Amerika Birleşik Devletleri’ne döndü ve ben bu notları ayaklar altında çiğnenmiş ülkemin içinden onun korkunç makalesine bir tepki olarak yazıyorum. Bir RAWA üyesi olarak çeşitli illerde mümkün olduğunca çok insanla seçimler konusunda görüşmek durumundaydım. Ben Taliban’ın, Kuzey İttifakı teröristlerinin ve onların “batılılaşmış” suç ortaklarının yarattığı cehennemdeki insanların arasında ağlarken, Tebelius evinde oturma lüksünün tadını çıkarabiliyor ve iğrenç bir maskaralık olan seçimleri kolaylıkla “Afganistan’ın mucizesi” olarak nitelendirebiliyor. ‘Kurşun geçirmez’leri ve korumalarıyla Tebelius ve diğer seçim gözlemcileri, Amerikan askerlerinin ve Afgan ajanlarının elindeydi. Savaş efendilerinin ve yabancı güçlere mensup alacaklıların ülkesi olan ülkemizde, Tebelius’a “süratle yayılan demokrasi”den, “refah”tan, “tam güvenlik”ten ve diğer “mucizeler”den bahsedilmiş olabilir. Diğer yandan Karzai’yi ve Kuzey İttifakı’nı sahneye çıkaran ABD hükümeti tarafından seçilmiş olduğu için dobra dobra konuşmaması hiç de sürpriz değil. 

Tebelius’un mucizevi ifadelerinden birisi de şu: “Afgan halkı Amerikalıları özgürleştiriciler olarak görüyor.” 

Çarpıtılmış bir beyanat! Tekrar tekrar üzerinde durduğumuz ve gösterdiğimiz gibi, CIA, ülkemizdeki demokrasinin ve özgürlüğün gidişatına verilen böylesi meşum bir desteğin sonuçlarını ve Afgan halkının yüksek menfaatini görmezden gelmektedir; Taliban dahil bütün köktenci çeteler CIA tarafından yaratılmış, finanse edilmiş ve eğitilmiştir. Bu nedenle, ABD’nin Taliban’la savaşı, baba ile yaramaz çocukları arasındaki bir aile kavgasından başka bir şey değildir. ABD bu kavgayı, dini tiranlığın yerine demokrasiyi koymayarak, halka güvenmeyip halkımızın en kötü düşmanı olan Kuzey İttifakı’ndan yana tavır alarak başlattı. Afganların; Taliban kurtlarını bir kapıdan dışarı sürüp başka bir kapıdan Kuzey İttifakı’nın kudurmuş köpeklerini içeri salanları, “özgürleştiriciler” olarak görmediğini söylemeye gerek yok. Bir ulus, teröristleri değil de binlerce masum insanı parçalara ayıranları nasıl “özgürleştiriciler olarak” görebilir? Sade Afgan halkı, nasıl olur da bu “özgürleştiriciler” topraklarımızda bulunan ABD üslerinin kuruluşunu onaylatabilmek için on yıllardır adamlarını hükümete ve meclise sokarken -ki bu durum açık bir şekilde ülkemizin bağımsızlığına zıt düşmektedir- “Amerikalıları özgürleştiriciler olarak görüyor” olabilir? Halkımız ‘Amerikalılar eğer bizim özgürleştiricilerimiz ise, yaklaşık 200 suçlunun ve demokrasi düşmanının meclise ve il meclisine giden yolları inşa etmesine izin vermemeleri gerekirdi’ diyor. Dört yılın sonunda halk “özgürleştiriciler”in vaatlerinin hepsinin yalan olduğunu görüyor. Ve Bayan Tebelius şunu aklınıza sokun ki, perişan halkımızın, Ebu Garib’deki utanç verici hikayelerin kahramanlarının “Afgan halkının özgürleştiricileri” olamayacağından hiç kuşkusu yok. Afganistan’daki “özgürleştiriciler”in kötü muamelelerini bir bir saymamız mı gerekiyor?

Yüksek maaşlı hükümet sözcülerinin bile böyle bir saçmalığı Afgan halkının önünde açıkça beyan etmeye cesareti yok. Fakat bir ABD ajanı ve Asya’daki en yozlaşmış iki hükümetten bir tanesinin iyi dostu olan Bayan Tebelius, Amerikalılar’ın gözlerini bağlayabilir ve bağlamak zorunda. 

Şimdi kendisinin “mucizevi” sözlerinden birkaçını daha görelim: “Demokrasinin yayılmasının, küresel terörizmi yenmek için tek uzun vadeli starteji olduğuna, şimdi her zamankinden daha fazla ikna oldum.”

Güzel vecize! Ancak Amerikalılar ya da Karzai A.Ş., 2001’den beri “demokrasi mi yayıyordu?” 11 Eylül’den sonra, ABD yaralı ülkemizi bombalamak ve binlerce masum sivilin canını almak yoluna başvurduğunda, kana susamış Kuzey İttifakı’nın güç toplamasına yardım etti. Kuzey İttifakı, ABD askerlerinin burnunun dibinde afyon ticaretiyle meşgul olan milyoner tecvüzcüleri de içermekte. Bunlar güvenlik sorunlarının, kaçırılmaların, milyarlarca dolarlık yabancı yardımın zimmete geçirilmesinin, adaletsizliğin, kadın karşıtı sınırlamaların, gün ortasında işlenen cinayetlerin örtbas edilmesinin ve bunun gibi pek çok şeyin arkasında olan insanlar. 

Bu insanların içinde Dr. Abdullah, Yunus Kanuni, Ziya Mesud, Burhanuddin Rabbani, Muhakik, Server Danış, Bayan Mesude Celal, Nimetullah Şehrani, İsmail Han, Bayan Sıdıka Balki, Resul Sayyaf, İkram Masumi, Raşit Dostum, Molla Fazıl Hadi Şinvari, Bayan Amina Afzali ve bunlar gibi, onbinlerce Kabil sakininin kanıyla lekelenmiş başkaları var. Bütün bu bayanlar ve baylar, 1992-1996 arasındaki en kanlı yıllarda halkımıza uygulanan insanlık dışı vahşetin utanç verici lekesini taşıyorlar. Onlar “bizim” bakanlarımız, başkan yardımcılarımız ve başkanımızın danışmanları. Afgan büyükelçilerinin, valilerinin, sekreterlerinin ve diğer yüksek rütbeli resmi çalışanlarının çoğu da aynı şekilde Kuzey İttifakı mafyasıyla yakın ilişki içinde. 

Onları tanıyor musunuz Bayan Tebelius? Sadece birkaç ay önce The New York Times ve The Los Angeles Times, Karzai’nin erkek kardeşlerinden biri de dahil olmak üzere bu kişilerin ismini verdi. Tabii ki İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ve diğer örgütler çok daha fazla ismi ifşa ettiler. Ne var ki siz Bayan Tebelius, bu suçluları ve casusları, yönetimleri altında seçimlere dair bir “mucize”nin halihazırda gerçekleştirildiği ve “demokrasi”nin “yayılacağı” onurlu kişiler olarak tasvir etmek için itinayla çabalıyorsunuz! Her halükarda Afganistan’da yaşayan biri olarak, “mucize”nin aşağıda yer alan kimi parçalarından söz edebilirim, ki açıkçası bu parçalar buz dağının sadece görünen kısmını oluşturuyorlar:

- Başkanlık seçimi için seçmenlerin yüzde yetmişi sandık başına gitti. “Mucizevi” seçimlerdeki katılıma dair gerçek rakamlar ise yüzde 40’ın altındaydı, hatta bazı bölgelerde bu sayı yüzde 30’un altına dahi düşüyordu. 

- İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından hazırlanan bir rapor şunu ifade ediyor: “Esas olarak Güney ve Güneydoğu’da bulunan Taliban’ın ve diğer asi güçlerin yarattığı korkuya ek olarak pek çok seçmen ve aday, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne gelerek, bilfiil savaş efendilerine ait güçlere veya görünüşe göre hükümetle ittifak içinde olan milis güçlerine karşı savunmasız hissettiğini dile getirdi.


Ülke çapında, adaylar ve siyasi örgütçüler İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne şu gibi durumları şikayet ettiler: Yerel kumandanlar ya da güçlü kişiler veya bunlarla bağlantılı yerel hükümet görevlileri, seçmenlere ve cemaat liderlerine, kime oy vereceklerini söyledikleri toplantılar düzenliyorlar. Bazı durumlarda, adaylar ve destekçileri, doğrudan tehditlerle karşılaştıklarını iddia ediyorlar.” [1]

- Dışişleri Bakanları ve ürkütücü gizli dini polislerinin başı da dahil olmak üzere iğrenç Taliban mensuplarının - ki bunlar binlerce erkeği ve kadını istismar ve infaz etmeleriyle nam salmışlardır - Gulbiddin Hikmetyar’ın rezil terörist çetesinin sabıkalı mensuplarının ve Sovyetler tarafından arka çıkılan kukla rejimin üst düzey üyelerinin aday olmasına izin verildi. Bu durum, halkın sandığa giderken yaşadığı hayal kırıklığında büyük bir etkendi.

Muhafazakar bir AB gözlem memuru, kampanya sırasında gördüğü kusurlara, göz dağı verme, resmi görevlilerin müdahalesi, yetersiz seçmen listeleri ve ayrıca adayların ve seçim çalışanlarının “yürekler acısı bir şekilde” öldürülmesinin de dahil olduğunu söyledi. 

- Sözde “Seçim Şikayetleri Komisyonu”, köktenci liderlerin suçlarına dair yüzlerce şikayet aldı, ancak birkaç günah keçisi dışında bu kişilerden hiç biri seçim dışı bırakılmadı. Ve bildiğiniz gibi Bayan Tebelius, komisyonun başkanı kimdi? Bismullah Bismil, rezil bir köktenci ve İsmail Han’ın yakın bir akrabası!

- Değişik şekillerdeki bu dalavereler o kadar aşikardı ki, hükümet yanlısı ve köktenci yanlısı gazeteler bile ister istemez bu dalaverelere dair ipucu veriyorlardı.

- Pek çok bölgede, güvenlik sorunları nedeniyle hiçbir kadın seçime katılamadı. Yine de, kadınların binlerce oyunun bir şekilde sandıklarda toplanması sağlanabildi. 

- Köktenci karşıtı ve hükümet karşıtı meclis adayları ve Kapisa ili il meclisi adayları, seçimlerdeki yolsuzlukları kınayan ortak bir bildiri yayınladılar ve kampanyadan çekildiler. 

- Savaş efendilerinin denetimi altındaki tüm alanlarda, on binlerce oy belli adayların lehine işaretlendi ve 18 yaşın altındaki gençler oy vermeye getirildi.

- Seçim sandıkları seçim merkezlerine gönderilmeden önce 48 saat ya da daha fazla alıkondu.

- Kabil’den bir katılımcı olan Bayan Şükriye Barekzai, kendisine verilmiş olan on oyun, gözleri önünde diğer aday lehine sayıldığını iddia etti.

- Kunduz ilinde 260000 oy sayıldı ancak bunlardan 6000 tanesi köktenci yanlısı bir aday lehine geçersiz sayıldı.

- Seçmenler bazı oy pusulalarında bazı adaylara karşı “o bir katil”, “o bir haydut”, “o bir yabancı ajanı” ve “o bir Taliban” gibi sözler yazmışlardı ancak bu oyların hepsi geçerli sayıldı. 

- Bağımsız adaylara ait binlerce oy yakıldı ve binlerce sahte oy köktenci yanlısı/Karzai yanlısı adaylar leyhine sayıldı.

- Denetçilerin ve oy saymanlarının tükenmez kalem taşımaları yasaklanmıştı. Ancak Nangarhar ilindeki bir seçim merkezinde yapılan bir denetimde, söz konusu çalışanların üzerinde 200’den fazla tükenmez kalem bulundu. Orta yaşlı bir kadın öğretmene en beğendiği adayın hangisi olduğunu sorduğumda şöyle yanıtladı: “Mühendis Gaffar’a ya da Hazarat Ali’ye ve onlar gibi elleri kana bulanmış kişilere nasıl oy verebilirim?”

- Paktia ilindeki bir seçim bölgesinde, seçmen sayısı on bindi, ancak o bölgede en aşağı yirmi bin oy pusulası sayıldı. Oy vermeye istekli olmayan 30 yaşındaki Paktialı bir adam bana şöyle dedi: “General Şahnavaz Tanai gibi bir vatan haininin seçim kampanyasında böyle açık bir şekilde etkin olduğunu gördüğümde, bu seçimin ne kadar anti-demokratik ve anlamsız olduğunu anlayabiliyorum.”

- Farah ilinde, ilin en büyük toprak ağası olan ve hükümet ve Birleşmiş Milletler’in Afganistan Yardım Misyonu (United Nations Assistance Mission In Afghanistan- UNAMA) tarafından doğrudan desteklenen Naim Han Farahi ve silahlı adamları, her türlü yolsuzluğa başvurarak “birinci” oldular. Naim Han Farahi’nin yeğeni, Farah ilindeki Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu’nun başkanı. Başka bir yeğeni (Zabit Celil) ise Farahrod semtinde, silahlı uşaklarını kullanarak halkı, amcasına oy vermeye zorluyordu. 

- Farah’taki halkın büyük kısmı eğer seçimlerde bu kadar çok sahtekarlık olmasaydı, oyların en az yüzde ellisini Malaali Coya’nın toplayacağı görüşünde. 

- Herat ve Nimroz illerinde olduğu gibi, Farah ilinde de İran rejiminin parmağı var. Rejimin istihbarat ajanları, Hacı Timur Şah’a 100 milyon toman (yaklaşık 117000 dolar) verdiler. Hacı Timur Şah’ın dev boyuttaki renkli posterleri diğerlerininkilerle karşılaştırılamaz bile. 

- Seçimlerin kokusu o kadar uzağa yayıldı ki, terörist El Zevahiri bile 20 Eylül tarihli demecinde seçimlerden şöyle bahsetti: “Seçim, (Afgan) savaş efendilerinin terörü altında gerçekleştirildi. Seçimler herşeyden çok bir maskeli baloya benziyordu, ülkenin çeşitli bölgeleri eşkiyaların, savaş efendilerinin ve uluslararası gözlemcilerin denetimi altında… Seçim sandıkları bile seçim merkezlerinde toplanmadan önce savaş efendilerinin, çetelerin ve ABD ajanlarının ellerinde kaldı”

Yozlaşmanın derecesi ve Karzai rejimi hakkında biraz daha fikir verebilmek için, dikkatinizi geçtiğimiz günlerde Dr. Ramazan Başardost tarafından açıklanan gizli bir belgeye çekmek istiyoruz. Dr. Başardost planlama bakanı olarak atanır atanmaz çok para getiren ve şüphe çeken 2000 kadar hükümet dışı kuruluşun faaliyetini durdurmaya çalıştı ama kısa sürede istifaya zorlandı. Belgeye göre başkanın sözcüsü, bakanlar ve yüksek rütbeli resmi görevliler diğer ödeneklerin yanı sıra bir Britanya şirketinden yıllık 36000 dolara varan miktarda para alıyorlar. Buna karşın engelliler ayda sadece 6 dolar, sıradan hükümet görevlileri ise 60 dolar alıyorlar.

Bu kuvvetli yozlaşma en yüksek organlara kadar ulaştı. Başardost “Başkan benden, Yolsuzlukla Mücadele Nezareti’nin sorumluluğunu kabul etmemi rica etti. Ne var ki ben ona bu görevi, işin Başkanlık Sarayı’ndan başlaması şartıyla üzerime alacağımı söyledim.”

30 Ağustos’ta Reuters’le yaptığı bir röportajda şöyle diyor: 

“Hükümet üyeleri, hükümet dışı kuruluşlar, büyük elçilik personeli, Birleşmiş Milletler personeli… bunlar bir mafya düzeni kurdular ve işte sonucu görüyorsunuz.” [2]

2001 sonlarında Taliban’ın devrilmesinden beri alınan uluslararası yardımları kastederek: “3 yıldır yaklaşık 12 milyar dolar aldık, peki nerede bu para?” diyor.

“Afgan halkı savaş efendilerine karşı, peki uluslararası camia neden savaşı destekliyor ve Afgan hükümeti neden savaşı destekliyor?”

“İllerde, tüm valiler eski savaş efendileri, hepsi de polis şefleri ve Afgan halkı bu durumu onaylamıyor.”

Ve açıklamalar böyle sürüp gidiyor.

Sizi rahatlatan “mucize” seçimin sonucunun ne olacağını öngörmek zor değil. Seyyaf Kanuni, Rabbani, Muhakik, Payram Kul, Hazarat Ali ve benzerleri gibi iğrenç uyuşturucu tacirlerinin başı çektiği, en zalim, kadın düşmanı, anti-demokratik ve gerici köktencilerle dolu bir meclis. ABD tarafından arka çıkılan dini faşistler asla “demokrasi yayma” işini yapmayacaklar, bunun yerine “kanun koyucular” olarak mecliste oturarak halkımız üzerindeki kanlı hakimiyetlerini daim hale getirmeye ve “meşru kılmaya” çalışacaklar.

Bayan Tebelius, mevcut rejimin değil de Afganistan halkının dostu olarak anılmak isteyen herkes köktencileri ve onların tehlikeli gündemlerini teşhir etmeli ve ABD hükümetinin ya da onun Afganistan’daki mavi gözlü çocuklarının nağmeleriyle dans etmeyi reddetmelidir. Aldous Huxley’in yazdığı gibi: “Propagandacıların maksadı, bir kısım insanın, diğer insanların insan olduğunu unutmasını sağlamaktır.” Lütfen bir propagandacı rolü oynamaya soyunmayın.

Üstelik dünyadaki en kepaze seçimleri “Afganistan’ın mucizesi” olarak adlandırarak, sevdiklerini öldüren katillere oy vermeyen milyonlarca Afgan’a hakaret etmiş oluyorsunuz. Böyle bir saçmalığın propagandasını yapmanın ne kadar acı ve iğrenç olduğunu hissedemiyor musunuz? 

Gelecekte sizi, halkımızın içten bir dostu olarak tanımayı umuyoruz.

Mehmude Şekiba, RAWA
Kabil
25 Ekim 2005 

 


Mehmude Şekiba, Afganistan Devrimci Kadınlar Birliği’nin (Revolutionary Association of the Women of Afghanistan-RAWA) bir aktivistidir ve beş yıldan bu yana RAWA’nın yayınlar komitesinde çalışmaktadır. 

1- Human Rights Watch Backgrounder, “Key Areas of Concern. The Threat from Taliban and other Insurgent Forces” (Ağutos 2005)
2- Robert Birsel’den, “Afghan Former Minister Takes Aim at ‘Mafia System’,” Reuters (Ağustos 30, 2005 3:53 AM ET’de) http://today.reuters.com/News/CrisesArticle.aspx?storyId=ISL51261 


Deniz (Feminist Kadın Çevresi)